2012-10-11 - 17:00
CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, komisyon üyeleri CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli ve CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, SPK Kanunu Tasarısı'nın SPK'ya büyük yetkiler verdiğini, net olmayan bu yetkiler nedeniyle, önümüzdeki dönemde şirketlerde bazı sıkıntıların yaşanabileceğini söyledi.
CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, komisyon üyeleri CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli ve CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, SPK Kanunu Tasarısı'nın SPK'ya büyük yetkiler verdiğini, net olmayan bu yetkiler nedeniyle, önümüzdeki dönemde şirketlerde bazı sıkıntıların yaşanabileceğini söyledi.
CHP'li Ayaydın, "Sermaye piyasası kurumlarının mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının Kurulca iddia edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu'na geniş yetkiler tanınmaktadır."
CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, sözlerinde şunları kaydetti:
"Sermaye Piyasası Kanun Tasarısı sermaye piyasası faaliyetlerinde sağlıklı işleyiş sağlayabilmek için bazı tedbirler getirilmektedir. Bu tedbirler bir bölümü temelde önemli ve yerinde olmakla birlikte açık, net ve sınırları belli bir çerçeve çizmemektedir. Bu durum da SPK'ya muğlak ve geniş yetkiler tanınması anlamına gelmektedir.
Amaç ne kadar iyi niyetli olursa olsun kanunlarda yer alan genel ifadeler her kesimi olduğu gibi, iş dünyasını da tedirgin edecektir. Bu nedenle suç ve cezaların net bir şekilde tanımlanmasında fayda bulunmaktadır.
Sermaye piyasası kurumlarının mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının Kurulca iddia edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu'na geniş yetkiler tanınmaktadır.
Sermayenin veya mal varlığının azalmasına ya da kaybına yol açtığının iddia edilmesi ileride birçok şirket ve yöneticisine ciddi sıkıntı yaratamaya aday görünmektedir. Zira böyle bir tespitin objektif kıstasları nedir, bulunmamakta; sermaye veya malvarlığında azalma veya kayıp ile ilgili asgari bir tutar ya da orana yer verilmemektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu işletmenin konusuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açıldığı iddiasıyla mevcut yönetimlerin yetersiz, başarısız olması gerekçesiyle yönetim kurulu üyelerini görevlerine son vererek yerlerine yeni yönetim kurulu üyelerini atayabilecektir.
Hatta atanan bağımsız yönetim kurulu üyelerinin karşı çıktığı kararlar uygulamaya sokulmayacak ve şirketin genel kurulu toplanmasına bile neden olabilecek. Ancak bu durum büyük ihtilafları da beraberinde getirebilecektir. Zira her kararda başarılı olmak zorunlu kılınmaktadır. Oysa bu tip bir garanti hiçbir yerde olmayıp iş hayatı ve risk içiçedir. Maalesef, tüm bu düzenlemeler de halka açık şirketlerin işini zorlaştıracaktır.
Mevzuata aykırı bir işlemin varlığı halinde gereğinin yapılması elbette gereklidir ancak iş hayatının gereği olabilecek risk böyle belirsiz bir yapıda alınmayacak ve şirketler yerinde sayabilecektir.
Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının 3. ve 37. maddelerinde yer alan düzenlemeler sonucunda bundan sonra sermaye piyasası faaliyetleri sadece aracı kurumlar tarafından yapılabilecek, sermaye piyasası ürünlerinde aracılık yetkisi tamamen aracı kurumlara geçmektedir.
Böylelikle, bankaların aracılık hizmetinde bulunma imkanları tamamen ortadan kalkmaktadır. Bankalar müşterilerine yatırım fonu katılma belgesi, hazine bonosu, devlet tahvili, özel sektör tahvili ve türev kontratları gibi sermaye piyasası ürünlerini satamayacak ve bu ürünlerin aracılığını yapamayacaktır.
Zira Kanun tasarısının 37. maddesinde yatırım faaliyetlerinin yatırım kuruluşlarınca yapılması öngörülmekte ve yatırım faaliyetlerinden sermaye piyasası araçlarının aracılık amacıyla alım satımında ve halka arza aracılıkta aracı kurumlar münhasıran yetkili kılınmaktadır. Bu hüküm ile bankalar aracılık hizmetlerinden uzaklaştırılmakta olup, bankalar sermaye piyasası araçlarını kendi nam ve hesabına bile alamayacaktır.
Kanunun 4. Maddesi görüşülürken iktidara mensup bir üyenin verdiği önerge ile, halka açık olmayan şirketlerden bazıları da, özellikle konut sektöründe yeni bir projeyi satışa çıkaran şirketlere de SPK denetimi geliyor.
Bu tür projelerde tüketiciyi dolandırmaya yönelik bir niyet ve uygulama var ise, eğer bu şirket halka açık değil ise bu teşebbüs ile ilgili yaptırım yetkisi SPK' da olmamalı. SPK kanununda böyle bir düzenleme yapılması doğru değildir. Bir dolandırıcılık yöntemi ile halktan para toplanıyor ise bununla ilgili TCK'daki dolandırıcılığı düzenleyen maddeler, Türk Ticaret Kanunu ve 4077 sayılı tüketici Kanunu'nda böyle bir düzenlemeye yer verilmelidir.
Eğer bu önerge ile tasarıya eklenen madde aynen yasalaşırsa SPK halka açık olsun veya olmasın tüm şirketler üzerinde adeta padişahlık yetkilerine sahip olacak. Üstelik objektif kriterler değil, sübjektif kriterlere teşebbüslerin tasfiye edilmelerine sebep olacaktır.
Tasarının 10 uncu maddesi ile, izah namede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan ihraçlar ile halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, garantör sıfatı ile şahsen müteselsilen sorumlu tutulmaları öngörülüyor. Oysa ihraççının verdiği yanlış bilgilerden garantörün müteselsilen sorumlu tutulması hakkaniyet ölçüsü ile bağdaşmaz.
Garantörün kusuru ve hatasından dolayı bir zarar var ise elbette garantör bunlardan sorumlu tutulmalıdır. Ancak kendisinden kaynaklanmayan bir kusurdan da üstelik müteselsilen sorumlu tutuluyor olması hukukun genel prensiplerine aykırıdır. Garantörün müteselsilen sorumlu tutuluyor olması, birinci derecede sorumlu olması gereken ihraççılar üzerine gidilmesi yerine, işin kolayı bulunacak. Asıl sorumlu ihraççı üzerine gidilmeyecek, müteselsilen sorumlu olan garantörün üzerine gidilecek. Bu da doğru değildir.
Tasarının 17. Maddesi ile Bankaların aracı kurum olmalarını ortadan kaldırıyor. Bu şekilde yasalaşır ise, 37 maddenin birinci fıkrasının a, b, c, e ve f bentlerinde sayılan faaliyetler sadece aracı kurumlar tarafından yapılabilecek, bankalar devre dışı bırakılacaktır.
Bankalar, ikincil piyasalarda sabit getirili menkul kıymet alıp satamayacaklar, bu nedenle hazine ihalelerine katılım konusunda çekimser davranacaklardır. Bu durum hazinenin borçlanma maliyetini artıracaktır.
Kalkınma ve yatırım bankaları sermaye piyasası araçlarının halka arzına aracılık faaliyetlerini yapamaz duruma gelecektir.
AB ülkelerinde de bankalar aracı kurum faaliyeti yapıyor iken, bizim SPK yasası ile bankalara bu görevi vermememiz olması doğru değildir.
17. Madde üzerinde iktidar partisine mensup bir üyenin verdiği önerge ile, zaten tasarıda büyük yetkileri olan SPK'ya adeta padişahlık yetkileri tanınmıştır. Bu önerge ile eklenen metne göre; teşebbüsler için kararlar almaya ve buna ilişkin işlemleri res'en yapmaya gibi hiç bir objektif kriter taşımamış olması doğru değildir. Çok geniş sınırları belli olmayan bir yetki ile SPK'nın donatılıyor olması sermaye piyasasını tedirgin edecektir.
Alt komisyonumuzda 18. Maddenin görüşülmesine kadar olan madde görüşmelerinde CHP ve MHP' li üyelerin yapıcı eleştiri ve katkıları Başkanlıkça da takdir edilirken ,bunların madde metinlerine yansımıyor olması, hükümet sıralarında sözde yasayı takdim eden ve önerilerimize cevap veren bürokrasinin gayri ciddi tutumu, üyelerin her eleştirisine teamüllere aykırı olarak Başkan'dan izin alma ihtiyacı duymadan cevap veriyor olması, bürokratik oligarşin yasama organı üzerindeki vesayetinden rahatsızlık duyulmuştur.
Tamamen iyi niyetle ana muhalefet partisi olarak yaptığımız olumlu katkı ve eleştirilere tasarıyı sunan bürokratın komisyona hitaben " bu yasa geciktirilemeden hemen çıkarılmalıdır" açıklaması, adeta bırakın eleştirileri siz ne derseniz deyin bu yasa böyle çıkacaktır şeklinde bir anlam taşımıştır.
Teamüllere aykırı tutum izleyen bürokrasinin bu tavrına ses çıkarmayan Başkanlık Divanı'nın bu tutumu ve de yaptığımız katkıların değerlendirmeye bile alınmamış olması; muhalefetin bu şartlarda komisyonda çalışmasının bir anlamı olmadığını ortaya koyduğu için CHP'li üyeler olarak bundan sonraki toplantılara katılmayı uygun görmediğimizi açıklayarak toplantı salonunu terk ettik."
Alper Durmaz
CHP'li Ayaydın, "Sermaye piyasası kurumlarının mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının Kurulca iddia edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu'na geniş yetkiler tanınmaktadır."
CHP İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, sözlerinde şunları kaydetti:
"Sermaye Piyasası Kanun Tasarısı sermaye piyasası faaliyetlerinde sağlıklı işleyiş sağlayabilmek için bazı tedbirler getirilmektedir. Bu tedbirler bir bölümü temelde önemli ve yerinde olmakla birlikte açık, net ve sınırları belli bir çerçeve çizmemektedir. Bu durum da SPK'ya muğlak ve geniş yetkiler tanınması anlamına gelmektedir.
Amaç ne kadar iyi niyetli olursa olsun kanunlarda yer alan genel ifadeler her kesimi olduğu gibi, iş dünyasını da tedirgin edecektir. Bu nedenle suç ve cezaların net bir şekilde tanımlanmasında fayda bulunmaktadır.
Sermaye piyasası kurumlarının mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açtığının Kurulca iddia edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu'na geniş yetkiler tanınmaktadır.
Sermayenin veya mal varlığının azalmasına ya da kaybına yol açtığının iddia edilmesi ileride birçok şirket ve yöneticisine ciddi sıkıntı yaratamaya aday görünmektedir. Zira böyle bir tespitin objektif kıstasları nedir, bulunmamakta; sermaye veya malvarlığında azalma veya kayıp ile ilgili asgari bir tutar ya da orana yer verilmemektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu işletmenin konusuna aykırı görülen durum ve işlemleri sebebiyle sermayenin veya mal varlığının azalmasına veya kaybına yol açıldığı iddiasıyla mevcut yönetimlerin yetersiz, başarısız olması gerekçesiyle yönetim kurulu üyelerini görevlerine son vererek yerlerine yeni yönetim kurulu üyelerini atayabilecektir.
Hatta atanan bağımsız yönetim kurulu üyelerinin karşı çıktığı kararlar uygulamaya sokulmayacak ve şirketin genel kurulu toplanmasına bile neden olabilecek. Ancak bu durum büyük ihtilafları da beraberinde getirebilecektir. Zira her kararda başarılı olmak zorunlu kılınmaktadır. Oysa bu tip bir garanti hiçbir yerde olmayıp iş hayatı ve risk içiçedir. Maalesef, tüm bu düzenlemeler de halka açık şirketlerin işini zorlaştıracaktır.
Mevzuata aykırı bir işlemin varlığı halinde gereğinin yapılması elbette gereklidir ancak iş hayatının gereği olabilecek risk böyle belirsiz bir yapıda alınmayacak ve şirketler yerinde sayabilecektir.
Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının 3. ve 37. maddelerinde yer alan düzenlemeler sonucunda bundan sonra sermaye piyasası faaliyetleri sadece aracı kurumlar tarafından yapılabilecek, sermaye piyasası ürünlerinde aracılık yetkisi tamamen aracı kurumlara geçmektedir.
Böylelikle, bankaların aracılık hizmetinde bulunma imkanları tamamen ortadan kalkmaktadır. Bankalar müşterilerine yatırım fonu katılma belgesi, hazine bonosu, devlet tahvili, özel sektör tahvili ve türev kontratları gibi sermaye piyasası ürünlerini satamayacak ve bu ürünlerin aracılığını yapamayacaktır.
Zira Kanun tasarısının 37. maddesinde yatırım faaliyetlerinin yatırım kuruluşlarınca yapılması öngörülmekte ve yatırım faaliyetlerinden sermaye piyasası araçlarının aracılık amacıyla alım satımında ve halka arza aracılıkta aracı kurumlar münhasıran yetkili kılınmaktadır. Bu hüküm ile bankalar aracılık hizmetlerinden uzaklaştırılmakta olup, bankalar sermaye piyasası araçlarını kendi nam ve hesabına bile alamayacaktır.
Kanunun 4. Maddesi görüşülürken iktidara mensup bir üyenin verdiği önerge ile, halka açık olmayan şirketlerden bazıları da, özellikle konut sektöründe yeni bir projeyi satışa çıkaran şirketlere de SPK denetimi geliyor.
Bu tür projelerde tüketiciyi dolandırmaya yönelik bir niyet ve uygulama var ise, eğer bu şirket halka açık değil ise bu teşebbüs ile ilgili yaptırım yetkisi SPK' da olmamalı. SPK kanununda böyle bir düzenleme yapılması doğru değildir. Bir dolandırıcılık yöntemi ile halktan para toplanıyor ise bununla ilgili TCK'daki dolandırıcılığı düzenleyen maddeler, Türk Ticaret Kanunu ve 4077 sayılı tüketici Kanunu'nda böyle bir düzenlemeye yer verilmelidir.
Eğer bu önerge ile tasarıya eklenen madde aynen yasalaşırsa SPK halka açık olsun veya olmasın tüm şirketler üzerinde adeta padişahlık yetkilerine sahip olacak. Üstelik objektif kriterler değil, sübjektif kriterlere teşebbüslerin tasfiye edilmelerine sebep olacaktır.
Tasarının 10 uncu maddesi ile, izah namede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan ihraçlar ile halka arz edenler, ihraca aracılık eden lider aracı kurum, garantör sıfatı ile şahsen müteselsilen sorumlu tutulmaları öngörülüyor. Oysa ihraççının verdiği yanlış bilgilerden garantörün müteselsilen sorumlu tutulması hakkaniyet ölçüsü ile bağdaşmaz.
Garantörün kusuru ve hatasından dolayı bir zarar var ise elbette garantör bunlardan sorumlu tutulmalıdır. Ancak kendisinden kaynaklanmayan bir kusurdan da üstelik müteselsilen sorumlu tutuluyor olması hukukun genel prensiplerine aykırıdır. Garantörün müteselsilen sorumlu tutuluyor olması, birinci derecede sorumlu olması gereken ihraççılar üzerine gidilmesi yerine, işin kolayı bulunacak. Asıl sorumlu ihraççı üzerine gidilmeyecek, müteselsilen sorumlu olan garantörün üzerine gidilecek. Bu da doğru değildir.
Tasarının 17. Maddesi ile Bankaların aracı kurum olmalarını ortadan kaldırıyor. Bu şekilde yasalaşır ise, 37 maddenin birinci fıkrasının a, b, c, e ve f bentlerinde sayılan faaliyetler sadece aracı kurumlar tarafından yapılabilecek, bankalar devre dışı bırakılacaktır.
Bankalar, ikincil piyasalarda sabit getirili menkul kıymet alıp satamayacaklar, bu nedenle hazine ihalelerine katılım konusunda çekimser davranacaklardır. Bu durum hazinenin borçlanma maliyetini artıracaktır.
Kalkınma ve yatırım bankaları sermaye piyasası araçlarının halka arzına aracılık faaliyetlerini yapamaz duruma gelecektir.
AB ülkelerinde de bankalar aracı kurum faaliyeti yapıyor iken, bizim SPK yasası ile bankalara bu görevi vermememiz olması doğru değildir.
17. Madde üzerinde iktidar partisine mensup bir üyenin verdiği önerge ile, zaten tasarıda büyük yetkileri olan SPK'ya adeta padişahlık yetkileri tanınmıştır. Bu önerge ile eklenen metne göre; teşebbüsler için kararlar almaya ve buna ilişkin işlemleri res'en yapmaya gibi hiç bir objektif kriter taşımamış olması doğru değildir. Çok geniş sınırları belli olmayan bir yetki ile SPK'nın donatılıyor olması sermaye piyasasını tedirgin edecektir.
Alt komisyonumuzda 18. Maddenin görüşülmesine kadar olan madde görüşmelerinde CHP ve MHP' li üyelerin yapıcı eleştiri ve katkıları Başkanlıkça da takdir edilirken ,bunların madde metinlerine yansımıyor olması, hükümet sıralarında sözde yasayı takdim eden ve önerilerimize cevap veren bürokrasinin gayri ciddi tutumu, üyelerin her eleştirisine teamüllere aykırı olarak Başkan'dan izin alma ihtiyacı duymadan cevap veriyor olması, bürokratik oligarşin yasama organı üzerindeki vesayetinden rahatsızlık duyulmuştur.
Tamamen iyi niyetle ana muhalefet partisi olarak yaptığımız olumlu katkı ve eleştirilere tasarıyı sunan bürokratın komisyona hitaben " bu yasa geciktirilemeden hemen çıkarılmalıdır" açıklaması, adeta bırakın eleştirileri siz ne derseniz deyin bu yasa böyle çıkacaktır şeklinde bir anlam taşımıştır.
Teamüllere aykırı tutum izleyen bürokrasinin bu tavrına ses çıkarmayan Başkanlık Divanı'nın bu tutumu ve de yaptığımız katkıların değerlendirmeye bile alınmamış olması; muhalefetin bu şartlarda komisyonda çalışmasının bir anlamı olmadığını ortaya koyduğu için CHP'li üyeler olarak bundan sonraki toplantılara katılmayı uygun görmediğimizi açıklayarak toplantı salonunu terk ettik."
Alper Durmaz
