2019-05-30 - 13:57
HAYVAN HAKLARINI ARAŞTIRMA KOMİSYONU...
Hayvan Haklarının Araştırma Komisyonu AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel başkanlığında toplandı.
Hayvan Haklarının Araştırma Komisyonu AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel başkanlığında toplandı.

Komisyon üyelerine bilgi veren Türkçapar, şiddetin ortaya çıkmasında çevresel faktörlerin yanında geçmişte yaşanan deneyim ve kötü örneklerin de etkin olabileceğini söyledi.

Türkçapar, yapılan araştırmalarda cinayet suçunu işleyenlerin yüzde 63.6'sının hayvanlara, yüzde 58.3'ünün de insanlara işkence ettiğinin ortaya çıktığını belirterek, şunları kaydetti:

"Kavga edenlerin yüzde 60.5'i hayvanlara, yüzde 51.3'ü insanlara eziyet ediyor. Gasp suçunu işleyenlere baktığımızda yüzde 55,6'sının hayvanlara, yüzde 44.4'ünün ise insanlara işkence ettiğini görüyoruz. Hırsızlık suçunu işleyenlerin yüzde 5.6'sı hayvanlara, yüzde 52.4'ü de insanlara eziyet suçu işliyor. Aynı şekilde yaralama suçunu işleyenlerin yüzde 36'sının hayvanlara, yüzde 72'sinin de insanlara eziyet eden davranışlar sergilediğini biliyoruz."

İstanbul Rumeli Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Hazim Tamer Dodurka da klasik yöntemle hayvan kesilmesine ilişkin önerilerini sundu.

Klasik yöntemle yapılan kesimle hayvanın daha çok acı çektiğini dile getiren Dodurka, günümüzde modern cihaz ve kesim yöntemlerinin kullanılabileceğini söyledi.

Kulaktan duyma bilgilerle keskin bıçakla yapılan kesimle hayvanın daha fazla acı çekmesine ortak olunmaması gerektiğini belirten Dodurka, "Koca hayvanların ayakları bağlanarak bıçakla kesiliyor. Bu durumda büyük bir acı yaşandığı bilimsel olarak ortaya konmuş durumda. Beyin ölümü gerçekleşinceye kadar acı devam ediyor." dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığının acısız kesimin yapılmasına yönelik görüşünün olduğunu dile getiren Dodurka, "Önyargıya kapılmamak lazım. Dinimiz o zaman keskin bıçağı önermiş olabilir. Ama şimdi daha modern cihaz ve yöntemler var. Eskiden develere biniyorduk ama şimdi modern araçlara biniyoruz. Aynı şey hayvan kesimi için de geçerli. Dinimiz modern cihaz ve yöntemlere müsaade ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemin Salgırlı Demirbaş da Ankara'da sokak köpeği sayısının çok fazla olduğuna değinerek, kısırlaştırma işleminin düzenli olarak yapılması gerektiğini ifade etti. Köpek sahiplerinin sorumluluklarına vurgu yapan Demirbaş, "Tüm köpek sahiplerinin zorunlu ve uygulamalı olarak kurs alması gerekir. Terkedilmesi durumunda köpek sahiplerine caydırıcı cezalar verilmeli. Havlama engelleyici, elektronik, çivili vb. tasmaların kullanımı yasaklanmalı." diye konuştu.

Demirbaş, köpekler için insanlara yakın ancak kalabalıktan uzak bir yaşam ve beslenme alanı oluşturulmasını istedi.

İstanbul Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Mahmut Koca, Avrupa'nın birçok ülkesinde hayvanlara işkence edenlere hapis ve para cezası verildiğini belirtti. Koca, Türkiye'de mevcut kanunların uygulamasından kaynaklanan bazı aksaklıkların yaşandığını, konunun sadece ceza kapsamında ele alınmasının kolaycılık oluğunu ifade etti. Meselenin sadece suç kapsamında ele alınması durumunda adliyelerin iş gücünün artacağını, etkin bir idari yaptırımın uygulanması durumunda sorunların en aza inebileceğini söyledi. Sahipli hayvanlara karşı işkencenin mevcut yasalarda zaten suç olarak kabul edildiğini, sokak köpeklerinin de bu kapsama alınabileceğini kaydetti.

Koca, yapılan araştırmalarda hayvana zarar veren insanların yüzde 70'inin geçmişinde insana dönük bir şiddet davranışının da olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Komisyonun bugün ikincisi düzenlenen toplantısında bilgi veren Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu kurucularından, Dayanışma Hayvan Hakları Federasyonu Onursal Başkanı Şebnem Aslan, hayvanlara şiddetin suç sayılması amacıyla toplanan 1 milyon 457 bin 612 imzayı Komisyon Başkanı Yel'e teslim etti. Sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınmasının önemini dile getiren Aslan, "Kısırlaştırma işleminin mutlaka ehil veterinerler eliyle hayvan sağlığına, cerrahi prosedürlere ve etik kurallar uygun şekilde belediyelere yaptırılmasını istiyoruz." diye konuştu.

Aslan, büyükşehir ve illerde tam teşekküllü hayvan hastaneleri ile engelli ve mağdur hayvanlar için sığınmaevleri kurulmasını istedi.

Hayvanlara Adalet Derneği Başkanı Avukat Hülya Yalçın, toplumu köpeklerle barıştırma sorumlulukları bulunduğunu söyleyerek "Çünkü köpekle korkutulan, kudurmuş köpek filmleriyle ürkütülen, köpeği canavar gibi gösteren bir kesim var. Köpekle toplumu barıştırdığınızda hayvan haklarında büyük bir adım atarız." dedi.

Dayanışma Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Timur Ugan, "Köpekler gökten zembille gelmedi. Bu ülkenin insanları aldılar, sokağa attılar, köpekler üredi. Şimdi şikayet etmeye kimsenin hakkı yok, herkes çözüme ortak olmaya mecbur." dedi.

Çözümün popülasyon kontrolü olduğunu anlatan Ugan, "Söylediklerimiz yapılırsa popülasyon kontrolü 1 yılda tamamlanabilir. İlçelerde küçük kısırlaştırma merkezleri yapılmalı ki bunun maliyeti yaklaşık 300 bin lira ile 400 bin lira arasında değişebilir. Bunu yaptığımız her yerde popülasyonu kontrol altına aldık." ifadelerini kullandı.

Devletin, taşın altına elini koyup üretim çiftliklerini kapatması gerektiğine değinen Ugan, şöyle devam etti:

"Mevcut sokak hayvanlarını bir gecede yok edelim. Şu anda vergi dairesine kayıtlı 2 bin 500 petshop var. Buralardan satın alınan hayvanlardan birinin sokağa atıldığını düşünün, 2 bin 500 hayvan sokağa atıldı demektir. İnternet üzerinden satışlardan da 2 bin 500 hayvanın sokağa atıldığını düşünelim, toplam 5 bin hayvan. 5 bin hayvanın 6 ay sonraki sokak popülasyonu 30 bin. 30 bin hayvanın 6 ay sonraki sokak popülasyonu 180 bin. 1,5 sene içinde barınakları kapattığımız ya da yok ettiğimiz hayvan sayısı kadar yani 1 milyon 200 bin hayvan yine sokaklarda olacak. Bu yapılmazsa popülasyon kontrolü mümkün değil."

Petshoplarda kataloglardan satış uygulamasını da eleştiren Ugan, "Katalog üzerinden satışlarda üretim çiftliklerinin her biri kaçakçılık merkezi olacak. Bavul ticaretleri oraya kayacak. Üretim çiftlikleri kapatılmadan, internet üzerinden satış yasaklanmadan, petshoplarda kedi, köpek satışı yasaklanmadan popülasyon kontrolü mümkün değildir." değerlendirmesini yaptı.

Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi Kurucusu ve Koordinatörü Elif Ertürk Narin, "Nostalji ve turizmin unsuru olarak pazarlanan, bu şekilde ayakta duran faytonculuğun derhal yasaklanmasını istiyoruz." dedi.

Narin, atlı faytonlara çözüm önerisi olarak hem estetik açıdan güzel hem de çevreye ve doğaya dost olan elektrikli faytonları önerdi. Faytonculukta kullanılan atların "emekliye ayrılması"nı talep eden Narin, şunları söyledi:

"Bu atların yaşam hakları güvence altına alınarak ömürlerinin sonuna kadar yaşamsal ihtiyaçlarının giderileceği, her türlü tehlike ve tehditten uzak bir barınak yapılmasını istiyoruz. Mevzuatta yük, binek hayvanı olarak tanımlanan hayvanlar için ciddi bir koruma politikası izlenmeli. Özellikle yük ve insan taşıma amacıyla kullanılan hayvanların yoğun olduğu bölgelerde sakatlanma, kaza, hastalık durumlarında bakımların yapılacağı durumlarda rehabilitasyon merkezleri kurulmalı."

Deneye Hayır Platformundan Uzm. Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu da eğitimde hayvan kullanımını ve alternatif yöntemleri anlatarak "Bir öğrenci eğer hayvanlar üzerinde deney yapmak istemiyorsa üniversite ona bir şekilde alternatif yöntemleri sunmak durumunda olmalı. Diğer ülkeler bunu yapıyorsa biz de rahatlıkla yapabiliriz." dedi.

Yalnızca üniversitelerde öğrencilerin eğitimi için hayvan kullanılmadığını, hayvanların tıbbın gelişmesi adı altında da kullanıldığını anlatan Kınıkoğlu, "Bu noktada 'Peki hayvanlar olmasa tıp nasıl ilerleyecek, yeni ilaçlar nasıl bulunacak, yan etkilerine nasıl bakacağız?' diye düşünenler vardır. Maalesef işin gerçek boyutu o şekilde değil. Dünyada hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin yüzde 95'inin insanlar üzerinde uygulanabilir olmadığı kabul ediliyor." değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'de 2011-2015 yıllarında 438 uzmanlık tezi için toplam 16 bin 500 fare kullanıldığını ileri süren Kınıkoğlu, bu makalelerin yalnızca üçte birinin bilimsel veri tabanında kendisine yer bulabildiğini, 438 tezin yalnızca 10'unun 10'dan fazla alıntılandığını savundu.