2010-11-25 - 13:05
CHP'Lİ HAMZAÇEBİ'NİN BASIN TOPLANTISI?
CHP Trabzon Milletvekili ve Grup Başkanvekili M. Akif Hamzaçebi, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Antalya Havalimanı 1 ve 2. Etap Dış hatlar Terminalleri, CIP, İç Hatlar Terminali ile Mütemmimlerinin İşletme Haklarının Kiralanmak Suretiyle Verilmesi ihalesine ilişkin olarak imzalanan sözleşmenin ihale şartnamesine çok açık bir şekilde aykırı olduğunu iddia ederek " İdare'nin sözleşme imzaladığı şirket paravan bir şirkettir." dedi

CHP Trabzon Milletvekili ve Grup Başkanvekili M. Akif Hamzaçebi, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Antalya Havalimanı 1 ve 2. Etap Dış hatlar Terminalleri, CIP, İç Hatlar Terminali ile Mütemmimlerinin İşletme Haklarının Kiralanmak Suretiyle Verilmesi ihalesine ilişkin olarak imzalanan sözleşmenin ihale şartnamesine çok açık bir şekilde aykırı olduğunu iddia ederek " İdare'nin sözleşme imzaladığı şirket paravan bir şirkettir." dedi

Hamzaçebi, ortaya konulan bilgi ve delillere göre şartnameye aykırı sözleşme imzalayan dönemin DHMİ Genel Müdürü Mahmut Tekin ile Genel Müdür Yardımcısı ( Şimdiki Genel Müdür ) Orhan Birdal TCK'nın 235/1,2-a/1'inci maddesine göre "İhaleye Fesat Karıştırma", 257. maddesine göre "Görevi Kötüye Kullanma" suçlarını işledikleri kanaatine ulaşıldığını iddia etti.

Şartnameye konulan sınırlayıcı hükümlerle ihaleye katılım sınırlandırıldığını diğer bir ifadeyle rekabetin engellendiğini savunan Hamzaçebi, " Daha sonra da bu sınırlayıcı hükümler bir tarafa bırakılarak şartnamedeki şartları taşımayan bir şirketle sözleşme imzalanmıştır." dedi

CHP Grup Başkanvekili M. Akif Hamzaçebi, sözlerine şöyle devam etti:

"İdarenin sözleşme imzaladığı şirket'in ana sözleşmesi incelendiğinde , yabancı ortak (FRAPORT AG) şeklen %51 paya sahip gözüküyor olmakla birlikte bu oranın doğal olması gereken oranda kardan pay alma hakkına sahip olmadığı görülmektedir. Şirketin kar payı oranı % 0,5 (yarım)' tir. Bundan daha önemli olmak üzere yabancı ortağın şirketin yönetim, karar alma ve temsil mekanizmalarında hiçbir güçü yoktur. FRAPORT AG sermayedeki hisse çoğunluğuna dayanarak şirket genel kurulunu toplantıya çağıramamakta, yönetim kurulunda çoğunluğa sahip olmadığı için istediği kararı alamamaktadır. Şirketin yerli ortağı olan IC İÇTAŞ ( ÇEÇEN GRUBU )'ın uygun bulmadığı hiçbir kararın alınması mümkün değildir.

Buna göre sözleşmeyi imzalayan DHMİ yetkilileri ihale şartnamesine aykırı davranmak suretiyle ihaleye fesat karıştırmışlar ve görevlerini kötüye kullanmışlardır. DHMİ yetkilileri şartnameye koydukları sınırlayıcı hükümlerle ihaleye daha fazla şirketin katılımını engellemişler ve teklif edilen kira bedellerini idare aleyhine / idare zararına olacak şekilde etkilemişlerdir. Daha sonra da şartname hükümlerini bir kenara bırakarak şartları taşımayan bir şirketle sözleşme imzalamışlardır.

Bu durum kastın varlığını göstermektedir. Bunun böyle olacağı yani şartnamedeki şartların sözleşme aşamasında dikkate alınmayacağı önceden bilinseydi ihaleye katılımın ve teklif edilen fiyatların daha yüksek seviyede teşekkül etmesi kaçınılmaz olacaktı.

Belirtilen nedenlerle şüpheliler hakkında TCK'nun 235 ve 237'nci maddelerine muhalefetten dolayı kamu davası açılması için bugün itibarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır. Bu şirkette de FRAPORT AG sermayede yüzde 51 paya sahip olmakla birlikte şirketin yönetim, karar alma ve temsil mekanizmalarında tek başına hiçbir gücü bulunmamaktadır. Yanıtlanması gereken soru burada ortaya çıkmaktadır. İhale konusu işte FRAPORT AG ve ÇEÇEN grubu dışında bir üçüncü ortak mı vardır? Yani üçüncü ortak anılan şirketlerden birine aktarılan kar payının gizi sahibi midir? Bu üçüncü ortak bir siyasi midir?" dedi

CHP'li Hamzaçebi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da, "İhaleden önceki günlerde Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nın Ankara'daki sosyal tesislerinde TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, DHMİ Genel Müdürlüğü yetkilileri ve ihaleyi kazanan Ortak Girişimi oluşturan iki şirketten Türkiye tarafındaki Şirketin sahibi / en büyük hissedarı (IC ÇEÇEN) ile ihale konularını görüşmek üzere bir toplantı yaptığı iddiası doğru mudur" diye sordu.

Bir basın mensubunun siyasiler hakkında bir işlemde bulunup bulunulmayacağına ilişkin sorusuna Hamzaçebi, şöyle dedi:

"İhaleyi yapan birim DHMİ'dir. Ama Ulaştırma Bakanlığı'nın ve bizzat Ulaştırma Bakanı'nın bu işteki rolünü ortaya çıkarabilmek amacıyla Sayın Başbakan'a bazı soruları soruyorum. Tabii gelişmelere göre siyasilerin buradaki rolü ortaya konulabilecek, bu ilişki ortaya çıktığı anda siyasiler için gayet o tabi ki o mekanizma, gerekli sorumluluk mekanizması işletilecektir."

Gazetecilerin konu dışında gündemle ilgili sorularına da cevap veren CHP Grup Başkanvekili Hamzaçebi, 3 generalin ''hukuksuz bir şekilde görevden alındığını'' öne sürdü.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in 3 generalin görevden alınmasıyla ilgili açıklamasının anımsatılması üzerine, 12 Eylül halk oylamasından önce ''ya Türkiye görünüşte demokratik ama fiilen daha totaliter bir rejime doğru gidecektir ya da anayasa paketini reddederek yeni ve özgürlükçü bir anayasa yapma fırsatını yakalayacaktır'' dediklerini kaydetti.

Söylediklerinin çıktığını belirten Hamzaçebi, ''Burada yapılanın demokrasi ve sivilleşme ile hiçbir ilgisi yoktur'' dedi.

Asker üzerinden yapılan her işlemin demokratikleşme olarak sunulduğunu ifade eden Hamzaçebi, şöyle devam etti:

''Cumhuriyet tarihinde bir ilk yapıldı, deniliyor. Evet Cumhuriyet tarihinde bir ilk yapıldı. Hukuksuz bir şekilde 3 komutan açığa alındı. Askerler de görevden alınabilir. TSK Personel Kanunu ilgili bakanlara yani Milli Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanına görevi başında sakınca görülen hallerde görevden alma yetkisi vermiştir. Nasıl devlet memurları görevden alınabiliyorsa Silahlı Kuvvetler mensupları da görevden alınabilir. Ancak görevden alma ile ilgili ortaya konulan gerekçeler hukuki temelden yoksundur.

'Balyoz davasında bu kişiler var, darbe planlamışlar, görevleri başında kalmaları sakıncalıdır' deniyor. Balyoz iddianamesi 6 Temmuzda savcılığa sunuldu. Bu dava o günden beri gündemde. Ne oldu sonuçta. Yeni Anayasa paketiyle Yüksek Askeri Şura kararlarına karşı yargı yolu açıldı. Hükümetin beklemediği bir tablo ortaya çıktı, YAŞ'ın terfi ettirmediği komutanlar idari yargıya gitti. Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) gittiler. AYİM, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Hükümetin ve Silahlı Kuvvetlerin yapması gereken 3 komutanı terfi ettirmektir. Hukuk devleti bunu gerektirir. Oylanan Anayasa paketi bunu gerektirir. Hükümet ne yaptı, 'siz AYİM'e giderseniz ben de sizi görevden alırım' dedi. Bunun demokratikleşme, sivilleşme ile hiçbir ilgisi yoktur. Asker üzerinden demokratikleşme, asker üzerinden sivilleşme gibi kavramları demokrasinin özü ile bağdaştıramıyorum.''

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ''darbenin ürünü bir parti olduğunu'' öne süren Hamzaçebi, ''Adalet ve Kalkınma Partisi 28 Şubat darbesinin ürünüdür.
Varlığını 28 Şubat'a borçludur. Gerçekten darbelerle yüzleşme niyeti olsaydı önce 28 Şubat ile hesaplaşırdı. AKP, onunla yüzleşme yürekliliğini gösteremez. Varlığını darbeye borçludur. Yine hayatiyetini borçlu olduğu bir diğer darbe 27 Nisan e-muhtırasıdır. 27 Nisan, 28 Şubat gündeme gelince Sayın Başbakan, Sayın Meclis Başkanı ortada yok. 3 komutan hukuksuz bir şekilde görevden alınınca, bu sivil iradedir... Asker iradesi diye bir şey yoktur. Demokraside sivil irade vardır. Sivil irade her şeye muktedirdir, demokratik olmak kaydıyla'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın ''satır arasında'' Yargıtay'ın yeniden yapılandırılmasını gündeme getirdiğini, sırada bunun olduğunu ifade eden Hamzaçebi, ''İş yükünün ağırlığı nedeniyle Yargıtay yeniden yapılandırılacak. Yani, 'oraya hakim olamadık, yeni daireler kurarak oraya da hakim olacağız' demek istiyor. Türkiye, demokrasiye değil totaliterliğe gidiyor. Ama bu seçimlerde Türk halkı bu dersi AKP'ye verecektir, totaliterliğe izin vermeyecektir'' dedi. (13:05)