2012-07-10 - 13:13
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, parlamentoda düzenledikleri basın toplantısında tutuklu milletvekilleri hakkında TBMM Başkanvekili Sadık Yakut ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın açıklamalarını değerlendirdiler.
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, "siyasi iktidar tarafından yaratılan beklentilerin ne kadarının yargı paketi dediğimiz paketle karşılanacağının tartışmalarını yaşıyoruz" dedi. Hürriyet gazetesinin TBMM Başkanvekili Sadık Yakut ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın açıklamalarına yer verdiğini belirten Öztürk, bu açıklamaların "bugün yaşanan tartışmaların ana eksenini oluşturduğunu" söyledi.
Ali Rıza Öztürk, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın "tutuklama ve tahliye kararı vermek tamamıyla mahkemelerin takdirinde olan bir konudur" açıklaması ve TBMM Başkanvekili Sadık Yakut'un "Yargı paketi vekilleri kurtaramaz. Bu milletvekili arkadaşlar niye içeride? İşledikleri iddia olunan suç Anayasanın 14. Maddesi ile ilgili, yani tutuklu olmalarının nedeni bu madde. Şimdi bu madde orta yerde dururken hâkim takdirini nasıl kullanacak? Hâkim tahliye talebini incelerken bu maddeyi dikkate alır. Onun için adli kontrol sistemi ile ilgili değişiklik bana göre tahliyelere yetmez. Anayasa değişikliği gerçekleşmeden tahliyeler bana zor görünüyor. Eğer bu yol bir kere açılırsa önümüzdeki dönem bir parti tamamen KCK'dan yatanları, diğer bir parti de adam öldürme ya da diğer adli suçları işlemiş zengin insanları aday gösterebilir. Bunun yolu açılır, milletvekilliği cezaevinden adam kurtarma yolu olur. CHP bir yandan dokunulmazlıkları kaldıralım diyor, bir yandan da suç işledikleri iddia edilen insanları dokunulmazlık zırhına büründürüyor, bu bir çelişki. Yargılanan insanı bırak yargılansın" açıklamalarına yer verdi.
Bu iki açıklamanın "insanların beyninin arkasında ne olduğunu çok açık şekilde gösterdiğini" ifade eden Öztürk aynı zamanda bu iki açıklamanın "iki büyük Türk hukukçusunun hukukun 'h' harfini bilmediklerinin de somut göstergesidir" dedi.
CMK hükümleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kökleşmiş içtihatları uyarınca tutuklama ve tahliye kararı verip vermemenin, tutuklama yerine adli kontrol yöntemleri uygulayıp uygulamamanın "mahkemelerin takdirinde olan bir konu olmadığını" belirten Öztürk, "Bunu böyle söylemek hukuk bilmezliktir. Ceza mahkemesi kanunun birinci maddesi bu kanun ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler hükmündedir. Bu hükümlerde anlaşılacağı üzere mahkemelerin soruşturma ve kovuşturma yaparken uyması gereken yol ve yöntemler ceza muhakemesi kanununda açıkça gösterilmiştir. Tutuklamanın ne olduğu kuvvetli suç şüphesiyle soruşturulan ya da kovuşturulan bir kişinin hangi koşullarda ve nasıl tutuklanacağı, tutuklunun hangi koşullarda ve nasıl tahliye edileceği hususları yasada açıkça yazılıdır. Mahkemelerin hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunan bir kişi hakkında hangi şartlarda ve nasıl tutuklama kararı vereceği de yazılıdır. Ya da kişinin tutuklu olduğunun devamına ya da tahliyesinin hangi koşullarda ve nasıl karar verecekleri yasada açıkça yazılıdır. Mahkemelerin hukuk ve yasa kurallarının dışına çıkarak keyfi davranma hakları ve yetkileri yoktur. Hukukta usul kuralları keyfiliği önlemek için konmuştur. Mahkemelerin yasada belirtilen kurallara uyup uymamak konusunda takdir hakları da yoktur. Mahkemelerin yasadaki kurallara uymamak hakları bulunmadığı gibi bu kurallara uymak mahkemelerin en temel görevidir. Yasaya göre bir kişi hakkında soruşturma kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olguların bulunması halinde başlar. Bir kişi hakkında hiçbir şüphe yokken durup dururken soruşturma başlamaz. Tutuklama da keyfi olarak yapılamaz. Tutuklama peşin bir ceza değil, ceza muhakemesinin amacına ulaşmasını sağlamak için başvurulan geçici bir önlemdir. Tutuklama henüz kesin hükümle suçluluğu sabit olmadan kişiyi özgürlüğünden alıkonulduğundan gerek anayasa ve yasalarda gerekse insan haklarına ilişkin uluslararası metinlerde sıkı koşullara bağlanmıştır" şeklinde konuştu.
''Milletvekillerinin tutuklu yargılanmalarını savunmak, milli iradeye saygısızlığın daniskasıdır'' ifadesine yer veren Öztürk, "Sayın Yakut, CMK'yı hiç okumamış. Tutuklamanın geçici tedbir olduğunu bilmiyor. Başkanvekili olduğu TBMM'nin 8 milletvekilinin tutuklu olmasını nasıl içine sindiriyor. Artık Sayın Yakut'un TBMM Başkanvekili olarak kalması mümkün değildir. Sayın Yakut, TBMM Başkanvekilliğinden derhal istifa etmelidir'' dedi.
Süheyl Batum da Bozdağ ve Yakut'un açıklamaları arasında ciddi bir çelişki bulunduğunu belirterek, ''Birinden biri, Türk halkını açıkça kandırmaya tevessül ediyor'' dedi. Batum ayrıca, gerçekte iki özel yetkili mahkemenin ortaya çıktığını savunarak, ''Özel yetkili mahkemelerin hakimlerini elinden kaçırdığını düşünen ve 'Ben bunlara söz dinletemiyorum, cemaatten söz alıyorlar' diyen AKP, şimdi ikinci özel yetkili mahkemeleri kuruyor'' diye konuştu. (13:13)
Ali Rıza Öztürk, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın "tutuklama ve tahliye kararı vermek tamamıyla mahkemelerin takdirinde olan bir konudur" açıklaması ve TBMM Başkanvekili Sadık Yakut'un "Yargı paketi vekilleri kurtaramaz. Bu milletvekili arkadaşlar niye içeride? İşledikleri iddia olunan suç Anayasanın 14. Maddesi ile ilgili, yani tutuklu olmalarının nedeni bu madde. Şimdi bu madde orta yerde dururken hâkim takdirini nasıl kullanacak? Hâkim tahliye talebini incelerken bu maddeyi dikkate alır. Onun için adli kontrol sistemi ile ilgili değişiklik bana göre tahliyelere yetmez. Anayasa değişikliği gerçekleşmeden tahliyeler bana zor görünüyor. Eğer bu yol bir kere açılırsa önümüzdeki dönem bir parti tamamen KCK'dan yatanları, diğer bir parti de adam öldürme ya da diğer adli suçları işlemiş zengin insanları aday gösterebilir. Bunun yolu açılır, milletvekilliği cezaevinden adam kurtarma yolu olur. CHP bir yandan dokunulmazlıkları kaldıralım diyor, bir yandan da suç işledikleri iddia edilen insanları dokunulmazlık zırhına büründürüyor, bu bir çelişki. Yargılanan insanı bırak yargılansın" açıklamalarına yer verdi.
Bu iki açıklamanın "insanların beyninin arkasında ne olduğunu çok açık şekilde gösterdiğini" ifade eden Öztürk aynı zamanda bu iki açıklamanın "iki büyük Türk hukukçusunun hukukun 'h' harfini bilmediklerinin de somut göstergesidir" dedi.
CMK hükümleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kökleşmiş içtihatları uyarınca tutuklama ve tahliye kararı verip vermemenin, tutuklama yerine adli kontrol yöntemleri uygulayıp uygulamamanın "mahkemelerin takdirinde olan bir konu olmadığını" belirten Öztürk, "Bunu böyle söylemek hukuk bilmezliktir. Ceza mahkemesi kanunun birinci maddesi bu kanun ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenler hükmündedir. Bu hükümlerde anlaşılacağı üzere mahkemelerin soruşturma ve kovuşturma yaparken uyması gereken yol ve yöntemler ceza muhakemesi kanununda açıkça gösterilmiştir. Tutuklamanın ne olduğu kuvvetli suç şüphesiyle soruşturulan ya da kovuşturulan bir kişinin hangi koşullarda ve nasıl tutuklanacağı, tutuklunun hangi koşullarda ve nasıl tahliye edileceği hususları yasada açıkça yazılıdır. Mahkemelerin hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunan bir kişi hakkında hangi şartlarda ve nasıl tutuklama kararı vereceği de yazılıdır. Ya da kişinin tutuklu olduğunun devamına ya da tahliyesinin hangi koşullarda ve nasıl karar verecekleri yasada açıkça yazılıdır. Mahkemelerin hukuk ve yasa kurallarının dışına çıkarak keyfi davranma hakları ve yetkileri yoktur. Hukukta usul kuralları keyfiliği önlemek için konmuştur. Mahkemelerin yasada belirtilen kurallara uyup uymamak konusunda takdir hakları da yoktur. Mahkemelerin yasadaki kurallara uymamak hakları bulunmadığı gibi bu kurallara uymak mahkemelerin en temel görevidir. Yasaya göre bir kişi hakkında soruşturma kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olguların bulunması halinde başlar. Bir kişi hakkında hiçbir şüphe yokken durup dururken soruşturma başlamaz. Tutuklama da keyfi olarak yapılamaz. Tutuklama peşin bir ceza değil, ceza muhakemesinin amacına ulaşmasını sağlamak için başvurulan geçici bir önlemdir. Tutuklama henüz kesin hükümle suçluluğu sabit olmadan kişiyi özgürlüğünden alıkonulduğundan gerek anayasa ve yasalarda gerekse insan haklarına ilişkin uluslararası metinlerde sıkı koşullara bağlanmıştır" şeklinde konuştu.
''Milletvekillerinin tutuklu yargılanmalarını savunmak, milli iradeye saygısızlığın daniskasıdır'' ifadesine yer veren Öztürk, "Sayın Yakut, CMK'yı hiç okumamış. Tutuklamanın geçici tedbir olduğunu bilmiyor. Başkanvekili olduğu TBMM'nin 8 milletvekilinin tutuklu olmasını nasıl içine sindiriyor. Artık Sayın Yakut'un TBMM Başkanvekili olarak kalması mümkün değildir. Sayın Yakut, TBMM Başkanvekilliğinden derhal istifa etmelidir'' dedi.
Süheyl Batum da Bozdağ ve Yakut'un açıklamaları arasında ciddi bir çelişki bulunduğunu belirterek, ''Birinden biri, Türk halkını açıkça kandırmaya tevessül ediyor'' dedi. Batum ayrıca, gerçekte iki özel yetkili mahkemenin ortaya çıktığını savunarak, ''Özel yetkili mahkemelerin hakimlerini elinden kaçırdığını düşünen ve 'Ben bunlara söz dinletemiyorum, cemaatten söz alıyorlar' diyen AKP, şimdi ikinci özel yetkili mahkemeleri kuruyor'' diye konuştu. (13:13)
