2008-09-18 - 16:12
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, ''Almanya'daki Deniz Feneri davasında yargılanan zanlılar Türkiye'de yargının karşısına çıkarılmadığı takdirde, iktidarın yolsuzluklara kol kanat geren bir iktidar olduğunun tescil edilmiş olacağını'' söyledi.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM'de basın toplantısı düzenledi.
Kılıçdaroğlu, karara bağlanan Almanya'daki Deniz Feneri Derneği davasını
birlikte izlediği CHP MYK üyesi Ali Kılıç ile Parlamento'da basın toplantısı
düzenledi.
Almanya'daki Deniz Feneri Derneği davasında, hapis cezasına çarptırılan
sanıkların üst mahkemeye itiraz etmeyeceklerini avukatları aracılığı ile
mahkemeye bildirdiklerini belirten Kılıçdaroğlu, ''Yani bir anlamda Almanya'da
adalet tecelli etti... Şimdi sıra Türkiye'de'' dedi.
''İnsanların en kutsal duygularının sömürülerek, onların alın teriyle
biriktirdikleri paralara göz dikenlerin hamileri, elebaşıları Türkiye'de'' diyen
Kılıçdaroğlu, davanın yargıcı, bilirkişilik yapan polis müdürü ve savcıların asıl
faillerin Türkiye'de olduklarını açıkladıklarını kaydetti. Kemal Kılıçdaroğlu,
hakimin, suçluların tek başına hareket etmediklerini, talimatları Türkiye'deki
yöneticilerden aldıklarını açıklayarak, Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, Zahid
Akman ve İsmail Karahan'ın adlarını kararın gerekçesine koyduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, önce televizyon programı olarak başlayan Deniz Fenerinin
daha sonra derneğe dönüştürüldüğünü ve derneğin kurucularının çoğunun Kanal 7
çalışanı olduğunu ifade ederek, ''Yani bir anlamda Başbakanın sıhri akrabası
Zekeriya Karaman'ın ücretli elemanlarıdır'' diye konuştu.
-''HÜKÜMET BU SÖYLEMİNDE SAMİMİ İSE...''-
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, suçluların Almanya'da aldıkları
cezalar dolayısıyla üzüntülerini bildirdiğini, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek'in de dava ile ilgili olarak, ''nereye kadar giderse biz
onun arkasında oluruz'' dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Hükümetin bu söyleminde samimi olması için ivedilikle iki operasyonu
gerçekleştirmesi gerekiyor. RTÜK Başkanı Zahid Akman görevden derhal
çekilmelidir. Çünkü, Almanya tarihinin en büyük yolsuzluk davasında, Türkiye'deki
failler arasında yer almaktadır. Sayın Akman, bırakın kendisine zarar vermeyi,
başında bulunduğu kuruma da zarar vermeye başlamıştır. RTÜK, bugün bir itibar
sorunuyla karşı karşıyadır. Sayın Akman, konumunu bu çerçevede
değerlendirmelidir.
Sayın Akman, 'adım iddianamede geçmiyor' dedi, adının 34 kez geçtiği
ortaya çıktı. 'Almanya'da kurulan OFWG e.G. kooperatifin fahri üyesiyim' dedi,
kendisinin yönetim kurulu üyesi olduğunu, kooperatifin Alman Maliyesine verdiği
resmi yazısı ile kanıtladık. 'Almanya'da hakkımda açılan bir soruşturma yoktur'
dedi. Alman savcılığı, kooperatifteki yolsuzluklar dolayısıyla Zahid Akman'ın da
adının geçtiği nitelikli dolandırıcılık davası açtı. Daha ne olsun?
Kaldı ki Meclis Başkanımız Sayın Köksal Toptan, RTÜK Başkanıyla ilgili
olarak değerlendirme yaparken, ortaya çıkan son gelişmeler karşısında herkesin
yeni bir değerlendirme yapma zorunluluğu gösterdiğini belirtiyor ve 'herkes kendi
sorumluluğunun idraki içerisinde hareket ederse süreç daha rahat ve sağlıklı bir
şekilde yürür diye düşünüyorum' demiştir. Akman'ın bu sağduyulu söze kulak
vermesini öneririm. Sayın Toptan, açıkça Zahid Akman'ın istifa etmesi
gerektiğinin altını çizmiştir.''
-''SPK BAŞKANI GÖREVDEN ALINSIN''-
Kemal Kılıçdaroğlu, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Turan Erol'un da
görevden alınması gerektiğini ileri sürdü.
Erol'un, 3 SPK uzmanının hazırladığı inceleme raporunu sümenaltı
ettiğini, konuyu savcılığa bildirmediğini iddia eden Kılıçdaroğlu, ''Çünkü,
hakkında savcılığa suç duyurusu istenen kişiler Kanal 7'nin yöneticileridir.
Zekeriya Karaman, İsmail Karahan ve Mustafa Çelik... Bu üç isim aynı zamanda
Almanya'daki Deniz Feneri davasının Türkiye'deki failleri olarak gösterilmiştir''
dedi.
Kılıçdaroğlu, ''3 SPK uzmanının hazırladığı raporda, Kanal 7'nin,
Türkiye'deki kayıtlarında yer almayan, Almanya'daki bir bankada 12 ayrı hesabı
ortaya çıkarılmıştır. Yine Kanal 7'nin Türkiye'deki hesaplarında yer almayan
Bahreyn'deki bir bankada hesabı ortaya çıkmıştır. Kanal 7 yöneticileri, Türk
Ticaret Yasasına göre 10 yıl saklamaları gereken defter ve belgeleri SPK
uzmanlarına ibraz etmemişlerdir ve siz SPK Başkanı olarak bu dosyayı yönetime
sevk edip, sümenaltı edeceksiniz... Almanya'da olay patlayacak ve siz yerinizde
paşa paşa oturacaksınız.'' diye konuştu.
Almanya'daki Deniz Feneri Davasının iki önemli ayağında bulunan ve
Türkiye'de iki bağımsız kuruluşun başkanı olan bu kişiler görevlerinden
ayrılmadıkları sürece, davanın Türkiye ayağının sağlıklı sonuçlanmayacağını ileri
süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Sayın Cemil Çiçek, televizyonların karşına geçip hamasi nutuklar
atacağına, Hükümet olarak gereğini yapsın. En azından etik olarak RTÜK ve SPK
Başkanı soruşturmanın selameti açısından görevlerinden ayrılmalıdır. Sayın
Başbakan, yolsuzluklar konusundaki söyleminizde samimiyseniz, SPK Başkanını ve
RTÜK Başkanını hangi gerekçeyle yerinde tutuyorsunuz? Sağlıklı bir soruşturma
yapılıp zanlılar Türkiye'de yargının karşısına çıkarılmadığı takdirde,
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğu tartışılacak ve Türkiye'de AKP iktidarının
yolsuzluklara kol kanat geren bir iktidar olduğu tescil edilmiş olacaktır.''
-BELGELER GAZETECİLERE DAĞITILDI-
Ali Kılıç ise Zahid Akman'ın kooperatif üyesi olduğuna ilişkin
gazetecilere dağıtılan belgeler ve o belgelerin ayrıntılarına ilişkin bilgi
verdi.
Akman'ın kurye ve alıcı olduğunu söylediklerini belirten Kılıç, Akman'ın
parayı ne zaman aldığı ve kime verdiğini gösterdiğini iddia ettiği belgeyi
gösterdi. Zahid Akman'ın ''kooperatifin fahri üyesiyim'' dediğini de anımsatan
Kılıç, kooperatifin tüzüğünü incelediklerini ve fahri üyelik diye bir maddeye
rastlamadıklarını, tam tersine Akman'ın derneğin yönetim kurulu üyesi olduğunu
gördüklerini ileri sürdü.
Ali Kılıç, üyelikten ayrılmak isteyenlere gönderilen bir yazıda Zahid
Akman'ın yönetim kurulu üyesi olarak adının geçtiği belgeyi göstererek, ''başka
bir belgeye göre de yaklaşık bin 300 kişiden 8,5 milyon avro kooperatifin
hesabına aktarılmıştır. Paralar, Akman'ın yönetim kurulu üyesi olduğu 2002-2004
yılları arasında toplanmıştır. Akman, 2005'te yönetim kurulu üyeliğinden
ayrıldığında 8,5 milyon avro da ortada yoktur'' dedi.
Kooperatifin kapanırken, Almanya Dernekler Masasına müracaat ederek
iflasını da vermesi gerektiğini kaydeden Kılıç, ''İflası veren Zahid Akman ve
arkadaşları değil, 2005'ten sonra yönetime gelenler. Deniz Fenerine baskın
yapılırken kooperatife de gidiliyor, oradaki dosyalara da el konuluyor. Ondan
yaklaşık 3-4 ay sonra kooperatifin iflası kabul ediliyor. Bu konuda Akman ile
ilgili 2. dava açılıyor. Mağdurlar da kooperatif aleyhinde bir dava açıyorlar.
Yani, şu anda Deniz Feneri dışında sadece kooperatif ile ilgili Sayın Akman
hakkında Almanya'da 3 dava sürüyor'' diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu,
Deniz Feneri davası ve önceki YİMPAŞ dosyasının Türkiye'de gündeme
getirilmemesinin, Türkiye'de bu olayların AK Parti'nin koruması altında
gerçekleştiğini gösterdiğini iddia etti.
CHP MYK üyesi Ali Kılıç ile Parlamento'da basın toplantısı düzenleyen
Kılıçdaroğlu, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
''Sorumlular hakkında CHP olarak suç duyurusunda bulunacak mısınız?''
sorusu üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, ''Evet bulunacağız, SPK bağlamında
bulunacağız. Savcıların, sümenaltı edilen raporu mutlaka bu dosyanın içine
koymaları gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde rapordaki belgeler ve bilgilerin
karartılacağından büyük endişemiz var'' dedi.
CHP'li Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneğinin, bir çok okula
telefon açarak, ''size diş macunu gönderdik, bize belge gönderin'' dediklerini
bildiklerini söyledi.
Almanya'daki davada hakimin, ''Mehmet Gürhan'ın pişmanlığına inanmıyoruz,
samimi değil. Gürhan Türkiye'dekileri korumak için suçu üstüne aldı'' dediğini
kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Türkiye'de korunanlar kim? Onu da Alman yargıç söylüyor, biz
söylemiyoruz. Niçin bugüne kadar, bu dosyayı ve daha önceki YİMPAŞ dosyasını
Türkiye niçin istemiyor? Niçin o ilişkiler Türkiye'de gündeme getirilmiyor? Bütün
bunların hepsi, Türkiye'de bu olayların AKP'nin koruması altında gerçekleştiğini
gösteriyor.
Alman savcı, 'Türk Adalet Bakanlığına her türlü bilgi ve belgeyi vermeye
hazırız'' diyor. Önümüzdeki günlerde bunu göreceğiz. 'Sayın savcılar her şeyi
yapar' diyor. Savcıların her şeyi yapması için önünün açılması lazım. Almanya'dan
o dosyaların mali yardımlaşma çerçevesinde Türkiye'ye getirilmesi lazım. Bunu
yapacak olan savcılar değil, bakanlıklardır.''
-MAL VARLIĞI TARTIŞMALARI-
Kemal Kılıçdaroğlu, ''AK Parti'nin, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın eşi
Olcay Baykal'ın mal varlığını açıklamasını istediği gibi, CHP'nin de Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın mal varlığını açıklamasını isteyip
istemeyeceğinin sorulması'' üzerine, mal varlığının ne kadar olduğundan daha çok,
mal varlığının alın teriyle kazanılıp kazanılmadığını sorguladıklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Rize'den İstanbul'a geldiğinde mal varlığı
neydi? Kasımpaşa'da beraber top oynadığı bir arkadaşı, 'Recep Tayyip Erdoğan'ın
parası olmadığı için, para toplayarak ona krampon aldık' diyor. Şimdi kendisi
dolar milyarderi. Çalıştığı yer ve aldığı ücretler belli. Şirketlerden aldığı kar
payları belli. Bunları alt alta koyalım. Bugünkü mal varlığı bunun bir kaç katı.
Biz o soruyu soruyoruz Sayın Başbakana... Başbakana bir soru daha soralım:
Başbakan yürekliyse, şerefliyse mal varlığı ile ilgili duruşma Ankara
Adliyesinde görüşülürken, niçin bu dosyanın Yargıtaya gitmesini sağlamadı? Bu
dosyanın Yargıtaya gitmemesi için dönemin başsavcısını Adalet Bakanlığı Müsteşarı
yaptı. Niye? 'Mal varlığı dosyasını Yargıtaya taşımadı' diye. Sayın Başbakan tam
aklanmış değildir. O dosya Yargıtaya gidip aklanırsa biz şapkamızı çıkartırız.
sayın Başbakanın mal varlığı, dosya Yargıtaydan çıkmadığı için her zaman
siyaseten şaibeli olmaya mahkumdur.
Başbakan, mal varlığını şaibeden kurtarmak istiyorsa o dosyayı Yargıtaya
göndersin. Bakalım Yargıtay ne diyecek? Orada Adalet Bakanlığına müsteşar olarak
gelecek kimse yoktur. Başbakan bundan korkuyor.''
Kılıçdaroğlu, karara bağlanan Almanya'daki Deniz Feneri Derneği davasını
birlikte izlediği CHP MYK üyesi Ali Kılıç ile Parlamento'da basın toplantısı
düzenledi.
Almanya'daki Deniz Feneri Derneği davasında, hapis cezasına çarptırılan
sanıkların üst mahkemeye itiraz etmeyeceklerini avukatları aracılığı ile
mahkemeye bildirdiklerini belirten Kılıçdaroğlu, ''Yani bir anlamda Almanya'da
adalet tecelli etti... Şimdi sıra Türkiye'de'' dedi.
''İnsanların en kutsal duygularının sömürülerek, onların alın teriyle
biriktirdikleri paralara göz dikenlerin hamileri, elebaşıları Türkiye'de'' diyen
Kılıçdaroğlu, davanın yargıcı, bilirkişilik yapan polis müdürü ve savcıların asıl
faillerin Türkiye'de olduklarını açıkladıklarını kaydetti. Kemal Kılıçdaroğlu,
hakimin, suçluların tek başına hareket etmediklerini, talimatları Türkiye'deki
yöneticilerden aldıklarını açıklayarak, Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, Zahid
Akman ve İsmail Karahan'ın adlarını kararın gerekçesine koyduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu, önce televizyon programı olarak başlayan Deniz Fenerinin
daha sonra derneğe dönüştürüldüğünü ve derneğin kurucularının çoğunun Kanal 7
çalışanı olduğunu ifade ederek, ''Yani bir anlamda Başbakanın sıhri akrabası
Zekeriya Karaman'ın ücretli elemanlarıdır'' diye konuştu.
-''HÜKÜMET BU SÖYLEMİNDE SAMİMİ İSE...''-
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, suçluların Almanya'da aldıkları
cezalar dolayısıyla üzüntülerini bildirdiğini, Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek'in de dava ile ilgili olarak, ''nereye kadar giderse biz
onun arkasında oluruz'' dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Hükümetin bu söyleminde samimi olması için ivedilikle iki operasyonu
gerçekleştirmesi gerekiyor. RTÜK Başkanı Zahid Akman görevden derhal
çekilmelidir. Çünkü, Almanya tarihinin en büyük yolsuzluk davasında, Türkiye'deki
failler arasında yer almaktadır. Sayın Akman, bırakın kendisine zarar vermeyi,
başında bulunduğu kuruma da zarar vermeye başlamıştır. RTÜK, bugün bir itibar
sorunuyla karşı karşıyadır. Sayın Akman, konumunu bu çerçevede
değerlendirmelidir.
Sayın Akman, 'adım iddianamede geçmiyor' dedi, adının 34 kez geçtiği
ortaya çıktı. 'Almanya'da kurulan OFWG e.G. kooperatifin fahri üyesiyim' dedi,
kendisinin yönetim kurulu üyesi olduğunu, kooperatifin Alman Maliyesine verdiği
resmi yazısı ile kanıtladık. 'Almanya'da hakkımda açılan bir soruşturma yoktur'
dedi. Alman savcılığı, kooperatifteki yolsuzluklar dolayısıyla Zahid Akman'ın da
adının geçtiği nitelikli dolandırıcılık davası açtı. Daha ne olsun?
Kaldı ki Meclis Başkanımız Sayın Köksal Toptan, RTÜK Başkanıyla ilgili
olarak değerlendirme yaparken, ortaya çıkan son gelişmeler karşısında herkesin
yeni bir değerlendirme yapma zorunluluğu gösterdiğini belirtiyor ve 'herkes kendi
sorumluluğunun idraki içerisinde hareket ederse süreç daha rahat ve sağlıklı bir
şekilde yürür diye düşünüyorum' demiştir. Akman'ın bu sağduyulu söze kulak
vermesini öneririm. Sayın Toptan, açıkça Zahid Akman'ın istifa etmesi
gerektiğinin altını çizmiştir.''
-''SPK BAŞKANI GÖREVDEN ALINSIN''-
Kemal Kılıçdaroğlu, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Turan Erol'un da
görevden alınması gerektiğini ileri sürdü.
Erol'un, 3 SPK uzmanının hazırladığı inceleme raporunu sümenaltı
ettiğini, konuyu savcılığa bildirmediğini iddia eden Kılıçdaroğlu, ''Çünkü,
hakkında savcılığa suç duyurusu istenen kişiler Kanal 7'nin yöneticileridir.
Zekeriya Karaman, İsmail Karahan ve Mustafa Çelik... Bu üç isim aynı zamanda
Almanya'daki Deniz Feneri davasının Türkiye'deki failleri olarak gösterilmiştir''
dedi.
Kılıçdaroğlu, ''3 SPK uzmanının hazırladığı raporda, Kanal 7'nin,
Türkiye'deki kayıtlarında yer almayan, Almanya'daki bir bankada 12 ayrı hesabı
ortaya çıkarılmıştır. Yine Kanal 7'nin Türkiye'deki hesaplarında yer almayan
Bahreyn'deki bir bankada hesabı ortaya çıkmıştır. Kanal 7 yöneticileri, Türk
Ticaret Yasasına göre 10 yıl saklamaları gereken defter ve belgeleri SPK
uzmanlarına ibraz etmemişlerdir ve siz SPK Başkanı olarak bu dosyayı yönetime
sevk edip, sümenaltı edeceksiniz... Almanya'da olay patlayacak ve siz yerinizde
paşa paşa oturacaksınız.'' diye konuştu.
Almanya'daki Deniz Feneri Davasının iki önemli ayağında bulunan ve
Türkiye'de iki bağımsız kuruluşun başkanı olan bu kişiler görevlerinden
ayrılmadıkları sürece, davanın Türkiye ayağının sağlıklı sonuçlanmayacağını ileri
süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''Sayın Cemil Çiçek, televizyonların karşına geçip hamasi nutuklar
atacağına, Hükümet olarak gereğini yapsın. En azından etik olarak RTÜK ve SPK
Başkanı soruşturmanın selameti açısından görevlerinden ayrılmalıdır. Sayın
Başbakan, yolsuzluklar konusundaki söyleminizde samimiyseniz, SPK Başkanını ve
RTÜK Başkanını hangi gerekçeyle yerinde tutuyorsunuz? Sağlıklı bir soruşturma
yapılıp zanlılar Türkiye'de yargının karşısına çıkarılmadığı takdirde,
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğu tartışılacak ve Türkiye'de AKP iktidarının
yolsuzluklara kol kanat geren bir iktidar olduğu tescil edilmiş olacaktır.''
-BELGELER GAZETECİLERE DAĞITILDI-
Ali Kılıç ise Zahid Akman'ın kooperatif üyesi olduğuna ilişkin
gazetecilere dağıtılan belgeler ve o belgelerin ayrıntılarına ilişkin bilgi
verdi.
Akman'ın kurye ve alıcı olduğunu söylediklerini belirten Kılıç, Akman'ın
parayı ne zaman aldığı ve kime verdiğini gösterdiğini iddia ettiği belgeyi
gösterdi. Zahid Akman'ın ''kooperatifin fahri üyesiyim'' dediğini de anımsatan
Kılıç, kooperatifin tüzüğünü incelediklerini ve fahri üyelik diye bir maddeye
rastlamadıklarını, tam tersine Akman'ın derneğin yönetim kurulu üyesi olduğunu
gördüklerini ileri sürdü.
Ali Kılıç, üyelikten ayrılmak isteyenlere gönderilen bir yazıda Zahid
Akman'ın yönetim kurulu üyesi olarak adının geçtiği belgeyi göstererek, ''başka
bir belgeye göre de yaklaşık bin 300 kişiden 8,5 milyon avro kooperatifin
hesabına aktarılmıştır. Paralar, Akman'ın yönetim kurulu üyesi olduğu 2002-2004
yılları arasında toplanmıştır. Akman, 2005'te yönetim kurulu üyeliğinden
ayrıldığında 8,5 milyon avro da ortada yoktur'' dedi.
Kooperatifin kapanırken, Almanya Dernekler Masasına müracaat ederek
iflasını da vermesi gerektiğini kaydeden Kılıç, ''İflası veren Zahid Akman ve
arkadaşları değil, 2005'ten sonra yönetime gelenler. Deniz Fenerine baskın
yapılırken kooperatife de gidiliyor, oradaki dosyalara da el konuluyor. Ondan
yaklaşık 3-4 ay sonra kooperatifin iflası kabul ediliyor. Bu konuda Akman ile
ilgili 2. dava açılıyor. Mağdurlar da kooperatif aleyhinde bir dava açıyorlar.
Yani, şu anda Deniz Feneri dışında sadece kooperatif ile ilgili Sayın Akman
hakkında Almanya'da 3 dava sürüyor'' diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu,
Deniz Feneri davası ve önceki YİMPAŞ dosyasının Türkiye'de gündeme
getirilmemesinin, Türkiye'de bu olayların AK Parti'nin koruması altında
gerçekleştiğini gösterdiğini iddia etti.
CHP MYK üyesi Ali Kılıç ile Parlamento'da basın toplantısı düzenleyen
Kılıçdaroğlu, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
''Sorumlular hakkında CHP olarak suç duyurusunda bulunacak mısınız?''
sorusu üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, ''Evet bulunacağız, SPK bağlamında
bulunacağız. Savcıların, sümenaltı edilen raporu mutlaka bu dosyanın içine
koymaları gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde rapordaki belgeler ve bilgilerin
karartılacağından büyük endişemiz var'' dedi.
CHP'li Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneğinin, bir çok okula
telefon açarak, ''size diş macunu gönderdik, bize belge gönderin'' dediklerini
bildiklerini söyledi.
Almanya'daki davada hakimin, ''Mehmet Gürhan'ın pişmanlığına inanmıyoruz,
samimi değil. Gürhan Türkiye'dekileri korumak için suçu üstüne aldı'' dediğini
kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''Türkiye'de korunanlar kim? Onu da Alman yargıç söylüyor, biz
söylemiyoruz. Niçin bugüne kadar, bu dosyayı ve daha önceki YİMPAŞ dosyasını
Türkiye niçin istemiyor? Niçin o ilişkiler Türkiye'de gündeme getirilmiyor? Bütün
bunların hepsi, Türkiye'de bu olayların AKP'nin koruması altında gerçekleştiğini
gösteriyor.
Alman savcı, 'Türk Adalet Bakanlığına her türlü bilgi ve belgeyi vermeye
hazırız'' diyor. Önümüzdeki günlerde bunu göreceğiz. 'Sayın savcılar her şeyi
yapar' diyor. Savcıların her şeyi yapması için önünün açılması lazım. Almanya'dan
o dosyaların mali yardımlaşma çerçevesinde Türkiye'ye getirilmesi lazım. Bunu
yapacak olan savcılar değil, bakanlıklardır.''
-MAL VARLIĞI TARTIŞMALARI-
Kemal Kılıçdaroğlu, ''AK Parti'nin, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın eşi
Olcay Baykal'ın mal varlığını açıklamasını istediği gibi, CHP'nin de Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın mal varlığını açıklamasını isteyip
istemeyeceğinin sorulması'' üzerine, mal varlığının ne kadar olduğundan daha çok,
mal varlığının alın teriyle kazanılıp kazanılmadığını sorguladıklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Rize'den İstanbul'a geldiğinde mal varlığı
neydi? Kasımpaşa'da beraber top oynadığı bir arkadaşı, 'Recep Tayyip Erdoğan'ın
parası olmadığı için, para toplayarak ona krampon aldık' diyor. Şimdi kendisi
dolar milyarderi. Çalıştığı yer ve aldığı ücretler belli. Şirketlerden aldığı kar
payları belli. Bunları alt alta koyalım. Bugünkü mal varlığı bunun bir kaç katı.
Biz o soruyu soruyoruz Sayın Başbakana... Başbakana bir soru daha soralım:
Başbakan yürekliyse, şerefliyse mal varlığı ile ilgili duruşma Ankara
Adliyesinde görüşülürken, niçin bu dosyanın Yargıtaya gitmesini sağlamadı? Bu
dosyanın Yargıtaya gitmemesi için dönemin başsavcısını Adalet Bakanlığı Müsteşarı
yaptı. Niye? 'Mal varlığı dosyasını Yargıtaya taşımadı' diye. Sayın Başbakan tam
aklanmış değildir. O dosya Yargıtaya gidip aklanırsa biz şapkamızı çıkartırız.
sayın Başbakanın mal varlığı, dosya Yargıtaydan çıkmadığı için her zaman
siyaseten şaibeli olmaya mahkumdur.
Başbakan, mal varlığını şaibeden kurtarmak istiyorsa o dosyayı Yargıtaya
göndersin. Bakalım Yargıtay ne diyecek? Orada Adalet Bakanlığına müsteşar olarak
gelecek kimse yoktur. Başbakan bundan korkuyor.''
