2016-02-16 - 16:00
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Akif Hamzaçebi başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve KHK'lerde Değişiklik Yapan Tasarı kabul edildi
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Akif Hamzaçebi başkanlığında toplandı.
Genel Kurulda üç milletvekili gündem dışı söz aldı.
MHP Mersin Milletvekili Oktay Öztürk, Mersin'in Erdemli ilçesine doğalgaz getirilmesi konusunda yaptığı gündem dışı konuşmada, Erdemli'nin ürettiği ürünler bakımından ülke ekonomisine katkısını anlattı.
Erdemli'nin, Türkiye'nin yıllık limon üretiminin yüzde 60'ını karşıladığını belirten Öztürk, ilçenin doğalgaza ihtiyacı olduğunu, ilçe belediyesinin bu konudaki gerekli kararı aldığını, ancak BOTAŞ'la yürütülen çalışmalarda sonuca ulaşılamadığını bildirdi.
Öztürk, "Doğalgazın nimetlerinden nüfusu 100 bini aşan Erdemli halkı da yararlanmak istemektedir" dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, insan hakları sorunları hakkında yaptığı gündem dışı konuşmada, bugünün, İnsan Hakları Vakfı'nın kuruluşunun yıldönümü olduğunu söyledi.
Vakfın geçmişte 12 Eylül'ün yaralarını sarmak amacıyla kurulduğunu, ancak çalışmalarını tamamlayamadığını anlatan İlgezdi, "Hangi görüşten olursak olalım, tanık olduğumuz insan hakları ihlalleri hepimizi etkilemektedir" dedi.
İlgezdi, Dünya Özgürlük Raporuna göre, Türkiye'nin kısmen özgür ülkeler arasında yer aldığını iddia ederek, "Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 8 bin 40 dosya ile hakkında en çok dava açılan üçüncü ülke konumunda. En çok ceza aldığımız konu da adil yargılanma hakkının ihlali" diye konuştu.
AK PARTİ Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş ise Gümüşhane?nin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü nedeniyle gündem dışı konuştu.
Gümüşhane'nin 1,5 yıl Rus işgalinde kaldığını, ilin topyekün verdiği mücadele sonucunda işgalden kurtarıldığını belirten Pektaş, Gümüşhane ve buradaki faaliyetler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" dedi.
Yılmaz, TBMM Genel Kuruluna, Suriye bağlamında bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin bilgi verdi.
Türkiye'nin Suriye'de başlayan olayların başından itibaren Suriye halkının yanında olduğunu, bu çerçevede sorunun siyasi olarak çözülmesini, bu doğrultuda gereğinin yapılmasını her platformda savunduğunu ifade eden Bakan Yılmaz, bu platformalardan birinin de Viyana'da gerçekleştirilen toplantı olduğunu, Ekim ayında Viyana toplantısıyla siyasi sürece ivme kazandırdıklarını söyledi.
Konuyla ilgili olarak geçen yıl Aralık ayında BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının oy birliğiyle kabul edildiğin anımsatan Yılmaz, bu kararda Suriye'de acil bir ateşkesin sağlanması, ülkede siyasi çözüme ulaşılması çağrısı yapıldığını, karar doğrultusunda dolaylı görüşmelere 29 Ocak'ta başlandığını, görüşmelerdeki tıkanıklıklar sonrasında BM Genel Sekreteri Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura'nın girişimleriyle görüşmelere 3 Şubat'a kadar ara verildiğini, bir sonraki tur için ise 25 Şubat tarihinin belirlendiğini anlattı.
Kısa ilk turun taraflar arasında gerekli olan asgari müştereklerin henüz oluşmadığını gösterdiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:
"Bu aşamadaki ilk değerlendirmemiz son 2014'te tarafları bir araya getiren süreçle kıyaslandığında ortada daha fazla sorunun ve aktörün olduğudur, sahada çatışan gruplara Rusya'da eklenmiştir. Bu ilave faktör mevcut durumu daha da karmaşık hale getirmiştir. Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Uluslararası Suriye Destek Grubunun geçen hafta Münih'te yapılan toplantısına katıldı. Buradaki görüşmelerde ülkemizin yaklaşımı tüm taraflara bir kez daha aktarıldı. PYD, YPG konusundaki hassasiyetimiz de anlatıldı. İnsani yardım ulaştırılması öngörülen yerler belirlenirken rejimin değil sivil halkın ihtiyaçlarının gözetilmesi gerektiği vurgulandı. Münih'teki toplantı sonunda siyasi sürecin önünün tekrar açılması için çatışmaların durdurulması ve kuşatma altındaki yerlere insani erişimin sağlanması gerektiğine değinildi ve bunun için çalışma grubu oluşturuldu."
Bakan Yılmaz, Münih toplantısı sonucunda öncelikle Rusların hava saldırılarını durdurması, rejimin kuşatmaları kaldırması ve bu yerlere insani erişimin tam olarak sağlanması hükümlülüğünün yerine getirilmesinin esaslarının kabul edildiğini kaydetti.
Rusya'nın askeri harekata başladığı 30 Eylül 2015'ten bugüne kadar 7 bin 200'ün üzerinde hava saldırısı gerçekleştirdiği bilgisini veren Yılmaz, "Rusya'nın saldırılarının yüzde 88'i muhalifleri ve sivilleri hedef almıştır, geriye kalan yüzde 12'lik kısmı ise DAEŞ'e karşı gerçekleştirilmiştir. DAEŞ'e karşı yapılan saldırıların sahada somut bir etkisi de görülmemektedir. Aksine DAEŞ'in işini kolaylaştırmıştır, ona ilave alan açmıştır" diye konuştu.
Yılmaz, Rusya'nın muhalifleri ve sivilleri aralıksız her gün Hama'da, İdlip'de, Humus'ta, Dera'da hedef aldığını ifade ederek, bugün yaklaşık 5 bin askeriyle Suriye'de sahada olan Rusya'nın sadece havadan değil, Hazar denizi ve Akdeniz'deki gemilerinden attığı füzelerle Suriye'deki ateşi körüklediğini, iç savaşı derinleştirdiğini, bölgede tehlikeli bir tırmanmaya yol açtığını söyledi.
Milli Savunma Bakanı Yılmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:
"Biz, Cenevre'de müzakerelerin önünü açmaya çalışırken rejim ve Rusya Halep'i kuzeyden çevrelemek amacıyla alanda muhaliflere karşı kapsamlı bir harekata girişti. Rejim güçleri Rusya'nın yoğun hava desteği altında Halep'in kuzeyinde Halep-Azez karayolunu kesti. Bu gelişmeleri Rusya'nın ve rejimin işbirlikçisi PYD-YPG'nin eşgüdümlü saldırıları izledi. Bu saldırılar halen de devam etmektedir. Ruslar sadece son 24 saat içinde Azez'de 2 okul bir hastane ile İdlip Maraat El Numan'da Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün işlettiği bir hastaneye saldırdılar. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 30'un üzerinde masum sivil hayatını kaybetti, yüzün üzerinde de yaralı olduğu bildirilmektedir. Bu vahim saldırılarının ayrıca bir savaş suçu olduğunu belirtmek isterim."
Bakan Yılmaz, Rusya ve rejimin muhaliflerine yönelik saldırılarının Cenevre'deki görüşmelerle birlikte yoğunlaştığına dikkati çekerek, şubat ayının başında Halep'in kuzeyi ile Kilis bölgesini birbirine bağlayan muhaliflerin kontrolündeki koridorun kapandığını, Halep'e ve güneye giden insani yardım akışlarının durduğunu aktardı.
Saldırılardan kaçan on binlerce insanın Türkiye sınırına yoğunlaştığını, bu kişiler için sınırın öbür tarafında her türlü tedbiri aldıklarını, durumu ağır olan yaralıları Türkiye'ye kabul ettiklerini belirten Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
PYD ve YPG'nin Suriye'de muhaliflerin maruz kaldığı durumu bir fırsat olarak gördüğünü, bir süredir Afrin ve Azez hattında muhaliflerin kontrolündeki bölgeye yönelik saldırılarını Rusya'nın hava gücü ve mühimmat desteğiyle artırdığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
"PYD-YPG'yi pek çok kez uyardık. Son olarak Rusya ve rejimle eşgüdüm halinde Azez yakınlarındaki Minnak Hava üssünün kontrolünü ele geçirdiler. Dün de muhaliflerin rejimle yoğun çatışmasını fırsat bilerek Azez'in güneyindeki Tel Rıfat ve Kafr Naya'ya saldırdılar. Azez sınırımızın hemen yanı başındadır, YPG'nin Azez ve çevresine yönelik saldırıları mülteci akınını daha da artırmaktadır. Bu örgütü terörist olarak kabul etmeyenlere şunu sormak gerek; PYD-YPG, DAEŞ'in olmadığı, Arap ve Türkmenlerin yaşadığı bu bölgede neyin mücadelesini vermektedir, kimin taşeronluğunu yapmaktadır, muhalefetin davası adına kime sekte yapılmaya çalışılmaktadır? PYD-YPG'nin faaliyetlerinden Rusya ve rejim istifade etmektedir. PYD-YPG'nin muhalefet bloğuyla uzaktan yakından bir alakası yoktur, Rusya'nın bölgedeki maşası haline dönüşmüştür, bu gerçeği de herkesin görmesi gerekir."
Yılmaz, Türkiye'nin bir savaş istemediğini belirterek, "Bölgemizde de dünyamızda da barışın esas olmasının sağlanmasını istiyoruz ve bu doğrultuda çalışıyoruz. Ancak söz konusu olan bu aziz milletin hakkı ve hukukuysa onu korumak için gereken her adımı atmaktan bir an bile tereddüt göstermeyeceğimizin de bilinmesini isterim" dedi.
Bakan Yılmaz, Suriye ve bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin bilgi verdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri topçu birliklerinin angajman kuralları çerçevesinde, 13 Şubat gecesinden bu yana YPG hedeflerini vurduğunu anımsatan Yılmaz, "Bu o bölgede yaşayan Kürtlere yönelik bir tutum değildir. Onların koruyucusu da hamisi de biziz. Bunu sözle değil, eylemlerimizle gösterdiğimizi dünya alem biliyor" diye konuştu.
Türkiye'nin Halepçe'ye kimyasal silahla saldırıldığında yaklaşık 500 bin Iraklı Kürt'ü, Kobani'nin işgale uğradığında 3 günde yaklaşık 200 bin Kürt'ü misafir ettiğini anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:
"Allah göstermesin yarın yine bir ihtiyaç olduğunda aynı desteği bu coğrafyada yaşayan tüm kardeşlerimize hiçbir ayrım yapmadan yine biz vereceğiz. Bizim tutumumuzun son derece meşru bir temeli var. Türkiye kendi güvenliği için her türlü tedbiri alır, DAEŞ'e karşı da alır, diğer terör unsurlarına karşı da alır.
Sınırımıza bitişik Suriye'deki gelişmeler Türkiye için ulusal güvenlik meselesidir. Dolayısıyla ülkemizin, halkımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri tereddüt etmeden alırız. PYD-YPG'nin sınırımızın güneyini muhaliflerin erişimine tamamen kapatması, burada sözde bir koridor tesisi için Fırat'ın batısına geçmesi veya Afrin'den Azez bölgesine yönelik taaruza girişmesi bizim gözümüzde aynıdır. Bu duruma da müsaade edilemez."
Bakan Yılmaz, bölgedeki son gelişmeler hakkında müttefik ülkeleri bilgilendirdiklerini, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile görüştüğünü, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun İngiliz ve Fransız muhataplarıyla, kendisinin de NATO Savunma Bakanları toplantısında muhataplarına Türkiye'nin görüşlerini aktardığını ifade etti.
Türkiye'nin, insani durumun daha da kötüleşmesini ve mülteci akımlarını önlemek, sınır güvenliğini sağlamak ve Suriye halkının gerçek temsilcisi olan muhalefetin yanında olduğunu göstermesi gerektiğini belirten Yılmaz, bunun Suriye'deki barış sürecine verilebilecek en büyük katkı olduğunu kaydetti.
Yılmaz, Türkiye'nin Suriye'deki ihtilafa siyasi çözüm bulunmasının en güçlü savunucuları arasında yer aldığını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Gelişmelerin muhalefetin ve Suriye halkının meşru beklentileri doğrultusunda neticelenmesi yolundaki çabalarımızı sürdüreceğiz. Bunu yaparken terörle mücadelemizden de asla taviz vermeyeceğiz. Terörün her çeşidini bertaraf edeceğiz. Bu vatanın birliğine ve bütünlüğüne yönelik her türlü tehdite misliyle yanıt vereceğiz. Yüce milletimizden aldığımız görevin bilincindeyiz, sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getireceğiz.
Türkiye bir savaş istememektedir. Bölgemizde de dünyamızda da barışın esas olmasının sağlanmasını istiyoruz ve bu doğrultuda çalışıyoruz. Ancak söz konusu olan bu aziz milletin hakkı ve hukukuysa onu korumak için gereken her adımı atmaktan bir an bile tereddüt göstermeyeceğimizin de bilinmesini isterim."
Yılmaz'ın, TBMM Genel Kurulunu, Suriye ve bölgede yaşanan gelişmeler hakkında bilgilendirmesinin ardından, gruplar adına milletvekilleri söz aldı.
MHP Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, Hükümetin Suriye politikasıyla ilgili eleştirilerde bulunarak, "Ne yazık ki Şam'da cuma namazı kılamıyoruz. Ancak Suriye iç savaşının neden olduğu şehitlerin cenazelerinin namazlarını kılıyoruz" dedi.
PYD'ye ABD'nin lojistik destek sağladığını belirten Özdağ, "İncirlik Üssü'nün, PYD'ye yapılan destekte oynadığı rol nedir?" sorusunu yöneltti.
Terör örgütü PKK'nın haritaları dışında hiçbir haritada "Kobani" diye bir yerin bulunmadığını kaydeden Özdağ, "Osmanlı haritalarında Ayn el Arap, Arap Pınarı vardır. Yani tarihin mirası Kobani değildir" ifadesini kullandı.
Özdağ, "Cerablus, Azez arasındaki bölgenin PKK, PYD çeteleri tarafından işgal edilmemesi için gösterilen hassasiyeti anlıyoruz MHP olarak. Aynı hassasiyeti, Yunan ordusu tarafından işgal edilen Ege'deki 16 adamız için neden göstermiyorsunuz?" diye konuştu.
Ümit Özdağ, "MHP, AKP Hükümetini şiddetle ve kararlılıkla Suriye iç savaşına Türkiye'yi sokmaması konusunda uyarmaktadır. Böyle bir müdahale, Suriye iç savaşını Türkiye'ye daha güçlü bir şekilde taşıyacaktır" değerlendirmesinde bulundu.
Bölgedeki gelişmelerin Türkiye'nin içindeki terör dinamiklerini harekete geçireceğini savunan Özdağ, "MHP, size Güneydoğu Anadolu'yu bıraktığında vatandı. Ne zaman kaybettiniz ki şimdi tekrar vatanlaştırmak için çalışıyorsunuz?" dedi.
HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Türkiye'nin Ortadoğu ve Suriye politikasının iflas ettiğini ileri sürdü. Özsoy, Türkiye'nin Suriye politikasındaki en temel yanlışın Kürt karşıtlığı olduğunu iddia etti.
Suriye'de yaşayan bütün halkların ciddi trajedi içerisinde olduğunu herkesin gördüğünü belirten Özsoy, "İnsani yardım koridoru tabii ki olmalıdır. Mültecilerin Türkiye'yi zora soktuğunun da farkındayız. Türkiye'nin de mültecileri dış politika kartı olarak kullandığını üzülerek görüyoruz. Bu konuda evet dünyanın iki yüzlülüğü söz konusudur. Hiçbir ülke Türkiye'ye yardımcı olmamıştır ama Türkiye de bunu kullanmamalıdır" dedi.
Hişyar Özsoy, AK PARTİ'nin Suriye politikasında her geçen gün daha da sıkıştığını ileri sürerek, şu ana kadar YPG'den Türkiye'ye yönelik tek bir saldırının olmadığını savundu.
Özsoy, şöyle devam etti.
"Şu anda Rusya, Türkiye adına Suriye'de vekalet savaşı yürüten bütün gruplara kan kusturuyor. Bunu yaparken açıkçası sivil ayırımı yapmıyor. Bunu da lanetliyoruz. Türkiye'deki Çözüm Süreci'ni yeniden başlatalım ve Suriye'deki Kürtlerle ilişkilerin yeniden başlaması gerektiğini düşünüyoruz. PYD, bütün saldırılara rağmen, 'Biz Türkiye ile dost olmak istiyoruz' diyor. Bunu ciddiye almak lazım. Malum, Türkiye'deki barış sürecinin askıya alınması da Suriye ile iç içe bir durumdur. Dolayısıyla tanklarla, toplarla bu meseleyi çözmek doğru değildir. Bugün gider, yarın gelir. Bahar geldiği zaman işler çok daha karışabilir. Hepiniz bunun farkındasınız."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Genel Kurulda üç milletvekili gündem dışı söz aldı.
MHP Mersin Milletvekili Oktay Öztürk, Mersin'in Erdemli ilçesine doğalgaz getirilmesi konusunda yaptığı gündem dışı konuşmada, Erdemli'nin ürettiği ürünler bakımından ülke ekonomisine katkısını anlattı.
Erdemli'nin, Türkiye'nin yıllık limon üretiminin yüzde 60'ını karşıladığını belirten Öztürk, ilçenin doğalgaza ihtiyacı olduğunu, ilçe belediyesinin bu konudaki gerekli kararı aldığını, ancak BOTAŞ'la yürütülen çalışmalarda sonuca ulaşılamadığını bildirdi.
Öztürk, "Doğalgazın nimetlerinden nüfusu 100 bini aşan Erdemli halkı da yararlanmak istemektedir" dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, insan hakları sorunları hakkında yaptığı gündem dışı konuşmada, bugünün, İnsan Hakları Vakfı'nın kuruluşunun yıldönümü olduğunu söyledi.
Vakfın geçmişte 12 Eylül'ün yaralarını sarmak amacıyla kurulduğunu, ancak çalışmalarını tamamlayamadığını anlatan İlgezdi, "Hangi görüşten olursak olalım, tanık olduğumuz insan hakları ihlalleri hepimizi etkilemektedir" dedi.
İlgezdi, Dünya Özgürlük Raporuna göre, Türkiye'nin kısmen özgür ülkeler arasında yer aldığını iddia ederek, "Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 8 bin 40 dosya ile hakkında en çok dava açılan üçüncü ülke konumunda. En çok ceza aldığımız konu da adil yargılanma hakkının ihlali" diye konuştu.
AK PARTİ Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş ise Gümüşhane?nin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü nedeniyle gündem dışı konuştu.
Gümüşhane'nin 1,5 yıl Rus işgalinde kaldığını, ilin topyekün verdiği mücadele sonucunda işgalden kurtarıldığını belirten Pektaş, Gümüşhane ve buradaki faaliyetler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" dedi.
Yılmaz, TBMM Genel Kuruluna, Suriye bağlamında bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin bilgi verdi.
Türkiye'nin Suriye'de başlayan olayların başından itibaren Suriye halkının yanında olduğunu, bu çerçevede sorunun siyasi olarak çözülmesini, bu doğrultuda gereğinin yapılmasını her platformda savunduğunu ifade eden Bakan Yılmaz, bu platformalardan birinin de Viyana'da gerçekleştirilen toplantı olduğunu, Ekim ayında Viyana toplantısıyla siyasi sürece ivme kazandırdıklarını söyledi.
Konuyla ilgili olarak geçen yıl Aralık ayında BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararının oy birliğiyle kabul edildiğin anımsatan Yılmaz, bu kararda Suriye'de acil bir ateşkesin sağlanması, ülkede siyasi çözüme ulaşılması çağrısı yapıldığını, karar doğrultusunda dolaylı görüşmelere 29 Ocak'ta başlandığını, görüşmelerdeki tıkanıklıklar sonrasında BM Genel Sekreteri Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura'nın girişimleriyle görüşmelere 3 Şubat'a kadar ara verildiğini, bir sonraki tur için ise 25 Şubat tarihinin belirlendiğini anlattı.
Kısa ilk turun taraflar arasında gerekli olan asgari müştereklerin henüz oluşmadığını gösterdiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:
"Bu aşamadaki ilk değerlendirmemiz son 2014'te tarafları bir araya getiren süreçle kıyaslandığında ortada daha fazla sorunun ve aktörün olduğudur, sahada çatışan gruplara Rusya'da eklenmiştir. Bu ilave faktör mevcut durumu daha da karmaşık hale getirmiştir. Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Uluslararası Suriye Destek Grubunun geçen hafta Münih'te yapılan toplantısına katıldı. Buradaki görüşmelerde ülkemizin yaklaşımı tüm taraflara bir kez daha aktarıldı. PYD, YPG konusundaki hassasiyetimiz de anlatıldı. İnsani yardım ulaştırılması öngörülen yerler belirlenirken rejimin değil sivil halkın ihtiyaçlarının gözetilmesi gerektiği vurgulandı. Münih'teki toplantı sonunda siyasi sürecin önünün tekrar açılması için çatışmaların durdurulması ve kuşatma altındaki yerlere insani erişimin sağlanması gerektiğine değinildi ve bunun için çalışma grubu oluşturuldu."
Bakan Yılmaz, Münih toplantısı sonucunda öncelikle Rusların hava saldırılarını durdurması, rejimin kuşatmaları kaldırması ve bu yerlere insani erişimin tam olarak sağlanması hükümlülüğünün yerine getirilmesinin esaslarının kabul edildiğini kaydetti.
Rusya'nın askeri harekata başladığı 30 Eylül 2015'ten bugüne kadar 7 bin 200'ün üzerinde hava saldırısı gerçekleştirdiği bilgisini veren Yılmaz, "Rusya'nın saldırılarının yüzde 88'i muhalifleri ve sivilleri hedef almıştır, geriye kalan yüzde 12'lik kısmı ise DAEŞ'e karşı gerçekleştirilmiştir. DAEŞ'e karşı yapılan saldırıların sahada somut bir etkisi de görülmemektedir. Aksine DAEŞ'in işini kolaylaştırmıştır, ona ilave alan açmıştır" diye konuştu.
Yılmaz, Rusya'nın muhalifleri ve sivilleri aralıksız her gün Hama'da, İdlip'de, Humus'ta, Dera'da hedef aldığını ifade ederek, bugün yaklaşık 5 bin askeriyle Suriye'de sahada olan Rusya'nın sadece havadan değil, Hazar denizi ve Akdeniz'deki gemilerinden attığı füzelerle Suriye'deki ateşi körüklediğini, iç savaşı derinleştirdiğini, bölgede tehlikeli bir tırmanmaya yol açtığını söyledi.
Milli Savunma Bakanı Yılmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:
"Biz, Cenevre'de müzakerelerin önünü açmaya çalışırken rejim ve Rusya Halep'i kuzeyden çevrelemek amacıyla alanda muhaliflere karşı kapsamlı bir harekata girişti. Rejim güçleri Rusya'nın yoğun hava desteği altında Halep'in kuzeyinde Halep-Azez karayolunu kesti. Bu gelişmeleri Rusya'nın ve rejimin işbirlikçisi PYD-YPG'nin eşgüdümlü saldırıları izledi. Bu saldırılar halen de devam etmektedir. Ruslar sadece son 24 saat içinde Azez'de 2 okul bir hastane ile İdlip Maraat El Numan'da Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün işlettiği bir hastaneye saldırdılar. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 30'un üzerinde masum sivil hayatını kaybetti, yüzün üzerinde de yaralı olduğu bildirilmektedir. Bu vahim saldırılarının ayrıca bir savaş suçu olduğunu belirtmek isterim."
Bakan Yılmaz, Rusya ve rejimin muhaliflerine yönelik saldırılarının Cenevre'deki görüşmelerle birlikte yoğunlaştığına dikkati çekerek, şubat ayının başında Halep'in kuzeyi ile Kilis bölgesini birbirine bağlayan muhaliflerin kontrolündeki koridorun kapandığını, Halep'e ve güneye giden insani yardım akışlarının durduğunu aktardı.
Saldırılardan kaçan on binlerce insanın Türkiye sınırına yoğunlaştığını, bu kişiler için sınırın öbür tarafında her türlü tedbiri aldıklarını, durumu ağır olan yaralıları Türkiye'ye kabul ettiklerini belirten Yılmaz, "Suriye'de siyasi değil, askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya'nın yoğun hava desteğiyle rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatmasıyla yeni ve çok daha büyük bir kitlesel göç dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa'yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
PYD ve YPG'nin Suriye'de muhaliflerin maruz kaldığı durumu bir fırsat olarak gördüğünü, bir süredir Afrin ve Azez hattında muhaliflerin kontrolündeki bölgeye yönelik saldırılarını Rusya'nın hava gücü ve mühimmat desteğiyle artırdığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
"PYD-YPG'yi pek çok kez uyardık. Son olarak Rusya ve rejimle eşgüdüm halinde Azez yakınlarındaki Minnak Hava üssünün kontrolünü ele geçirdiler. Dün de muhaliflerin rejimle yoğun çatışmasını fırsat bilerek Azez'in güneyindeki Tel Rıfat ve Kafr Naya'ya saldırdılar. Azez sınırımızın hemen yanı başındadır, YPG'nin Azez ve çevresine yönelik saldırıları mülteci akınını daha da artırmaktadır. Bu örgütü terörist olarak kabul etmeyenlere şunu sormak gerek; PYD-YPG, DAEŞ'in olmadığı, Arap ve Türkmenlerin yaşadığı bu bölgede neyin mücadelesini vermektedir, kimin taşeronluğunu yapmaktadır, muhalefetin davası adına kime sekte yapılmaya çalışılmaktadır? PYD-YPG'nin faaliyetlerinden Rusya ve rejim istifade etmektedir. PYD-YPG'nin muhalefet bloğuyla uzaktan yakından bir alakası yoktur, Rusya'nın bölgedeki maşası haline dönüşmüştür, bu gerçeği de herkesin görmesi gerekir."
Yılmaz, Türkiye'nin bir savaş istemediğini belirterek, "Bölgemizde de dünyamızda da barışın esas olmasının sağlanmasını istiyoruz ve bu doğrultuda çalışıyoruz. Ancak söz konusu olan bu aziz milletin hakkı ve hukukuysa onu korumak için gereken her adımı atmaktan bir an bile tereddüt göstermeyeceğimizin de bilinmesini isterim" dedi.
Bakan Yılmaz, Suriye ve bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin bilgi verdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri topçu birliklerinin angajman kuralları çerçevesinde, 13 Şubat gecesinden bu yana YPG hedeflerini vurduğunu anımsatan Yılmaz, "Bu o bölgede yaşayan Kürtlere yönelik bir tutum değildir. Onların koruyucusu da hamisi de biziz. Bunu sözle değil, eylemlerimizle gösterdiğimizi dünya alem biliyor" diye konuştu.
Türkiye'nin Halepçe'ye kimyasal silahla saldırıldığında yaklaşık 500 bin Iraklı Kürt'ü, Kobani'nin işgale uğradığında 3 günde yaklaşık 200 bin Kürt'ü misafir ettiğini anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:
"Allah göstermesin yarın yine bir ihtiyaç olduğunda aynı desteği bu coğrafyada yaşayan tüm kardeşlerimize hiçbir ayrım yapmadan yine biz vereceğiz. Bizim tutumumuzun son derece meşru bir temeli var. Türkiye kendi güvenliği için her türlü tedbiri alır, DAEŞ'e karşı da alır, diğer terör unsurlarına karşı da alır.
Sınırımıza bitişik Suriye'deki gelişmeler Türkiye için ulusal güvenlik meselesidir. Dolayısıyla ülkemizin, halkımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri tereddüt etmeden alırız. PYD-YPG'nin sınırımızın güneyini muhaliflerin erişimine tamamen kapatması, burada sözde bir koridor tesisi için Fırat'ın batısına geçmesi veya Afrin'den Azez bölgesine yönelik taaruza girişmesi bizim gözümüzde aynıdır. Bu duruma da müsaade edilemez."
Bakan Yılmaz, bölgedeki son gelişmeler hakkında müttefik ülkeleri bilgilendirdiklerini, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile görüştüğünü, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun İngiliz ve Fransız muhataplarıyla, kendisinin de NATO Savunma Bakanları toplantısında muhataplarına Türkiye'nin görüşlerini aktardığını ifade etti.
Türkiye'nin, insani durumun daha da kötüleşmesini ve mülteci akımlarını önlemek, sınır güvenliğini sağlamak ve Suriye halkının gerçek temsilcisi olan muhalefetin yanında olduğunu göstermesi gerektiğini belirten Yılmaz, bunun Suriye'deki barış sürecine verilebilecek en büyük katkı olduğunu kaydetti.
Yılmaz, Türkiye'nin Suriye'deki ihtilafa siyasi çözüm bulunmasının en güçlü savunucuları arasında yer aldığını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Gelişmelerin muhalefetin ve Suriye halkının meşru beklentileri doğrultusunda neticelenmesi yolundaki çabalarımızı sürdüreceğiz. Bunu yaparken terörle mücadelemizden de asla taviz vermeyeceğiz. Terörün her çeşidini bertaraf edeceğiz. Bu vatanın birliğine ve bütünlüğüne yönelik her türlü tehdite misliyle yanıt vereceğiz. Yüce milletimizden aldığımız görevin bilincindeyiz, sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getireceğiz.
Türkiye bir savaş istememektedir. Bölgemizde de dünyamızda da barışın esas olmasının sağlanmasını istiyoruz ve bu doğrultuda çalışıyoruz. Ancak söz konusu olan bu aziz milletin hakkı ve hukukuysa onu korumak için gereken her adımı atmaktan bir an bile tereddüt göstermeyeceğimizin de bilinmesini isterim."
Yılmaz'ın, TBMM Genel Kurulunu, Suriye ve bölgede yaşanan gelişmeler hakkında bilgilendirmesinin ardından, gruplar adına milletvekilleri söz aldı.
MHP Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, Hükümetin Suriye politikasıyla ilgili eleştirilerde bulunarak, "Ne yazık ki Şam'da cuma namazı kılamıyoruz. Ancak Suriye iç savaşının neden olduğu şehitlerin cenazelerinin namazlarını kılıyoruz" dedi.
PYD'ye ABD'nin lojistik destek sağladığını belirten Özdağ, "İncirlik Üssü'nün, PYD'ye yapılan destekte oynadığı rol nedir?" sorusunu yöneltti.
Terör örgütü PKK'nın haritaları dışında hiçbir haritada "Kobani" diye bir yerin bulunmadığını kaydeden Özdağ, "Osmanlı haritalarında Ayn el Arap, Arap Pınarı vardır. Yani tarihin mirası Kobani değildir" ifadesini kullandı.
Özdağ, "Cerablus, Azez arasındaki bölgenin PKK, PYD çeteleri tarafından işgal edilmemesi için gösterilen hassasiyeti anlıyoruz MHP olarak. Aynı hassasiyeti, Yunan ordusu tarafından işgal edilen Ege'deki 16 adamız için neden göstermiyorsunuz?" diye konuştu.
Ümit Özdağ, "MHP, AKP Hükümetini şiddetle ve kararlılıkla Suriye iç savaşına Türkiye'yi sokmaması konusunda uyarmaktadır. Böyle bir müdahale, Suriye iç savaşını Türkiye'ye daha güçlü bir şekilde taşıyacaktır" değerlendirmesinde bulundu.
Bölgedeki gelişmelerin Türkiye'nin içindeki terör dinamiklerini harekete geçireceğini savunan Özdağ, "MHP, size Güneydoğu Anadolu'yu bıraktığında vatandı. Ne zaman kaybettiniz ki şimdi tekrar vatanlaştırmak için çalışıyorsunuz?" dedi.
HDP Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Türkiye'nin Ortadoğu ve Suriye politikasının iflas ettiğini ileri sürdü. Özsoy, Türkiye'nin Suriye politikasındaki en temel yanlışın Kürt karşıtlığı olduğunu iddia etti.
Suriye'de yaşayan bütün halkların ciddi trajedi içerisinde olduğunu herkesin gördüğünü belirten Özsoy, "İnsani yardım koridoru tabii ki olmalıdır. Mültecilerin Türkiye'yi zora soktuğunun da farkındayız. Türkiye'nin de mültecileri dış politika kartı olarak kullandığını üzülerek görüyoruz. Bu konuda evet dünyanın iki yüzlülüğü söz konusudur. Hiçbir ülke Türkiye'ye yardımcı olmamıştır ama Türkiye de bunu kullanmamalıdır" dedi.
Hişyar Özsoy, AK PARTİ'nin Suriye politikasında her geçen gün daha da sıkıştığını ileri sürerek, şu ana kadar YPG'den Türkiye'ye yönelik tek bir saldırının olmadığını savundu.
Özsoy, şöyle devam etti.
"Şu anda Rusya, Türkiye adına Suriye'de vekalet savaşı yürüten bütün gruplara kan kusturuyor. Bunu yaparken açıkçası sivil ayırımı yapmıyor. Bunu da lanetliyoruz. Türkiye'deki Çözüm Süreci'ni yeniden başlatalım ve Suriye'deki Kürtlerle ilişkilerin yeniden başlaması gerektiğini düşünüyoruz. PYD, bütün saldırılara rağmen, 'Biz Türkiye ile dost olmak istiyoruz' diyor. Bunu ciddiye almak lazım. Malum, Türkiye'deki barış sürecinin askıya alınması da Suriye ile iç içe bir durumdur. Dolayısıyla tanklarla, toplarla bu meseleyi çözmek doğru değildir. Bugün gider, yarın gelir. Bahar geldiği zaman işler çok daha karışabilir. Hepiniz bunun farkındasınız."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
