2010-03-09 - 17:11
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Meral Akşener başkanlığında toplandı. CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın Tariş ve tarım satış birliklerinin sorunlarıyla ilgili gündemdışı konuşmasını Hükümet adına Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün yanıtladı. Genel Kurul'da söz alan bazı milletvekilleri, Elazığ'da meydana gelen depremle ilgili görüşlerini ifade etti. Daha sonra, sebze ve meyve ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanun tasarısının görüşülmesine başlandı.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, sağlanan
desteklere rağmen Tariş birliklerinin geçmiş alışkanlıklarını sürdürdüğünü,
yönetim hatalarını gideremediğini, rantabl olmayan, iş hacimleri ve mali
imkanlarını aşan yeni yatırımlara girdiğini söyledi.

TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Meral Akşener başkanlığında toplandı.
Birleşimi açarken 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlayan Akşener, gündeme
geçmeden önce 3 milletvekiline söz verdi.

CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın Tariş ve tarım satış birliklerinin
sorunlarıyla ilgili gündemdışı konuşmasını Hükümet adına yanıtlayan Ergün,
birliklere ilişkin yeniden yapılandırma programının uygulamaya konulduğunu
hatırlatarak, bu kapsamda birliklerin vesayet döneminden gelen yapısal
sorunlarının çözümüne yönelik ciddi katkı ve destekler sağlandığını anlattı.

Ergün, birliklerin bilançolarını düzenlemek ve kredibilitelerini artırmak
amacıyla 13 birliğin 2000 yılı öncesine ait faizleriyle birlikte 1,3 milyar
liraya ulaşan Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) kredisi borçlarının Hazine
tarafından üstlenilerek silindiğine işaret etti.

Aşırı ve niteliksiz personel yapısının değiştirilmesine ilişkin
çalışmalara destek amacıyla personel tazminatlarının Hazine tarafından
karşılandığını, bu kapsamda birliklere yaklaşık 156 milyon lira ilave kaynak
aktarıldığını ifade eden Ergün, DFİF kaynaklarından düşük maliyetli kredi
uygulamalarına da devam edildiğini kaydetti.

Halen birliklerin üzerinde yaklaşık 920 milyon lira DFİF kredisi
bulunduğuna dikkati çeken Ergün, şöyle konuştu:

''Yeniden yapılandırma programının sonuçları, birliklere göre farklı
olmuştur. Bazı birlikler bu süreci çok iyi değerlendirdi ve kendilerini yeniden
yapılandırarak ciddi başarılar elde etti. Trakya Birlik, Marmarabirlik,
Gülbirlik'in çok iyi başarılar elde etti. Fakat bu süreci önemsemeyen, gerekli
adımları atmayan ya da atamayan birliklerin yapısal sorunlarını bugüne kadar
taşıdı. Bugün bu durumdaki birliklere baktığımız zaman, halen yönetim sorunlarını
sürdürdükleri, geçmiş alışkanlıkları hiç değiştirmedikleri, yüksek maliyetlerle
faaliyet gösterdikleri, öz kaynaklarını yeterince güçlendirmedikleri, finansman
yönünden sürekli dış kaynaklara bağımlı oldukları görülmektedir. Buna karşılık,
bundan önceki süreçte de birliklerin piyasa koşullarında rekabetçi bir şekilde
faaliyet göstermeleri ve zayıf oldukları noktalarda bu kuruluşların desteklenmesi
yine hedeflerimiz arasındadır. Nitekim Hükümet programında tarım satış kooperatif
ve birliklerinin sürdürülebilir rasyonel finansman modeline kavuşturulması
tedbirlerine yer verilmektedir.''

İlgili kurum ve kuruluşların mutabakatıyla hazırlanan kanun taslağını
Başbakanlığa sunduklarını bildiren Ergün, birliklerin ödemede güçlük çektikleri
mevcut DFİF kredisi borçlarının yeniden yapılandırılması ve ödemenin uzun vadeye
yayılması, bu kuruluşlar için faiz destekli kredi sisteminin getirilmesi, ürün
alımında ihtiyaç duydukları dış finansmanın bu yolla karşılanabilmesine yönelik
düzenlemeler içerdiğini ifade etti.

Ergün, düzenlemeyle, ayrıca işlevini önemli ölçüde tamamlamış olan
yeniden yapılandırma programının sonlandırılması, birliklerin uygulamada
karşılaştıkları mevzuat eksikliklerinin giderilmesi, bu kuruluşların
kooperatifçilik ve kurumsal yönetim ilkesine göre faaliyet göstermelerine yönelik
düzenlemelere de taslakta yer verildiğini ifade etti.

Tariş birliklerine bugüne kadar verilen destek konusunda da bilgi veren
Ergün, Pamuk Birliğinin faizleriyle birlikte 234 milyon lira, Zeytin Birliğinin
74,7 milyon, Üzüm birliğinin 105,8 milyon lira, İncir Birliğin 40,4 milyon lira
borcu silindiğini söyledi. Bu kadar borcun silinmesine rağmen Pamuk Birliğinin
167, zeytin ve zeytinyağı Birliğinin 122, Üzüm Birliğinin 118, İncir Birliğinin
20 milyon lira borcu bulunduğunu anlatan Ergün, ayrıca bu birliklere toplam 143,7
milyon lira personel tazminatı desteği de sağlandığını kaydetti.

''Sağlanan bu desteklere rağmen başta Tariş Pamuk Birliği olmak üzere
Tariş birlikleri geçmiş alışkanlıklarını sürdürmüş, yönetim hatalarını
giderememiş, rantabl olmayan ve birliklerin iş hacimleri ve mali imkanlarını aşan
yeni yatırımlara girmişlerdir. Yeniden yapılanma programı kapsamında istihdam
yapılarını gözden geçirmeleri ve maliyetleri düşürmeleri hedeflenmiş, danışmanlık
firmaları tarafından bu yönde ciddi uyarılar yapılmış olmasına ve gerekli destek
de verilmesine rağmen, bu alanda gereken radikal adımları atamamıştır. Tariş
Pamuk Birliğinin önemli işletmesi olan ve yakın zamanda kapatılma kararı alınan
Tariş İplik A.Ş'nin durumuyla ilgili olarak bakanlığımızca yapılan incelemede,
sektör ortalamalarına göre yıllık işçi başına iplik üretimi 28-33 ton iken, bu
rakam Tariş İplik A.Ş'de 22 tonda kalmıştır. Benzer şekilde bir kilogram iplik
üretiminde işçilik payı, sektör ortalaması yüzde 5-8 iken, Tariş İplik'te yüzde
21,23 seviyesinde olmuştur. Elbette bu koşullarda bir işletmenin ayakta kalması
ve rakip firmalarla rekabet etmesi mümkün değildir. Tariş Pamuk'un diğer
işletmelerinde de benzer sorunlar yaşanmaktadır.''

Tariş birliklerinin önemli ve kıymetli yüksel atıl varlıklara sahip
olduğunu, işletme sermaye yapılarını güçlendirmek için bu varlıklarını
değerlendirmesi yönündeki telkinlere de kulak vermediğini ve yakın zamana kadar
bu konuda ciddi adımlar atılmadığını anlatan Ergün, bunun yerine sürekli
borçlanmanın tercih edildiğini vurguladı. Gelinen noktada bu borçların
çevrilmesinin zor olduğuna işaret eden Ergün, buna rağmen alacaklı bankaların
pamuk birliğine gerekli kolaylığı göstererek ve özel banka borçlarının yeniden
vadelendirildiğini söyledi.

Bakanlığın Tariş Pamuk Birliğinin durumuyla ilgili inceleme yaptırılarak,
atılması gereken adımlar ve alınması gereken önlemlerle ilgili öneride
bulunduğunu kaydeden Ergün, ''Bundan sonraki süreçte başarısı, birlik
yöneticilerinin atacakları adımlara, ellerindeki gayrimenkul değerleri,
sermayelerini ve finans yapılarını güçlendirmek için kullanma yeteneklerine
bağlıdır. Birliklere yönelik öngördüğümüz yasal düzenleme ve desteklerden Tariş
birlikleri de yararlanmış olacak'' dedi.

Genel Kurulda söz alan bazı milletvekilleri, Elazığ'da dün meydana gelen
depremle ilgili görüşlerini ifade etti. MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural,
depremin yaralarının bir an önce sarılması gerektiğini belirterek, parti olarak
bir heyeti bölgeye gönderdiklerini söyledi.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol da deprem öncesi ve sonrasıyla ilgili
olarak ne yapılması gerektiği konusunda ulusal program hazırlanmasını istedi.
Anadol, ayrıca, Hükümetin, Ermenistan ile imzalanan protokolleri Meclise getirme
konusunda çok acele ettiğini ileri sürerek, geri çekilmesi gerektiğini savundu.

BDP Muş Milletvekili Nuri Yaman ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
depremi ''kerpiç evlerle geçiştirdiğini'' ifade ederek, TOKİ'nin üst gelir grubu
için lüks konut yapmayı bırakıp, kentsel dönüşüm ve deprem konutlarıyla ilgili
olarak üzerine düşeni yapmasını istedi.

Öte yandan, Pakistan Ulusal Meclis Başkanı Fehmida Mirza ve beraberindeki
heyet, Genel Kurul çalışmalarını bir süre izledi. Mirza, kendisini alkışlayan
milletvekillerini selamladı.
Devlet Bakanı Zafe Çağlayan, TBMM Genel Kurulunda, milletvekillerinin
sözlü sorularını yanıtladı.

Çağlayan, 2009 yılının 1-8 Mart tarihleri arasında, 1 milyar 495 milyon dolarlık
ihracat yapılırken, 2010 yılının aynı döneminde ihracatın yüzde 48,2'lik bir artışla
2 milyar 215 milyon dolara çıktığını söyledi.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kapsamında tüm üye ülkelerde olduğu gibi
Türkiye'de de gümrük vergilerinde indirime gidildiğini belirten Çağlayan, Gümrük
Birliği kapsamına girmeyen demir-çelik, tarım ve işlenmiş tarım ürünleri
ithalatında uygulanan madde politikalarının; yerli üretim, iç ve dış piyasa
fiyatları, arz ve talep dengesi ile döviz kurları ve diğer makro ekonomik
değişkenler dikkate alınarak belirlendiğini bildirdi.

Bakan Çağlayan, şunları kaydetti:

''Sanayi ürünleri ile ilgili olarak da uluslararası anlaşmalar, kalkınma
planları ve yıllık programlar ile sektörün ihtiyaçları dikkate alınarak bu
ürünlerin madde politikaları belirlenmekte; yerli sanayiye zarar veren ithalat
artışı veya haksız rekabet yaratan damping fiyatlı ithalata karşı ticaret
politikası araçları etkin bir şekilde uygulanmaktadır.

Tarım ürünleri ile demir çelik ürünlerinde gümrük vergileri ile korunma
sağlanırken, diğer sanayi ürünlerinde dampinge karşı vergi ile korunma önlemi
olarak ek mali yükümlülük, kota ve gözetim önlemlerine başvurulmaktadır. İthal
olsun yerli olsun bütün ürünler, 'Ürünlerin Piyasa Gözetimi ve Denetimine Dair
Yönetmelik' uyarınca, iç piyasada yetkili kuruluşlar tarafından piyasa gözetimi
ve denetimine tabi tutulmaktadır.''

Bakan Çağlayan, 2002 yılında ticaret hacmi 1 milyar doları geçen
ülkelerin sayısı 19 iken, bu ülkelerden 9'u ile ticaret anlaşması imzalandığını
belirterek, 2006'da ticaret hacmi 1 milyar doları geçen ülkelerin sayısının 41'e
çıktığını, Türkiye'nin de bu ülkelerden 21'i ile ticaret anlaşması imzaladığını
ifade etti. Çağlayan, Türkiye'nin 2009'da ticaret hacmi 1 milyar doları geçen 47
ülkeden 21'i ile ticaret anlaşması imzaladığını bildirdi.

Türkiye'nin DTÖ üyesi ülkeler arasında dampinge karşı önlemleri en yaygın
kullanan ülkelerin başında geldiğini dile getiren Çağlayan, ''İlgili kanunun
uygulanmaya başlandığı 1989 yılından bu yana 300 soruşturma açılmış ve 164 adet
dampinge karşı kesin önlem alınmıştır'' dedi.

Devlet Bakanı Çağlayan, Türkiye'nin toplam önlem sayısı itibariyle, Ocak
1995-Haziran 2008'i kapsayan dönemde DTÖ üyeleri arasında 6. sırada, 2008 yılı
genelinde açılan soruşturma sayısı itibariyle ise 3. sırada yer aldığını
vurguladı.

Türkiye'nin 2009 yılı ihracatının 102 milyar 160 milyon dolar, aynı yıl
Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında gerçekleştirilen ihracatın ise 46,43
milyar dolar olduğunu ifade eden Çağlayan, 2009 yılı ihracatının yüzde 45,44'ünün
DİR kapsamında gerçekleştirildiğini söyledi.

DİR çerçevesinde öngörülen ihracatın gerçekleştirilememesi halinde,
ihracatı gerçekleştirmeyi taahhüt eden gerçek ya da tüzel kişiden; ithal edilen
eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin alındığını kaydeden Çağlayan, DİR kapsamında
ithal edilen bir eşyanın yurt içinde satılması veya bilerek satın alınması
halinde ise kaçakçılık suçu işlenmiş olduğunu belirtti.

Bakan Çağlayan, Antalya Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği tarafından
onaylanan 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ait ihracat değerlerinin sırasıyla; 324
milyon 216 bin Dolar, 375 milyon 666 bin Dolar ve 382 milyon 188 bin Dolar olarak
gerçekleştiğini bildirdi.

2008 yılı Ağustos ayı ile birlikte dünya genelinde bir ekonomik kriz
yaşandığını anımsatan Çağlayan, Türkiye'nin ihracatının 2008 yılı sonu itibarıyla
132 milyar dolar olurken, 2009 yılı sonunda ise yüzde 22,6 düşüşle 102,2 milyar
dolara düştüğünü söyledi.

Zafer Çağlayan, ''2009 yılı ihracatımız, sektörel bazda incelendiğinde
değer bazında en fazla azalışın madencilik ürünleri ile sanayi ürünlerinde olduğu
görülmektedir. 2009 yılı ihracatımızın yüzde 7'sini oluşturan madencilik ürünleri
ihracatı yüzde 41, ihracatımızın yüzde 76,9'unu oluşturan sanayi ürünleri
ihracatı ise yüzde 24,6 oranında azalmıştır'' diye konuştu.

Sanayi ürünleri ihracatındaki azalışta, demir-çelik ürünleri ile otomotiv
sanayi-ulaşım araçları ihracatındaki düşüşlerin etkili olduğuna işaret eden
Çağlayan, şunları kaydetti:

''Küresel ekonomik krizin etkisi ile birçok ülkede kamu ve özel sektör
yatırımlarında meydana gelen azalma, uluslararası piyasalarda demir çelik
ürünlerine olan talebi düşürmüş ve ton başına fiyatlar önemli ölçüde
gerilemiştir.

Otomotiv sektörü ise demir-çelik ürünleri gibi dünya genelinde ekonomik
krizden en fazla etkilenen sektörler arasında yer almış ve yüksek oranda ihracat
düşüşleri gerçekleşmiştir. Ülkemiz otomotiv sektörünün en önemli pazarı olan AB
ülkelerinde yaşanan ekonomik daralma, sektör ihracatımızın gerilemesine sebep
olmuştur. 2010 yılı ile beraber otomotiv sektöründe yükseliş başladı ve aylık
yaklaşık 1,5 milyar liralık ihracat yakalandı.''

Bakan Çağlayan, Cumhuriyetin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılında
ihracatın 500 milyar dolara yükseltilmesinin genel amacına uygun olarak
yaptıkları 3 aşamalı planları anlattı.

Bu kapsamda öncelikle, imalat sanayi ve hizmet üretim potansiyelinin
değerlendirilmesi amacıyla Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet
Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Merkez Bankası,
Başbakanlık Yatırım Ajansı, TÜBİTAK'la birlikte, TOBB ve TİM başta olmak üzere
sivil toplum kuruluşlarının da içinde yer alacağı bir ''İhracata Dönük Üretim
Stratejisi Değerlendirme Kurulu'' oluşturulduğunu ifade eden Çağlayan, ''İhracata
Dönük Üretim Stratejisi'' kapsamında ''Girdi Tedarik Stratejisi'' çalışmasının
yürütüldüğünü bildirdi.

Çağlayan, 1-8 Mart tarihleri arasındaki ihracat rakamları hakkında bilgi
verdi. Çağlayan, bu tarihler arasında tarım alanında yüzde 42,4'lük bir artış
gerçekleştiğini belirterek, ''Geçen yılın aynı döneminde tarım ihracatı 226
milyon dolar iken, bu yılın aynı döneminde 322 milyon dolara yükseldi'' dedi.

Aynı tarihler arasındaki sanayi ihracatının da 1 milyar 236 milyon
dolardan, yüzde 48,9'luk bir artışla 1 milyar 840 milyon dolara yükseldiğini
belirten Çağlayan, madencilik sektöründeki ihracatta da artış yaşandığını
kaydetti.

Bakan Çağlayan, ''2009'un 1-8 Mart tarihleri arasında, 1 milyar 495
milyon dolarlık ihracat yapılırken, 2010 yılının aynı döneminde ihracat yüzde
48,2'lik bir artışla 2 milyar 215 milyon dolara çıktı'' diye konuştu.

TBMM Genel Kurulunda, sebze ve meyve
ticaretinin düzenlenmesini öngören yasa tasarısının görüşülmesine başlandı.

''Temel Kanun'' olarak görüşülen tasarı üzerinde CHP Grubu adına konuşan
İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam, Türkiye'de yılda 42 milyon ton sebze ve
meyve üretildiğini, bunun yüzde 95'inin iç pazarda tüketildiğini, ancak yüzde
5'inin ihraç edilebildiğini söyledi.

İç pazara tüketilen sebze ve meyvenin yüzde 25'inin zayi olduğuna işaret
eden Susam, Türkiye'de üreticilerin AB üyesi ülkelerdeki üreticiler gibi örgütlü
olamadığını, bu nedenle piyasada fiyatı belirleyemediklerini kaydetti. Hükümetin
üretimi teşvik eden bir tarım politikası bulunmadığını savunan Susam,
üreticilerin hem üretim hem de pazar aşamasında destek alamadığını ifade etti.

Tasarının üreticilere hem hallerde hem de pazarlarda yüzde 20 kontenjan
tanıdığını, ancak mevcut düzenlemede de yer alan bu imkanın üreticiler tarafından
karşılanamadığını belirten Susam, ''Tasarıyla ilk getirilen bir unsur, yüzde 2
rüsum ödenmesi halinde malın hale girmeden alım ve satımının yapılabilmesidir.
Bugün pazarda fiyatı belirleyen üretici değil, hakim olan güçlerdir. Nasıl
marketler küçük esnafı yok ettiyse, aynı durum sebze ve meyve üreticisi için de
geçerli olacak. Denetim olmayan pazarda bu güçler, üreticiden istediği fiyata
sebze ve meyve satın alabilecek. Böylece yavaş yavaş haller devre dışı kalacak''
diye konuştu.

AB üyesi ülkelerde satılan malın yüzde 70'nin zincir marketler tarafından
alındığını belirten Susam, ancak o ülkelerde üreticilerin örgütlü ve güçlü
olduğunu ifade etti. Susam, AB Komisyonunun düzenlemeden memnun olmadığını ileri
sürdü.

MHP Grubu adına konuşan Edirne Milletvekili Cemalettin Uslu, Türkiye'de
43-45 milyon ton sebze ve meyve üretimi yapıldığını, ancak depolama imkanı
olmadığı için raf ömrü kısa olan bu ürünlerinin fiyatının belirlenerek hemen
satılmak zorunda olduğunu anlattı. Uslu, sebze meyve ticaretinin 40 milyar
liralık işlem hacmine sahip olduğuna işaret etti.

''Türkiye'de toptancı hallerine ihtiyaç var'' diyen Uslu, tasarının,
üreticileri kendi tarlasında işçi olarak çalışmaya mahkum etmemesi ve zincir
marketler karşısında mağdur durumda bırakmaması gerektiğini söyledi.

Uslu, Türkiye'de sebze ve meyve ticaretine destek verilmediğini, buna
karşılık seralarda 12 ay üretim yapıldığını kaydederek, ''Türkiye'de mantar gibi
biten ve daha fazla para kazanmayı amaçlayan zincir mağazaları, küçük esnafı yok
etmiştir. Tasarı, bu zincir mağazalarının üreticiden doğrudan mal alımına izin
verdiği izlenimi doğurmaktadır. Toptancı halleri fonksiyonlarını yitirme
tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır'' dedi.

Düzenlemenin üreticiye, tüketiciye faydası olup olmadığının tartışmalı
olduğunu ileri süren Uslu, tasarının asıl mimarinin zincir marketler olduğunu
savundu. Uslu, tasarının sektörün tüm ilgililerini memnun etmediğini söyledi.

AK Parti Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur da tasarıyla, mal satımında
toptancı hallerine bildirim esasının getirildiğini söyledi. Böylece, toptancı
hallerine bildirmek şartıyla, hal dışında da satışın yapılabileceğini ifade eden
Cumur, bunun da tekelleşmeyi önleyeceğini vurguladı.

Cumur, hal kayıt sisteminin oluşturulacağını belirterek, daha önce
hallerde satılan mallardan alınan hal rüsumunun yüzde 2'den yüzde 1'e, hal
dışında satılan mallardan alınan hal rüsumunun da yüzde 15'den yüzde 2'ye
düşürüldüğünü kaydetti. Cumur, tasarıda getirilen düzenlemelerle, malların
vatandaşlara daha sağlıklı ve hijyenik ortamlarda satılmasının yolunun açıldığını
söyledi.

Kayıtdışılığın da önleneceğini dile getiren Mustafa Cumur, tasarının
getirdiği en önemli düzenlemelerden birisinin de ''mallara ürün künyesi''
konulması şartı olduğunu belirtti. Cumur, ''Artık vatandaşlar tükettikleri ürünün
nerede, kim tarafından üretildiğini bilecek'' dedi.

Tasarı üzerinde BDP Grubu adına konuşan Hakkari Milletvekili Hamit
Geylani ise TÜİK verilerine göre, Türkiye'de yılda 27 milyon sebze ve 15 milyon
meyve üretildiğine işaret ederek, sebze ve meyve ticaretinin geniş halk
kesimlerini yakından ilgilendirdiğini söyledi. Tasarının üretici ve meslek
örgütleri açısından eksiklikler taşıdığını kaydeden Geylani, ''Türkiye'de
üretilen sebze ve meyvenin yüzde 95'i iç pazarda tüketiliyor. Bunun da yüzde
25-30'u heba oluyor. Bu büyük bir kayıptır'' diye konuştu.

Akdeniz'de bir hukuk skandalı yaşandığını iddia eden Geylani, Adana 6.
Ağır Ceza Mahkemesinin Şubat ayında yapılan gösteride göz alan bir kişi hakkında
9 yıl 9 ay hapis cezasına hükmettiğini söyledi. Geylani, ''Bu cezayı alan,
cebinde yarım limon bulunduğu için yaklaşık 10 yıl hapse mahkum oldu. Darbe planı
yapanlar ciddi bir soruşturmaya tabi tutulmazken cebinde limon bulunan kişinin bu
cezaya çarptırılması Türkiye'nin ne kadar garip bir kanun ülkesi olduğunu
gösteriyor'' dedi.(17:11)