2010-04-23 - 15:23
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TBMM'nin 23 Nisan özel gündemli toplantısında yaptığı konuşmada, halkın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutladı ve ''daha nice bayramlar'' dileğinde bulundu. Baykal, ''TBMM'nin açılışını gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal'in ve birinci meclisten başlayarak bugüne kadar bu kutsal çatı altında görev yapmış tüm millet temsilcilerini saygıyla selamlıyorum'' diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, TBMM'nin 1960'ta 1.5 yıl, 1980'de ise 3 yıl
askıya alınmasının bunu gerçekleştirenlerin en büyük utancı olarak tarihteki
yerini aldığını belirterek, ''TBMM'nin milletimizin şerefini ve onurunu temsil eden
bir kurum olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız, unutulmasına da izin vermemeliyiz'' dedi.
TBMM'nin açılışının 90. yılının kutlandığını anımsatan Baykal, bu 90
yılın dünya tarihinin en büyük değişim ve dönüşümlerinin yaşadığı dönem olduğunu
kaydetti. Baykal, TBMM'nin dünyanın en eski ve en köklü 10 parlamentosundan biri
olduğunu vurgulayarak, TBMM'nin sadece Türkiye'de değil dünyada da en itibarlı ve
güvenilir, barış, istikrar ve meşruiyet kurumu olarak yaşatmanın en büyük görev
olduğunu kaydetti.
Baykal, sözlerine şöyle devam etti:
''Bu dönem içinde iki defa, önce 1960'ta 1.5 yıl, sonra 1980'de 3 yıl
TBMM'nin askıya alınmış olması bunu gerçekleştirenlerin en büyük utancı olarak
tarihteki yerini almıştır. TBMM'nin milletimizin şerefini ve onurunu temsil eden
bir kurum olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız, unutulmasına da izin
vermemeliyiz.
TBMM, bir askeri zaferin eseri değildir, tam tesrine askeri zafer
TBMM'nin eseridir. Bu niteliği ile TBMM belki de dünyada tek gazi parlamentodur.
TBMM'den önce ne bir devlet ne bir cumhuriyet ne de bir ordu vardır. Devleti de
cumhuriyeti de orduyu da TBMM kurmuştur. TBMM işgal kuvvetlerinin anavatandaki
varlığına son veren askeri harekatı Gazi Mustafa Kemal'in önderliğinde yokluklar
ve zorluklar içinde başarıyla yönetmiş ve zaferle sonuçlandırmıştır. Savaşı
kazanan TBMM, Lozan Anlaşması'nı da gerçekleştirerek barışı, istikrarı ve
uluslararası düzeyde tanınmayı da güvence altına almıştır. Böylece milletimizin
Anadolu'daki siyasi varlığına son vermeyi amaçlayan Sevr dayatması yırtılıp
atılmıştır. Lozan Anlaşması, içeriden ve dışarıdan tüm yıpratma çabalarına rağmen
ulusal devletimizin temel dayanağı olmaya devam etmektedir.''
TBMM'nin daha sonra siyaset hukuk, eğitim, kültür ve ekonomi alanlarında
çok köklü değişimler gerçekleştirdiğini belirten Baykal, saltanat ve hilafeti
TBMM'nin ilga ettiğini, Cumhuriyet'i TBMM'nin ilan ettiğini; ceza, usul, medeni
ve ticaret kanunlarını çağın en ileri ölçülerine göre TBMM'nin düzenlediğini dile
getirdi.
CHP Genel Başkanı Baykal, ''Dinin ve devlet işlerinin ayrılmasını temel
alan, din istismarını ve devlet işlerinin dine dayandırılmasını reddeden, bütün
dinlere saygı gösteren ve eşit değer veren laiklik ilkesini bu TBMM anayasamıza
yerleştirmiştir'' diye konuştu.
Baykal, kadınların seçme ve seçilme hakkının birçok Avrupa ülkesinden
önce yine TBMM tarafından verildiğini ifade ederek, basına özgürlük, yargıya
bağımsızlık, üniversiteye özerklik, çalışan işçilere sendika, toplu sözleşme ve
grev hakkının TBMM'nin eseri olduğunu söyledi. Baykal, Türkiye'yi tek partili
sistemden çok partili sisteme, valilerin parti temsilcisi olmaktan çıkarılıp
devletin valisi konumuna yine tarafından TBMM'nin geçirildiğini ifade etti. Deniz
Baykal, şunları kaydetti:
''Üstelik bütün bu köklü atılımlar yapılırken ne AB ne de herhangi bir
dış ülkenin siyasi komiserleri vardı. TBMM, ülkemizi bir demokrasi ve hukuk
altyapısına kavuşturmaya çalışırken, Almanya'da Nazi yönetimi, İtalya'da faşizm,
İspanya'da Franco ve Portekiz'de Salazar yönetimi altında otoriter, totaliter
ideolojiler egemendi. Nazi yönetiminden kaçan üniversite hocaları, aydınlar,
sanatçılar, Türkiye'nin köy enstitüleri, halkevleriyle, çocuklarını eğitmek,
insanlarını aydınlatmak için yokluklar ortasında verdiği büyük mücadeleye saygı
duyuyorlar, fedakarca destek veriyorlardı. Bütün bu atılımların, reformların,
TBMM'nin, Türkiye'yi ileriye götürme, modernleştirme mücadelesinin şeref
sayfalarıdır.''
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Anayasayı, tek başına değiştirip, yüksek
yargı siyasi vesayet altına alınacak olursa bu durumun bir parlamento çoğunluğunun
göz yummasıyla mı yoksa hukuk dışı bir askeri darbeyle mi gerçekleştiğinin önemi kalmaz'' dedi.
Baykal, son dönemlerde yaşanan iki önemli olayın, TBMM'nin onurlu kimliğine
yeni şerefler kazandırdığını söyledi.
Bunlardan birinin 1974'teki Kıbrıs Barış Harekatı olduğunu ifade eden
Baykal, TBMM'nin Kıbrıs'taki Türk toplumuna yapılan saldırıları, varlığını ve
haklarını güvence altına alarak önlemek için kimseden icazet arayışına girmeden,
uluslararası hukuka uygun olarak Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda, tarihi bir
müdahale kararı aldığını, başarıyla uyguladığını anlattı.
Baykal, TBMM'nin diğer tarihi kararının da 1 Mart 2003'teki Hükümet
tezkeresinin reddedilmesi olduğunu belirterek, bu kararın, TBMM'nin şeref
defterinin seçkin bir sayfasını oluşturduğunu ifade etti. Baykal, ''Bu karar
Türkiye'yi, Irak'a yönelik askeri harekatın karargahı ve cephesi olmaktan,
topraklarını bir yabancı ülke silahlı kuvvetlerinin işgali altına sokma
tehlikesinden kurtarmıştır. Türkiye'yi yüz binlerce Müslüman'ın ölümünden sorumlu
bir ülke olmaktan kurtarmıştır. Bugün ABD'nin de geldiği bu noktada, TBMM'nin
hükümete rağmen nasıl bir ileri görüşlülükle, Türkiye ve bölgenin barışına,
istikrarına, uzun dönemli çıkarlarına uygun davrandığı bugün daha iyi
anlaşılmaktadır'' diye konuştu.
Türkiye'nin, örnek olarak bütün dünyada ilgiyle izlenen modernleşme
tarihinin temelinde iki ana siyasi ilkenin bulunduğunu ifade eden Baykal,
sözlerini şöyle sürdürdü:
''Birincisi ırk, kan, kafatası ölçülerini reddeden ve etnik kimlikleri,
yerel, yöresel bağımlılıkları aşan bir ulusal kimlik anlayışı, etnik ve
sosyolojik kimliği inkar etmeden ama onun tutsağı da olmadan, daha yüksek bir
ulusal kimliğe geçişi amaçlayan uluslaşma politikası. Etnik kimlik, herkesin
kendi şerefidir ama etnik kimliğimiz ne olursa olsun, hepimiz Türk milletinin
eşit birer parçasıyız. Bizim modernleşme deneyimimizin temelinde, böyle bir
uluslaşma anlayışı vardır.
İkinci temel ilke, din, siyaset ve laiklik anlayışıyla ilgilidir.
Müslüman bir toplumda en geniş din ve ibadet özgürlüğü ile laik bir devlet
düzeninin birlikte sürdürülebilmesi, pek çok kişinin gözünde Türkiye'yi örnek bir
ülke haline getirmiştir. Aslında İslamiyet ile laikliğin beraberliği, Türkiye'nin
modernleşme başarısının temel dayanağıdır. Etnik kimliğimiz ne olursa olsun,
hepimiz Türk milletinin birer parçası olarak, eşitlik ve kardeşlik içerisinde
beraberce yaşayacağız. Dini inancımız, mezhebimiz ne olursa olsun, hepimiz laik
Türkiye Cumhuriyeti'nin birer parçası olarak, eşitlik ve kardeşlik içinde, yine
bir arada yaşayacağız. Bunu başarabilirsek, Türkiye, istikrar, demokrasi
içerisinde ilerler. Böyle bir parlak geleceği, etnik ayrımcılık ve terör
tehdidinin gölgelemesine izin vermemeliyiz.
Aynı şekilde din temelinde ayrışmaların, cemaatleşmelerin, eğitimi,
hukuku, yargıyı, emniyeti yönlendirmeye başlaması, böyle bir sürece göz
yumulması, seyirci kalınması tarihi bir gaflet olacaktır. Demokrasinin sağladığı
olanakları, cumhuriyetin ve devletin milli ve laik kimliğini ortadan kaldırmak
için kullanmak, hem kullananlar hem de siyasal çıkar hesabıyla göz yumanlar
açısından tam bir aymazlıktır.''
''Milli irade, bir bütündür. İktidar ve muhalefetin milli iradenin bir
parçasıdır'' diyen Baykal, milli irade ya da milli egemenliğin, tek başına
demokrasi anlamına gelmediğini, milli egemenliğin demokrasiye dönüşebilmesi için
bağımsız, güçlü bir yargıya, hukukun üstünlüğü anlayışına ihtiyaç olduğunu
kaydetti.
Deniz Baykal, insan hak ve özgürlüklerinin kağıt üzerinde kalmamasının,
ancak güçlü ve etkin bir medya denetimine bağlı olduğunu dile getirdi. Baykal,
yoksa milli egemenlik ve milli irade anlayışının, kolayca bir parlamento
egemenliğine, parlamento egemenliğinin bir parti çoğunluğunun diktasına, parti
çoğunluğunun da bir liderin siyasi vesayetine dönüşebileceğini kaydetti.
CHP Genel Başkanı Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Böyle bir durumda da memleketin dürüst, namuslu insanları, vatansever
aydınları, sabaha karşı evleri basılıp, neyle suçlandıklarını bile bilmeden,
aylarca tutuklanabilirler, herkesin telefonları bilgisayarları izlenebilir,
insanlar dizi film senaryoları gibi ucu açık iddianamelerle, gizli tanık
ifadeleriyle, sahte haham ifşaatlarıyla, emniyet ya da savcılıkta sanıklarla
pazarlık yapılarak, oluşturulan delillerle yargılanabilirler. Üç yıla yakın bir
süre tutuklu kaldıkları halde, kendilerine iddianameyle ilgili hiçbir soru
sorulmamış olabilir. Siyasetçilerin talimatlarına alet olmayı reddeden
başsavcılar, uydurma suç iddialarıyla tutuklanabilirler. Muhalefet eden gazete ve
televizyonları susturmak için vergi rekortmenlerine, vergi kaçakçılığı
suçlamasıyla mali baskı ve yıldırma yöntemleri acımasızca uygulanabilir.
Neyin suç, kimin suçlu olduğuna hukuk değil, siyaset karar verirse
hukukun gücü ortadan kalkar, güçlünün hukuku egemen olmaya başlar. Eğer bir
ülkede bir parlamento çoğunluğu, yasamayı, yürütmeyi, basını, televizyonları,
şirketleri, holdingleri vesayet altına alması için bir lidere teslim etmişse
duvarlarda 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazması bir anlam taşımaz.
Böyle bir tablo karşısında bir de anayasayı, bir partinin iç işi gibi ele alarak,
tek başına değiştirip, yüksek yargı kurulları da siyasi vesayet altına alınacak
olursa, bu durumun artık bir parlamento çoğunluğunun göz yummasıyla mı yoksa
hukuk dışı bir askeri darbeyle mi gerçekleştiğinin de bir önemi kalmaz.''
CHP Genel Başkanı Baykal, iktidarların, seçimden çıkmasının demokrasiyi
güvence altına almaya yetmeyeceğini kaydederek, demokrasilerde iktidarların
denetlenebilir ve hesap verebilir olması gerektiğini söyledi. Denetimi, hem
siyasetin hem de yargının yapması gerektiğini dile getiren Baykal, ''Yargı ve
basını, siyasal denetim kurullarını, devletin gücünü kullanarak etkisiz kılmak,
yargıyı siyasallaştırmak, yargıda kadrolaşmak, herkesi suçlayıp, mahkemeye
çıkarırken, kendi dokunulmazlık zırhının arkasına saklanıp, yargıdan kaçmak,
demokratik meşruiyete değil, lider vesayetine hizmet eder'' diye konuştu.
Gerçek demokrasilerde yargıdan kaçan, dokunulmazlık zırhının arkasına
saklanan başbakan, bakan ve milletvekillerine yer olmadığını ifade eden Baykal,
sözlerini şöyle tamamladı:
''TBMM'nin 60 yıl önce milli irade ve milli egemenlik kavramlarıyla yola
çıktığı yolculuğunu, gerçek bir demokrasi hedefine ulaştırabilmek için siyaseti
etkin bir hukuk ve kamuoyu denetimine sokacak düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Hukuku, siyasetin emrine girmekten çıkarıp, siyaseti denetleyecek bir noktaya
taşımak işin özüdür. Gerçek demokrasi, siyaset; hukuku kullanırsa değil, hukuk;
siyaseti denetlerse sağlanır.''(15.23)
