2017-05-24 - 16:29
CHP'nin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması, TBMM Genel Kurulunda kabul edilmedi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı.
CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı OHAL nedeniyle yaşanan açlık grevleri, MHP Adana Milletvekili Muharrem Varlı çiftçilerin sorunları, Ayşe Sula Köseoğlu Ankara'da gerçekleştirilecek Trabzon günleri konu başlıklarında gündem dışı birer konuşma yaptı.
MHP Grup Başkanvekili Erhan Usta, 24 yıl önce Malatya'dan birliklerine katılmak üzere sivil otobüslerle hareket eden 33 askerin Elazığ-Bingöl karayolunda şehit edildiğini hatırlattı.
Vatanın bütünlüğü için canlarını seve seve veren tüm şehitlere Allah'tan rahmet dileyen Usta, "Masum insanları nerede olduğuna, kim olduğuna bakmaksızın şehit edenler ve o şehit edenlerle ilgili hiçbir kaygı taşımayanların 33 askerin 24 yıl önce yol ortasında nasıl şehit edildiğine bir daha bakmalarını tavsiye ediyorum." diye konuştu.
HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, olağanüstü hal kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerinden ihraç edilen ve işlerine dönmek amacıyla açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın "silahlı terör örgütü" üyeliğiyle suçlanmasına tepki gösterdi.
Kerestecioğlu, "Gülmen ve Özakça'nın söz konusu suçtan tutuklanıp cezaevine götürülmesi belki de dünyada bir ilktir. Devlet, vatandaşlarının yaşam haklarından sorumludur. Umarım bunun farkındadırlar." ifadesini kullandı.
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de 24 yıl önce vatani görevlerini yapmak üzere birliklerine giden 33 askerin PKK tarafından şehit edilişine değindi.
Söz konusu şehitlerden geriye 6 bebeğin kaldığını belirten Özel, "Şimdi o bebekler 25-26 yaşlarındalar. O büyük acı aradan geçen bunca zamana rağmen içimizi yakıyor. Bu konuyla ilgili verilen devlet sözünün hala tutulmadığı ortada. Dün İngiltere için söylemiştik, bugün bir kez daha ifade edelim; terör kim tarafından yapılırsa yapılsın bir insanlık suçudur ve lanetlenmelidir." dedi.
Özel, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın iftar davetinin CHP Grubuna da ulaştığını aktardı.
Davetin ekinde Mecliste yapılan ve yapılması planlanan bir takım çalışmalara ilişkin bilgiler verildiğini anlatan Özel, şöyle devam etti:
"Gerçekleştirilen çalışmaların her maddesi tartışmalı. Yetki aşımındadır. Milletin Meclisini millet yapacaksa Hazineden yaptırırsınız, halktan kesilen vergilerle yaptırırsınız ama milletin Meclisini yandaşlar yapıyor. O yüzden de kimseye sormadan yapıyorlar. Kulislere bakıyorsunuz, zevksiz döşenmiş bir otel lobisi, bir masaj merkezinin dinlenme kısmı ya da neon ışıklarla pavyonları andıran bir görüntü var. Utanılacak bir hale geldi."
Kahraman'ın, yokluk yıllarında inşa edilen TBMM'nin şu an ihtiyaca cevap vermediğini, buranın da yıkılıp yerine yenisinin yapılmasını temenni ettiğini belirttiğini aktaran Özel, "Akıl alır gibi değil. Milletvekillerinin oturduğu bina ortada. Meclisin tarihi dokusuyla bağdaşmayan işler ortadayken şimdi burayı ihtiyaca cevap verecek bir yer yapacakmış. Bu akıl alır bir yaklaşım değil." ifadesini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İnceöz de 24 yıl önce silahsız 33 askeri haince katleden eli kanlı terör örgütünü lanetlediğini bildirdi.
Vatanın bölünmez bütünlüğü için şehadet şerbetini içmiş 15 Temmuz şehitleri de dahil tüm şehitleri andığını belirten İnceöz, "Bugün ülkemizde vatanın bütünlüğü için canını veren şehitlerimiz olmasaydı 780 bin kilometrekare içerisinde birlik ve beraberlik içerisinde yaşamamız mümkün olmazdı." dedi.
İnceöz, 15 Temmuz'a karşı duran kahramanlığa karşı hala "kontrollü darbe" gibi söylemlerin dile getirilmesini kınadı.
Bu yanlıştan derhal dönülmesi gerektiğine vurgu yapan İnceöz, şunları kaydetti:
"Bu söylemden derhal vazgeçin. 15 Temmuz'u hep birlikte yaşadık. Meclis çatısı altında bombalar yağdı üzerimize. Bir duruş sergiledik, milli iradeye hep birlikte sahip çıktık. 15 Temmuz'da milletimiz canıyla nasıl destan yazılacağını bir kez daha göstermiştir."
TBMM Genel Kurulu'nda, MHP ve HDP'nin gündeme ilişkin önerileri kabul edilmedi.
Genel Kurulda, ilk olarak, MHP'nin Büyük Menderes Nehri'ndeki kirlilik ile ilgili verdiği araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
MHP Aydın Milletvekili Deniz Depboylu, Büyük Menderes Nehri'nin, Ergene ve Gediz'den sonra Türkiye'nin en kirli 3. nehri olduğunu belirtti.
Büyük Menderes Nehri'nde iki temel sorun bulunduğunu, bunların birincisinin, nehrin ana su kütlesi ve kolları ile bu su kütleleriyle bağlantılı gölleri etkileyen kirlilik sorunu, diğerinin ise nehir havzasında su düzeninin bozulması olduğunu ifade eden Depboylu, Menderes Nehri'nin kirliliğinin önemli sebepleri arasında sanayi atıkları, jeotermal atıklar, plansız kentleşme ve belediye atıkları, evsel atıklar, aşırı gübre ve ilaçlama yer aldığını aktardı.
Depboylu, "Menderes havzasının kurtulması için alınabilecek çok sayıda önlem mevcut. Bu önlemlerin bazıları alınmaya çalışılmış ama yetersiz. Bir kısmına hiç dokunulmamış. Bu konuda ciddi bir çalışma yapılması gerekiyor." diye konuştu.
AK Parti Aydın Milletvekili Mehmet Erdem, çevrenin insan sağlığı açısından, gelecek açısından çok önemli olduğunu ifade etti.
Büyük Menderes havzasının kirliliğiyle ilgili 2016'nın Ağustos ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Büyük Menderes Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı hazırlandığını anlatan Erdem, planın devam ettiğini vurguladı.
CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar, 25 akarsu havzasından biri olan Büyük Menderes'teki su kirliliğinin, havzada yaşayan 2,5 milyon insanı ve havza ekosistemini tehdit ettiğini bildirdi.
Tarım, sanayi ve turizm sektörlerinin ve havza ekosisteminin su ihtiyacını karşılayarak doğal ve sosyal yaşamının devamlılığını sağlayan Büyük Menderes Nehri'nin aşırı kullanım ve kirlilik baskısı altında olduğunu ifade eden Baydar, "Menderes Nehri bugün Türkiye'nin en kirli 3. nehri olup, su kalitesi 4. sınıf su kirlilik seviyesindedir. Bu suyun tarımsal sulamada kullanılması oldukça zararlıdır." diye konuştu.
Öte yandan, HDP'nin "Kayıplar ve Faili Meçhul olaylar" ile ilgili araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi de kabul edilmedi.
CHP'nin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin Genel Kuruldaki görüşmelerde MHP Grubu adına Aksu, söz aldı.
Aksu, yargının insanların tereddütsüz güvenebileceği bir yapıya kavuşmasının, hakim ve savcıların liyakat, vicdan sahibi olmasının, "önce Türkiye, önce Türk milleti" diyecek bir anlayışla hareket etmesinin, yargı sistemine güvenin teminatı olduğunu belirtti.
Yargının, siyasi iktidarların, belirli kişi ya da grupların güdümünde hareket etmeyen, bir kısım aidiyetlerin, adalet duygusunun önüne geçmesine imkan vermeyen, daima hakkı savunan bir yapıya büründürülmesi gerektiğini vurgulayan Aksu, "Geciken adaletin adalet olmadığından hareketle, adil ve hızlı yargılanma her şartta temin edilmelidir. Yargı sisteminin ayrılmaz parçası olan savunma hakkı ortadan kaldırılmamalı, sınırlandırılmamalıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'de hukuk ve yargı sisteminin, son yıllarda büyüyen sorunlarla karşı karşıya olduğunu savunan Aksu, bu sorunların, yaygın ve hukukun birçok bölümünde kendisini gösterdiğini kaydetti. Aksu, en büyük sorunun, hukuk kurallarının uygulanmadığı ya da kişiye, duruma göre farklı uygulandığı algısı olduğunu belirterek, bu kanaate yol açan unsurların mutlaka giderilmesi gerektiğini vurguladı.
Aksu, adaletin siyasallaşması veya bir kişinin, grubun çıkarlarını önceleyen bir yaklaşımla karar vermesinin, yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ilkesini kökten yok edeceğini dile getirdi.
15 Temmuz hain darbe girişiminin, Türk milletinin engin feraseti, demokrasiye bağlılığıyla önlendiğini, demokrasinin uçurumdan döndüğüne işaret eden Aksu, Türk devletine, milletine kast eden her düzeydeki hainlerin tamamen temizlenmeden mücadelenin kamu vicdanında inandırıcılığının olmayacağını belirtti. Aksu, bu süreçte soruşturma aşamalarının sekteye uğramamasının, "Olan garibana oldu" anlayışının oluşmamasının, halkın terörle mücadeleye verdiği desteğin kaybedilmemesinin ve devlete olan inancın zaafa uğratılmamasının önemli olduğunu söyledi.
Aksu, bu çerçevede 15 Temmuz'un planlayıcılarının, sevk ve idaresini yapan lider kadrosunun, kalkışmanın siyasi ve diğer kesimlerdeki ayağının, mevkisi ve görevi ne olursa olsun, aynı titizlikle değerlendirilmesi, soruşturulması, temizlenmesi gerektiğini kaydederek, "Unutulmamalı ki hükümet sistemi değişikliğiyle, Türkiye'nin içine girdiği yeni dönemin başlangıç noktası temizlik olmalıdır. Temiz siyaset, temiz toplum, temiz yönetim anlayışı gecikmeden hayata geçirilmelidir. Artık Türkiye yüklerinden kurtulmalı, millet tarafından inşa edilen yeni hükümet sistemiyle kuruluş ruhu canlandırılmalıdır." ifadelerini kullandı.
İnsanların adaletli ve hakkaniyetli sosyal düzen içinde yaşaması için hukukun üstünlüğü prensibinden asla taviz verilmemesi gerektiğini belirten Aksu, hak arama özgürlüğünün kullanılmasının sağlanmasının önemine işaret etti.
HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, "15 Temmuz'dan sonra ilan edilen OHAL ile birlikte hukuk sıfırlandı. Türkiye'de yargı her zaman büyük sorundu fakat son 2 yılda artık sorun olmaktan çıktı. Neden? Çünkü yargı kalmadı." dedi.
CHP'nin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin Genel Kuruldaki görüşmelerde HDP Grubu adına Sancar söz aldı.
Sancar, gelinen yerin "AKP mahkemeleri" olduğunu ve artık 2014'ten beri adım adım kurulan sistemin, "parti yargısı sistemi" haline geldiğini öne sürdü.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında hazırlanan fezlekeleri anlatan Sancar, "Savcılar açık talimatlar üzerine bu fezlekeleri hazırladılar, şimdi de yargılamaları bu keyfilikle sürdürüyorlar." ifadesini kullandı.
OHAL ilan edildiği günden bugüne hukukun olmadığını savunan Sancar, "15 Temmuz'dan sonra ilan edilen OHAL ile birlikte hukuk sıfırlandı. Türkiye'de yargı her zaman büyük sorundu fakat son 2 yılda artık sorun olmaktan çıktı. Neden? Çünkü yargı kalmadı. Yargı, yargı olmaktan çıktığı için ortada yargı sorunu yok. Ortada siyasal iktidarın her türlü aracı, kendi istediği şekilde kullandığı keyfi bir düzen var." şeklindeki görüşlerini dile getirdi.
Sancar, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile meslekten ihraç edilen ve işlerine dönmek amacıyla açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın tutuklanmasına da tepki gösterdi. Sancar, "Hiçbir zulüm düzeni ilelebet devam edemez. Bugünün zalimleri mutlaka başka zamanın zalimleri tarafından yargılanır. Bir düşünürün öyle bir sözü vardır. Bizim istediğimiz bu değildir. Biz, zulüm döngüsünün kırılmasını istiyoruz." diye konuştu.
TBMM Genel Kurulunda, CHP'nin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında "Türk yargı sistemini partizanlık yaparak etkilediği" iddiasıyla verdiği gensoru önergesinin görüşmeleri sürüyor.
Gensoru önergesi üzerinde, imza sahibi olarak söz alan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, 24 Aralık'ta yapılan hakim ve savcı alımıyla ilgili "şaibeli sınavın" iptal edilmesini istedi.
Bu sınavda, yazılıda kimin kaç puan aldığı ve mülakatta hangi kriterlerin uygulandığının kamuoyuna açıklanmasını da isteyen Yarkadaş, "Yeni sınavı kameraların önünde kamuoyunu ikna ederek yapın. Aksi tekdirde bizim yargıya da güvenmemizi beklemeyin." dedi.
"Sadece AKP'li oldukları için atanan bu hakimlere neden güvenelim?" diyen Yarkadaş, "Siz geçmişte ortağı olduğunuz FETÖ ile muhalefeti sindiriyor ve bundan da büyük keyif alıyorsunuz. Şimdi eski ortağınız FETÖ'den öğrendiğiniz yöntemleri uyguluyorsunuz." iddiasında bulundu.
CHP Grubu adına söz alan Grup Başkanvekili Levent Gök, Anayasa değişikliği ile yürürlükten kalkacak olan gensoruyu, demokratik ve laik Cumhuriyetin bütün kazanımları gibi geri getireceklerini kaydetti.
24 Aralık 2016'da yapılan hakim ve savcı alımı için kararnameyle yazılı sınav şartının kaldırıldığını belirten Gök, "Mülakatla, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir partiye organik bağı olanlar hakim ve savcı yapıldı." görüşünü dile getirdi.
"Bunun adı tam anlamıyla partizanlıktır." diyen Gök, bu uygulamaların altında "hakim ve savcılar bizden olsun, onları kontrol edelim isteğinin yattığını" öne sürdü.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın herkesi FETÖ'cü olmakla suçladığını savunan Gök, Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerine yönelik soruşturmaları hatırlattı.
Sözcü Gazetesi'nin FETÖ ile mücadele ettiğini, bu mücadeleye ilişkin olduğunu belirttiği manşetleri gösteren Levent Gök, Bozdağ'ın, Fethullah Gülen ile ilgili geçmişte söylediklerini hatırattı. Gök, "Şimdi Sözcü gazetesi FETÖ'cü ama Bekir Bozdağ FETÖ'cü değil. Bu manşetleri atan Sözcü gazetesi FETÖ'cü ise siz FETÖ'cünün kralısınız." diye konuştu.
FETÖ'nün iktidar kararnamesiyle TÜBİTAK'ı ele geçirdiğini, AK Parti'den 37 milletvekilinin imzasıyla, FETÖ'cü olmayan subayların ordudan tasfiye edilmesine olanak sağlayan kanun teklifi verildiğini savunan Gök, bu kanun teklifindeki milletvekillerinin isimlerini okudu. Gök, "Kim yaptırdı bu kanun değişikliğini size? Açıklamazsanız üzerinizde FETÖ damgası kalır. Bunu açıklayın. Bu imzayı kimin attırdığını açıklayın." ifadelerini kullandı.
Akıncılar iddianamesini hazırlayan savcının mahkemeden önce Adalet Bakanına gittiğini öne süren Gök, "Önce AKP gördü iddianameyi. Üzerine 'görüldü' damgasını vurdu ve sonra Akıncılar İddianamesini mahkemeye götürdü." iddiasında bulundu.
AK Parti Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, kanun teklifine imza atan milletvekillerini bir suç işlemiş gibi göstermenin bühtan olduğunu söyledi.
Milletvekillerinin, kanun tekliflerine, İçtüzükten kaynaklanan hak ile imza attıklarını belirten Can, kanun teklifinin komisyondan geçtiğini, komisyonda CHP'li milletvekillerinin de bulunduğunu, Genel Kurul aşamasında CHP'nin destek verdiğinin de görüldüğünü kaydetti.
"Bunu herhangi bir örgütle ilişkilendirmek doğru değil." diyen Can, "FETÖ'ye karşı milli iradeyi hep beraber savunduk. Buradan siyasi çıkar devşirmeye çalışmak doğru değil. Kanun çıktıktan sonra uygulamasında problemler varsa düzeltilebilir." diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Gök, yeniden söz alarak, "Devletin savcısının yazdığı iddianameyi okudum. İddianamede 'FETÖ, 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları TSK'dan tasfiye etmek için kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırmıştır' diyor. Gelin kendinizi kurtarın. 'Ben FETÖ'cü değilim' deyin. Talimatı vereni açıklayın. FETÖ'nün siyasi ayağı bunlarla yüzleşmekten geçer." görüşünü öne sürdü.
AK Parti'li Can, yeniden söz alarak, milletvekillerinin özgür iradeleriyle kanun tekliflerine imza atabileceklerini söyledi.
"FETÖ'cü olan, destek sağlayan FETÖ'ye beraber haraket eden alçaktır, şerefsizdir." diyen Can, "Herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bizler milletvekilleri olarak kanun teklifine imza attık ve bu imzanın arkasında da duruyoruz. Evet, 17-25 Aralık'tan önce AK Parti, bu alçak yapıyla belki bazı uygulamaları beraber götürmüş olabilir. 17-25 Aralık'tan sonra Cumhurbaşkanı adayınız kimdi? 17-25 Aralık'tan sonra onların getirdiği sahte delilleri alabildiğine kullanmadınız mı?" diye sordu.
MHP Grup Başkanvekili Erhan Usta, Can'dan, Ekmeleddin İhsanoğlu ile ilgili sözlerine açıklık getirmesini istedi.
Can, yerinden söz alarak, "Bu alçak FETÖ terör örgütü 17-25 Aralık hadisesiyle ortaya çıkmıştır. 17-25 Aralık'ta yapmış olduğu eylemlerle, hukuk darbesiyle, hukuku siyaset alet etmesiyle ortaya çıkmıştır. AK Parti iktidarları bu tarihten sonra bu alçak terör örgütüyle mücadeleye başlamıştır. Benim burada kastım, 17-25 Aralık'tan sonra dahi uzantılarının siyasi argüman olarak bazı partiler, özellikle CHP, oradan almış olduğu illegal delilleri kürsülerde kullanmıştır. Kaldı ki Cumhurbaşkanı aday noktasında da alçak FETÖ'nün desteklemiş olduğu bir aday minvalinde buluşmuştur dedim. Kastım odur. MHP ile alakası yoktur." açıklamasını yaptı.
Bunun üzerine Usta yerinden söz alarak, şunları söyledi:
"Biz FETÖ'nün o dönmede kimi desteklediğini bilmiyoruz. Ekmeleddin İhsanoğlu bey vatanına, miletine bağlı, hiçbir şekilde bu yapıyla, cemaat iken AKP'nin kolkola gezdiği dönem dahil, hiçbir ilişkisi olmamıştır. Burada sözün nereye gideceğine dikkat etmek lazım. Bu şekilde bizim milletvekilimizi zan altında bırakacak veya bu ilişkiyi kuracak laflardan kaçınmasını tavsiye ederim kendilerine. Yoksa burada bunları konuşacaksak, konuşulanacak çok şey var. Daha dikkatli olunmalı. Hiçbir yorum yapmadan özür dilemesini kendilerinden talep ediyorum."
Tartışmanın uzaması üzerine TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, birleşime ara verdi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "PKK'nın HDP'yi nasıl kullandığını hep beraber görüyoruz ve biliyoruz. CHP'ye söylüyorum; aynı yoldan yürümeyin. DHKP/C'nin CHP'yi kullanmasına izin vermeyin." dedi.
Soylu, TBMM Genel Kurulunda CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş'ın Nuriye Gülmen ile birlikte tutuklanan Semih Özakça'nın annesinin polis müdahalesi sırasında çekilmiş bir fotoğrafına atfen yaptığı değerlendirmeye verdiği cevapta polisin, jandarmanın, korucuların genel görevinin hem kamu güvenliği tesis etmek hem de ülkenin huzur ve güvenini sağlayabilmek olduğunu söyledi.
Siyasetin temel görevinin ise teröre alet olmamak olduğunu ifade eden Soylu, şunları kaydetti:
"Birkaç gündür gerek Yüksel Caddesi gerekse diğer yerlerde yaşananları hep beraber takip ediyoruz. KHK ile birlikte kendi iş yerlerinden terör örgütü mensubu olmak suretiyle atılan iki kişiden bahsediyoruz. Bu iki kişi DHKP/C mensubudur. 2012'den itibaren DHKP/C örgütü mensubu olması sebebiyle defalarca gözaltına alınmışlardır. En son İstanbul'daki DHKP/C operasyonunda bir babanın feryadını hep beraber dinledik. Kızını örgüttün kurtaramayan, bunun için örgütün işkencesine maruz kalan bir babanın feryadını dinledik.
Bizim hep beraber görevimiz, bu örgütlerin bizi kullanmamasıdır. İçişleri Bakanı olarak söylüyorum; PKK'nın HDP'yi nasıl kullandığını hep beraber görüyoruz ve biliyoruz. CHP'ye söylüyorum; aynı yoldan yürümeyin. DHKP/C'nin CHP'yi kullanmasına izin vermeyin. Yapmanız gereken, bu yargının ortaya koyacağı kararı beklemektir. Sonra KHK ile birlikte işine son verilenlerle ilgili yeni bir kurul var. Bu kurul değerlendirmelerini ortaya koyacak. Çektiğimiz sıkıntıları tekrar çekmemek ve güvenlik görevlilerimize bu konuda haksız ithamda bulunmak çok yanlıştır."
HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, sataşmadan söz isteyerek, insanların, haklarında hüküm olmadan hüküm giymiş gibi değerlendirilemeyeceğini söyledi.
İçişleri Bakanının bu kişilerle ilgili "hüküm verdiğini" belirten Kerestecioğlu, "Ama İçişleri Bakanının tarzı bu. Bu ülke insanına azap etmek. Gerçekten bu ülke insanı artık huzur istiyor, barış istiyor." değerlendirmesinde bulundu.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba da "Bu insanlar 2012'den beri teröristse niye sokakta geziyordu?" diye sordu.
"Bu insanlar sokağa çıkıp AKP'nin gerçek yüzünü gösterdiği zaman terörist oldu." diyen Ağbaba, "Geçmişte İlker Başbuğ'a, Hanefi Avcı'ya, Mehmet Haberal'a, Mustafa Balbay'a 'terörist' diyen sizdiniz. Onlar çıkınca, utanmadan 'Bizi kandırdılar' diyen yine sizsiniz. Bu insanlar ekmekleri için eylem yapıyorlar. Haklarında soruşturma yok." diye konuştu.
AK Parti İzmir Milletvekili Hamza Dağ da "Mazlum-Der'in son zamanlarda bir örgütün arka bahçesi haline gelmiş olması bizim içimizde olumsuz bir ukdedir." değerlendirmesinde bulundu.
CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı OHAL nedeniyle yaşanan açlık grevleri, MHP Adana Milletvekili Muharrem Varlı çiftçilerin sorunları, Ayşe Sula Köseoğlu Ankara'da gerçekleştirilecek Trabzon günleri konu başlıklarında gündem dışı birer konuşma yaptı.
MHP Grup Başkanvekili Erhan Usta, 24 yıl önce Malatya'dan birliklerine katılmak üzere sivil otobüslerle hareket eden 33 askerin Elazığ-Bingöl karayolunda şehit edildiğini hatırlattı.
Vatanın bütünlüğü için canlarını seve seve veren tüm şehitlere Allah'tan rahmet dileyen Usta, "Masum insanları nerede olduğuna, kim olduğuna bakmaksızın şehit edenler ve o şehit edenlerle ilgili hiçbir kaygı taşımayanların 33 askerin 24 yıl önce yol ortasında nasıl şehit edildiğine bir daha bakmalarını tavsiye ediyorum." diye konuştu.
HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, olağanüstü hal kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevlerinden ihraç edilen ve işlerine dönmek amacıyla açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın "silahlı terör örgütü" üyeliğiyle suçlanmasına tepki gösterdi.
Kerestecioğlu, "Gülmen ve Özakça'nın söz konusu suçtan tutuklanıp cezaevine götürülmesi belki de dünyada bir ilktir. Devlet, vatandaşlarının yaşam haklarından sorumludur. Umarım bunun farkındadırlar." ifadesini kullandı.
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de 24 yıl önce vatani görevlerini yapmak üzere birliklerine giden 33 askerin PKK tarafından şehit edilişine değindi.
Söz konusu şehitlerden geriye 6 bebeğin kaldığını belirten Özel, "Şimdi o bebekler 25-26 yaşlarındalar. O büyük acı aradan geçen bunca zamana rağmen içimizi yakıyor. Bu konuyla ilgili verilen devlet sözünün hala tutulmadığı ortada. Dün İngiltere için söylemiştik, bugün bir kez daha ifade edelim; terör kim tarafından yapılırsa yapılsın bir insanlık suçudur ve lanetlenmelidir." dedi.
Özel, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın iftar davetinin CHP Grubuna da ulaştığını aktardı.
Davetin ekinde Mecliste yapılan ve yapılması planlanan bir takım çalışmalara ilişkin bilgiler verildiğini anlatan Özel, şöyle devam etti:
"Gerçekleştirilen çalışmaların her maddesi tartışmalı. Yetki aşımındadır. Milletin Meclisini millet yapacaksa Hazineden yaptırırsınız, halktan kesilen vergilerle yaptırırsınız ama milletin Meclisini yandaşlar yapıyor. O yüzden de kimseye sormadan yapıyorlar. Kulislere bakıyorsunuz, zevksiz döşenmiş bir otel lobisi, bir masaj merkezinin dinlenme kısmı ya da neon ışıklarla pavyonları andıran bir görüntü var. Utanılacak bir hale geldi."
Kahraman'ın, yokluk yıllarında inşa edilen TBMM'nin şu an ihtiyaca cevap vermediğini, buranın da yıkılıp yerine yenisinin yapılmasını temenni ettiğini belirttiğini aktaran Özel, "Akıl alır gibi değil. Milletvekillerinin oturduğu bina ortada. Meclisin tarihi dokusuyla bağdaşmayan işler ortadayken şimdi burayı ihtiyaca cevap verecek bir yer yapacakmış. Bu akıl alır bir yaklaşım değil." ifadesini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İnceöz de 24 yıl önce silahsız 33 askeri haince katleden eli kanlı terör örgütünü lanetlediğini bildirdi.
Vatanın bölünmez bütünlüğü için şehadet şerbetini içmiş 15 Temmuz şehitleri de dahil tüm şehitleri andığını belirten İnceöz, "Bugün ülkemizde vatanın bütünlüğü için canını veren şehitlerimiz olmasaydı 780 bin kilometrekare içerisinde birlik ve beraberlik içerisinde yaşamamız mümkün olmazdı." dedi.
İnceöz, 15 Temmuz'a karşı duran kahramanlığa karşı hala "kontrollü darbe" gibi söylemlerin dile getirilmesini kınadı.
Bu yanlıştan derhal dönülmesi gerektiğine vurgu yapan İnceöz, şunları kaydetti:
"Bu söylemden derhal vazgeçin. 15 Temmuz'u hep birlikte yaşadık. Meclis çatısı altında bombalar yağdı üzerimize. Bir duruş sergiledik, milli iradeye hep birlikte sahip çıktık. 15 Temmuz'da milletimiz canıyla nasıl destan yazılacağını bir kez daha göstermiştir."
TBMM Genel Kurulu'nda, MHP ve HDP'nin gündeme ilişkin önerileri kabul edilmedi.
Genel Kurulda, ilk olarak, MHP'nin Büyük Menderes Nehri'ndeki kirlilik ile ilgili verdiği araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
MHP Aydın Milletvekili Deniz Depboylu, Büyük Menderes Nehri'nin, Ergene ve Gediz'den sonra Türkiye'nin en kirli 3. nehri olduğunu belirtti.
Büyük Menderes Nehri'nde iki temel sorun bulunduğunu, bunların birincisinin, nehrin ana su kütlesi ve kolları ile bu su kütleleriyle bağlantılı gölleri etkileyen kirlilik sorunu, diğerinin ise nehir havzasında su düzeninin bozulması olduğunu ifade eden Depboylu, Menderes Nehri'nin kirliliğinin önemli sebepleri arasında sanayi atıkları, jeotermal atıklar, plansız kentleşme ve belediye atıkları, evsel atıklar, aşırı gübre ve ilaçlama yer aldığını aktardı.
Depboylu, "Menderes havzasının kurtulması için alınabilecek çok sayıda önlem mevcut. Bu önlemlerin bazıları alınmaya çalışılmış ama yetersiz. Bir kısmına hiç dokunulmamış. Bu konuda ciddi bir çalışma yapılması gerekiyor." diye konuştu.
AK Parti Aydın Milletvekili Mehmet Erdem, çevrenin insan sağlığı açısından, gelecek açısından çok önemli olduğunu ifade etti.
Büyük Menderes havzasının kirliliğiyle ilgili 2016'nın Ağustos ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Büyük Menderes Havzası Kirlilik Önleme Eylem Planı hazırlandığını anlatan Erdem, planın devam ettiğini vurguladı.
CHP Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar, 25 akarsu havzasından biri olan Büyük Menderes'teki su kirliliğinin, havzada yaşayan 2,5 milyon insanı ve havza ekosistemini tehdit ettiğini bildirdi.
Tarım, sanayi ve turizm sektörlerinin ve havza ekosisteminin su ihtiyacını karşılayarak doğal ve sosyal yaşamının devamlılığını sağlayan Büyük Menderes Nehri'nin aşırı kullanım ve kirlilik baskısı altında olduğunu ifade eden Baydar, "Menderes Nehri bugün Türkiye'nin en kirli 3. nehri olup, su kalitesi 4. sınıf su kirlilik seviyesindedir. Bu suyun tarımsal sulamada kullanılması oldukça zararlıdır." diye konuştu.
Öte yandan, HDP'nin "Kayıplar ve Faili Meçhul olaylar" ile ilgili araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi de kabul edilmedi.
CHP'nin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin Genel Kuruldaki görüşmelerde MHP Grubu adına Aksu, söz aldı.
Aksu, yargının insanların tereddütsüz güvenebileceği bir yapıya kavuşmasının, hakim ve savcıların liyakat, vicdan sahibi olmasının, "önce Türkiye, önce Türk milleti" diyecek bir anlayışla hareket etmesinin, yargı sistemine güvenin teminatı olduğunu belirtti.
Yargının, siyasi iktidarların, belirli kişi ya da grupların güdümünde hareket etmeyen, bir kısım aidiyetlerin, adalet duygusunun önüne geçmesine imkan vermeyen, daima hakkı savunan bir yapıya büründürülmesi gerektiğini vurgulayan Aksu, "Geciken adaletin adalet olmadığından hareketle, adil ve hızlı yargılanma her şartta temin edilmelidir. Yargı sisteminin ayrılmaz parçası olan savunma hakkı ortadan kaldırılmamalı, sınırlandırılmamalıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'de hukuk ve yargı sisteminin, son yıllarda büyüyen sorunlarla karşı karşıya olduğunu savunan Aksu, bu sorunların, yaygın ve hukukun birçok bölümünde kendisini gösterdiğini kaydetti. Aksu, en büyük sorunun, hukuk kurallarının uygulanmadığı ya da kişiye, duruma göre farklı uygulandığı algısı olduğunu belirterek, bu kanaate yol açan unsurların mutlaka giderilmesi gerektiğini vurguladı.
Aksu, adaletin siyasallaşması veya bir kişinin, grubun çıkarlarını önceleyen bir yaklaşımla karar vermesinin, yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ilkesini kökten yok edeceğini dile getirdi.
15 Temmuz hain darbe girişiminin, Türk milletinin engin feraseti, demokrasiye bağlılığıyla önlendiğini, demokrasinin uçurumdan döndüğüne işaret eden Aksu, Türk devletine, milletine kast eden her düzeydeki hainlerin tamamen temizlenmeden mücadelenin kamu vicdanında inandırıcılığının olmayacağını belirtti. Aksu, bu süreçte soruşturma aşamalarının sekteye uğramamasının, "Olan garibana oldu" anlayışının oluşmamasının, halkın terörle mücadeleye verdiği desteğin kaybedilmemesinin ve devlete olan inancın zaafa uğratılmamasının önemli olduğunu söyledi.
Aksu, bu çerçevede 15 Temmuz'un planlayıcılarının, sevk ve idaresini yapan lider kadrosunun, kalkışmanın siyasi ve diğer kesimlerdeki ayağının, mevkisi ve görevi ne olursa olsun, aynı titizlikle değerlendirilmesi, soruşturulması, temizlenmesi gerektiğini kaydederek, "Unutulmamalı ki hükümet sistemi değişikliğiyle, Türkiye'nin içine girdiği yeni dönemin başlangıç noktası temizlik olmalıdır. Temiz siyaset, temiz toplum, temiz yönetim anlayışı gecikmeden hayata geçirilmelidir. Artık Türkiye yüklerinden kurtulmalı, millet tarafından inşa edilen yeni hükümet sistemiyle kuruluş ruhu canlandırılmalıdır." ifadelerini kullandı.
İnsanların adaletli ve hakkaniyetli sosyal düzen içinde yaşaması için hukukun üstünlüğü prensibinden asla taviz verilmemesi gerektiğini belirten Aksu, hak arama özgürlüğünün kullanılmasının sağlanmasının önemine işaret etti.
HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, "15 Temmuz'dan sonra ilan edilen OHAL ile birlikte hukuk sıfırlandı. Türkiye'de yargı her zaman büyük sorundu fakat son 2 yılda artık sorun olmaktan çıktı. Neden? Çünkü yargı kalmadı." dedi.
CHP'nin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin Genel Kuruldaki görüşmelerde HDP Grubu adına Sancar söz aldı.
Sancar, gelinen yerin "AKP mahkemeleri" olduğunu ve artık 2014'ten beri adım adım kurulan sistemin, "parti yargısı sistemi" haline geldiğini öne sürdü.
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında hazırlanan fezlekeleri anlatan Sancar, "Savcılar açık talimatlar üzerine bu fezlekeleri hazırladılar, şimdi de yargılamaları bu keyfilikle sürdürüyorlar." ifadesini kullandı.
OHAL ilan edildiği günden bugüne hukukun olmadığını savunan Sancar, "15 Temmuz'dan sonra ilan edilen OHAL ile birlikte hukuk sıfırlandı. Türkiye'de yargı her zaman büyük sorundu fakat son 2 yılda artık sorun olmaktan çıktı. Neden? Çünkü yargı kalmadı. Yargı, yargı olmaktan çıktığı için ortada yargı sorunu yok. Ortada siyasal iktidarın her türlü aracı, kendi istediği şekilde kullandığı keyfi bir düzen var." şeklindeki görüşlerini dile getirdi.
Sancar, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile meslekten ihraç edilen ve işlerine dönmek amacıyla açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın tutuklanmasına da tepki gösterdi. Sancar, "Hiçbir zulüm düzeni ilelebet devam edemez. Bugünün zalimleri mutlaka başka zamanın zalimleri tarafından yargılanır. Bir düşünürün öyle bir sözü vardır. Bizim istediğimiz bu değildir. Biz, zulüm döngüsünün kırılmasını istiyoruz." diye konuştu.
TBMM Genel Kurulunda, CHP'nin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında "Türk yargı sistemini partizanlık yaparak etkilediği" iddiasıyla verdiği gensoru önergesinin görüşmeleri sürüyor.
Gensoru önergesi üzerinde, imza sahibi olarak söz alan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, 24 Aralık'ta yapılan hakim ve savcı alımıyla ilgili "şaibeli sınavın" iptal edilmesini istedi.
Bu sınavda, yazılıda kimin kaç puan aldığı ve mülakatta hangi kriterlerin uygulandığının kamuoyuna açıklanmasını da isteyen Yarkadaş, "Yeni sınavı kameraların önünde kamuoyunu ikna ederek yapın. Aksi tekdirde bizim yargıya da güvenmemizi beklemeyin." dedi.
"Sadece AKP'li oldukları için atanan bu hakimlere neden güvenelim?" diyen Yarkadaş, "Siz geçmişte ortağı olduğunuz FETÖ ile muhalefeti sindiriyor ve bundan da büyük keyif alıyorsunuz. Şimdi eski ortağınız FETÖ'den öğrendiğiniz yöntemleri uyguluyorsunuz." iddiasında bulundu.
CHP Grubu adına söz alan Grup Başkanvekili Levent Gök, Anayasa değişikliği ile yürürlükten kalkacak olan gensoruyu, demokratik ve laik Cumhuriyetin bütün kazanımları gibi geri getireceklerini kaydetti.
24 Aralık 2016'da yapılan hakim ve savcı alımı için kararnameyle yazılı sınav şartının kaldırıldığını belirten Gök, "Mülakatla, Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir partiye organik bağı olanlar hakim ve savcı yapıldı." görüşünü dile getirdi.
"Bunun adı tam anlamıyla partizanlıktır." diyen Gök, bu uygulamaların altında "hakim ve savcılar bizden olsun, onları kontrol edelim isteğinin yattığını" öne sürdü.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın herkesi FETÖ'cü olmakla suçladığını savunan Gök, Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerine yönelik soruşturmaları hatırlattı.
Sözcü Gazetesi'nin FETÖ ile mücadele ettiğini, bu mücadeleye ilişkin olduğunu belirttiği manşetleri gösteren Levent Gök, Bozdağ'ın, Fethullah Gülen ile ilgili geçmişte söylediklerini hatırattı. Gök, "Şimdi Sözcü gazetesi FETÖ'cü ama Bekir Bozdağ FETÖ'cü değil. Bu manşetleri atan Sözcü gazetesi FETÖ'cü ise siz FETÖ'cünün kralısınız." diye konuştu.
FETÖ'nün iktidar kararnamesiyle TÜBİTAK'ı ele geçirdiğini, AK Parti'den 37 milletvekilinin imzasıyla, FETÖ'cü olmayan subayların ordudan tasfiye edilmesine olanak sağlayan kanun teklifi verildiğini savunan Gök, bu kanun teklifindeki milletvekillerinin isimlerini okudu. Gök, "Kim yaptırdı bu kanun değişikliğini size? Açıklamazsanız üzerinizde FETÖ damgası kalır. Bunu açıklayın. Bu imzayı kimin attırdığını açıklayın." ifadelerini kullandı.
Akıncılar iddianamesini hazırlayan savcının mahkemeden önce Adalet Bakanına gittiğini öne süren Gök, "Önce AKP gördü iddianameyi. Üzerine 'görüldü' damgasını vurdu ve sonra Akıncılar İddianamesini mahkemeye götürdü." iddiasında bulundu.
AK Parti Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, kanun teklifine imza atan milletvekillerini bir suç işlemiş gibi göstermenin bühtan olduğunu söyledi.
Milletvekillerinin, kanun tekliflerine, İçtüzükten kaynaklanan hak ile imza attıklarını belirten Can, kanun teklifinin komisyondan geçtiğini, komisyonda CHP'li milletvekillerinin de bulunduğunu, Genel Kurul aşamasında CHP'nin destek verdiğinin de görüldüğünü kaydetti.
"Bunu herhangi bir örgütle ilişkilendirmek doğru değil." diyen Can, "FETÖ'ye karşı milli iradeyi hep beraber savunduk. Buradan siyasi çıkar devşirmeye çalışmak doğru değil. Kanun çıktıktan sonra uygulamasında problemler varsa düzeltilebilir." diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Gök, yeniden söz alarak, "Devletin savcısının yazdığı iddianameyi okudum. İddianamede 'FETÖ, 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları TSK'dan tasfiye etmek için kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırmıştır' diyor. Gelin kendinizi kurtarın. 'Ben FETÖ'cü değilim' deyin. Talimatı vereni açıklayın. FETÖ'nün siyasi ayağı bunlarla yüzleşmekten geçer." görüşünü öne sürdü.
AK Parti'li Can, yeniden söz alarak, milletvekillerinin özgür iradeleriyle kanun tekliflerine imza atabileceklerini söyledi.
"FETÖ'cü olan, destek sağlayan FETÖ'ye beraber haraket eden alçaktır, şerefsizdir." diyen Can, "Herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bizler milletvekilleri olarak kanun teklifine imza attık ve bu imzanın arkasında da duruyoruz. Evet, 17-25 Aralık'tan önce AK Parti, bu alçak yapıyla belki bazı uygulamaları beraber götürmüş olabilir. 17-25 Aralık'tan sonra Cumhurbaşkanı adayınız kimdi? 17-25 Aralık'tan sonra onların getirdiği sahte delilleri alabildiğine kullanmadınız mı?" diye sordu.
MHP Grup Başkanvekili Erhan Usta, Can'dan, Ekmeleddin İhsanoğlu ile ilgili sözlerine açıklık getirmesini istedi.
Can, yerinden söz alarak, "Bu alçak FETÖ terör örgütü 17-25 Aralık hadisesiyle ortaya çıkmıştır. 17-25 Aralık'ta yapmış olduğu eylemlerle, hukuk darbesiyle, hukuku siyaset alet etmesiyle ortaya çıkmıştır. AK Parti iktidarları bu tarihten sonra bu alçak terör örgütüyle mücadeleye başlamıştır. Benim burada kastım, 17-25 Aralık'tan sonra dahi uzantılarının siyasi argüman olarak bazı partiler, özellikle CHP, oradan almış olduğu illegal delilleri kürsülerde kullanmıştır. Kaldı ki Cumhurbaşkanı aday noktasında da alçak FETÖ'nün desteklemiş olduğu bir aday minvalinde buluşmuştur dedim. Kastım odur. MHP ile alakası yoktur." açıklamasını yaptı.
Bunun üzerine Usta yerinden söz alarak, şunları söyledi:
"Biz FETÖ'nün o dönmede kimi desteklediğini bilmiyoruz. Ekmeleddin İhsanoğlu bey vatanına, miletine bağlı, hiçbir şekilde bu yapıyla, cemaat iken AKP'nin kolkola gezdiği dönem dahil, hiçbir ilişkisi olmamıştır. Burada sözün nereye gideceğine dikkat etmek lazım. Bu şekilde bizim milletvekilimizi zan altında bırakacak veya bu ilişkiyi kuracak laflardan kaçınmasını tavsiye ederim kendilerine. Yoksa burada bunları konuşacaksak, konuşulanacak çok şey var. Daha dikkatli olunmalı. Hiçbir yorum yapmadan özür dilemesini kendilerinden talep ediyorum."
Tartışmanın uzaması üzerine TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, birleşime ara verdi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "PKK'nın HDP'yi nasıl kullandığını hep beraber görüyoruz ve biliyoruz. CHP'ye söylüyorum; aynı yoldan yürümeyin. DHKP/C'nin CHP'yi kullanmasına izin vermeyin." dedi.
Soylu, TBMM Genel Kurulunda CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş'ın Nuriye Gülmen ile birlikte tutuklanan Semih Özakça'nın annesinin polis müdahalesi sırasında çekilmiş bir fotoğrafına atfen yaptığı değerlendirmeye verdiği cevapta polisin, jandarmanın, korucuların genel görevinin hem kamu güvenliği tesis etmek hem de ülkenin huzur ve güvenini sağlayabilmek olduğunu söyledi.
Siyasetin temel görevinin ise teröre alet olmamak olduğunu ifade eden Soylu, şunları kaydetti:
"Birkaç gündür gerek Yüksel Caddesi gerekse diğer yerlerde yaşananları hep beraber takip ediyoruz. KHK ile birlikte kendi iş yerlerinden terör örgütü mensubu olmak suretiyle atılan iki kişiden bahsediyoruz. Bu iki kişi DHKP/C mensubudur. 2012'den itibaren DHKP/C örgütü mensubu olması sebebiyle defalarca gözaltına alınmışlardır. En son İstanbul'daki DHKP/C operasyonunda bir babanın feryadını hep beraber dinledik. Kızını örgüttün kurtaramayan, bunun için örgütün işkencesine maruz kalan bir babanın feryadını dinledik.
Bizim hep beraber görevimiz, bu örgütlerin bizi kullanmamasıdır. İçişleri Bakanı olarak söylüyorum; PKK'nın HDP'yi nasıl kullandığını hep beraber görüyoruz ve biliyoruz. CHP'ye söylüyorum; aynı yoldan yürümeyin. DHKP/C'nin CHP'yi kullanmasına izin vermeyin. Yapmanız gereken, bu yargının ortaya koyacağı kararı beklemektir. Sonra KHK ile birlikte işine son verilenlerle ilgili yeni bir kurul var. Bu kurul değerlendirmelerini ortaya koyacak. Çektiğimiz sıkıntıları tekrar çekmemek ve güvenlik görevlilerimize bu konuda haksız ithamda bulunmak çok yanlıştır."
HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, sataşmadan söz isteyerek, insanların, haklarında hüküm olmadan hüküm giymiş gibi değerlendirilemeyeceğini söyledi.
İçişleri Bakanının bu kişilerle ilgili "hüküm verdiğini" belirten Kerestecioğlu, "Ama İçişleri Bakanının tarzı bu. Bu ülke insanına azap etmek. Gerçekten bu ülke insanı artık huzur istiyor, barış istiyor." değerlendirmesinde bulundu.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba da "Bu insanlar 2012'den beri teröristse niye sokakta geziyordu?" diye sordu.
"Bu insanlar sokağa çıkıp AKP'nin gerçek yüzünü gösterdiği zaman terörist oldu." diyen Ağbaba, "Geçmişte İlker Başbuğ'a, Hanefi Avcı'ya, Mehmet Haberal'a, Mustafa Balbay'a 'terörist' diyen sizdiniz. Onlar çıkınca, utanmadan 'Bizi kandırdılar' diyen yine sizsiniz. Bu insanlar ekmekleri için eylem yapıyorlar. Haklarında soruşturma yok." diye konuştu.
AK Parti İzmir Milletvekili Hamza Dağ da "Mazlum-Der'in son zamanlarda bir örgütün arka bahçesi haline gelmiş olması bizim içimizde olumsuz bir ukdedir." değerlendirmesinde bulundu.
