2017-06-15 - 16:01
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Akif Hamzaçebi başkanlığında toplandı.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Akif Hamzaçebi başkanlığında toplandı.

AK Parti İstanbul Milletvekili Osman Boyraz, İstanbul'daki ulaşım hizmetleri ve yatırımları, CHP Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek, Çanakkale'deki çevre sorunları, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ise tutuklu kadınlar ve çocukları konu başlıklarında gündemdışı birer konuşma yaptı.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında özellikle Manisa'da dolu afetinin yaşandığını söyledi.

Doludan zarar gören çiftçilerin borçlarının ertelenmesini isteyen Akçay, "Hemen her yıl bu dolu olayı yaşanmaktadır. TARSİM sigorta primleri de yüzde 100 arttığı için çiftçiler sigorta yaptıramamaktadır. Hükümetten çiftçilerimizin zararlarının da karşılanması noktasında desteğini istiyoruz." ifadelerini kullandı.

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, bugün işçi direnişinin 47. yıl dönümü olduğunu söyledi.

Bugün de benzer durumların yaşandığını ifade eden Yıldırım, "Bu ülkede bu parlamentoya siyasi darbe yapılışının 224'üncü günündeyiz. 224 gündür eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz tutuklu bulunmaktadır. Bugün de CHP'li bir milletvekili daha tutuklandı. Bu darbe mantığının ortadan kaldırılması, halkın vekaletini alarak yasama organına gelmiş olan milletvekillerinin yasama faaliyetlerine eksiksiz katılmalarını istiyoruz." diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de Türkiye'deki adalet anlayışına ses ve omuz verenlerin cezalandırıldığı bir dönemin yaşandığını öne sürdü.

Parti kimliği olmadan insanların adalet ve demokrasi isteği karşısında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında yer aldığını vurgulayan Özel, "Bu yürüyüş bütün adalet arayanlar için başlatıldı. Güvenpark'taki bariyerler halkımızın kararlılığı karşısında bir anlam ifade etmedi. Bugün ilk gün. Ayaklarımız yeni yollarla tanışacak. Hep birlikte adaleti yeniden tesis edeceğiz." dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş ise CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacağını söylediğini anımsattı.

Altay'ın bu söylemlerle dış dünyaya müdahale çağrısında bulunduğunu belirten Muş, şöyle devam etti:

"Türkiye hangi savaşa girmiş de Cumhurbaşkanımız savaş suçlusu olsun. Terörle mücadele etmek ne zamandan beri savaş suçu olmuştur. Bu akla ve mantığa sığmayan bir iştir. Suriye'de Esed, çocukları öldürürken sessiz kalanlar kendi ülkelerinin cumhurbaşkanını savaş suçlusu olarak göstermeye çalışmaktadır. Cumhurbaşkanımızı uluslararası mahkemede yargılama hülyalarını 17-25 Aralık sürecinde FETÖ görürken, anlaşılıyor ki şimdi aynı hülyaları CHP görmektedir. Bu ülkede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı millet göreve getirdi, ancak millet götürür. Sandığın dışında hiçbir illegal güç Recep Tayyip Erdoğan'ı koltuğundan indiremez."

Muş, direniş çağrıları, sokak çağrıları, algı operasyonları ve medya manşetleriyle dış dünyaya müdahale çağrılarında bulunarak Türkiye'de iktidarın değişmeyeceğini söyledi.

Demokrasi kurallarının açık olduğunu, sandıkla gelenin sandıkla gideceğinin altını çizen Muş, "İki yıl sonra milletin önüne sandığı koyacağız. Orada millet kararını verecek." diye konuştu.

Muş, dün CHP'nin, Genel Başkanları Kemal Kılıçdaroğlu'nun fotoğrafının arkasında asker fotoğrafları yerleştirerek yürüyüşe çağrı adı altında paylaşımlarda bulunduğunu hatırlatan Muş, sivil bir yürüyüş başlatılacağını söyleyenlerin asker resimleriyle fotoğraf vererek neye, kime mesaj verdiklerini sordu.

CHP kanadından gelen itirazların karşılıklı tartışmaya dönüşmesi üzerine Başkanvekili Hamzaçebi, birleşime ara verdi.

Öte yandan, CHPli bazı milletvekilleri Genel Kurula üzerinde "adalet" yazan dövizlerle gelerek, dövizleri basın mensuplarına gösterdi.

TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi, milletvekili dokunulmazlığının ayrıcalık olmadığını belirterek, "Yasama yetkisinin özgür, bağımsız şekilde, hiçbir baskı altında kalmadan yerine getirilebilmesi için bir araçtır. Tutuklamanın öznesi kim olursa olsun, hukuktan ayrılmamak gerekir." dedi.

TBMM Genel Kurulu'nun bugünkü birleşimini yöneten Hamzaçebi, yasama yetkisinin sahibi milletvekillerinin, anayasal sınırlar çerçevesinde toplumda var olan siyasi görüşlerin temsilcileri olduğunu anımsattı.

Serbest seçimlerle halk adına karar alma yetkisi verilen milletvekillerinin, asli görev olarak parlamentoda görev yaptığına işaret eden Hamzaçebi, "Onların asli görev alanının parlamento olması, bu göreve üstün kamusal nitelik vermektedir." diye konuştu.

Hamzaçebi, Anayasa'nın 67. maddesinin temsil yetkisini düzenlediğine değinerek, milletvekillerinin, bu madde çerçevesinde halktan aldıkları temsil yetkisini kullandığını belirtti.

Bu yetkinin asıl kullanılma yerinin TBMM olduğunu anlatan Hamzaçebi, bu temsil yetkisine müdahale etmemenin, engellememenin hukukun temel kuralı olması gerektiğini kaydetti.

Hamzaçebi, "Anayasamızın 83'üncü maddesi de 'yasama dokunulmazlığı' başlığı altında yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu müesseselerini düzenlemiştir. Bu çerçevede, TBMM'nin izni olmadıkça hiçbir milletvekili gözaltına alınamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz, yargılanamaz. Ana kural budur. Temsil yetkisinin özüne hiçbir şekilde dokunmamak gerekir. Ancak 2016'da TBMM'nin kabul ettiği bir yasayla belli bir tarih itibarıyla milletvekilleri hakkında düzenlenen fezlekeler için yargılama yolu açılmıştır. Anayasanın 83. maddesinde sözü edilen TBMM'nin izni sağlanmıştır. Haklarında belli tarih itibarıyla fezleke düzenlenen milletvekillerinin yargılanması, kabul edilen anayasa değişikliğinin doğal sonucudur." diye konuştu.

"Ancak burada önümüze Anayasa Mahkemesinin Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal kararları çıkmaktadır." diyen Hamzaçebi, sözlerine şöyle devam etti:

Bu kararlar, temsil yetkisinin Anayasanın 67. maddesinden kaynaklandığını ortaya koyarak, hiçbir uygulamanın, temsil yetkisini zedelememesi, ortadan kaldırmaması gerektiğini söyler. Buna göre milletvekilleri yargılanabilir, haklarında bu yargılama sonucunda hüküm tesis edilebilir ama hiçbir zaman milletvekilleri tutuklanamaz. Ana kural budur. Hükmün kesinleşmesi halinde milletvekilliği görevinin nasıl sona ereceği, düşeceği Anayasanın ilgili maddelerinde düzenlenmiştir. Bu söylediğim, bütün milletvekilleri için geçerlidir. Bu konuşmayı, çok kısa bir şekilde 8 Aralık 2016 tarihli TBMM Genel Kurulunda bir vesileyle bu kürsüden ifade etme ihtiyacı duymuştum. Bugün yine bunu tekrarlama ihtiyacı duyuyorum."

TBMM Başkanvekili Hamzaçebi, tutuklamayla, kamusal yarara ulaşılmak istendiğini ancak temsil yetkisinden kaynaklanan kamusal yararın, üstün kamusal yarar olarak isimlendirildiğini, diğer kamusal yararın önüne geçtiğini belirterek, bu nedenle milletvekillerinin tutuklanmamasının esas olduğunu kaydetti.

Milletvekili dokunulmazlığının ayrıcalık olmadığına işaret eden Hamzaçebi, "Yasama yetkisinin özgür, bağımsız şekilde, hiçbir baskı altında kalmadan yerine getirilebilmesi için bir araçtır. Bunu bir ayrıcalık olarak değerlendirmemek gerekir. Tutuklama, bütün vatandaşlar için istisna olmalıdır. Tutuklamanın öznesi kim olursa olsun, hukuktan ayrılmamak gerekir. " değerlendirmesinde bulundu.

TBMM'nin, toplumun bütün renkleri, görüşleriyle temsil edildiği, milli iradenin tecelli ettiği en yüce makam olduğuna vurgu yapan Hamzaçebi, sözlerini şöyle tamamladı:

"Milletvekilleri olarak hepimizin huzur ve barış içinde bir toplum idealine ulaşmak hedefinde olduğuna eminim. Hiçbirimizin bu konuda farklı düşündüğünü sanmıyorum. Bu ideale ulaşmak için şimdi birbirimize sarılma, kucaklaşma zamanı. Bu barış, özgürlük havası içinde aydınlık geleceğe hep birlikte yürüme zamanıdır. "

TBMM Genel Kurulunda, HDP'nin, tutuklu milletvekilleri konusunun araştırılmasına ilişkin önergesinin bugün görüşülmesi önerisi kabul edilmedi.

Öneri üzerinde söz alan HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Türkiye'de belli bir süredir, yargının tarafsız, bağımsız ya da siyasi güdümle mi karar verdiğine dair tartışmaların yaşandığını söyledi.

Yıldırım, "siyasi soykırım operasyonları" olarak adlandırdıkları operasyonların çözüm ve barış sürecini sonlandırma hedefi güttüğünü savunarak, "Bu ülkede darbeler zinciri, çözüm sürecini bitirmek üzere 30 Ekim 2014 günü MGK'ca planlanmış ve 20 Temmuz günü Ceylanpınar'da 2 polisin gece uykusunda öldürülmesiyle yürürlüğe konmuştur." dedi.

Türkiye'nin hızla bir uçurumun kıyısına sürüklendiğini iddia eden Yıldırım, "Ülkenin götürülmek istendiği felaket içerisinde sizin akıbetiniz 80 milyonun akıbetinden farklı olmayacaktır." diye konuştu.

AK Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu da milletvekillerinin parlamentoda milletin amaç ve çıkarları doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Önergenin, tutuklu milletvekilleriyle alakalı olarak mahkemelerde alınan kararların bir araştırma komisyonu kurularak incelenmesini öngördüğünü ifade eden Çavuşoğlu, "Anayasamızın 138'inci maddesine baktığımızda, 'Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.' diyor. Bu konu yargının konusu ve Anayasanın 138'nci maddesi gereğince bu önerinin burada kabul edilmesi mümkün değildir." diye konuştu.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise partisinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun yargısız infaza maruz kaldığını söyledi.

Bugün CHP'nin ya da HDP'nin milletvekillerinin tutuklanabileceğini, Berberoğlu için verilen kararın yarın uluslararası bir ceza mahkemesinin iddianamesinin dayanağı olabileceğini vurgulayan Tanrıkulu, şunları kaydetti:

"Defalarca uyardım, 'yanlış yapıyorsunuz.' dedim. Enis Berberoğlu casus, ceza aldı, hapiste... Vallahi sizleri kimse kurtaramaz, açık söylüyorum, yarın öbür gün öyle bir iddianameyle karşı karşıya kalırsınız ki eski Yugoslavya gibi, Ruanda gibi bir iddianameyle karşı karşıya kalırsınız, defakto bir mahkeme kurulur ve Suriye'de insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili olarak, aynen o MİT tırlarındaki bu mahkeme kararı iddianamenin başlangıcı olur. İntikam alabilirsiniz, güç sizde olabilir ama kurtulamayacaksınız. Sizin korumanız gereken hukuk bu parlamentonun hukukudur. Bu parlamentonun, milletvekillerinin hukukuna sahip çıkın. Bu parlamentoyu kullanamıyoruz, dinlemiyorsunuz. İnsanlarda adalet duygusu kalmadı. Bu yargı daha önce de tarafsız bağımsız değildi, şimdi de değil. Yargı güçten yanadır. Şimdi güç sizsiniz. Burada barışı sağlayalım. Dışarı karşı siz güçlü olun. Burada bize düşmanca davranıyorsunuz. Damatlar kaçmayacak, milletvekili kaçacak öyle mi?"

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş ise Tanrıkulu'na tehdit etmeyi bırakmasını tavsiye etti.

Tanrıkulu'na, "Birileri sizin kulağınıza üfürdü mü? Mesaj mı veriyorsunuz? 'Gidin TBMM'den bu sözleri söyleyin' diye bir şey mi söylendi size. Biz hiçbir vesayeti kabul etmedik, bundan sonra da etmeyiz. Sayın Tanrıkulu'nun ifadelerine bakıldığında nefret içeriyor. Bu tehditler bizi korkutamaz. Sizi de insafa davet ediyorum." diye konuştu.

Bunun üzerine Tanrıkulu ise "Sen kısa pantolonla gezerken ben insan hakları mücadelesi yapıyordum. Kimse benim kulağıma bir şey fısıldamıyor. Bu cumhuriyeti senin kadar korumaya çalışıyorum." şeklinde cevap verdi.

Mehmet Muş, aklın yaşta değil başta olduğunu belirterek, "Sözünüzün bittiği yerde don meselelerine girmeyin, içinde boğulursunuz." dedi.

Tartışmaların devam etmesi üzerine TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi birleşime ara verdi.

Aranın ardından HDP'nin önergesi kabul edilmedi.

Öte yandan MHP'nin, çiftçilerin üretim ve pazarlamada yaşadığı sorunların araştırılması hakkında verdiği önerge de kabul edilmedi.

AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun 25 yıla mahkum olduğunu anımsatarak, "Bu kararın doğru olmadığını söyleyebiliriz. Bir milletvekilinin hükümle birlikte tutuklanması eleştirilebilir. Bu belki çoğumuzun hoş karşılamayacağı bir şey. Ancak bu dosya, Genel Kurulun kararıyla verilen, dokunulmazlık kapsamında olan bir dosya." dedi.

CHP, Danışma Kurulunda uzlaşma sağlanamadığı için "basına yönelik sansüre" ilişkin araştırma önergesinin bugün görüşülmesini, Genel Kurula grup önerisi olarak getirdi.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, grup önerisi aleyhinde yaptığı konuşmada, medyanın demokrasiyi savunması, milli birlik ve güvenliği tesis etmek için sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

Medyanın bir ajitasyon, provokasyon ve algı aparatı, gazetecinin de casusluk faaliyeti içerisinde olamayacağı değerlendirmesinde bulunan Akçay, basının, haber vermekten ziyade algı operasyonlarının yapıldığı bir mecraya dönüştüğünü savundu.

Akçay, gazeteci kimliğine de sahip bir milletvekilinin tutuklanmasının, kendileri açısından da üzücü olduğunu dile getirdi. Erkan Akçay, ancak bunun bir yargı süreci olduğunu, sürecin başında da dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin bulunduğunu kaydetti. Akçay, mahkemenin hükmünün kesin olmadığını, hukuki yolların tükenmediğini anımsatarak, süreci soğukkanlı, vakur şekilde takip etmek gerektiğini belirtti.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türk devletine, milletine musallat olan habis bir ur olduğunu, kökünün kazınmasından hiç kimsenin rahatsızlık duymaması gerektiğini, bunun ülkenin geleceği açısından mecburiyet olduğunu ifade eden Akçay, milletin, FETÖ'nün ihanetinin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını, suçluların cezalandırılmasını beklediğini söyledi.

Adalet dağıtması gereken makamların, adalet tartışmasının odağında yer aldığını savunan Akçay, adaletin bir slogan değil bir ülkü olduğunu belirtti. Akçay, adaletin, somut nitelikleri bulunduğunu, güven duyulması gereken müessese olduğunu vurgulayarak, "Adalet arayışı, sokakta, meydanda değil, hukuk, kanun, kurum ve kurallar içinde olmak mecburiyetindedir. Bu çerçevede, FETÖ'yle mücadelede samimi olunduğuna ve adalet arayışına ilişkin kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesine ihtiyaç vardır." dedi.

AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç da Türkiye'de son yıllarda gazetecilere baskı olduğu, basın özgürlüğü olmadığı yönünde kasıtlı, maksatlı propaganda yapıldığını söyledi.

Gazetecilerin, hükümete yönelik eleştiri sınırını da aşan haber, karikatür yayınlayabildiğini ifade eden Tunç, gazetecilik faaliyetinin arkasına sığınılarak suç işlenmesine hiçbir hukuk devletinin izin vermeyeceğini belirtti. Tunç, bazı kişilerin tutuklanmasının, gazetecilik faaliyetinden, görüşlerinden değil hukuku çiğnemelerinden olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Yılmaz Tunç, ceza, infaz kurumlarında kendilerini gazeteci olarak beyan eden kişilerden 10'unun adam öldürmekten tutuklu ve hükümlü olduğunu, 3'ünün hırsızlık, 3'ünün cinsel istismar, 21'inin çeşitli adli suçlardan cezaevinde olduğunu söyledi. Darbe girişiminden sonra FETÖ mensubu ve kendisinin gazeteci olduğunu iddia eden 109 kişinin şu anda cezaevlerinde tutuklu ve hüküm olduğunu hatırlatan Tunç, terör propagandası yapmanın, şiddeti önermenin basın özgürlüğüne girmeyeceğini dile getirdi.

Tunç, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasına ilişkin kararın, bir yargı kararı olduğuna işaret ederek, "Eleştirilebilir, itiraz yolu açıktır. Kesinleşen bir karar söz konusu değildir. Yargı kararı üzerinden halkı sokağa davet etmek hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz, doğru değildir." diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk çağrısının, "Provokasyona gelmeyin. Adalet arıyoruz. Ben yürüyorum." olduğunu aktardı. Özel, buna sokak çağrısı demenin vicdanla, gerçekle bağdaşır tarafı olmadığını, gruplarına karşı yapılmış haksızlık olduğunu belirtti. Özgür Özel, bunu sokağa davet etmek diye söylemenin, manipülasyon, iftira olduğunu savundu.

Tunç, bunun üzerine kürsüye çıkarak, şunları söyledi:

"Sayın Berberoğlu, yerel mahkemenin kararıyla 25 yıla mahkum oldu. Bu karardan sonra, bu kararın doğru olmadığını söyleyebiliriz. Bir milletvekilinin hükümle birlikte tutuklanması eleştirilebilir. Bu belki çoğumuzun hoş karşılamayacağı bir şey. Ancak bu dosya Meclisteki dokunulmazlık oylamalarında, Genel Kurulun kararıyla verilen, dokunulmazlık kapsamında olan bir dosya. Yargı kararını verdi. Yargı kararı üzerinden AK Parti'yi, Cumhurbaşkanı'nı, eleştirmek hatta hakarete varacak şekilde konuşmalar yapmak, yayın yapmak, basın özgürlüğüyle, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Basın özgürlüğünün sonuna kadar arkasındayız ancak basın özgürlüğü kılıfı altında suç işlenmesine de karşıyız."

AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun barışçıl bir girişim olarak, demokrasinin kuralları çerçevesinde yürüyüş kararında bulunmasının kendi takdiri olduğunu kaydetti. Bostancı, "Temennimiz, bir dikkat ve ihtimamla sürdürülmesidir. Bundan memnun oluruz." değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmaların ardından CHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.

Meralarla ilgili düzenleme, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK'larda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'ndan çıkarıldı.

TBMM Genel Kurulunda, tasarının ikinci bölümü üzerindeki görüşmeler sürüyor.

AK Parti, CHP ve HDP, Mera Kanunu'na yeni bir bent ekleyen düzenlemenin tasarıdan çıkartılmasına yönelik ayrı ayrı önerge verdi.

Kabul edilen önergeyle, endüstri, teknoloji geliştirme ve organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeler ile yerleşim alanları içinde bulunan sanayi siteleri ve bu bölgelerin genişleme alanlarının yerleşim yeri dışına çıkarılması için ihtiyaç duyulan yeni yerlerin tahsisinin; ilgili müdürlüğün talebi, mera komisyonu ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine valilikçe değiştirilebileceğine ilişkin hüküm tasarından çıkarıldı.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***