2009-12-24 - 12:51
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, ''kurban yolsuzluğu'' iddiaları ile ilgili soruşturmada ''Deniz Feneri ile diğer
dernekler aynı soruşturma kapsamına alınarak 'karambol' yaratıldığını'' öne sürdü.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Ankara Cumhuriyeti
Başsavcılığının sürdürdüğü soruşturmada mahkeme kararıyla Deniz Feneri
yolsuzluluğu iddiasıyla bağlantılı 18 kişinin mal varlığına ihtiyati tedbir
konulduğunu, ancak bu kararın bihakkın uygulanmadığını ileri sürdü. Kart,
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin deniz otobüsleri ve itfaiye ile ilgili bazı
ihalelerini kazanan firmalarda haklarında ihtiyatı tedbir kararı bulunan Zekeriya
Karaman ve İsmail Karahan'ın hakim ortak konumunda olduklarını söyledi.
Kart, ''İçişleri Bakanlığını konuyu tahkik etmeye davet ediyoruz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında da yargı kararlarının gereğini
yapmamaktan dolayı inceleme ve soruşturma başlatılması gereğini dile
getiriyoruz'' dedi.
Adalet Bakanı'nın Deniz Feneri e. V'nin Deniz Feneri Yardımlaşma ve
Dayanışma Derneği'ne yaptığı yardımları açıklamadığını, ''gizlemeye devam
ettiğini'' öne süren Kart, ''Tarafımıza ulaşan bilgiler net bilgilerdir. Yardım
miktarının 10 milyon avro civarında olduğunu gösteriyor. Sayın Adalet Bakanına
bir kez daha soruyoruz: Yapılan yardımın miktarını neden açıklamıyorsunuz?'' diye
konuştu.
İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Dernekler Daire Başkanlığının hazırladığı
raporlarda ''Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin Türkiye'deki
çalışmalarında şeffaflık ilkesinin ihlal edildiği, kuşku uyandıran faaliyetlerde
bulunulduğunun'' belirtildiğini ifade eden Kart, Hükümetin, bu Derneğin
çalışmaları yönünden önleyici işlemleri yapmadığını söyledi. Kart, ''İçişleri
Bakanlığı, Derneği kamu yararına çalışan dernek statüsünden çıkarmaması kabul
edilemez'' dedi.
Adalet Bakanlığının, Alman makamlarının adli yardım taleplerini yerine
getirmediğini, ''savsakladığını'' öne süren Kart, Alman makamlarının da Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma dolayısıyla ''misillemede''
bulunduğunu söyledi. Kart, ''Hükümetin amacı da bu. Hükümet, Türkiye'deki
soruşturmanın gecikmesi için bilinçli olarak engellemiştir, engellemeye devam
etmektedir'' görüşünü dile getirdi.
Kurban yardımları konusundaki yolsuzluk iddialarına da değinen Kart,
Deniz Feneri ile bazı başka derneklerin aynı kalıp içine sokulmak istendiğini
savunarak, şöyle devam etti:
''Diğer derneklerin avukatlığını yapmıyorum. Bunun istismarı yapılmasın.
Konuyu analiz ediyoruz. Diğer dernekler hakkında ciddi ve somut bilgiler varsa,
elbette idari ve adli süreç işletilmelidir. Ancak, hakkında hem ulusal ve hem de
uluslararası anlamda çıkar örgütlenmesi ve yolsuzluk iddiaları bulunan bir çıkar
örgütü ile diğer yardım derneklerinin aynı kalıp içinde ve aynı soruşturma
kapsamında sorgulanması ve bu yolla sunuş yapılmasındaki özel gayreti anlamlı ve
sorgulanmaya değer buluyorum. Deniz Fenerine yönelik böylesine somut ve ciddi
bulgulara rağmen çalışmalarının engellenmesi anlamında idari önlemlerin alınmamış
olması sebebiyledir ki tam anlamıyla bir karambol yaratılmıştır. Aslında
Türkiye'de yönetimin tüm aşamalarında bu karambol ortamı, bu kaotik ortam çoğu
zaman Hükümet kaynaklı olarak, Hükümet dışında da karargah kaynaklı olarak,
bilerek bazen de öngörüsüz uygulamalar sebebiyle kaçınılmaz olarak doğmaktadır.
Gerçekten hayır ve yardım duygularıyla çalışan sivil toplum örgütlerinin zarar
görmemesi, bir kaos ortamının doğmaması için İçişleri Bakanlığını, Deniz Feneri
hakkında üzerine düşen idari ve yasal sorumlukların gereğini yapmaya bir kez daha
davet ediyoruz. Bakanlık ve Hükümet, yasal ve etik anlamda kurallara uygun bir
şekilde çalışan diğer yardım ve hayır kurumlarının üstüne kuşku ve gölge
düşürmemelidir.''
Başsavcılığının sürdürdüğü soruşturmada mahkeme kararıyla Deniz Feneri
yolsuzluluğu iddiasıyla bağlantılı 18 kişinin mal varlığına ihtiyati tedbir
konulduğunu, ancak bu kararın bihakkın uygulanmadığını ileri sürdü. Kart,
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin deniz otobüsleri ve itfaiye ile ilgili bazı
ihalelerini kazanan firmalarda haklarında ihtiyatı tedbir kararı bulunan Zekeriya
Karaman ve İsmail Karahan'ın hakim ortak konumunda olduklarını söyledi.
Kart, ''İçişleri Bakanlığını konuyu tahkik etmeye davet ediyoruz.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında da yargı kararlarının gereğini
yapmamaktan dolayı inceleme ve soruşturma başlatılması gereğini dile
getiriyoruz'' dedi.
Adalet Bakanı'nın Deniz Feneri e. V'nin Deniz Feneri Yardımlaşma ve
Dayanışma Derneği'ne yaptığı yardımları açıklamadığını, ''gizlemeye devam
ettiğini'' öne süren Kart, ''Tarafımıza ulaşan bilgiler net bilgilerdir. Yardım
miktarının 10 milyon avro civarında olduğunu gösteriyor. Sayın Adalet Bakanına
bir kez daha soruyoruz: Yapılan yardımın miktarını neden açıklamıyorsunuz?'' diye
konuştu.
İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Dernekler Daire Başkanlığının hazırladığı
raporlarda ''Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin Türkiye'deki
çalışmalarında şeffaflık ilkesinin ihlal edildiği, kuşku uyandıran faaliyetlerde
bulunulduğunun'' belirtildiğini ifade eden Kart, Hükümetin, bu Derneğin
çalışmaları yönünden önleyici işlemleri yapmadığını söyledi. Kart, ''İçişleri
Bakanlığı, Derneği kamu yararına çalışan dernek statüsünden çıkarmaması kabul
edilemez'' dedi.
Adalet Bakanlığının, Alman makamlarının adli yardım taleplerini yerine
getirmediğini, ''savsakladığını'' öne süren Kart, Alman makamlarının da Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma dolayısıyla ''misillemede''
bulunduğunu söyledi. Kart, ''Hükümetin amacı da bu. Hükümet, Türkiye'deki
soruşturmanın gecikmesi için bilinçli olarak engellemiştir, engellemeye devam
etmektedir'' görüşünü dile getirdi.
Kurban yardımları konusundaki yolsuzluk iddialarına da değinen Kart,
Deniz Feneri ile bazı başka derneklerin aynı kalıp içine sokulmak istendiğini
savunarak, şöyle devam etti:
''Diğer derneklerin avukatlığını yapmıyorum. Bunun istismarı yapılmasın.
Konuyu analiz ediyoruz. Diğer dernekler hakkında ciddi ve somut bilgiler varsa,
elbette idari ve adli süreç işletilmelidir. Ancak, hakkında hem ulusal ve hem de
uluslararası anlamda çıkar örgütlenmesi ve yolsuzluk iddiaları bulunan bir çıkar
örgütü ile diğer yardım derneklerinin aynı kalıp içinde ve aynı soruşturma
kapsamında sorgulanması ve bu yolla sunuş yapılmasındaki özel gayreti anlamlı ve
sorgulanmaya değer buluyorum. Deniz Fenerine yönelik böylesine somut ve ciddi
bulgulara rağmen çalışmalarının engellenmesi anlamında idari önlemlerin alınmamış
olması sebebiyledir ki tam anlamıyla bir karambol yaratılmıştır. Aslında
Türkiye'de yönetimin tüm aşamalarında bu karambol ortamı, bu kaotik ortam çoğu
zaman Hükümet kaynaklı olarak, Hükümet dışında da karargah kaynaklı olarak,
bilerek bazen de öngörüsüz uygulamalar sebebiyle kaçınılmaz olarak doğmaktadır.
Gerçekten hayır ve yardım duygularıyla çalışan sivil toplum örgütlerinin zarar
görmemesi, bir kaos ortamının doğmaması için İçişleri Bakanlığını, Deniz Feneri
hakkında üzerine düşen idari ve yasal sorumlukların gereğini yapmaya bir kez daha
davet ediyoruz. Bakanlık ve Hükümet, yasal ve etik anlamda kurallara uygun bir
şekilde çalışan diğer yardım ve hayır kurumlarının üstüne kuşku ve gölge
düşürmemelidir.''
