2021-04-23 - 16:47
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop başkanlığında, TBMM'nin açılışının 101. yılı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel gündemle toplandı.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop, birleşimi açtıktan sonra yaptığı konuşmada, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutladı ve ay yıldızlı bayrağın gölgesinde hür ve bağımsız bir şekilde yaşamak için emek sarf eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milletvekillerini, gazileri, şehitleri rahmet ve minnetle andığını söyledi.
Bu tarihi günü çocuklarına bayram olarak armağan eden bir milletin evladı olmakla iftihar ettiğini belirten TBMM Başkanı Şentop, "Böylesi anlamlı bir günü çocuklarımıza armağan etmek, içinde bulunulan şartların bütün zorluklarıyla mücadele ederek, geçmişten alınan güçle, geleceğe yön verecek bir millete olan inancın tezahürüdür." diye konuştu.
Meclis Başkanı Şentop, çocukların, milli iradenin önemini kavramış, milli egemenlik ruhuna bağlı, vicdanı hür, irfanı hür kişiler olarak yetişmesi gayretlerinin baki olduğunu vurguladı.
Meclis'in 101 yıl önce açıldığında şartların zor, imkanların kısıtlı, umumi manzaranın karanlık olduğunu hatırlatan Mustafa Şentop, Birinci Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılan devletin varlığını devam ettirmesinin, 10 yıldır savaşmaktan bitkin düşen milletin birliğinin temin edilmesinin gerektiğini dile getirdi.
Bu gaye ile başlatılan Milli Mücadele'nin en önemli safhasının 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılması olduğunun altını çizen Şentop, "Ankara'da milli Meclis'in toplanmasıyla, vatanı kurtaracak olan yegane güç olan milletin azim ve kararlılığının tecessüm edeceği zemin oluşmuş, milletimizin kahramanlıklarla dolu geçmişinde yeni bir sayfa daha açılmıştır. Meclisimiz de istiklal mücadelesini yürüterek, kurtarıcı ve kurucu meclis olarak, Gazi Meclis unvanını almaya hak kazanmış ve dünyadaki diğer meclisler arasında müstesna bir yer edinmiştir." dedi.
Milli Mücadele'den kalan mirasın işgal tehdidi karşısında gösterilen büyük ve emsalsiz cesaretten ibaret olmadığına dikkati çeken Şentop, "O gurur tablosu, aynı zamanda zorlu mücadelenin mutlaka milli iradeye dayanan bir meclis idaresinde yürütülmesine, meseleler ne denli çetin, vatan ve millet ne kadar zorda olursa olsun çözümün ancak milli iradeye dayanarak bulunabileceğine olan inancın tablosudur." ifadesini kullandı.
Vatanın, milletin ve devletin iyiliğini gözettikleri iddiasıyla milli iradeye müdahale edilebileceğini düşünenlerin, bu türden müdahaleleri onaylayanların veya müdahale imasında bulunanların sadece demokrasinin işleyen kurallarıyla değil, cumhuriyetin kurucu ruhuyla da temelden çeliştiklerini kaydeden Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Güçlü Meclis, güçlü millet demektir. Muhtıra, darbe, darbe girişimi gibi Meclis iradesini hedef alan her türlü yasa dışı, hukuk dışı müdahale esasen milleti hedef almış demektir. Milli iradeye saygı göstermenin ilk şartı, TBMM'nin iradesine saygı göstermektir. Millet iradesini yok sayanlar, kesintiye uğratmak için fırsat kollayanlar, bugüne kadar en büyük zararı devletimize, milletimize vermişlerdir. Bu sebeple, milli iradeye sahip çıkmak öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir. Cumhuriyetimizi korumak ve demokrasimizi sorunsuz işler hale getirmek ortak akılla, tahammül, hoşgörü ve demokratik rekabetle mümkündür. Toplumsal barışa, demokrasimize, Türkiye'nin bütünlüğüne kastetmedikçe, şiddeti bir yöntem olarak kabul edip, teşvik edip, desteklemedikçe, tahakkuku milletin refahı ve devletin bekası için elzem olan hedeflere ket vurmadıkça bütün siyasi farklılıkların bu çatı altında yer alması, demokratik zenginliğimizdir. Birinci Meclis'i var eden Milli Mücadele'yi başarıya ulaştıran gücümüzün mayası olan işte bu ruhtur."
Mustafa Şentop, 101 yıl önce Ankara'da toplanan TBMM'nin, yokluğa mahkum edilmek istenen, vatanı işgal, ordusu terhis edilmiş bir milletin var olma mücadelesinin mücessem hali ve karargahı olduğunu belirterek, farklı kesimlerden ve kökenlerden gelen milletvekillerinin aynı gaye uğruna çalıştıklarını vurguladı.
Milletvekillerinin "Ortada İttihatçılık, İtilafçılık yoktur; memleket meselesi vardır" yaklaşımını rehber edindiğinin altını çizen Şentop, bu dayanışma ve bütünlüğün İstiklal Marşı'nda manasını bulduğunu söyledi.
Milli şair Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın." sözüne işaret eden Şentop, "Duasına amin derken şunu da ekleyelim: Allah, bu milleti, İstiklal Marşı'nda ifadesini bulan ruhtan ve manadan ayırmasın." dedi.
Milli Mücadele'nin bir zihniyetler mücadelesi olduğunu dile getiren Şentop, kendisi gibi olmayanı, hususen de Müslümanları ve Türkleri tehdit ve terbiye edilmesi gereken topluluklar sayma temayülünün Batı siyaset aklının temel vasıflarından biri olduğunu belirtti.
Milli Mücadele'nin bütün ezilen milletler için ilham kaynağı olduğunu kaydeden Şentop, "100 yıl önce bizim topraklarımızda gerçekleşen bu destansı mücadeleden Batılılar ve komşularımız başta olmak üzere Türkiye ile teması ve ilişkisi olan her devletin, her uluslararası odağın öğreneceği çok şey vardır. Şu bilinmelidir; 100 yıl önce sefil ve haksız bir ihtiras uğruna vatanımıza tasallut etmeye yeltenenlere karşı milletimizin çelikleşen iradesi, lüzumu halinde aynı ile harekete geçecek dipdiri bir güç olarak varlığını sürdürmektedir. 15 Temmuz darbe ve işgal girişimine karşı yükselen milli tepki, zikrettiğim iradenin en müşahhas ve çarpıcı örneği olarak hafızalarda tazeliğini korumaktadır." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye ile ilgili hesabı bulunanların unutmaması gereken bir diğer hususun da vatan söz konusu olduğunda milletin büründüğü engel tanımaz kararlılık olduğunu vurgulayan Şentop, "100 yıl önce kurtuluş için milleti harekete geçiren ruh bakidir ve gerektiğinde vatanın her bir karışını ve Akdeniz'in bize ait her bir damlasını korumak için her türlü gayreti göstermeye ve mücadeleyi vermeye bizi hazır tutmaktadır." diye konuştu.
Türk milleti ve devletinin zorunlu kalmadıkça daima barışı, bir arada yaşamayı, taraflara refah sağlayacak iş birliğini ve müzakereyi savaşa tercih ettiğini belirten Şentop, Türkiye'nin adalete, karşılıklı saygıya ve uluslararası hukuka dayanan her türlü ilişkiye ön şartsız şekilde açık olduğunu dile getirdi.
Şentop, Kovid salgını sürecinin birçok bakımdan öğretici olduğunu söyleyerek, "Ayrım yapmaksızın bütün insanlığı etkileyen bu afetin ortaya koyduğu sonuçlardan birisi de cari küresel sistemin insanı odağına almayan adaletsiz niteliğidir. Küresel sistem ve kurumları, bu haliyle sürdürülebilir olmaktan hayli uzaktır. İvedilikle ve bütün tarafların dahil edileceği bir reform sürecinin, küresel adalet girişiminin başlatılması zaruridir. Bu yapılmazsa dünyada yıkıcı sonuçlar doğurabilecek yeni çatışmaların, huzursuzlukların ve altüst oluşların yaşanması kaçınılmazdır." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bu konudaki tavrının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya beşten büyüktür" şiarında ve teklifinde açıkça ortaya konulduğuna işaret eden Şentop, şunları dile getirdi:
"Dünya barışı, bu hakikatin ve teklifin tahakkukuyla sağlanabilir. Hadiseler göstermektedir ki dünya büyük bir dönüşümün eşiğindedir. Tam bu noktada, Milli Mücadele'yi var eden inanca akraba bir öz güvenle şunu söylemeliyiz: Türkiye, bu dönüşüm çağında sözü en muteber, güçlenmesi insanlığın hayrına ve akıbeti en parlak bir ülke olacaktır. Bu inancımızın emareleri vardır ve bu öngörümüzün işaretleri inkar edilemeyecek kadar belirgindir. Yeter ki bizler, bugün kuruluşunun 101. yıl dönümünü idrak ettiğimiz Gazi Meclisin varoluş ruhuna uygun bir zihniyet ve hareket tarzı benimseyelim. Bu anlamlı günde Milli Mücadele ruhundan ve o çetin mücadeleyi yürüten Birinci Meclis'ten öğreneceğimiz bir kıymetli husus da umudu ve nefsimize itimadı, öz güveni daima diri tutmaktır. Bu ülkeden, bu milletten, bu devletten umudunu kesmiş olanlar, 'Bittik, kahrolduk' yavesini bir vird gibi biteviye tekrarlayanlar, şartların altından kalkılamayacak kadar ağır olduğu fikrini yayanlar daima olmuştur ve olacaktır. Fakat şunu bilmeliyiz ki Milli Mücadele sadece düşmana karşı değil, bir ölçüde, bu türden zihni işgale, ruhu dumura uğramış mefluç karakterlere karşı da kazanılmıştır. İşte bu yüzden hepimiz, hususen de gençlerimiz bilmelidirler ki bugün Türkiye, insanlığın adalet iddiasıdır ve menzilimiz daima ileri doğru olacaktır."
Gazi Meclisin açılışının 101'inci yılını ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlayan Şentop, "Salgın şartlarının son bularak 2022 yılından itibaren çocuklarımızın birbirleriyle ve dünya çocuklarıyla yeniden kaynaştıklarını görebilmeyi umuyor, 23 Nisan?ı daha neşeli, daha coşkulu bir şekilde kutlayabilme arzu ve temennilerimi paylaşıyorum." dedi.
AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, TBMM'nin açılışının 101. yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Meclisin 23 Nisan 1920'de son derece zor şartlarda açıldığını söyledi.
Bu toprakların çocuklarının, Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'den Yemen'e, Kafkas Cephesi'nden Galiçya'ya kadar çok geniş bir alanda ülkeleri için çarpıştığını, şehit ve gazi olduğunu hatırlatan Bostancı, bu ülkenin evlatlarının Mondros Mütarekesi'nin kasvetli havasında, topraklarının her koldan işgaline de şahit olduğunu dile getirdi.
Bu tür altüst oluş dönemlerinde, tarihin parlak ışığının, kahramanları ötekilerden en açık şekilde ayırdığını belirten Bostancı, şöyle konuştu:
"15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgalini telgrafla İstanbul'daki umum müdürlüğe bildiren vatansever ile 'Kim bu ortalığı karıştırmak isteyen kişi. Uydurma haberlerle milletin huzurunu bozuyor, derhal gereken yapılsın.' diyen Sadrazam elbette bambaşka dünyaların insanlarıdır. Ülkenin varlığı, dirliği söz konusuyken İttihat Terakkici veya Hürriyet İtilafçı hasımlığı dahi bir mazeret sağlamaz, görevden kaçışı aklamaz. Çünkü hangi partiden, hangi zihniyetten olursan ol, şartlar, her farkı elinin tersiyle kenara itip ülken için, bu güzel ve onurlu insanların hayatı ve geleceği için aynı safta birleşmeyi gerekli kılar. Sadece bunu yapanlar ve yapmayanlar vardır."
Bostancı, Atatürk'ün askeri ve siyasi dehasının, "Hür yaşadım, hür yaşarım." diye haykıran insanları ortak bir ideal için birleştirmesi, en ümitsiz zamanlarda mücadele inancına rehberlik etmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni bu kritik süreçlerden yol arkadaşlarıyla birlikte çekip çıkarmasında yattığını vurguladı.
Dönemin şüphesiz en önemli ve hayati kararının, Erzurum, Sivas kongrelerinden sonra milli mücadelenin kalbi olacak Meclisi açmak olduğunu anımsatan Bostancı, bu tarihten yaklaşık 3,5 yıl sonra Cumhuriyetin ilan edilmesiyle sistemin taşlarının yerine oturduğunu anlattı.
Cumhuriyetin, reşit ve mümeyyiz vasıflı insanların rejimi olduğunu ifade eden Bostancı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Meclis, millet iradesi üzerinden ortak aklın temsil edildiği yer olduğu için yücedir ve bizatihi milletin vücut bulmuş halidir. 101 yıl içinde bu Meclis tek parti dönemini, Terakkiperver ve Serbest Fırkaları gördü, çok partili hayata geçişe şahitlik etti, 1960 ve 1980 darbeleriyle kapatıldı, 1971 de paranteze alındı, 28 Şubat'ta üzerine vesayetin gölgesi düşürüldü, 27 Nisan'da istikamet verilmek istendi. Nihayet 15 Temmuz'da mankurtlar, milletin, düşmana karşı kullanmaları için verdiği silahı millete karşı kullanıp, Gazi Meclisi bombaladılar. Buna cüret edenleri önce doğrudan milletimizin sonra ise hukukun nasıl cezalandırdığını biliyoruz. Şunu unutmayalım, 101 yıllık tarihe, buradaki siyasi temsillere çeşitli eleştirilerimiz olabilir fakat nihai noktada bu, bizim, hepimizin tarihidir. Kimsenin başka bir tarihi yok."
Naci Bostancı, geçmişin, ateşli siyasi polemiklerle değil, tarihin dingin ve derin, delillerle tahkim edilmiş aklının diliyle anlaşılması gerektiğini dile getirerek, "Geçmiş sadece geçmiş değildir, bugünde yaşar ve geleceğe taşınır." dedi.
Geride kalan 101 yıldan çıkartacak bazı sonuçlara dikkati çeken Bostancı, şu ifadeleri kullandı:
"Birincisi, her tür görüş ayrılığının ötesinde kaderimizin nasıl da ortak olduğu gerçekliğidir. Bazen siyasi rekabetler bu kader ortaklığını gölgeleyebilir. İşte Meclisin açılışının anıldığı böylesi tarihi günler, gölgede kalanın, farklı siyasetler tarafından bir kez daha gün ışığına çıkartılması için bir fırsat sunar. İlkel kabilelerin bile ihtimam gösterdiği ortaklık ruhu ritüellerini gelişmiş bir cemiyetin atlaması, önemsizleştirmesi düşünülemez. İkincisi, millet iradesinin temsil edildiği bu mekanda her tür müzakere çok kıymetlidir. Çünkü milletin nabzı burada atar.
Elbette sadece akılcı sözlerden, saygı içinde cereyan eden konuşmalardan değil, kimi zaman harareti yükselen tartışmalardan hatta mübalağa sanatına başvurulan ve dinleyen için bir eza ve cefaya dönüşen haykırmalardan dahi çıkartacak sonuçlar vardır. Ancak takdir edilmelidir ki Meclisin görevini bihakkın yapabilmesi, anlamı seste değil sözde arayan bir ortak aklın zemininde mümkündür. Burası, siyasetin tabiatında olan insan kazanma sanatının, hasmını dahi kazanma irfanına dönüşmesi gereken mekandır. Bunun nasıl ifa edileceğini elbette değerli milletvekilleri kendi tecrübelerinden gayet iyi bilmektedirler. Üçüncüsü, ülkeleri yönetmek kolay bir iş değildir. Sınırlı kaynaklarla sonsuz talepler arasındaki dengeyi kurmak gerekir. Eleştiriler değerlidir ancak şartların tabiatında var olan bu dengenin gözetildiği sahici eleştirilerin, herkes tarafından çok daha fazla dikkate alınacağı muhakkaktır."
Türkiye'nin, dış politikada Doğu Akdeniz'den Suriye'ye, müttefiklerle ilişkilerden bölgesel dengelere, nihayet AB'ye kadar birçok konuda kritik bir sürecin içinde olduğuna işaret eden Bostancı, "Dile, üsluba, yönteme ilişkin eleştiriler getirilebilir fakat nihai noktada ortak çıkarlarla ilgili konularda ortak bir tavrı çok daha yüksek bir sesle ifade etmek kıymetlidir ve haklı bir beklentidir." diye konuştu.
Demokrasinin, milletvekillerinin üst değeri, meşruiyetinin kaynağı olduğunu belirten Bostancı, "Demokrasiye sahip çıkmak görevimizdir. Demokrasinin düşmanı sadece faşizm ve totaliterlik değildir. En büyük düşman, gerçek olmayacak ölçüde ideal bir demokrasi karşılaştırması üzerinden mevcut demokrasiyi ölçüsüz şekilde eleştirmektir." değerlendirmesinde bulundu.
Bostancı, iktidarın her rejimde, muhalefetin yalnızca demokrasilerde olduğunu, bunun değerini takdirde ise iktidar kadar muhalefete de görev düştüğünü vurguladı.
Günümüzde demokrasi için en mühim tehlikenin, dijital çağda siyasetin gerçeklikten imaja dönüşme eğilimi olduğunu anlatan Bostancı, şunları kaydetti:
"Biz meselelerimizi 'Dünyası yaşasın ya da kahrolsun.'dan ibaret küçük bir kesimle değil, gerçek dünyanın sahici dili üzerinden birbirimizle konuşarak çözmeliyiz. Tarihin siyasetinden gelecek için çıkartılacak mühim bir ders şudur: Eleştiri değerlidir fakat daha önemlisi, toplumun birliği, geleceği, refahı üzerine ne ölçüde ikna edici bir dile sahip olduğundur. Biz AK Parti ve Cumhur ittifakı olarak Meclisimizle gurur duyuyoruz. Bütün çabamız ve siyasetimiz milletin rızasıyla teşekkül eden bu Mecliste, ortak çıkarlarımız için vermiş olduğumuz siyasi mücadelenin daha iyi anlaşılarak daha fazla temsili yine bu milletin huzuru, yüksek refahı için temin etme yolunda rekabetçi bir yaklaşımdır.
Aziz milletimiz uzun yıllar boyunca sağduyu ve basiretle her seçimde takdirde bulunmuş ve emaneti ehline vermiştir. Millet iradesine saygı, emaneti ehline veren millete saygı, şüphesiz iktidarın yönetme, muhalefetin eleştiri hakkına saygıdır. 'Tek adam', 'sivil darbe' gibi eleştiriler, dileyenler tarafından elbette yapılabilir fakat takdir edilmelidir ki bu söylem, mantığı ve doğrudan konuşanın sahip olduğu meşruiyetin kaynağı ile çelişkilidir ve nihai noktada milletin tercihine yönelik bir söylenmedir. Geçmiş her zaman geleceğe konuşur. Bu 23 Nisan az sonra tarih olacak ve buradaki her söz geleceğe kaydını düşecektir. Bugün kadar yarının da önemli olduğu bilgisinde damıtılmış bir irfanla sözlerini tarihe düşürenlerin Meclisini, Türkiye Büyük Millet Meclisini 101'inci yaşında kutluyor. Nice yüzyıllar boyunca millet iradesinin mekanı olarak vazife yapacağına tüm kalbimle inanıyorum."
****HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.****
Bu tarihi günü çocuklarına bayram olarak armağan eden bir milletin evladı olmakla iftihar ettiğini belirten TBMM Başkanı Şentop, "Böylesi anlamlı bir günü çocuklarımıza armağan etmek, içinde bulunulan şartların bütün zorluklarıyla mücadele ederek, geçmişten alınan güçle, geleceğe yön verecek bir millete olan inancın tezahürüdür." diye konuştu.
Meclis Başkanı Şentop, çocukların, milli iradenin önemini kavramış, milli egemenlik ruhuna bağlı, vicdanı hür, irfanı hür kişiler olarak yetişmesi gayretlerinin baki olduğunu vurguladı.
Meclis'in 101 yıl önce açıldığında şartların zor, imkanların kısıtlı, umumi manzaranın karanlık olduğunu hatırlatan Mustafa Şentop, Birinci Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılan devletin varlığını devam ettirmesinin, 10 yıldır savaşmaktan bitkin düşen milletin birliğinin temin edilmesinin gerektiğini dile getirdi.
Bu gaye ile başlatılan Milli Mücadele'nin en önemli safhasının 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılması olduğunun altını çizen Şentop, "Ankara'da milli Meclis'in toplanmasıyla, vatanı kurtaracak olan yegane güç olan milletin azim ve kararlılığının tecessüm edeceği zemin oluşmuş, milletimizin kahramanlıklarla dolu geçmişinde yeni bir sayfa daha açılmıştır. Meclisimiz de istiklal mücadelesini yürüterek, kurtarıcı ve kurucu meclis olarak, Gazi Meclis unvanını almaya hak kazanmış ve dünyadaki diğer meclisler arasında müstesna bir yer edinmiştir." dedi.
Milli Mücadele'den kalan mirasın işgal tehdidi karşısında gösterilen büyük ve emsalsiz cesaretten ibaret olmadığına dikkati çeken Şentop, "O gurur tablosu, aynı zamanda zorlu mücadelenin mutlaka milli iradeye dayanan bir meclis idaresinde yürütülmesine, meseleler ne denli çetin, vatan ve millet ne kadar zorda olursa olsun çözümün ancak milli iradeye dayanarak bulunabileceğine olan inancın tablosudur." ifadesini kullandı.
Vatanın, milletin ve devletin iyiliğini gözettikleri iddiasıyla milli iradeye müdahale edilebileceğini düşünenlerin, bu türden müdahaleleri onaylayanların veya müdahale imasında bulunanların sadece demokrasinin işleyen kurallarıyla değil, cumhuriyetin kurucu ruhuyla da temelden çeliştiklerini kaydeden Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Güçlü Meclis, güçlü millet demektir. Muhtıra, darbe, darbe girişimi gibi Meclis iradesini hedef alan her türlü yasa dışı, hukuk dışı müdahale esasen milleti hedef almış demektir. Milli iradeye saygı göstermenin ilk şartı, TBMM'nin iradesine saygı göstermektir. Millet iradesini yok sayanlar, kesintiye uğratmak için fırsat kollayanlar, bugüne kadar en büyük zararı devletimize, milletimize vermişlerdir. Bu sebeple, milli iradeye sahip çıkmak öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir. Cumhuriyetimizi korumak ve demokrasimizi sorunsuz işler hale getirmek ortak akılla, tahammül, hoşgörü ve demokratik rekabetle mümkündür. Toplumsal barışa, demokrasimize, Türkiye'nin bütünlüğüne kastetmedikçe, şiddeti bir yöntem olarak kabul edip, teşvik edip, desteklemedikçe, tahakkuku milletin refahı ve devletin bekası için elzem olan hedeflere ket vurmadıkça bütün siyasi farklılıkların bu çatı altında yer alması, demokratik zenginliğimizdir. Birinci Meclis'i var eden Milli Mücadele'yi başarıya ulaştıran gücümüzün mayası olan işte bu ruhtur."
Mustafa Şentop, 101 yıl önce Ankara'da toplanan TBMM'nin, yokluğa mahkum edilmek istenen, vatanı işgal, ordusu terhis edilmiş bir milletin var olma mücadelesinin mücessem hali ve karargahı olduğunu belirterek, farklı kesimlerden ve kökenlerden gelen milletvekillerinin aynı gaye uğruna çalıştıklarını vurguladı.
Milletvekillerinin "Ortada İttihatçılık, İtilafçılık yoktur; memleket meselesi vardır" yaklaşımını rehber edindiğinin altını çizen Şentop, bu dayanışma ve bütünlüğün İstiklal Marşı'nda manasını bulduğunu söyledi.
Milli şair Mehmet Akif Ersoy'un "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın." sözüne işaret eden Şentop, "Duasına amin derken şunu da ekleyelim: Allah, bu milleti, İstiklal Marşı'nda ifadesini bulan ruhtan ve manadan ayırmasın." dedi.
Milli Mücadele'nin bir zihniyetler mücadelesi olduğunu dile getiren Şentop, kendisi gibi olmayanı, hususen de Müslümanları ve Türkleri tehdit ve terbiye edilmesi gereken topluluklar sayma temayülünün Batı siyaset aklının temel vasıflarından biri olduğunu belirtti.
Milli Mücadele'nin bütün ezilen milletler için ilham kaynağı olduğunu kaydeden Şentop, "100 yıl önce bizim topraklarımızda gerçekleşen bu destansı mücadeleden Batılılar ve komşularımız başta olmak üzere Türkiye ile teması ve ilişkisi olan her devletin, her uluslararası odağın öğreneceği çok şey vardır. Şu bilinmelidir; 100 yıl önce sefil ve haksız bir ihtiras uğruna vatanımıza tasallut etmeye yeltenenlere karşı milletimizin çelikleşen iradesi, lüzumu halinde aynı ile harekete geçecek dipdiri bir güç olarak varlığını sürdürmektedir. 15 Temmuz darbe ve işgal girişimine karşı yükselen milli tepki, zikrettiğim iradenin en müşahhas ve çarpıcı örneği olarak hafızalarda tazeliğini korumaktadır." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye ile ilgili hesabı bulunanların unutmaması gereken bir diğer hususun da vatan söz konusu olduğunda milletin büründüğü engel tanımaz kararlılık olduğunu vurgulayan Şentop, "100 yıl önce kurtuluş için milleti harekete geçiren ruh bakidir ve gerektiğinde vatanın her bir karışını ve Akdeniz'in bize ait her bir damlasını korumak için her türlü gayreti göstermeye ve mücadeleyi vermeye bizi hazır tutmaktadır." diye konuştu.
Türk milleti ve devletinin zorunlu kalmadıkça daima barışı, bir arada yaşamayı, taraflara refah sağlayacak iş birliğini ve müzakereyi savaşa tercih ettiğini belirten Şentop, Türkiye'nin adalete, karşılıklı saygıya ve uluslararası hukuka dayanan her türlü ilişkiye ön şartsız şekilde açık olduğunu dile getirdi.
Şentop, Kovid salgını sürecinin birçok bakımdan öğretici olduğunu söyleyerek, "Ayrım yapmaksızın bütün insanlığı etkileyen bu afetin ortaya koyduğu sonuçlardan birisi de cari küresel sistemin insanı odağına almayan adaletsiz niteliğidir. Küresel sistem ve kurumları, bu haliyle sürdürülebilir olmaktan hayli uzaktır. İvedilikle ve bütün tarafların dahil edileceği bir reform sürecinin, küresel adalet girişiminin başlatılması zaruridir. Bu yapılmazsa dünyada yıkıcı sonuçlar doğurabilecek yeni çatışmaların, huzursuzlukların ve altüst oluşların yaşanması kaçınılmazdır." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bu konudaki tavrının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya beşten büyüktür" şiarında ve teklifinde açıkça ortaya konulduğuna işaret eden Şentop, şunları dile getirdi:
"Dünya barışı, bu hakikatin ve teklifin tahakkukuyla sağlanabilir. Hadiseler göstermektedir ki dünya büyük bir dönüşümün eşiğindedir. Tam bu noktada, Milli Mücadele'yi var eden inanca akraba bir öz güvenle şunu söylemeliyiz: Türkiye, bu dönüşüm çağında sözü en muteber, güçlenmesi insanlığın hayrına ve akıbeti en parlak bir ülke olacaktır. Bu inancımızın emareleri vardır ve bu öngörümüzün işaretleri inkar edilemeyecek kadar belirgindir. Yeter ki bizler, bugün kuruluşunun 101. yıl dönümünü idrak ettiğimiz Gazi Meclisin varoluş ruhuna uygun bir zihniyet ve hareket tarzı benimseyelim. Bu anlamlı günde Milli Mücadele ruhundan ve o çetin mücadeleyi yürüten Birinci Meclis'ten öğreneceğimiz bir kıymetli husus da umudu ve nefsimize itimadı, öz güveni daima diri tutmaktır. Bu ülkeden, bu milletten, bu devletten umudunu kesmiş olanlar, 'Bittik, kahrolduk' yavesini bir vird gibi biteviye tekrarlayanlar, şartların altından kalkılamayacak kadar ağır olduğu fikrini yayanlar daima olmuştur ve olacaktır. Fakat şunu bilmeliyiz ki Milli Mücadele sadece düşmana karşı değil, bir ölçüde, bu türden zihni işgale, ruhu dumura uğramış mefluç karakterlere karşı da kazanılmıştır. İşte bu yüzden hepimiz, hususen de gençlerimiz bilmelidirler ki bugün Türkiye, insanlığın adalet iddiasıdır ve menzilimiz daima ileri doğru olacaktır."
Gazi Meclisin açılışının 101'inci yılını ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlayan Şentop, "Salgın şartlarının son bularak 2022 yılından itibaren çocuklarımızın birbirleriyle ve dünya çocuklarıyla yeniden kaynaştıklarını görebilmeyi umuyor, 23 Nisan?ı daha neşeli, daha coşkulu bir şekilde kutlayabilme arzu ve temennilerimi paylaşıyorum." dedi.
AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı, TBMM'nin açılışının 101. yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Meclisin 23 Nisan 1920'de son derece zor şartlarda açıldığını söyledi.
Bu toprakların çocuklarının, Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'den Yemen'e, Kafkas Cephesi'nden Galiçya'ya kadar çok geniş bir alanda ülkeleri için çarpıştığını, şehit ve gazi olduğunu hatırlatan Bostancı, bu ülkenin evlatlarının Mondros Mütarekesi'nin kasvetli havasında, topraklarının her koldan işgaline de şahit olduğunu dile getirdi.
Bu tür altüst oluş dönemlerinde, tarihin parlak ışığının, kahramanları ötekilerden en açık şekilde ayırdığını belirten Bostancı, şöyle konuştu:
"15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgalini telgrafla İstanbul'daki umum müdürlüğe bildiren vatansever ile 'Kim bu ortalığı karıştırmak isteyen kişi. Uydurma haberlerle milletin huzurunu bozuyor, derhal gereken yapılsın.' diyen Sadrazam elbette bambaşka dünyaların insanlarıdır. Ülkenin varlığı, dirliği söz konusuyken İttihat Terakkici veya Hürriyet İtilafçı hasımlığı dahi bir mazeret sağlamaz, görevden kaçışı aklamaz. Çünkü hangi partiden, hangi zihniyetten olursan ol, şartlar, her farkı elinin tersiyle kenara itip ülken için, bu güzel ve onurlu insanların hayatı ve geleceği için aynı safta birleşmeyi gerekli kılar. Sadece bunu yapanlar ve yapmayanlar vardır."
Bostancı, Atatürk'ün askeri ve siyasi dehasının, "Hür yaşadım, hür yaşarım." diye haykıran insanları ortak bir ideal için birleştirmesi, en ümitsiz zamanlarda mücadele inancına rehberlik etmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'ni bu kritik süreçlerden yol arkadaşlarıyla birlikte çekip çıkarmasında yattığını vurguladı.
Dönemin şüphesiz en önemli ve hayati kararının, Erzurum, Sivas kongrelerinden sonra milli mücadelenin kalbi olacak Meclisi açmak olduğunu anımsatan Bostancı, bu tarihten yaklaşık 3,5 yıl sonra Cumhuriyetin ilan edilmesiyle sistemin taşlarının yerine oturduğunu anlattı.
Cumhuriyetin, reşit ve mümeyyiz vasıflı insanların rejimi olduğunu ifade eden Bostancı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Meclis, millet iradesi üzerinden ortak aklın temsil edildiği yer olduğu için yücedir ve bizatihi milletin vücut bulmuş halidir. 101 yıl içinde bu Meclis tek parti dönemini, Terakkiperver ve Serbest Fırkaları gördü, çok partili hayata geçişe şahitlik etti, 1960 ve 1980 darbeleriyle kapatıldı, 1971 de paranteze alındı, 28 Şubat'ta üzerine vesayetin gölgesi düşürüldü, 27 Nisan'da istikamet verilmek istendi. Nihayet 15 Temmuz'da mankurtlar, milletin, düşmana karşı kullanmaları için verdiği silahı millete karşı kullanıp, Gazi Meclisi bombaladılar. Buna cüret edenleri önce doğrudan milletimizin sonra ise hukukun nasıl cezalandırdığını biliyoruz. Şunu unutmayalım, 101 yıllık tarihe, buradaki siyasi temsillere çeşitli eleştirilerimiz olabilir fakat nihai noktada bu, bizim, hepimizin tarihidir. Kimsenin başka bir tarihi yok."
Naci Bostancı, geçmişin, ateşli siyasi polemiklerle değil, tarihin dingin ve derin, delillerle tahkim edilmiş aklının diliyle anlaşılması gerektiğini dile getirerek, "Geçmiş sadece geçmiş değildir, bugünde yaşar ve geleceğe taşınır." dedi.
Geride kalan 101 yıldan çıkartacak bazı sonuçlara dikkati çeken Bostancı, şu ifadeleri kullandı:
"Birincisi, her tür görüş ayrılığının ötesinde kaderimizin nasıl da ortak olduğu gerçekliğidir. Bazen siyasi rekabetler bu kader ortaklığını gölgeleyebilir. İşte Meclisin açılışının anıldığı böylesi tarihi günler, gölgede kalanın, farklı siyasetler tarafından bir kez daha gün ışığına çıkartılması için bir fırsat sunar. İlkel kabilelerin bile ihtimam gösterdiği ortaklık ruhu ritüellerini gelişmiş bir cemiyetin atlaması, önemsizleştirmesi düşünülemez. İkincisi, millet iradesinin temsil edildiği bu mekanda her tür müzakere çok kıymetlidir. Çünkü milletin nabzı burada atar.
Elbette sadece akılcı sözlerden, saygı içinde cereyan eden konuşmalardan değil, kimi zaman harareti yükselen tartışmalardan hatta mübalağa sanatına başvurulan ve dinleyen için bir eza ve cefaya dönüşen haykırmalardan dahi çıkartacak sonuçlar vardır. Ancak takdir edilmelidir ki Meclisin görevini bihakkın yapabilmesi, anlamı seste değil sözde arayan bir ortak aklın zemininde mümkündür. Burası, siyasetin tabiatında olan insan kazanma sanatının, hasmını dahi kazanma irfanına dönüşmesi gereken mekandır. Bunun nasıl ifa edileceğini elbette değerli milletvekilleri kendi tecrübelerinden gayet iyi bilmektedirler. Üçüncüsü, ülkeleri yönetmek kolay bir iş değildir. Sınırlı kaynaklarla sonsuz talepler arasındaki dengeyi kurmak gerekir. Eleştiriler değerlidir ancak şartların tabiatında var olan bu dengenin gözetildiği sahici eleştirilerin, herkes tarafından çok daha fazla dikkate alınacağı muhakkaktır."
Türkiye'nin, dış politikada Doğu Akdeniz'den Suriye'ye, müttefiklerle ilişkilerden bölgesel dengelere, nihayet AB'ye kadar birçok konuda kritik bir sürecin içinde olduğuna işaret eden Bostancı, "Dile, üsluba, yönteme ilişkin eleştiriler getirilebilir fakat nihai noktada ortak çıkarlarla ilgili konularda ortak bir tavrı çok daha yüksek bir sesle ifade etmek kıymetlidir ve haklı bir beklentidir." diye konuştu.
Demokrasinin, milletvekillerinin üst değeri, meşruiyetinin kaynağı olduğunu belirten Bostancı, "Demokrasiye sahip çıkmak görevimizdir. Demokrasinin düşmanı sadece faşizm ve totaliterlik değildir. En büyük düşman, gerçek olmayacak ölçüde ideal bir demokrasi karşılaştırması üzerinden mevcut demokrasiyi ölçüsüz şekilde eleştirmektir." değerlendirmesinde bulundu.
Bostancı, iktidarın her rejimde, muhalefetin yalnızca demokrasilerde olduğunu, bunun değerini takdirde ise iktidar kadar muhalefete de görev düştüğünü vurguladı.
Günümüzde demokrasi için en mühim tehlikenin, dijital çağda siyasetin gerçeklikten imaja dönüşme eğilimi olduğunu anlatan Bostancı, şunları kaydetti:
"Biz meselelerimizi 'Dünyası yaşasın ya da kahrolsun.'dan ibaret küçük bir kesimle değil, gerçek dünyanın sahici dili üzerinden birbirimizle konuşarak çözmeliyiz. Tarihin siyasetinden gelecek için çıkartılacak mühim bir ders şudur: Eleştiri değerlidir fakat daha önemlisi, toplumun birliği, geleceği, refahı üzerine ne ölçüde ikna edici bir dile sahip olduğundur. Biz AK Parti ve Cumhur ittifakı olarak Meclisimizle gurur duyuyoruz. Bütün çabamız ve siyasetimiz milletin rızasıyla teşekkül eden bu Mecliste, ortak çıkarlarımız için vermiş olduğumuz siyasi mücadelenin daha iyi anlaşılarak daha fazla temsili yine bu milletin huzuru, yüksek refahı için temin etme yolunda rekabetçi bir yaklaşımdır.
Aziz milletimiz uzun yıllar boyunca sağduyu ve basiretle her seçimde takdirde bulunmuş ve emaneti ehline vermiştir. Millet iradesine saygı, emaneti ehline veren millete saygı, şüphesiz iktidarın yönetme, muhalefetin eleştiri hakkına saygıdır. 'Tek adam', 'sivil darbe' gibi eleştiriler, dileyenler tarafından elbette yapılabilir fakat takdir edilmelidir ki bu söylem, mantığı ve doğrudan konuşanın sahip olduğu meşruiyetin kaynağı ile çelişkilidir ve nihai noktada milletin tercihine yönelik bir söylenmedir. Geçmiş her zaman geleceğe konuşur. Bu 23 Nisan az sonra tarih olacak ve buradaki her söz geleceğe kaydını düşecektir. Bugün kadar yarının da önemli olduğu bilgisinde damıtılmış bir irfanla sözlerini tarihe düşürenlerin Meclisini, Türkiye Büyük Millet Meclisini 101'inci yaşında kutluyor. Nice yüzyıllar boyunca millet iradesinin mekanı olarak vazife yapacağına tüm kalbimle inanıyorum."
****HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.****
