2022-10-05 - 14:50
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç başkanlığında toplandı.
Meclis Başkanvekili Bilgiç, Genel Kurul açılışında, 3 milletvekiline gündem dışı söz verdi.
AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, kültürel değerlerin korunmasının, tek millet olgusuna önemli katkı sunduğunu belirterek, yüreklerin bir arada atmasının en önemli gerekçesinin de kültürel değerler olduğunu söyledi.
Kültürel değerlerin çeşitliliğinin, ülkenin zenginliğine işaret ettiğini vurgulayan Aydemir, "AK Parti iktidarı olarak 'Tek millet' olgusunu özümsemişiz. Yani milletimizi her unsuruyla, her rengiyle, her kimliğiyle, her ismiyle, yüreğimize koymuşuz, başımızın üstüne almışız. Bu değerleri her alanda yaşatmamız her şeyden önemlidir." dedi.
CHP Bursa Milletvekili Erkan Aydın, eczacıların yaşadıkları sorunları dile getirmek için Ankara'da 16 Ekim'de bir araya geleceğini bildirdi.
Eczacıların, ekonomik baskılara, kamu eczacılarının hak kayıplarına, ilaç yokluklarına, yüksek ilaç fiyatlarına karşı bu mitingi düzenleneceğini ifade eden Aydın, "Yaklaşık 48 bin eczacı, 80 bin eczane çalışanıyla birlikte 16 Ekim'de Ankara'da büyük mitingde olacağız." diye konuştu.
MHP Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy ise 7-10 Ekim tarihlerinde Adana'da "Lezzet Festivali" düzenleneceğini ve herkesi festivale beklediklerini kaydetti.
Meclis Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, partilerin temsilcilerine söz verdi.
MHP Grup Başkanvekili Bülbül, Kovid-19 salgınının tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de etkisi altına aldığını, sürecin tüm dünyada başta sağlık olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilediğini söyledi.
Salgının, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin uygulamaya konulmasının hemen ardından baş gösterdiğini anımsatan Bülbül, sistem sayesinde artı yönde büyümeyi gerçekleştiren 12 ülkeden birinin Türkiye olduğunu dile getirdi.
Bülbül, genişleyen para ve maliye politikasının yerini, daraltıcı maliye ve para politikalarına bıraktığının altını çizerek şunları söyledi:
"Özellikle bölgemizde baş gösteren Rusya-Ukrayna Savaşı da dünya üzerinde gıda, enerji, ticari ve askeri anlamda yeni sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Böyle bir dönemde ülkemizin uygulamış olduğu ekonomik model, almış olduğu ekonomik tedbirler üzerinde de birçok haksız ithamın, saldırının, iftira derecesine varan değerlendirmelerin yapıldığına şahit olduk. Özellikle faiz politikasıyla ilgili olarak son derece yersiz ve haksız eleştirilerin yapıldığını gördük. Ülkemiz faiz lobilerine karşı taviz vermeden üretim alanlarında ihracatı artırmaya yönelik politikalar üreterek, kısa vadede ekonomiyi canlandırmış, işsizliği belli seviyelere çekmiş, ihracatta da rekor kıran rakamlar, artışlar gerçekleşmiştir."
Ekonomistlerin faiz artırımına yönelik önemli uyarıları olduğuna işaret eden Bülbül, "Türkiye'de faiz indirimleri söz konusu olduğunda ya da faiz artırılmadığında tepki gösteren kişilerin, ekonomistlerin yaklaşımlarına karşı ne diyeceği de açıkça merak konusudur. Türkiye'nin uyguladığı bu politikanın doğruluğu ve isabeti yönünde ortaya çıkan durumun yeniden değerlendirilmesi ve milletimizin takdirine sunulması önemlidir." diye konuştu.
HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş da öğretmenlerin yıllardır çözülmeyen ve gittikçe büyüyen sorunlar yığınıyla baş başa kaldığını iddia etti.
Türkiye'de öğretmenlerin çalışma koşulları ve özlük haklarının, gelişmiş dünya ülkelerine göre oldukça geride olduğunu ileri süren Beştaş, "Her şeyden önce ülkenin içinde olduğu ekonomik kriz, öğretmenleri de büyük bir geçim derdi ve yarının belirsizliği ile baş başa bırakmıştır." dedi.
Beştaş, 700 bini aşkın öğretmenin atama beklediğini, beklemekten de umutlarının tükendiğini savundu.
CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre ise Türkiye'de öğretmenlerin hak ettikleri değeri ve itibarı göremediklerini, yaşam standartlarının çok düşük olduğunu ileri sürdü. Emre, "Öğretmenlerimiz maalesef yoksulluk sınırının altında yaşam sürüyorlar. Atanamayan yüzbinlerce öğretmenimiz var. Tüm öğretmenlerimizin sorunlarını çözmemiz lazım. Mevcut iktidarın, öğretmenleri ve eğitimi önceleyen politikası yok." ifadesini kullandı.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Katar'da Dünya Kupası Kalkanı Harekatı kapsamında 6 ay süreyle görevlendirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Tezkere üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz alan Aydın Milletvekili Adnan Sezgin, Türkiye ile Katar arasında imzalanan niyet mektubu ve protokolün daha önce denenmemiş iş birliği modeli olduğunu söyledi. Sezgin, "Türkiye resmi personeliyle yeni bir tip lejyonerliğe mi soyunuyor? İktidarın eliyle Wagner'ciliğe, Blackwater'culuğa mı özeniyor? Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesinde ve dünyada barışı ve huzuru korumak, küresel istikrara katkı sağlamak amaçlarıyla sayısız uluslararası görev gücüne, tatbikata ve harekata katılmıştır. Ancak bugüne kadar hiçbir zaman özel bir uluslararası organizasyonu üstlenen bir ülkeye yardım etmek için adeta bir özel güvenlik şirketi gibi yurt dışında görevlendirilmemiştir. Bu ayıp tezkereye İYİ Parti olarak kuvvetle karşıyız." ifadelerini kullandı.
Türkiye-Katar ilişkilerinin dostluk ilişkisinin ötesinde, anlaşılması mümkün olmayan pek çok çarpıklıkla ve şaibeyle dolu olduğunu iddia eden Sezgin, "Sayın Cumhurbaşkanı'na hediye edilen uçak, Tank Paleti Fabrikası'nın satışı, Katar ile yapılan swap anlaşması ve bu anlaşmada dolar kurunun yüksek fiyatta sabitlendiği iddiaları, Kanal İstanbul yorumları bu garipliklerden sadece bazıları. Katar ile son dönem ilişkilerimizin üzerine inşa edildiği ihvancı uluslararası ilişkiler vizyonu ve iktidarın buradan hareketle kurguladığı politikalar artık kökünden çökmüştür." sözlerini sarf etti.
MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Katar ile ilişkilerin yüksek seviyede ilerlemesi ve her türlü sınama karşısında güçlenerek yoluna devam etmesinin Türkiye'nin dış politikasının ve etki sahasının gelişmesine katkı sunan bir mahiyette de ilerlemeyi sürdürdüğüne işaret etti.
Körfez bölgesinin stratejik öneminin küresel seviyede yaşanan enerji krizi dolayısıyla bugünlerde daha da arttığını vurgulayan Özdemir, "Bu şartlarda Katar'a destek olmak Türkiye'nin dostluğunun nelere kadir olduğunun görülmesine olanak tanımıştır. Katar'ın diğer Körfez ülkeleriyle yaşadığı sorunlar devam ederken ülkemizin verdiği destek, karşı karşıya kaldıkları problemlerin aşılmasında önemli bir etki de doğurmuştur. Kriz ve gerginlik coğrafyalarının başında gelen Körfez bölgesinde barışın hakim olması için iş birliği imkanlarının daha da geliştirilmesi açısından Katar ile süregelen münasebetlerimiz diğer bölge ülkeleriyle olan ilişkimize de pozitif yönde katkı sağlıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin küresel hedefleri açısından Katar'ın değerli bir yere sahip olduğuna dikkati çeken Özdemir, "Böylesine büyük ve uluslararası çaptaki organizasyonda Türk güvenlik güçlerinin sorumluluk üstlenecek olması gerek Katar gibi dost ve kardeş bir ülkeye karşı vermemiz gereken destek olarak kabul edilmeli gerekse de ülkemizin prestij ve yüksek kudreti açısından dikkate alınması gereken bir durum olarak değerlendirilmelidir. Türkiye'nin sağlayacağı güvencenin tüm dünya ülkeleri tarafından takip edilecek bir faaliyette görünmesi, küresel barışa sağladığımız katkının müstesna bir örneği olacaktır." şeklinde konuştu.
MHP'li Özdemir, partisinin tezkereye "evet" oyu vereceğini de belirtti.
HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, kendi güvenliğini sağlayamayan Katar'ın Türkiye'den destek istediğini ifade ederek, "Kime güvenerek yapıyorsun? Kimden destek istemiş? Amerika'dan, Fransa'dan, İngiltere'den, İtalya'dan istemiş. 22 tane Arap ülkesi var, tek bir tanesinden istememiş. Bir Türkiye'den istemiş bir de Pakistan'dan istemiş. Çok ilginç bir durum değil mi? O kadar dost çevre var Orta Doğu'da, asker mi kalmamış gitsin buraya? Ama gitmiyor." diye konuştu.
Özsoy, partisinin, bu tezkereye de "hayır" oyu vereceğini söyleyerek, "Hükümeti bu vesileyle, dış politikayı iç politika malzemesi olarak kullanmamaya, içsel anlamda daha tutarlı, daha uzun vadeli düşünmeye davet ediyoruz. Evinizin içini düzenlemeden dışarıda yapacağınız hiçbir girişim, size seçimleri kazandıramayacak." sözlerini sarf etti.
CHP İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, Türkiye'nin uluslararası organizasyonlarda görünür olmasını istediklerini ancak bunun, polis ve askerin vatan toprakları dışına göndererek, tehlikenin içine atarak yapılmaması gerektiğini söyledi.
İktidarın, tezkereyi siyasi olarak gerekçelendirmede güçlük çektiğini, tezkerede önceki yapılan anlaşmalara atıf yapmaktan öte elle tutulur bir siyasi gerekçe göremediklerini savunan Çeviköz, "Biz ne polisimizin ne askerimizin ayağına taş değsin isteriz. Polislerimizin gönderilmesine izin istenmişken asker göndermek için nasıl bir olağanüstü milli menfaat durumu söz konusudur; hele hukuki meşruiyetin nasıl sağlandığını hiç anlamış değiliz." ifadelerini kullandı.
Çeviköz, partisinin, uluslararası terörle mücadele kapsamında uluslararası toplumun aldığı ortak kararları, barındırdığı riskler bakımından sakınca görmediği takdirde desteklediğine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Hiçbir uluslararası kuruluşun koruması dahi olmadan polislerimiz, askerlerimiz ateşe atılmak isteniyor, buna izin vermemiz mümkün değil. Biz bütün ülkelerle eşitlikçi bir yaklaşım içinde olunmasını elbette isteriz. Katar ile iki egemen ülke olarak dostane ilişkiler geliştirilmesinden elbette memnunuz ancak bu ilişkilerin asimetrik bir duruma dönmesi ve ülkemizin milli menfaatlerini ihlal eden boyuta getirilmesini asla kabul etmeyiz. Biz bu tezkereye, tezkerede sözü edilen, daha önce imzalanmış bulunan ikili anlaşmalar konusundaki tutumumuzla uyumlu olarak olumsuz oy vereceğiz."
AK Parti Kocaeli Milletvekili ve eski Milli Savunma Bakanı Işık, bir dost ve kardeş ülkenin, büyük bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacağını, bu noktada Türkiye'nin ve bazı dost ülkelerin desteğine ihtiyaç duyduğunu anlattı.
Muhalefetin görevinin eleştiri olduğunu ancak eleştirinin dozajının çok iyi ayarlanması gerektiğini dile getiren Işık, "Bizden talep edilen ve bizim de göndermeyi düşündüğümüz, takdir yine yüce Meclisindir, 250 civarında asker, 1 korvet ve bununla ilgili teknik ekipman. Bundan 'bir özel güvenlik şirketi', 'Wagner tipi bir yapılanma', lejyonerlik çıkarmak bence siyaseti çok çok zorlamak anlamına geliyor." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti iktidarını "ihvancı dış politikayla" suçlayanların, haksızlık ettiğini ifade eden Işık, "Türkiye, ilkeli dış politikayı kendi çıkarlarıyla buluşturma gayreti içerisinde olmuştur. Elbette, eğer Suriye'de, Devlet Başkanı Esed, 500 bin insanın üzerine bomba yağdırır ve o insanların ölümüne sebep olursa Türkiye bunu asla kabullenmez ve gerekli tepkiyi gösterir ama bu asla, 'biz Suriye'yle ilelebet düşman kalacağız.' anlamına da gelmez. Türkiye, başta güvenlik tehditleri olmak üzere bölgede değişen şartları göz önüne alarak gerekli adımların atılmasından da çekinmez. Bunu, 'dış politikada bir ikilem, shifting' veya bir başka şekilde izah etmek bana göre haksızlıktır." diye konuştu.
Fikri Işık, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin de "Bir cinayet işlenmiştir, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bu konuda en net tavır sergilenmiştir ama bu ilelebet Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin kötü gitmesi anlamına gelmez. Orada doğru olan o tavrı koymaktır, daha sonra da ilişkilerimizin sürdürülebilir şekilde karşılıklı çıkarlara, dost ve kardeşlik ilişkilerine dayalı olarak sürdürülmesidir." ifadelerini kullandı.
Tezkerenin kabul edilmesini isteyen Işık, "Türkiye ve Katar dost ve kardeş iki ülke. Katar halkında ve yönetiminde Türkiye'ye karşı çok büyük bir sempati var. Bunun sonuçlarından biri de bizim de dostumuzun, kardeşimizin ihtiyaç duyduğu anda onun yanında olmamızdır. Bu tezkere de bundan başka hiçbir şey ifade etmiyor. Bu tezkereden başka anlamlar çıkarmanın bana göre hiçbir gereği yok." dedi.
Işık, Türkiye'de vatandaşa güven veren bir muhalefetin olmayışının, Türkiye'nin en önemli problemi olduğunu da söyledi.
CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, AK Parti'li Işık'ın sözlerine "Güvenilir olmayan 'Bütün komşularımızla barış içerisinde yaşayacağız.' deyip bütün komşularıyla düşman olan bir siyasi iradedir; bunun adı da AKP'dir." şeklinde cevap verdi.
Şahsı adına söz alan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ise tezkerenin, Katar ile şeffaf olmayan bir ilişkinin ürünü olduğunu ileri sürerek, "Ülkemize, halkımıza, topraklarımıza bir tehdit yokken askerimizin, polisimizin canını riske atmaya değer mi?" sorusunu yöneltti.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Akif Çağatay Kılıç, spor diplomasisinin son yıllarda büyük ivme kazandığına işaret etti. Uzun yıllar Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptığını anımsatan Kılıç, futbolun, hükmettiği ekonomi açısından farklı özelliklere sahip olduğuna dikkati çekti.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki var olan herhangi bir ihtilafın yine iki ülke arasında çözülmesi gerektiğini vurgulayan Kılıç, "Ama eğer AB şartsız ve hiçbir sorgusuz destek olursa, işte bugün olduğu gibi, kendilerinin yüzlerine de söylediğimden dolayı 'Şımarık çocuk gibi hareket eden AB üyesi Yunanistan ile bu noktaya gelinir." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye dış politikasını küçük göstermeye çalışmanın doğru olmadığını kaydeden Kılıç, "Biz şu anda dünyanın en sıcak -askeri ve silahlı temas açısından, temaslarından birinin yaşandığı bölgenin en yakınında olan bir ülkeyiz ve bütün bu karmaşanın içerisinde tabiri caizse bir güven çıpası olmuş durumdayız. Çarpışan, askeri bir şekilde birbiriyle karşı karşıya gelmiş olan iki farklı ülkenin yönetimlerinin güven duyduğu ve başvurmak için kendilerinde güven hissettikleri bir ülke ve bu noktada da bir Cumhurbaşkanımız var." diye konuştu.
Kılıç, kendileri için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin her bir vatandaşının, özellikle de TSK unsurları ve emniyet güçlerinin can güvenliğinin en üst noktada önemli olduğunu dile getirerek, "Eğer yüce Meclisimiz kabul eder, bu tezkere geçerse, bu noktada görev alacak askerlerimiz, burnu kanamadan, kıllarına bir zarar gelmeden görevlerini ifa ederek inşallah ülkelerine döneceklerdir." dedi.
TBMM Genel Kurulunda görüşmelerin ardından yapılan oylamada tezkere kabul edildi. Daha sonra partilerin grup önerilerinin görüşmelerine geçildi.
AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, kültürel değerlerin korunmasının, tek millet olgusuna önemli katkı sunduğunu belirterek, yüreklerin bir arada atmasının en önemli gerekçesinin de kültürel değerler olduğunu söyledi.
Kültürel değerlerin çeşitliliğinin, ülkenin zenginliğine işaret ettiğini vurgulayan Aydemir, "AK Parti iktidarı olarak 'Tek millet' olgusunu özümsemişiz. Yani milletimizi her unsuruyla, her rengiyle, her kimliğiyle, her ismiyle, yüreğimize koymuşuz, başımızın üstüne almışız. Bu değerleri her alanda yaşatmamız her şeyden önemlidir." dedi.
CHP Bursa Milletvekili Erkan Aydın, eczacıların yaşadıkları sorunları dile getirmek için Ankara'da 16 Ekim'de bir araya geleceğini bildirdi.
Eczacıların, ekonomik baskılara, kamu eczacılarının hak kayıplarına, ilaç yokluklarına, yüksek ilaç fiyatlarına karşı bu mitingi düzenleneceğini ifade eden Aydın, "Yaklaşık 48 bin eczacı, 80 bin eczane çalışanıyla birlikte 16 Ekim'de Ankara'da büyük mitingde olacağız." diye konuştu.
MHP Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy ise 7-10 Ekim tarihlerinde Adana'da "Lezzet Festivali" düzenleneceğini ve herkesi festivale beklediklerini kaydetti.
Meclis Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, partilerin temsilcilerine söz verdi.
MHP Grup Başkanvekili Bülbül, Kovid-19 salgınının tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de etkisi altına aldığını, sürecin tüm dünyada başta sağlık olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkilediğini söyledi.
Salgının, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin uygulamaya konulmasının hemen ardından baş gösterdiğini anımsatan Bülbül, sistem sayesinde artı yönde büyümeyi gerçekleştiren 12 ülkeden birinin Türkiye olduğunu dile getirdi.
Bülbül, genişleyen para ve maliye politikasının yerini, daraltıcı maliye ve para politikalarına bıraktığının altını çizerek şunları söyledi:
"Özellikle bölgemizde baş gösteren Rusya-Ukrayna Savaşı da dünya üzerinde gıda, enerji, ticari ve askeri anlamda yeni sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Böyle bir dönemde ülkemizin uygulamış olduğu ekonomik model, almış olduğu ekonomik tedbirler üzerinde de birçok haksız ithamın, saldırının, iftira derecesine varan değerlendirmelerin yapıldığına şahit olduk. Özellikle faiz politikasıyla ilgili olarak son derece yersiz ve haksız eleştirilerin yapıldığını gördük. Ülkemiz faiz lobilerine karşı taviz vermeden üretim alanlarında ihracatı artırmaya yönelik politikalar üreterek, kısa vadede ekonomiyi canlandırmış, işsizliği belli seviyelere çekmiş, ihracatta da rekor kıran rakamlar, artışlar gerçekleşmiştir."
Ekonomistlerin faiz artırımına yönelik önemli uyarıları olduğuna işaret eden Bülbül, "Türkiye'de faiz indirimleri söz konusu olduğunda ya da faiz artırılmadığında tepki gösteren kişilerin, ekonomistlerin yaklaşımlarına karşı ne diyeceği de açıkça merak konusudur. Türkiye'nin uyguladığı bu politikanın doğruluğu ve isabeti yönünde ortaya çıkan durumun yeniden değerlendirilmesi ve milletimizin takdirine sunulması önemlidir." diye konuştu.
HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş da öğretmenlerin yıllardır çözülmeyen ve gittikçe büyüyen sorunlar yığınıyla baş başa kaldığını iddia etti.
Türkiye'de öğretmenlerin çalışma koşulları ve özlük haklarının, gelişmiş dünya ülkelerine göre oldukça geride olduğunu ileri süren Beştaş, "Her şeyden önce ülkenin içinde olduğu ekonomik kriz, öğretmenleri de büyük bir geçim derdi ve yarının belirsizliği ile baş başa bırakmıştır." dedi.
Beştaş, 700 bini aşkın öğretmenin atama beklediğini, beklemekten de umutlarının tükendiğini savundu.
CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre ise Türkiye'de öğretmenlerin hak ettikleri değeri ve itibarı göremediklerini, yaşam standartlarının çok düşük olduğunu ileri sürdü. Emre, "Öğretmenlerimiz maalesef yoksulluk sınırının altında yaşam sürüyorlar. Atanamayan yüzbinlerce öğretmenimiz var. Tüm öğretmenlerimizin sorunlarını çözmemiz lazım. Mevcut iktidarın, öğretmenleri ve eğitimi önceleyen politikası yok." ifadesini kullandı.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Katar'da Dünya Kupası Kalkanı Harekatı kapsamında 6 ay süreyle görevlendirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Tezkere üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz alan Aydın Milletvekili Adnan Sezgin, Türkiye ile Katar arasında imzalanan niyet mektubu ve protokolün daha önce denenmemiş iş birliği modeli olduğunu söyledi. Sezgin, "Türkiye resmi personeliyle yeni bir tip lejyonerliğe mi soyunuyor? İktidarın eliyle Wagner'ciliğe, Blackwater'culuğa mı özeniyor? Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesinde ve dünyada barışı ve huzuru korumak, küresel istikrara katkı sağlamak amaçlarıyla sayısız uluslararası görev gücüne, tatbikata ve harekata katılmıştır. Ancak bugüne kadar hiçbir zaman özel bir uluslararası organizasyonu üstlenen bir ülkeye yardım etmek için adeta bir özel güvenlik şirketi gibi yurt dışında görevlendirilmemiştir. Bu ayıp tezkereye İYİ Parti olarak kuvvetle karşıyız." ifadelerini kullandı.
Türkiye-Katar ilişkilerinin dostluk ilişkisinin ötesinde, anlaşılması mümkün olmayan pek çok çarpıklıkla ve şaibeyle dolu olduğunu iddia eden Sezgin, "Sayın Cumhurbaşkanı'na hediye edilen uçak, Tank Paleti Fabrikası'nın satışı, Katar ile yapılan swap anlaşması ve bu anlaşmada dolar kurunun yüksek fiyatta sabitlendiği iddiaları, Kanal İstanbul yorumları bu garipliklerden sadece bazıları. Katar ile son dönem ilişkilerimizin üzerine inşa edildiği ihvancı uluslararası ilişkiler vizyonu ve iktidarın buradan hareketle kurguladığı politikalar artık kökünden çökmüştür." sözlerini sarf etti.
MHP Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Katar ile ilişkilerin yüksek seviyede ilerlemesi ve her türlü sınama karşısında güçlenerek yoluna devam etmesinin Türkiye'nin dış politikasının ve etki sahasının gelişmesine katkı sunan bir mahiyette de ilerlemeyi sürdürdüğüne işaret etti.
Körfez bölgesinin stratejik öneminin küresel seviyede yaşanan enerji krizi dolayısıyla bugünlerde daha da arttığını vurgulayan Özdemir, "Bu şartlarda Katar'a destek olmak Türkiye'nin dostluğunun nelere kadir olduğunun görülmesine olanak tanımıştır. Katar'ın diğer Körfez ülkeleriyle yaşadığı sorunlar devam ederken ülkemizin verdiği destek, karşı karşıya kaldıkları problemlerin aşılmasında önemli bir etki de doğurmuştur. Kriz ve gerginlik coğrafyalarının başında gelen Körfez bölgesinde barışın hakim olması için iş birliği imkanlarının daha da geliştirilmesi açısından Katar ile süregelen münasebetlerimiz diğer bölge ülkeleriyle olan ilişkimize de pozitif yönde katkı sağlıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin küresel hedefleri açısından Katar'ın değerli bir yere sahip olduğuna dikkati çeken Özdemir, "Böylesine büyük ve uluslararası çaptaki organizasyonda Türk güvenlik güçlerinin sorumluluk üstlenecek olması gerek Katar gibi dost ve kardeş bir ülkeye karşı vermemiz gereken destek olarak kabul edilmeli gerekse de ülkemizin prestij ve yüksek kudreti açısından dikkate alınması gereken bir durum olarak değerlendirilmelidir. Türkiye'nin sağlayacağı güvencenin tüm dünya ülkeleri tarafından takip edilecek bir faaliyette görünmesi, küresel barışa sağladığımız katkının müstesna bir örneği olacaktır." şeklinde konuştu.
MHP'li Özdemir, partisinin tezkereye "evet" oyu vereceğini de belirtti.
HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, kendi güvenliğini sağlayamayan Katar'ın Türkiye'den destek istediğini ifade ederek, "Kime güvenerek yapıyorsun? Kimden destek istemiş? Amerika'dan, Fransa'dan, İngiltere'den, İtalya'dan istemiş. 22 tane Arap ülkesi var, tek bir tanesinden istememiş. Bir Türkiye'den istemiş bir de Pakistan'dan istemiş. Çok ilginç bir durum değil mi? O kadar dost çevre var Orta Doğu'da, asker mi kalmamış gitsin buraya? Ama gitmiyor." diye konuştu.
Özsoy, partisinin, bu tezkereye de "hayır" oyu vereceğini söyleyerek, "Hükümeti bu vesileyle, dış politikayı iç politika malzemesi olarak kullanmamaya, içsel anlamda daha tutarlı, daha uzun vadeli düşünmeye davet ediyoruz. Evinizin içini düzenlemeden dışarıda yapacağınız hiçbir girişim, size seçimleri kazandıramayacak." sözlerini sarf etti.
CHP İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, Türkiye'nin uluslararası organizasyonlarda görünür olmasını istediklerini ancak bunun, polis ve askerin vatan toprakları dışına göndererek, tehlikenin içine atarak yapılmaması gerektiğini söyledi.
İktidarın, tezkereyi siyasi olarak gerekçelendirmede güçlük çektiğini, tezkerede önceki yapılan anlaşmalara atıf yapmaktan öte elle tutulur bir siyasi gerekçe göremediklerini savunan Çeviköz, "Biz ne polisimizin ne askerimizin ayağına taş değsin isteriz. Polislerimizin gönderilmesine izin istenmişken asker göndermek için nasıl bir olağanüstü milli menfaat durumu söz konusudur; hele hukuki meşruiyetin nasıl sağlandığını hiç anlamış değiliz." ifadelerini kullandı.
Çeviköz, partisinin, uluslararası terörle mücadele kapsamında uluslararası toplumun aldığı ortak kararları, barındırdığı riskler bakımından sakınca görmediği takdirde desteklediğine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Hiçbir uluslararası kuruluşun koruması dahi olmadan polislerimiz, askerlerimiz ateşe atılmak isteniyor, buna izin vermemiz mümkün değil. Biz bütün ülkelerle eşitlikçi bir yaklaşım içinde olunmasını elbette isteriz. Katar ile iki egemen ülke olarak dostane ilişkiler geliştirilmesinden elbette memnunuz ancak bu ilişkilerin asimetrik bir duruma dönmesi ve ülkemizin milli menfaatlerini ihlal eden boyuta getirilmesini asla kabul etmeyiz. Biz bu tezkereye, tezkerede sözü edilen, daha önce imzalanmış bulunan ikili anlaşmalar konusundaki tutumumuzla uyumlu olarak olumsuz oy vereceğiz."
AK Parti Kocaeli Milletvekili ve eski Milli Savunma Bakanı Işık, bir dost ve kardeş ülkenin, büyük bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yapacağını, bu noktada Türkiye'nin ve bazı dost ülkelerin desteğine ihtiyaç duyduğunu anlattı.
Muhalefetin görevinin eleştiri olduğunu ancak eleştirinin dozajının çok iyi ayarlanması gerektiğini dile getiren Işık, "Bizden talep edilen ve bizim de göndermeyi düşündüğümüz, takdir yine yüce Meclisindir, 250 civarında asker, 1 korvet ve bununla ilgili teknik ekipman. Bundan 'bir özel güvenlik şirketi', 'Wagner tipi bir yapılanma', lejyonerlik çıkarmak bence siyaseti çok çok zorlamak anlamına geliyor." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti iktidarını "ihvancı dış politikayla" suçlayanların, haksızlık ettiğini ifade eden Işık, "Türkiye, ilkeli dış politikayı kendi çıkarlarıyla buluşturma gayreti içerisinde olmuştur. Elbette, eğer Suriye'de, Devlet Başkanı Esed, 500 bin insanın üzerine bomba yağdırır ve o insanların ölümüne sebep olursa Türkiye bunu asla kabullenmez ve gerekli tepkiyi gösterir ama bu asla, 'biz Suriye'yle ilelebet düşman kalacağız.' anlamına da gelmez. Türkiye, başta güvenlik tehditleri olmak üzere bölgede değişen şartları göz önüne alarak gerekli adımların atılmasından da çekinmez. Bunu, 'dış politikada bir ikilem, shifting' veya bir başka şekilde izah etmek bana göre haksızlıktır." diye konuştu.
Fikri Işık, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin de "Bir cinayet işlenmiştir, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bu konuda en net tavır sergilenmiştir ama bu ilelebet Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin kötü gitmesi anlamına gelmez. Orada doğru olan o tavrı koymaktır, daha sonra da ilişkilerimizin sürdürülebilir şekilde karşılıklı çıkarlara, dost ve kardeşlik ilişkilerine dayalı olarak sürdürülmesidir." ifadelerini kullandı.
Tezkerenin kabul edilmesini isteyen Işık, "Türkiye ve Katar dost ve kardeş iki ülke. Katar halkında ve yönetiminde Türkiye'ye karşı çok büyük bir sempati var. Bunun sonuçlarından biri de bizim de dostumuzun, kardeşimizin ihtiyaç duyduğu anda onun yanında olmamızdır. Bu tezkere de bundan başka hiçbir şey ifade etmiyor. Bu tezkereden başka anlamlar çıkarmanın bana göre hiçbir gereği yok." dedi.
Işık, Türkiye'de vatandaşa güven veren bir muhalefetin olmayışının, Türkiye'nin en önemli problemi olduğunu da söyledi.
CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, AK Parti'li Işık'ın sözlerine "Güvenilir olmayan 'Bütün komşularımızla barış içerisinde yaşayacağız.' deyip bütün komşularıyla düşman olan bir siyasi iradedir; bunun adı da AKP'dir." şeklinde cevap verdi.
Şahsı adına söz alan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ise tezkerenin, Katar ile şeffaf olmayan bir ilişkinin ürünü olduğunu ileri sürerek, "Ülkemize, halkımıza, topraklarımıza bir tehdit yokken askerimizin, polisimizin canını riske atmaya değer mi?" sorusunu yöneltti.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Akif Çağatay Kılıç, spor diplomasisinin son yıllarda büyük ivme kazandığına işaret etti. Uzun yıllar Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptığını anımsatan Kılıç, futbolun, hükmettiği ekonomi açısından farklı özelliklere sahip olduğuna dikkati çekti.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki var olan herhangi bir ihtilafın yine iki ülke arasında çözülmesi gerektiğini vurgulayan Kılıç, "Ama eğer AB şartsız ve hiçbir sorgusuz destek olursa, işte bugün olduğu gibi, kendilerinin yüzlerine de söylediğimden dolayı 'Şımarık çocuk gibi hareket eden AB üyesi Yunanistan ile bu noktaya gelinir." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye dış politikasını küçük göstermeye çalışmanın doğru olmadığını kaydeden Kılıç, "Biz şu anda dünyanın en sıcak -askeri ve silahlı temas açısından, temaslarından birinin yaşandığı bölgenin en yakınında olan bir ülkeyiz ve bütün bu karmaşanın içerisinde tabiri caizse bir güven çıpası olmuş durumdayız. Çarpışan, askeri bir şekilde birbiriyle karşı karşıya gelmiş olan iki farklı ülkenin yönetimlerinin güven duyduğu ve başvurmak için kendilerinde güven hissettikleri bir ülke ve bu noktada da bir Cumhurbaşkanımız var." diye konuştu.
Kılıç, kendileri için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin her bir vatandaşının, özellikle de TSK unsurları ve emniyet güçlerinin can güvenliğinin en üst noktada önemli olduğunu dile getirerek, "Eğer yüce Meclisimiz kabul eder, bu tezkere geçerse, bu noktada görev alacak askerlerimiz, burnu kanamadan, kıllarına bir zarar gelmeden görevlerini ifa ederek inşallah ülkelerine döneceklerdir." dedi.
TBMM Genel Kurulunda görüşmelerin ardından yapılan oylamada tezkere kabul edildi. Daha sonra partilerin grup önerilerinin görüşmelerine geçildi.
