2012-10-08 - 12:00
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında ekonomi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında ekonomi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, " Türkiye ekonomisi tasarruflarının en düşük düzeyde olduğu bir dönemdedir. Beklentiler kötüleşmektedir. Daha da kötüsü böyle bir ortamın jeopolitik risklerin artmaya başladığı bir zamanda olmasıdır." dedi.
MHP'li Ayhan sözlerinde şunları kaydetti:
"Ülkenin yönetilemediği ortadadır. İç ve dış siyaseti bu kadar problemli, ekonomik ve sosyal hayatın son derece acıtıcı bir hal aldığı durum da ülkenin idare edilebildiğini söylemek mümkün değildir. Bir hükümetin ülkeyi bu kadar güçlü bir parlamento desteğine rağmen yönetilebilir olmaktan çıkardığı ayan beyan ortadadır.
Düne kadar terörist ilan ettikleri ile sarmaş dolaş birlikte olmaya başladıkları, terörü önleme konusunda PKK hamilerinden yardım talep eder hale gelmesi bu hükümetin geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir. Bu olayda işin vahametini yeterince göstermektedir.
Türkiye ekonomisi tasarruflarının en düşük düzeyde olduğu bir dönemdedir. Beklentiler kötüleşmektedir. Daha da kötüsü böyle bir ortamın jeopolitik risklerin artmaya başladığı bir zamanda olmasıdır. Uyguladığınız dış politika reel gerçekler ile örtüşmemektedir. Özellikle enerji kaynaklarına ulaşım itibariyle reel ekonomiye doğrudan etki edecek bir şekilde bağımlı olduğunuz komşularla politikalarınız örtüşmemektedir.
Tasarruf açığı ve finansman ihtiyaç artışı, hükümeti zam ve vergiyi vatandaşın sırtına daha çok yükleme alternatifi kullanması seçeneğini kullanma zorunluluğunu tercih etmesine neden olmuştur. Hükümet üyeleri, özellikle ekonomiyle ilgisi olanlar işi yol şartları ve sürüş teknikleriyle izah etme yolunu seçmişlerdir. İleri sürüş tekniği ile gaza basanlar egzozun patlak olduğunun farkında değillerdir. Hükümet gerçekten sarhoş. Egzozundan çıkan gürültünün bile farkında değil.
Kamuoyunda bu tartışmaya katılanlar; Gaz pedalı takılı kaldıysa? Otomobil gaz mı yemiyor? Egzoz mu patlak? Şarjı prizde bırakmayın. Her gaza basış da araba farklı tepki vermeye başlamıştır. Buna ilave olarak Türkiye'de ekonomik birimler ileriye doğru ne olabileceği konusunda yetkililerden ortalığı aydınlatacak yeterli bir ışık görememesi olayın karanlık yönlerinin giderek arttığını ortaya koymuştur. Zamların enflasyon beklentilerini tahrik ettiği söylentilerinin ne kadar isabetli olduğu ortaya çıkmıştır.
Ekonomideki eksen kaymasının ancak merkez bankasının müdahalesi ile düzeltilebileceğinin basında da yer alması, ekonomistlerin AKP hükümetinden ümidi kestiklerinin, faiz indirimi ile iç talebin canlandırılması gerektiği, böylece vergilerin artacağı ve üşüyen ekonomide reel sektörün ısınmaya başlayabileceği söylentileri Merkez bankasının Hükümet ile koptuğunun açık bir göstergesiydi. Ayrıca, "AKP Hükümetinin kendi içinde, parti örgütüyle, kamu kurumlarıyla ekonomide derin iletişim problemi oluşmuştur. Giderek de artmaya devam etmektedir." demiştik.
Bazı bakanlar zamların sorumluluğunu kerhen olayı desteklediklerini söyleyerek kongre öncesinde birbirlerine çalım atmaya başladıklarını göstermektedir. Sayın Maliye Bakanı ise bu kararları hükümet olarak müştereken aldıklarını söyleyerek mesuliyeti eşit dağıtma telaşına kapılmıştır. Ancak, AKP hükümetinin bir üyesi olduğunu unutmuş görünmektedir.
Bankalara kredi vermede çekingen davranmayın diyen hükümete bankalardan geri alamayacağımız krediyi vermeyiz cevabı gelmektedir. Müteahhitlere gözdağı veren hükümet, hak edişleri ödenmeyen müteahitlerin ne durumda olduklarını kamuoyuna anlatmalıdır. Son zamların kamu açıklarını kapamaya kifayet etmediğini beyan eden hükümet sorunun çözümü için enerji KİT'leri arasındaki nakit akışından medet umar hale gelmiştir.
Hükümet tarafından uygulanan ekonomi politikalarının vatandaşları sahtekârlığa ittiği ima edilmeye başlanmış, bunu da halen çalışanların yüzde 45'inin asgari ücretten gösterildiği ile örneklendirilmesi yoluna gidilmiştir.
Uygulanan ekonomi politikasına hiçbir eleştiri getirilmesine tahammül edemeyen AKP hükümeti, Bütçe hesabının yanlış yapıldığını düşünmeden, yaptığı zamların fakir fukarayı ezdiğini söylemeden yapılan zamların bütçe deliğine yama olmayacağını söylemektedir. Buna ilave olarak zamların yetmediğini, zengin vergisi alacaklarını söylemektedir. Hükümet yeni servet vergileri ihdas etmeye yöneleceği anlamı mı çıkmaktadır? Hükümet bu konuyu netleştirmelidir.
Bütçe açığında Suriye'den gelen mültecilerin payı ne olacaktır. Bu konuda yapılan harcamalar bütçenin neresinden karşılanmaktadır. IMF'ye kredi verdiklerini beyan edenler Türk Milletinin parası ile Yunanistan ve Kıbrıs Rumların kurtulmasına gayret gösterdiklerini Türk milletine anlatmaktan kaçınmaktadırlar. Daha da ötesi AKP Hükümeti mensupları sorumluluktan kendini arındırarak Başbakana yüklemek telaşına düşmüşlerdir. OVP'nin açıklama tarihini bile değiştirirken, GSYİH ikinci çeyreğini açıklama tarihinden birkaç gün önceye alan zihniyetin ekonomiyi takip edecek idraktan uzak olduğu ortadadır.
Mali kural gelmeden kaybolmuş, mali disiplin ortada kalmamıştır. Aslında OVP'nin açıklama tarihini beceriksizlikten her yıl bilerek kasdi olarak korkudan ıskayanlar, tarihi 4 ay ileriye almalarına rağmen GSYİH'nin açıklanma tarihinden bir haber oldukları da ortaya çıkmıştır.
Artık Hükümet yanlısı basın organlarının bile "kötü yönet halka ödet" demesi geldikleri noktayı ortaya çıkaran durumun vahametini göstermektedir. Halen İthalat bağımlılığı devam eden, azalan ithalat ve cari açıkta yapısal bir düzelmenin görülmediği, talep ve yatırımların azaldığı bir ekonominin iyi gittiğini kim söyleyebilir. İş dünyasının umutlarını ertelediği, artan PKK terörünün yatırımcıları endişelendirdiği, teşviklerin bir işe yaramadığı, canlanma düşüncesinin bir başka bahara kalacağı bir ekonomik ortamda yaşıyoruz.
Artık zamların ne zaman yapılacağının dakika dakika takip edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu zamlarda AKP'nin yanlış ve doğru olmayan politikalarının sonucudur. Bu politikaların sonucu beceriksizlik abidesi gibi ortadadır. Bütçenin gidişatı ortadadır. Vatandaş KDV ödeyememektedir. Durum iyi olsa niye tahakkuk eden KDV'nin yarısını ödememezlik yapsın insanlar. Ekonomide balataların sıyrıldığı bir dönemde hükümet harcamaları mı azaltacağını, gelirleri mi artıracağını bilemez bir duruma düşmüştür.
Bütçedeki yatırım rakamları ise ülkede Bütçeden yatırım yapılıyormuş ve bunun giderek artıyormuş havasının AKP tarafından dillendirilmesinin ne kadar ciddiye alınabilir bir yanı olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Enerji siyasetin dışında diyen Hükümet Enerji yüzünden dünyanın birbirini yediğinin farkında değil. Bunu söyleyerek zamlardan AKP'nin mesul olmadığını ifade etmeye çalışmak hepten garabettir. Enerji dünya siyasetinin tam göbeğindedir.
Hükümet itibarının daha fazla dumura uğramasını engellemek için öncelikle yapması gereken bir litre benzin ile mutfak tüpünden alınan dolaylı verginin 2002 yılındaki meblağı ile bugünkü meblağını açıklaması gerekir. Zaten şu anda enerji fiyatları nedeniyle ülkemiz rekabet gücünde sıkıntıya düşmüş bir durumdadır. IMF'e borç vereceklerini ifade edilenler, ödenen 25 milyar $'a karşılı ülkede sadece özel sektörün dış borçlarının 40 milyar $'dan 200 milyar $'a yükseldiğinden bahsetmemektedirler.
Bizzat bakanlar dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerindeki payının 1 birim yükselmesi halinde, kayıt dışı ekonomide 2.41 birimlik artış olduğunu söylemekte ancak dolaylı vergiye ve zamma razı olmaktadırlar. Hükümetin olur olmaz konuşması ve Merkez Bankasını kamuyu önünde hırpalamaya çalıştığı ortadadır. Merkez Bankasının politika faizini de indirmeye zorlamasına verilen cevapta "politika faizinin Merkez Bankasının cephanesi olduğu ve kriz olmadan kullanılamayacağı cevabı" hükümetin ülke ekonomisini kriz noktasına getirdiğinin açık bir belgesidir.
Bu olayın bir adım sonrası Hükümetin vatandaştan zam ve vergilerden dolayı helallik istemesidir. TUİK'in enflasyonu ile vatandaşın enflasyonu arasındaki fark ise Merkez Bankasında yapılan Hızlı tüketilen ürünler fiyatlar endeksi mukayese edildiğinde farkın yaklaşık 2 katına yakın olduğu görülmektedir. Anketler iş dünyasının umutlarını yitirdiğini açık bir şekilde göstermektedir. Sorunlarının değişmediğini söylemektedirler. Hükümet kamu finansmanının düzeltilmesi amacıyla borçlanabilir, vergi alabilir, zam yapabilir, harcama kısabilir. Hükümet bunlardan zam ve vergiyi tercih etmektedir. Başka alternatifte kalmamıştır."
Alper Durmaz
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, " Türkiye ekonomisi tasarruflarının en düşük düzeyde olduğu bir dönemdedir. Beklentiler kötüleşmektedir. Daha da kötüsü böyle bir ortamın jeopolitik risklerin artmaya başladığı bir zamanda olmasıdır." dedi.
MHP'li Ayhan sözlerinde şunları kaydetti:
"Ülkenin yönetilemediği ortadadır. İç ve dış siyaseti bu kadar problemli, ekonomik ve sosyal hayatın son derece acıtıcı bir hal aldığı durum da ülkenin idare edilebildiğini söylemek mümkün değildir. Bir hükümetin ülkeyi bu kadar güçlü bir parlamento desteğine rağmen yönetilebilir olmaktan çıkardığı ayan beyan ortadadır.
Düne kadar terörist ilan ettikleri ile sarmaş dolaş birlikte olmaya başladıkları, terörü önleme konusunda PKK hamilerinden yardım talep eder hale gelmesi bu hükümetin geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir. Bu olayda işin vahametini yeterince göstermektedir.
Türkiye ekonomisi tasarruflarının en düşük düzeyde olduğu bir dönemdedir. Beklentiler kötüleşmektedir. Daha da kötüsü böyle bir ortamın jeopolitik risklerin artmaya başladığı bir zamanda olmasıdır. Uyguladığınız dış politika reel gerçekler ile örtüşmemektedir. Özellikle enerji kaynaklarına ulaşım itibariyle reel ekonomiye doğrudan etki edecek bir şekilde bağımlı olduğunuz komşularla politikalarınız örtüşmemektedir.
Tasarruf açığı ve finansman ihtiyaç artışı, hükümeti zam ve vergiyi vatandaşın sırtına daha çok yükleme alternatifi kullanması seçeneğini kullanma zorunluluğunu tercih etmesine neden olmuştur. Hükümet üyeleri, özellikle ekonomiyle ilgisi olanlar işi yol şartları ve sürüş teknikleriyle izah etme yolunu seçmişlerdir. İleri sürüş tekniği ile gaza basanlar egzozun patlak olduğunun farkında değillerdir. Hükümet gerçekten sarhoş. Egzozundan çıkan gürültünün bile farkında değil.
Kamuoyunda bu tartışmaya katılanlar; Gaz pedalı takılı kaldıysa? Otomobil gaz mı yemiyor? Egzoz mu patlak? Şarjı prizde bırakmayın. Her gaza basış da araba farklı tepki vermeye başlamıştır. Buna ilave olarak Türkiye'de ekonomik birimler ileriye doğru ne olabileceği konusunda yetkililerden ortalığı aydınlatacak yeterli bir ışık görememesi olayın karanlık yönlerinin giderek arttığını ortaya koymuştur. Zamların enflasyon beklentilerini tahrik ettiği söylentilerinin ne kadar isabetli olduğu ortaya çıkmıştır.
Ekonomideki eksen kaymasının ancak merkez bankasının müdahalesi ile düzeltilebileceğinin basında da yer alması, ekonomistlerin AKP hükümetinden ümidi kestiklerinin, faiz indirimi ile iç talebin canlandırılması gerektiği, böylece vergilerin artacağı ve üşüyen ekonomide reel sektörün ısınmaya başlayabileceği söylentileri Merkez bankasının Hükümet ile koptuğunun açık bir göstergesiydi. Ayrıca, "AKP Hükümetinin kendi içinde, parti örgütüyle, kamu kurumlarıyla ekonomide derin iletişim problemi oluşmuştur. Giderek de artmaya devam etmektedir." demiştik.
Bazı bakanlar zamların sorumluluğunu kerhen olayı desteklediklerini söyleyerek kongre öncesinde birbirlerine çalım atmaya başladıklarını göstermektedir. Sayın Maliye Bakanı ise bu kararları hükümet olarak müştereken aldıklarını söyleyerek mesuliyeti eşit dağıtma telaşına kapılmıştır. Ancak, AKP hükümetinin bir üyesi olduğunu unutmuş görünmektedir.
Bankalara kredi vermede çekingen davranmayın diyen hükümete bankalardan geri alamayacağımız krediyi vermeyiz cevabı gelmektedir. Müteahhitlere gözdağı veren hükümet, hak edişleri ödenmeyen müteahitlerin ne durumda olduklarını kamuoyuna anlatmalıdır. Son zamların kamu açıklarını kapamaya kifayet etmediğini beyan eden hükümet sorunun çözümü için enerji KİT'leri arasındaki nakit akışından medet umar hale gelmiştir.
Hükümet tarafından uygulanan ekonomi politikalarının vatandaşları sahtekârlığa ittiği ima edilmeye başlanmış, bunu da halen çalışanların yüzde 45'inin asgari ücretten gösterildiği ile örneklendirilmesi yoluna gidilmiştir.
Uygulanan ekonomi politikasına hiçbir eleştiri getirilmesine tahammül edemeyen AKP hükümeti, Bütçe hesabının yanlış yapıldığını düşünmeden, yaptığı zamların fakir fukarayı ezdiğini söylemeden yapılan zamların bütçe deliğine yama olmayacağını söylemektedir. Buna ilave olarak zamların yetmediğini, zengin vergisi alacaklarını söylemektedir. Hükümet yeni servet vergileri ihdas etmeye yöneleceği anlamı mı çıkmaktadır? Hükümet bu konuyu netleştirmelidir.
Bütçe açığında Suriye'den gelen mültecilerin payı ne olacaktır. Bu konuda yapılan harcamalar bütçenin neresinden karşılanmaktadır. IMF'ye kredi verdiklerini beyan edenler Türk Milletinin parası ile Yunanistan ve Kıbrıs Rumların kurtulmasına gayret gösterdiklerini Türk milletine anlatmaktan kaçınmaktadırlar. Daha da ötesi AKP Hükümeti mensupları sorumluluktan kendini arındırarak Başbakana yüklemek telaşına düşmüşlerdir. OVP'nin açıklama tarihini bile değiştirirken, GSYİH ikinci çeyreğini açıklama tarihinden birkaç gün önceye alan zihniyetin ekonomiyi takip edecek idraktan uzak olduğu ortadadır.
Mali kural gelmeden kaybolmuş, mali disiplin ortada kalmamıştır. Aslında OVP'nin açıklama tarihini beceriksizlikten her yıl bilerek kasdi olarak korkudan ıskayanlar, tarihi 4 ay ileriye almalarına rağmen GSYİH'nin açıklanma tarihinden bir haber oldukları da ortaya çıkmıştır.
Artık Hükümet yanlısı basın organlarının bile "kötü yönet halka ödet" demesi geldikleri noktayı ortaya çıkaran durumun vahametini göstermektedir. Halen İthalat bağımlılığı devam eden, azalan ithalat ve cari açıkta yapısal bir düzelmenin görülmediği, talep ve yatırımların azaldığı bir ekonominin iyi gittiğini kim söyleyebilir. İş dünyasının umutlarını ertelediği, artan PKK terörünün yatırımcıları endişelendirdiği, teşviklerin bir işe yaramadığı, canlanma düşüncesinin bir başka bahara kalacağı bir ekonomik ortamda yaşıyoruz.
Artık zamların ne zaman yapılacağının dakika dakika takip edildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu zamlarda AKP'nin yanlış ve doğru olmayan politikalarının sonucudur. Bu politikaların sonucu beceriksizlik abidesi gibi ortadadır. Bütçenin gidişatı ortadadır. Vatandaş KDV ödeyememektedir. Durum iyi olsa niye tahakkuk eden KDV'nin yarısını ödememezlik yapsın insanlar. Ekonomide balataların sıyrıldığı bir dönemde hükümet harcamaları mı azaltacağını, gelirleri mi artıracağını bilemez bir duruma düşmüştür.
Bütçedeki yatırım rakamları ise ülkede Bütçeden yatırım yapılıyormuş ve bunun giderek artıyormuş havasının AKP tarafından dillendirilmesinin ne kadar ciddiye alınabilir bir yanı olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Enerji siyasetin dışında diyen Hükümet Enerji yüzünden dünyanın birbirini yediğinin farkında değil. Bunu söyleyerek zamlardan AKP'nin mesul olmadığını ifade etmeye çalışmak hepten garabettir. Enerji dünya siyasetinin tam göbeğindedir.
Hükümet itibarının daha fazla dumura uğramasını engellemek için öncelikle yapması gereken bir litre benzin ile mutfak tüpünden alınan dolaylı verginin 2002 yılındaki meblağı ile bugünkü meblağını açıklaması gerekir. Zaten şu anda enerji fiyatları nedeniyle ülkemiz rekabet gücünde sıkıntıya düşmüş bir durumdadır. IMF'e borç vereceklerini ifade edilenler, ödenen 25 milyar $'a karşılı ülkede sadece özel sektörün dış borçlarının 40 milyar $'dan 200 milyar $'a yükseldiğinden bahsetmemektedirler.
Bizzat bakanlar dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerindeki payının 1 birim yükselmesi halinde, kayıt dışı ekonomide 2.41 birimlik artış olduğunu söylemekte ancak dolaylı vergiye ve zamma razı olmaktadırlar. Hükümetin olur olmaz konuşması ve Merkez Bankasını kamuyu önünde hırpalamaya çalıştığı ortadadır. Merkez Bankasının politika faizini de indirmeye zorlamasına verilen cevapta "politika faizinin Merkez Bankasının cephanesi olduğu ve kriz olmadan kullanılamayacağı cevabı" hükümetin ülke ekonomisini kriz noktasına getirdiğinin açık bir belgesidir.
Bu olayın bir adım sonrası Hükümetin vatandaştan zam ve vergilerden dolayı helallik istemesidir. TUİK'in enflasyonu ile vatandaşın enflasyonu arasındaki fark ise Merkez Bankasında yapılan Hızlı tüketilen ürünler fiyatlar endeksi mukayese edildiğinde farkın yaklaşık 2 katına yakın olduğu görülmektedir. Anketler iş dünyasının umutlarını yitirdiğini açık bir şekilde göstermektedir. Sorunlarının değişmediğini söylemektedirler. Hükümet kamu finansmanının düzeltilmesi amacıyla borçlanabilir, vergi alabilir, zam yapabilir, harcama kısabilir. Hükümet bunlardan zam ve vergiyi tercih etmektedir. Başka alternatifte kalmamıştır."
Alper Durmaz
