2010-06-24 - 15:02
BAŞBAKAN ERDOĞAN HAKKINDAKİ GENSORU...
TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmedi.
TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında
verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmelere başlandı.

Önerge üzerinde ilk sözü BDP Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan
aldı.

Gensoru önergesinde, Başbakan Erdoğan'ın, ''Hükümet programında verilen
sözleri yerine getirmediği, hedefleri yakalamada başarısızlığa uğradığı, 'açılım'
derken 'ayrımcılık' yaptığı, gizli dinlemelerle yargıyı siyasallaştırdığı,
muhaliflerine baskı kurduğu'' iddiasına yer veriliyor.

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Kürt
sorununun çözümü konusunda, ''Kimse günah keçisi arayıp, sorumluluklarını taca
atmasın. İktidarıyla muhalefetiyle, bütün milletvekillerinin sorumluluğu var''
dedi.

TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında
verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmeler
sürüyor.

Önerge üzerinde BDP Grubu adına söz alan Kaplan, Mecliste gerçek gündemin
tartışılmadığını, Türkiye'de çatışmalar yaşanırken Mecliste ihale, istimlak,
özelleştirme kanunları ile sabahlara kadar çalışıldığını söyledi. Kaplan,
''Batı'da anaların Türkçe ağıtları yürek yakarken, Doğu'da anaların Kürtçe
ağıtları yükselirken, benim Meclis gündemim, 'kardeş kanını nasıl durdururum,
nasıl çözüm bulurum nasıl silahları sustururum' olmalıydı'' dedi.

Kimsenin günah keçisi arayıp, sorumluluklarını taca atmaması gerektiğini
ifade eden Kaplan, iktidarıyla, muhalefetiyle, bütün milletvekillerinin
sorumluluğunun bulunduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''İyi şeyler olacak'' ifadesinden kısa bir
süre sonra DTP yöneticilerinin tutuklandığını, ardından partinin kapatıldığını
anlatan Kaplan, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu Şırnak Milletvekili Sevahir
Bayındır'ın kalça kemiğinin kırıldığını, gaz bombaları ve kelepçelerle ''açılımın
resmen hançerlendiğini'' savundu.

Meclisin birinci gündeminin Kürt sorunu olmasını istediklerini belirten
Kaplan, ''Sorunu çözene kadar başka gündeme geçmeyelim, tatile çıkmayalım,
Meclisi kapatmayalım'' dedi.

Türkiye'de Kürt kimliği ile yaşamak isteyen milyonlarca kişinin
bulunduğunu ifade eden Kaplan, şöyle devam etti:

''Osmanlı'dan Cumhuriyete miras kalan, yüzyılı aşan, 29 isyan yaşayan bir
soruna 'asayiş gözlüğü' ile bakarsanız, askere havale etme yanlışına
düşersiniz.

Geride bıraktığımız acı tabloya bakınız. Sıkıyönetim, OHAL, sansür,
sürgün... Bugün bunları isteyenler olabilir; totaliter, faşist, despot bir
yönetim anlayışı arzu edenler, Hitler özentileri de çıkabilir. Ancak ülkemizin,
halkımızın sağduyusuna olan inancımız sarsılmadı. Büyük çoğunluk 'kardeşçe bir
çözüm' umudu içinde.

'Demokratik açılım' doğruydu. İlk açıklandığında sorunun demokratik yolla
çözüleceği umudu doğmuştu. Habur sonrası medyanın, muhalefetin yükselttiği ırkçı,
milliyetçi dalga sizleri korkuttu. Ezber bozmak gerekiyordu, siyasi cesarete
ihtiyaç vardı. İngiltere'de Tony Blaır, IRA ile nasıl görüştüyse, direkt veya
endirekt görüşüp çözecektiniz. İspanya'da Gonzales hem demokrasiyi geliştirirken
hem de ETA ile görüşüyordu, Rahmetli Özal kadar cesur olacaktınız. Güney
Afrika'da Mandela ve Clark örneğinde olduğu gibi, gerçeklerle
yüzleşecektiniz.''

Hasip Kaplan, ''hükümetin açılımı ötelemesi, geciktirmesi, söylem ve
uygulamalarının, Kürtleri dışlamasının, halkı ve temsilcilerini muhatap
almamasının, güven vermemesinin'', başarısızlığın nedenleri olduğunu iddia
etti.

''Sorun, Kürtlerle Türkler arasında değil, Devletle Kürtler arasında''
diyen Kaplan, şöyle konuştu:

''Sorun, güvenlik, asayiş sorunu da değildir, hak ve özgürlükler
sorunudur.

Sayın Başbakan, sizi tanımakta güçlük çekiyoruz, kimi zaman güzel şeyler
söylüyorsunuz. Halk umutlanıyor, eşitlikten kardeşlikten, özgürlüklerden
bahsediyorsunuz.

'Ya sev ya terk et', 'çocuk da olsa, kadın da olsa gereği yapılacak',
'kökleri kazınacak' tehditleri... İşte o zaman ekseniniz kayıyor. Karşımızda
'çift kişilikli' bir Başbakan görünce, şaşırıyoruz, hangi yanınız baskın diye
düşünüyoruz, tartıyoruz, ölçüyoruz, uygulamalarınıza bakıyoruz. Sonuç, son bir
yılda gelinen nokta tam bir felaket. Kendinizi ne zaman gözden
geçireceksiniz?''

CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, dış
odaklar tarafından Hükümete dayatılan ''Kürt açılımın'' Türkiye'yi selamete değil
felakete götürdüğünü iddia ederek, ''Yanlış strateji, yanlış ilaç gibidir,
öldürür'' dedi.

Elekdağ, TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmaması konusunda, grubu
adına yaptığı konuşmada, ''PKK'nın yoğunlaşan kanlı eylemleriyle Hükümetin bu
tehdit karşısındaki çaresiz tutumunun, ülkeyi boğucu bir huzursuzluk ve
karamsarlığa gömdüğünü'' öne sürdü.

PKK'lı sözcülerin, ''Terör eylemlerini, Kürt açılımı sürecinde Hükümetin
kendilerini aldatmış olması ve arkadan hançerlemesi nedeniyle''
yoğunlaştırdıklarını iddia ettiklerini kaydeden Elekdağ, ''Bu yeni terör
dalgasını da Hükümete şartlarını dayatmak için başlattıklarını söylüyorlar''
dedi.

Elekdağ, PKK'nın Kuzey Irak'ta konuşlanan vurucu gücü tasfiye edilmeden,
Türkiye'nin terörle mücadele çabasının sonuç veremeyeceğini kaydetti.

Hükümetin, bu tehdidi bertaraf etmek için alması gereken önlemleri
sıralayan Elekdağ, şöyle konuştu:

''Eğer, PKK Kuzey Irak'ta sığındığı inlerden çıkıp Türkiye'ye zarar
verebiliyorsa, Türkiye'nin PKK örgütünü muhakkak kaynağında da cezalandırması
gerekiyor. Hükümet; Irak, ABD ve Bölgesel Kürt Yönetiminden, derhal PKK terör
örgütünün etkisiz hale getirilmesini resmen talep etmelidir. Irak, ABD ve
Bölgesel Kürt Yönetimi, sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınırlarsa, o zaman
Türkiye'nin Kuzey Irak'ta derinliğine kara ve hava operasyonları yaparak PKK'nın
tüm unsurlarını temizleme hakkı doğar.''

CHP'li Elekdağ, Mesut Barzani'nin, PKK'nın Kuzey Irak'tan temizlenmesini
öngören bir eylem planının uygulanmasında TSK ile fiilen işbirliği yapmaya ve
destek vermeye mecbur edilmesi gerektiğine işaret ederek, ''Hükümetiniz önlemleri
almadığı takdirde, Türk devleti sadece devlet olma vasfından değil, onurundan da
çok şey kaybedecektir'' dedi.

Elekdağ, ''ABD, PKK'yı Orta Doğu stratejisi kapsamında yararlanacağı
silahlı bir güç olarak elinin altında tutmayı arzu ediyor. ABD, bilinçli olarak
terör ağacının gövdesini imha edici nitelikte hedefler vermemiş, verdiği
hedefler, sadece ağacın küçük dallarının ve yapraklarının imha edilmesi amacını
gütmüştür. ABD, bir taraftan Türkiye'ye sadece ağrı kesici ilaçlar vererek
acılarının hafifletilmesine yardım etmiş, öte yandan da PKK'nın tasfiyesini
önlemiştir'' diye konuştu.

PKK terör örgütü ile BDP'nin Kürt açılımı çerçevesinde gerçekleştirmek
istedikleri temel hedeflerin, ''Anayasa'nın Türklüğü tanımlayan 66. maddesinin
Kürt kimliğini de tanıyacak şekilde değiştirilmesi, yahut tamamen kaldırılması;
Kürtçe'nin eğitim dili olarak kullanılmasını engelleyen Anayasa'nın 42.
maddesinin değiştirilmesi; Güneydoğu'ya özerklik verilmesi; Hükümetin Öcalan'la
müzakere masasına oturması; Öcalan'ı da kapsayan genel af çıkarılmasını''
içerdiğini anlatan Elekdağ, Kürt açılımı girişiminin Türkiye'yi tam bir çıkmaza
sürüklediğini ileri sürdü.

ABD'nin, Irak'ın parçalanması durumunda kurulacak bağımsız Kürt devletine
yerleşerek, burayı bir askeri üsse dönüştürme planı olduğunu öne süren Elekdağ,
''Bu nedenle de Obama, Barzani'ye kol kanat geriyor ve kaprislerine boyun
eğiyor'' dedi.

Şükrü Elekdağ, Türk dış politikasının ciddi bir balans ayarına ihtiyacı
olduğunu söyledi.

Elekdağ, sözlerini şöyle tamamladı:

''Sayın Başbakan, bütçe görüşmeleri sırasında, 'Türkiye'yi bölgesel ve
küresel roller üstlenen yıldız gibi parlayan bir bölgesel güç yaptık' demişti.
Sayın Başbakan, böyle üst perdeden konuşmaya hakkınızın olması için önce,
Türkiye'nin size sağladığı siyasi, stratejik, ve jeopolitik kozları cesaretle,
basiretle ve dirayetle kullanarak, 'stratejik müttefikimiz' diye tanımladığınız
Amerika'yı, Türkiye'nin çıkarlarına saygılı ve duyarlı bir şekilde hareket etmeye
ikna etmeniz gerekir.

Kürt açılımındaki temel sakatlık, açılımın milli bir proje olmamasından,
dışarıda kotarılan ve esas itibarıyla ABD'nin Ortadoğu'daki stratejik çıkar ve
perspektifine göre şekillendirilen bir proje olmasından ileri geliyor. Dış
odaklar tarafından Erdoğan Hükümetine dayatılan Kürt açılımı veya PKK ile
müzakere stratejisi', Türkiye'yi selamete değil felakete götürür. Yanlış
strateji, yanlış ilaç gibidir, öldürür.''

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ''Eğer
sorun insan hakları, demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti ya da vatandaşların
yaşadığı etnik veya dini kimlik sorunuysa bunlar demokrasiyle, insan haklarıyla,
hukuk devletiyle çözülecek sorunlardır'' dedi.

Ergün, TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin
görüşmelerde hükümet adına konuştu.

Uyguladıkları tüm politikaların birbiriyle uyumlu olduğunu anlatan Ergün,
bu politikaların ''Türkiye'nin daha fazla zenginleşmesi ve demokratikleşmesi''
hedefine varmak için oluşturulduğunu ifade etti.

Genel Kurul'da, bugün başka bağlamlarda da tartışmalar yaşandığını dile
getiren Ergün, ''Tartışmak güzel. Parlamento'da tartışalım, kavga etmekten
iyidir. Problemlerin çözümü için mutlaka konuşacağız ve tartışacağız. Elinde
silahla hiçbir problem çözülmeyecek'' dedi.

''Eğer sorun insan hakları, demokrasi, özgürlükler, hukuk devleti ya da
vatandaşların yaşadığı etnik veya dini kimlik sorunuysa bunlar demokrasiyle,
insan haklarıyla, hukuk devletiyle çözülecek sorunlardır'' diyen Ergün, şöyle
devam etti:

''O zaman silaha ne ihtiyaç vardır? Silah hangi amaçla taşınmaktadır?
Silahla demokrasi nasıl yan yana gelebilmektedir? Demokrasi, hukuk içerisinde
çözülecek sorunları için silaha sarılmanın, memleketin şehirlerinde bombalama
eylemleri yapmanın, dağında silahla dolaşmanın, Jandarma karakollarına saldırı
planlamanın ve yapmanın izahı nedir? Demokratik zemini güçlendirmek midir? Hak ve
özgürlükleri silahla elde etmek midir? Böyle bir şey var mı? Bütün bunları bile
tartışırken, sözün cazibesine ve şerbetine kapılmadan tartışmalıyız. Sözün
cazibesine kapılarak, muvazeneyi kaybetmeye gerek yok. O zaman işi çözemeyiz
çünkü. Bize akıl lazım, muvazene lazım. Yoksa hakaret etmekten, sövüp, saymaktan
kolay ne var? En kolayı o. Demokrasi gereği içerisinde sorunları tartışabilmek
hepimizin ihtiyacı olan bir konudur.''

''Ülkenin ekonomik sorunlarının hiçbirine duyarsız kalmadıklarını''
anlatan Ergün, ilk olarak sorunları hangi zemin üzerinde çözeceklerini
belirlediklerini ifade etti.

Özel sektör eliyle, rekabetçi ve dışa açık bir serbest piyasa ekonomi
modeliyle ülkenin ekonomi sorunlarını çözeceklerini belirten Ergün, ''Bu
çerçevede dış politika adımlarımızla iç politika adımlarımız uygundur. Mesela,
Medeniyetler İttifakı Projesi'nin içerisinde yer alıp, medeniyetler çatışmasına
doğru götürülmek istenen dünyayı barış ortamına çekecek bir aktivitenin
içerisinde bulunmak. 'Komşularla sıfır problem.' G-20'de bulunarak küresel
kararlar alınırken o masada bulunmak. Türkiye, AK Parti iktidarından önce 26.
sırada bir ekonomi idi. On yedinci ekonomi olunca G-20 içerisinde yer aldık ve
şimdi küresel ekonomik kararların alındığı mekanizmada biz varız'' dedi.

Türkiye'nin, Kıbrıs sorunu ve AB'de izlediği siyasetle yıllardır üzerine
yüklenen ''uzlaşmaz taraf'' yükünü karşı tarafa yüklediğini ifade eden Ergün,
şöyle konuştu:

''Bütün bunlar bizim ekonomik hayatımızı da çok ciddi katkı sağladı.
Türkiye ekonomisi 2003-2008 yılları arasında ortalama yüzde 6 oranında büyüdü.
2002'de 230 milyar dolar olan GSMH'mız 2008'de 742 milyar dolar seviyesine
ulaştı. Fert başına milli gelir 3 bin 500 dolardan 10 bin doların üzerine çıktı.
Türkiye, küresel krizin etkilerini en hafif atlatan ülkeler arasında yer aldı.
Enflasyon oranlarını tek haneli rakamlara indirme başarısı bu dönemde gösterildi.
Türkiye'de bütçe açıkları GSMH'ın yüzde 11,5'undan 2008 yılında yüzde 1,8 gibi
çok düşük bir rakama ulaştırılmış oldu. Ekonomik kriz ortamında yüzde 5,5'a
yeniden çıktı, ancak 2010 bütçe performansı şimdiden yüzde 52 oranında bütçe
açıklarında bir azalma meydana getirmiş oldu. İyi bir yolda yolumuza devam
ediyoruz.

2002'de vergi gelirlerimizin yüzde 86'sını faiz ödemelerine harcarken,
2008 yılında bu oran yüzde 25-30'lara kadar inmiş oldu. Birçok alanda vergi
indirimi yapıldı. Kurumlar vergisi yüzde yüzde 33'ten 20'lere çekildi.''

Memur maaşları, asgari ücret, SSK emekli aylığı, öğrenci bursları, özürlü
aylığında önemli oranlarda artışlar yaşandığına dikkati çeken Bakan Ergün,
KOBİ'lere KOSGEB vasıtasıyla sadece 8 milyon lira kaynak aktarılırken, bugün bu
rakamın 263 milyon liraya yükseldiğini anlattı. Ergün, ''Hani hükümet
programımızdaki taahhütlere uymuyor ve bu alanlardaki sözlerimizi yerine
getirmiyorduk. Dolayısıyla, gensoru önergesiyle bu rakamlar birbiriyle hiç
örtüşmüyor. Bunlar gerçek rakamlardır, hayal mahsulü değildir'' dedi.

Dış politikadaki adımların dış ticarete olan yansımalarının da enteresan
olduğunu ifade eden Ergün, Bulgaristan, Gürcistan, Irak, İran, Suriye,
Yunanistan, Rusya, Mısır, İsrail gibi ülkelere yapılan ihracatın arttığını
anlattı. Ergün, ayrıca AB'ye ihracatın 20 milyar dolardan 63 dolara, OECD
ülkelerine 24 milyar dolardan 70 milyar dolara çıktığını ifade etti.

TBMM Genel Kurulunda, BDP'nin, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınması kabul
edilmedi.

Başbakan Erdoğan hakkında, ''Hükümet programında verilen sözleri yerine
getirmediği, hedefleri yakalamada başarısızlığa uğradığı, 'açılım' derken
'ayrımcılık' yaptığı, gizli dinlemelerle yargıyı siyasallaştırdığı, muhaliflerine
baskı kurduğu'' gerekçesiyle BDP tarafından verilen gensoru önergesinin gündeme
alınıp alınmayacağı konusundaki görüşmeler tamamlandı.

Görüşmelerden sonra yapılan oylamada gensoru önergesinin gündeme alınması
kabul edilmedi.

(15.02)

**** HABERİN TAMAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ ****