2019-05-24 - 14:35
TBMM Hayvan Haklarının Araştırılması Komisyonu, AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel başkanlığında toplandı.
TBMM Hayvan Haklarının Araştırılması Komisyonu, AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel başkanlığında toplandı.
Toplantıda komisyona bilgi veren Türk Veteriner Hekimleri Birliği Genel Sekreteri Haluk Aşkaroğlu, sokak hayvanlarının yaşadıkları ortamda çok büyük tehlike ile karşı karşıya olduklarını belirtti.
Gelişmiş ülkelerde hayvanlara kötü muameleye karşı ciddi önlemlerin alındığını dile getiren Aşkaroğlu, Türkiye'de ise hayvanlara yapılan eziyetin yapanın yanına kaldığını ifade etti.
Bu konuda kararlı adım atmak için güçlü altyapı gerektiğini vurgulayan Aşkaroğlu, "Türkiye'deki mevzuata göre yetkili kuruluşlar kendi aralarında dağılmış vaziyette. Sayısını dahi tam olarak bilmediğimiz hayvanlara istenilen ölçüde faydalı olabilmek için öncelikle tek bir genel müdürlük altında oluşuma gidilmeli. Çok parçalı yapıda sorgulama zorlaşıyor. Ya imkanlar doğrultusunda mevzuat ya da mevzuata göre imkanlar oluşturulmalıdır." dedi.
Aşkaroğlu, hayvanların korunması adına yapılacak çalışmalar kapsamında hayvan hakları müfettişi oluşturulması gerektiğini ve her ilde en az bir müfettiş bulunması gerektiğini söyledi.
Görevlendirilecek müfettişin tam yetkiyle donatılmasının önemine değinen Aşkaroğlu, şöyle konuştu:
"Gelişmiş ülkelerde bulunan hayvan refahı polisi gibi bir kavramın bizde de oluşturulması gerekiyor. İhbar hattı oluşturulmalı ve bu ihbarlar kısa sürede değerlendirilmelidir. Kontrol edilebilir bir veri tabanı oluşturulmalı ve hayvanın kimliğinden kime ait olduğuna dair bilgileri içeren tüm unsurlar bu veri tabanında oluşturulmalıdır. Popülasyonun kontrolü için kısırlaştırma, aşılama ve kimliklendirme çalışmalarına hız kazandırılmalıdır. Kontrolsüz üremenin önüne geçilmelidir. Bunun için istihdam oluşturulmalıdır. Belediyelerin imkanlarını olanaklar çerçevesinde kullanmaları sağlanmalıdır. Fazlası için izin verilmemelidir. Belediyeler barınak hizmetinin yanında sahipli hayvanların bakım ve kontrollerini de yapıyorlar ve tabiri caizse kısıtlı imkanlar çarçur ediliyor. Barınaklarda hayvan refahının şeffaf olması gerekiyor. Olası istismarın önüne geçilmesi için hayvanların barındırıldığı alanların tamamının kamera ile izlenmesi gerekiyor. Haklarının korunması noktasında hayvan sahiplenme koşullarının net şekilde belirlenmesi gerekiyor."
Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Burcu Yağcı Bilgiç de yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu'nun Hayvan Hakları Kanunu olarak değiştirilmesi ve hayvanın doğumundan itibaren bir takım haklara sahip olması gerektiğini söyledi.
Daha önce hazırlanan yasanın günümüz koşullarının çok gerisinde bulunduğunu ifade eden Bilgiç, "Hazırlanacak yasa ile ilgili herhangi bir ülkeyi örnek almak yerine kendi modelimizi oluşturmanın daha doğru olacağını düşünüyoruz. Türkiye genelinde 1 milyon sokak hayvanı olduğu düşünülüyor. Hiçbir canlı açlık, kötü koşullar altında yaşamayı haketmiyor. İstatistiksel olarak bakıldığında insanın hayvana verdiği zarar, hayvanın insana verdiği zararın çok üzerindedir. Yasada idareye sınırsız yetki vermek hayvanların bir şekilde ölümüne olanak tanımaktır ve bu kesinlikle kabul edilemez." diye konuştu.
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu, canlıların oluşturduğu yaşam zincirinde en zayıf halkanın hayvan olduğunu söyledi.
Hayvana yapılan şiddetin topluma yapılmış bir saldırı olduğunu vurgulayan Kalafatoğlu, şöyle devam etti:
"Hayvana eziyet, Kabahatler Kanunu'ndan çıkarılıp Türk Ceza Kanunu kapsamına alınmalı. Bu kapsamda verilen cezalarda indirim yapılmamalı ve ertelenmemelidir. Gelinen noktada şiddet boyut değiştirmiştir. Daha önce bir tekmeye maruz kalan hayvanlar günümüzde uzuv kesmeye, yakmaya, ağır şiddette maruz kalmaktadır. Hayvanlar duygulu varlıklardır. Sokak hayvanlarına bakıldığında kedi ve köpekleri görmekteyiz. Her iki türün de ellerinden kendi kendilerine yetebilme yeteneğini alan yine insandır. Yok etmek asla çözüm değildir. Tüm belediyeler seferberlik halinde kısırlaştırma çalışması yapmalı, pet shoplarda hayvan satışı yasaklanmalı, her ilçede bir veteriner görevlendirilmeli. Her bakım evinin hesap verilebilir bir kayıt sistemi bulunmalıdır. Belediyelere kontrolsüz sorumluluk ve yetki verilmiştir. Usulsüzlük karşısında belediyelerin de cezalandırılmaları gerekmektedir."
Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Kurulu Yürütme Kurulu Üyesi Buğcan Çankaya ise hayvanları bir mal gibi düşünme anlayışından uzak durmak gerektiğini söyledi. Hayvanların bir mal değil eşdeğer olduğunu kabul etmek gerektiğinin altını çizen Çankaya, "Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sokak hayvanlarına da sahip çıkmalıyız. Sahipsiz hayvan yoktur, sahipsiz hayvanın sahibi devlettir. İnsanı bir koruyorsak hayvanı iki korumalıyız. İnsan haklarını korumak için hayvan hakları kanunu çıkarmamalıyız." diye konuştu.
Komisyonun bugün ikincisi düzenlenen toplantısında bilgi veren Doğa Derneği Genel Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç, Merkez Av Komisyonunda yaban hayatındaki tüm türlerin sesi olabilecek uzman ve akademisyenlerin oy hakkının olması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin kuşlarla ilgili üç önemli göç yolundan birinin üzerinde bulunduğunu anımsatan Kılıç, bu kuşlardan özellikle iri boyutlu olanların elektrik hatlarına çarptıklarını, ya elektrik çarpmasıyla ya da hızlı çarpma sonucu ölümler meydana geldiğini ifade etti.
Bu konuyla ilgili belirli kanuni düzenleme yapılması gerektiğini belirten Kılıç, "Bizim mevzuatımızda hedef dışı türlerin bir tanımı da yok. Hedef dışı türlerin listesinin olması, bu türler yakalandığında serbest bırakılması gerektiği mevzuatımızda yer almalı. Deniz kaplumbağası, yunuslar, köpek balıkları bu kapsamda. Bunlar ağlara yakalandığında ya teşhir amaçlı dükkanlara getiriliyorlar ya bir kenarda bırakılıyorlar." diye konuştu.
Kılıç, meşeliklerin korunmasıyla ilgili de çalışma yapılması gerektiğini söyledi.
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu Başkanı Nesrin Çıtırık, 2004 yılında çıkarılan Hayvanları Koruma Kanununun en önemli eksikliğinin, ilgili bakanlığın belediyeler üzerinde yaptırım yetkisini içermemesi olduğunu dile getirdi.
Dünyada örnek olan bu kanunun idari yaptırım içermediği için 15 yıldır uygulanamadığını belirten Çıtırık, "Bakanlığın belediyelere yaptırımının olmaması, Hayvanları Koruma Kanunu'nun en büyük eksikliğidir. Yoksa kanun çok güzel, mis gibi bir kanun. Cezada karşılığı olmadığı için belediyelerimiz bu kanunu uygulamadılar. Bakanlık da yaptırım yetkisi olmadığı belediyeleri çalıştırmayı başaramadı." dedi.
Türkiye'deki belediyelerin sadece 234'ünün barınak kurduğunu, kalan bin 100 küsür belediyenin "Türkiye?nin, TBMM?nin gözünün içine baka baka vurduğunu, öldürdüğünü, zehirlediğini, canlı canlı gömdüğünü" öne süren Çıtırık, şu değerlendirmedi bulundu:
"Kısırlaştırma işlemi yeterince yapılamadığı için hayvanlar bir taraftan ürüyorlar bir taraftan da öldürülüyorlar. Bir üretim ve katliam döngüsü var. Devasa barınaklar çözüm olmadı. İstanbul'da yaşanan sorunlar, devasa barınakların çözüm olmayacağının en önemli örneğidir. Şu anda İstanbul ormanları hayvan kaynıyor. Köpekler kendileri gitmediler ormanlara. Bunlar ormana atılıyor. Ormanda yavru köpekler yaban hayvanları tarafından, yavru yaban hayvanları yetişkin köpekler tarafından yeniliyor. Kanun, yaptırım içermediği için belediyeler bu sorunu çözmüyorlar.
Asıl kısırlaştırma kırsallarda olmalı çünkü hayvanları kırsala bırakıyorlar. Kısırlaştırmayı kırsala yaymak lazım. İlçelerdeki hayvanın ilçe dışına çıkmasını engellemeliyiz. Her ilçe kısırlaştırma merkezini yapmalı."
Empati Platformu Temsilcisi Barış Şengül, 2016 yılında 451 bin hayvanın deneylerde kullanıldığını belirterek, bununla ilgili önlem alınması gerektiğini vurguladı.
Hayvanların deneylerde kullanım çokluğunun "makaleler ve uluslararası dergilerde yer alma çabası" olarak açıklanabileceğine dikkati çeken Şengül, "Hayvanların yaşam hakkı, insanların vicdanına bırakılamaz. Komisyonun helal olan ile yasal olanı buluşturmak gibi zor bir görevi var." ifadesini kullandı.
Komisyon Başkanı Mustafa Yel, Merkez Av Komisyonunda sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin daha fazla temsilinin sağlanması için komisyon olarak çalışmalarının olacağını kaydetti.
Toplantıda komisyona bilgi veren Türk Veteriner Hekimleri Birliği Genel Sekreteri Haluk Aşkaroğlu, sokak hayvanlarının yaşadıkları ortamda çok büyük tehlike ile karşı karşıya olduklarını belirtti.
Gelişmiş ülkelerde hayvanlara kötü muameleye karşı ciddi önlemlerin alındığını dile getiren Aşkaroğlu, Türkiye'de ise hayvanlara yapılan eziyetin yapanın yanına kaldığını ifade etti.
Bu konuda kararlı adım atmak için güçlü altyapı gerektiğini vurgulayan Aşkaroğlu, "Türkiye'deki mevzuata göre yetkili kuruluşlar kendi aralarında dağılmış vaziyette. Sayısını dahi tam olarak bilmediğimiz hayvanlara istenilen ölçüde faydalı olabilmek için öncelikle tek bir genel müdürlük altında oluşuma gidilmeli. Çok parçalı yapıda sorgulama zorlaşıyor. Ya imkanlar doğrultusunda mevzuat ya da mevzuata göre imkanlar oluşturulmalıdır." dedi.
Aşkaroğlu, hayvanların korunması adına yapılacak çalışmalar kapsamında hayvan hakları müfettişi oluşturulması gerektiğini ve her ilde en az bir müfettiş bulunması gerektiğini söyledi.
Görevlendirilecek müfettişin tam yetkiyle donatılmasının önemine değinen Aşkaroğlu, şöyle konuştu:
"Gelişmiş ülkelerde bulunan hayvan refahı polisi gibi bir kavramın bizde de oluşturulması gerekiyor. İhbar hattı oluşturulmalı ve bu ihbarlar kısa sürede değerlendirilmelidir. Kontrol edilebilir bir veri tabanı oluşturulmalı ve hayvanın kimliğinden kime ait olduğuna dair bilgileri içeren tüm unsurlar bu veri tabanında oluşturulmalıdır. Popülasyonun kontrolü için kısırlaştırma, aşılama ve kimliklendirme çalışmalarına hız kazandırılmalıdır. Kontrolsüz üremenin önüne geçilmelidir. Bunun için istihdam oluşturulmalıdır. Belediyelerin imkanlarını olanaklar çerçevesinde kullanmaları sağlanmalıdır. Fazlası için izin verilmemelidir. Belediyeler barınak hizmetinin yanında sahipli hayvanların bakım ve kontrollerini de yapıyorlar ve tabiri caizse kısıtlı imkanlar çarçur ediliyor. Barınaklarda hayvan refahının şeffaf olması gerekiyor. Olası istismarın önüne geçilmesi için hayvanların barındırıldığı alanların tamamının kamera ile izlenmesi gerekiyor. Haklarının korunması noktasında hayvan sahiplenme koşullarının net şekilde belirlenmesi gerekiyor."
Ankara Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Burcu Yağcı Bilgiç de yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu'nun Hayvan Hakları Kanunu olarak değiştirilmesi ve hayvanın doğumundan itibaren bir takım haklara sahip olması gerektiğini söyledi.
Daha önce hazırlanan yasanın günümüz koşullarının çok gerisinde bulunduğunu ifade eden Bilgiç, "Hazırlanacak yasa ile ilgili herhangi bir ülkeyi örnek almak yerine kendi modelimizi oluşturmanın daha doğru olacağını düşünüyoruz. Türkiye genelinde 1 milyon sokak hayvanı olduğu düşünülüyor. Hiçbir canlı açlık, kötü koşullar altında yaşamayı haketmiyor. İstatistiksel olarak bakıldığında insanın hayvana verdiği zarar, hayvanın insana verdiği zararın çok üzerindedir. Yasada idareye sınırsız yetki vermek hayvanların bir şekilde ölümüne olanak tanımaktır ve bu kesinlikle kabul edilemez." diye konuştu.
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu, canlıların oluşturduğu yaşam zincirinde en zayıf halkanın hayvan olduğunu söyledi.
Hayvana yapılan şiddetin topluma yapılmış bir saldırı olduğunu vurgulayan Kalafatoğlu, şöyle devam etti:
"Hayvana eziyet, Kabahatler Kanunu'ndan çıkarılıp Türk Ceza Kanunu kapsamına alınmalı. Bu kapsamda verilen cezalarda indirim yapılmamalı ve ertelenmemelidir. Gelinen noktada şiddet boyut değiştirmiştir. Daha önce bir tekmeye maruz kalan hayvanlar günümüzde uzuv kesmeye, yakmaya, ağır şiddette maruz kalmaktadır. Hayvanlar duygulu varlıklardır. Sokak hayvanlarına bakıldığında kedi ve köpekleri görmekteyiz. Her iki türün de ellerinden kendi kendilerine yetebilme yeteneğini alan yine insandır. Yok etmek asla çözüm değildir. Tüm belediyeler seferberlik halinde kısırlaştırma çalışması yapmalı, pet shoplarda hayvan satışı yasaklanmalı, her ilçede bir veteriner görevlendirilmeli. Her bakım evinin hesap verilebilir bir kayıt sistemi bulunmalıdır. Belediyelere kontrolsüz sorumluluk ve yetki verilmiştir. Usulsüzlük karşısında belediyelerin de cezalandırılmaları gerekmektedir."
Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Kurulu Yürütme Kurulu Üyesi Buğcan Çankaya ise hayvanları bir mal gibi düşünme anlayışından uzak durmak gerektiğini söyledi. Hayvanların bir mal değil eşdeğer olduğunu kabul etmek gerektiğinin altını çizen Çankaya, "Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sokak hayvanlarına da sahip çıkmalıyız. Sahipsiz hayvan yoktur, sahipsiz hayvanın sahibi devlettir. İnsanı bir koruyorsak hayvanı iki korumalıyız. İnsan haklarını korumak için hayvan hakları kanunu çıkarmamalıyız." diye konuştu.
Komisyonun bugün ikincisi düzenlenen toplantısında bilgi veren Doğa Derneği Genel Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç, Merkez Av Komisyonunda yaban hayatındaki tüm türlerin sesi olabilecek uzman ve akademisyenlerin oy hakkının olması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin kuşlarla ilgili üç önemli göç yolundan birinin üzerinde bulunduğunu anımsatan Kılıç, bu kuşlardan özellikle iri boyutlu olanların elektrik hatlarına çarptıklarını, ya elektrik çarpmasıyla ya da hızlı çarpma sonucu ölümler meydana geldiğini ifade etti.
Bu konuyla ilgili belirli kanuni düzenleme yapılması gerektiğini belirten Kılıç, "Bizim mevzuatımızda hedef dışı türlerin bir tanımı da yok. Hedef dışı türlerin listesinin olması, bu türler yakalandığında serbest bırakılması gerektiği mevzuatımızda yer almalı. Deniz kaplumbağası, yunuslar, köpek balıkları bu kapsamda. Bunlar ağlara yakalandığında ya teşhir amaçlı dükkanlara getiriliyorlar ya bir kenarda bırakılıyorlar." diye konuştu.
Kılıç, meşeliklerin korunmasıyla ilgili de çalışma yapılması gerektiğini söyledi.
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu Başkanı Nesrin Çıtırık, 2004 yılında çıkarılan Hayvanları Koruma Kanununun en önemli eksikliğinin, ilgili bakanlığın belediyeler üzerinde yaptırım yetkisini içermemesi olduğunu dile getirdi.
Dünyada örnek olan bu kanunun idari yaptırım içermediği için 15 yıldır uygulanamadığını belirten Çıtırık, "Bakanlığın belediyelere yaptırımının olmaması, Hayvanları Koruma Kanunu'nun en büyük eksikliğidir. Yoksa kanun çok güzel, mis gibi bir kanun. Cezada karşılığı olmadığı için belediyelerimiz bu kanunu uygulamadılar. Bakanlık da yaptırım yetkisi olmadığı belediyeleri çalıştırmayı başaramadı." dedi.
Türkiye'deki belediyelerin sadece 234'ünün barınak kurduğunu, kalan bin 100 küsür belediyenin "Türkiye?nin, TBMM?nin gözünün içine baka baka vurduğunu, öldürdüğünü, zehirlediğini, canlı canlı gömdüğünü" öne süren Çıtırık, şu değerlendirmedi bulundu:
"Kısırlaştırma işlemi yeterince yapılamadığı için hayvanlar bir taraftan ürüyorlar bir taraftan da öldürülüyorlar. Bir üretim ve katliam döngüsü var. Devasa barınaklar çözüm olmadı. İstanbul'da yaşanan sorunlar, devasa barınakların çözüm olmayacağının en önemli örneğidir. Şu anda İstanbul ormanları hayvan kaynıyor. Köpekler kendileri gitmediler ormanlara. Bunlar ormana atılıyor. Ormanda yavru köpekler yaban hayvanları tarafından, yavru yaban hayvanları yetişkin köpekler tarafından yeniliyor. Kanun, yaptırım içermediği için belediyeler bu sorunu çözmüyorlar.
Asıl kısırlaştırma kırsallarda olmalı çünkü hayvanları kırsala bırakıyorlar. Kısırlaştırmayı kırsala yaymak lazım. İlçelerdeki hayvanın ilçe dışına çıkmasını engellemeliyiz. Her ilçe kısırlaştırma merkezini yapmalı."
Empati Platformu Temsilcisi Barış Şengül, 2016 yılında 451 bin hayvanın deneylerde kullanıldığını belirterek, bununla ilgili önlem alınması gerektiğini vurguladı.
Hayvanların deneylerde kullanım çokluğunun "makaleler ve uluslararası dergilerde yer alma çabası" olarak açıklanabileceğine dikkati çeken Şengül, "Hayvanların yaşam hakkı, insanların vicdanına bırakılamaz. Komisyonun helal olan ile yasal olanı buluşturmak gibi zor bir görevi var." ifadesini kullandı.
Komisyon Başkanı Mustafa Yel, Merkez Av Komisyonunda sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin daha fazla temsilinin sağlanması için komisyon olarak çalışmalarının olacağını kaydetti.
