2012-02-24 - 13:35
CHP'Lİ MİLLETVEKİLLERİNİN BASIN TOPLANTISI?
CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi ve CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında basın özgürlüğü konusunda değerlendirmelerde bulundu.

CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen, CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi ve CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında basın özgürlüğü konusunda değerlendirmelerde bulundu.

CHP'li Türmen, otoriter rejimlerde, özgürlüklerin hangi sınırdan geçtiğinin iktidarlar tarafından belirlendiğini belirterek, bu durumun Türkiye'de de aynı olduğunu savundu.

Otoriter rejimlerde muhalif basının ve yandaş basının bulunduğunu ifade eden Türmen, ancak o gazetelerin neyi yazıp yazmayacağının sınırının iktidar tarafından belirlendiğini belirtti. Türmen, ''iktidarın, vergi denetmenleri ordusuyla patronlara basın özgürlüğü sınırının nereden geçtiğini öğrettiğini'' öne sürdü.

CHP'li Türmen, basın üzerindeki baskıların, üç kaynaktan doğduğunu belirterek, muhalif gazetecilerin cezaevine konulduğunu, terör örgütü üyesi kabul edildiğini, Başbakan ya da Hükümetin doğrudan müdahale ettiğini, azarladığını, gazetecilerin işlerinden çıkarıldığını iddia etti.

CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen, sözlerinde şunları kaydetti:

" Seçilmiş otoriter rejimlerde özgürlüklerin hangi sınırdan geçtiği iktidarlar tarafından belirlenir. Bu yorumu iktidarlar yapıyor ve bütün otoriter rejimlerde aynı durumu görüyorsunuz.

Bütün otoriter iktidarlarda özgürlükler var ama bunun sınırının nereden geçeceğini iktidar yorumluyor. Türkiye' de de bu böyledir. Basın özgürlüğü var mı Türkiye'de! var? Yandaş basın da var. Muhalif basın da var. Ancak gazetelerin ve basının ne yazıp ne yazmayacağına Türkiye'de iktidar karar veriyor.

Türkiye'de ki basın üzerindeki baskılar üç kaynaktan ortaya çıkıyor. Birincisi; muhalif gazeteciler cezaevlerine konuyor. Terör örgütü üyesi olarak suçlanıyor. 100'den fazla gazeteci var bu durumda. İkincisi; Başbakan veya hükümet doğrudan doğruya müdahale ediyor, azarlıyor ve kendi sözleri ile baskı kuruyor. Kendi gazetecilik anlayışına uymayan gazetecilik anlayışını dışlıyor. Üçüncü kaynak ise gazetecilerin işlerine son verilmesidir. İktidara muhalif olan gazetecilerin işine son veriliyor.

Son bir aya baktığımız zaman sadece son bir ay içerisinde Mehmet Altan, Ece Temel Kuran, Banu Güven ve en son olarak birkaç gün önce Nuray Mert'in işine son verildi. Bu liste oldukça uzun bir liste ve yaklaşık 20'ye yakın gazeteciyi bu listenin içine sokabiliriz.

Bütün bu gazetecilerin ortak özellikleri iktidarı eleştirdikleri için işlerinden oldular. Siyasi iktidar medya patronlarına basın özgürlüğünün nerden geçtiğini ve sınırlarını öğretiyor. Vergi denetmenler ordusu aracılığı ile gazete patronlarına basın özgürlüğünün sınırları ve nereden geçtiği öğretiliyor. Bu sınırı ihlal edenlerin akıbeti ise Nuray Mert örneğinde olduğu gibi işlerine son veriliyor. Mekanizma bu şekilde işliyor." dedi

Basın özgürlüğünün sınırının nereden geçtiğinin AİHM'in Erbil Tuşalp ile ilgili son kararında görüldüğünü belirten Türmen, AİHM'in, ''Basın özgürlüğü sadece iyi şeyler için değildir. Siyasetçiye yönelik eleştiriler söz konusuysa, bir kamuoyu çıkarı varsa gazetecinin özgürlüğü daha da geniştir'' dediğini savundu.

CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak' da, Türkiye'nin, giderek otoriterleşen iktidarın yönetimi altında olduğunu iddia ederek, böyle bir ortamda farklı kurumların sesinin çıkmasının zorlaştığını, iktidara karşı eleştiri yöneltilemediğini ifade etti.

CHP'li Toprak, ''Bir ülkede basın, düşünce özgürlüğü yoksa, sahayı otoriter yönetimlere bırakıyorsunuz. Bununla mücadele etmeyen herkes o otoriter yönetimin parçasıdır'' dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi ise Ocak 2008'den itibaren hızlandırılarak uygulamaya konulan bir politika olduğunu ileri sürerek, ''Önce korkutacaksınız, eğer korkutmanız yetmiyorsa, beğenmediklerinizi kovarak, korkutarak, içeri atarak ayıklayacaksınız. 3 K harfi, korkutma, kovma, kapatma...Bunlar da yetmiyorsa, geriye ne kalıyorsa onu yapıyorsunuz'' diye konuştu.

Yaklaşık 20 yazar, gazetecinin, sadece iktidarın canını sıkacak şekilde yazı yazdıkları, işlerini yaptıkları için işlerinden olduğunu iddia eden Ekşi, pek çok gazetecinin, hapishanelere kapatıldığını, buna önce ''Ergenekon'' denildiğini söyledi. Ekşi, Ergenekon'un, ''Türkiye'nin, arzu edilmeyen, ses çıkarması uygun görülmeyen kesimlerini susturma kampanyası'' olduğunu ileri sürdü.

Ekşi, ''Bugün Başbakan'ın, gözünün üstünde kaşın var diye, onunla ilgili eleştirel nitelikte tek kelime söyleyecek bir babayiğit görüyorsanız, ismini söyleyin, yazın biz de öğrenelim. Türkiye, öyle bir duruma geldi'' diye konuştu.

Daha sonra bir gazetecinin sorusu üzerine Türmen, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in, ''Özel yetkili mahkemelerde ölçü kaçtı'' yönündeki açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu, özel yetkili mahkemelerin hâkim ve savcıları dışında, bu mahkemelerden herkesin ve iktidarın da şikayet ettiğini söyledi. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması için kanun teklifi verdiklerini anımsatan Türmen, ''İktidar şikâyetçiyse o zaman konuşabilir, görüşebiliriz. Bizim önerilerimizle iktidarın şikâyeti arasında uzlaşı bulabiliriz belki de'' dedi.

Ekşi ise ''bugünkü modern istiklal mahkemelerinin'', can acıtacak bir noktaya geldiğini ifade etti.

''Meclis Başkanı'ndan bir çağrı bekliyor musunuz-'' sorusuna Türmen, ''Çok iyi olur tabii. Herkesin şikayetçi olduğu konular üzerinde uzlaşı bulma imkanı varsa, önce bunu denemek lazım'' diye konuştu. (13:35)