2012-04-26 - 13:58
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Çernobil felaketinin 26. Yılı dolayısıyla parlamentoda basın toplantısı düzenledi.
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Çernobil felaketinin 26. Yılı dolayısıyla parlamentoda basın toplantısı düzenledi.
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, günümüzde Çernobil felaketinin sonuçlarının devam ettiğini ve araştırılması gerektiğini belirtti.
Çernobil kazasının etkilerinin araştırılması yerine üstünün örtülmeye çalışıldığını iddia eden BDP İstanbul Milletvekili Tuncel, "etkilerinin nasıl azaltılacağı konusunda ise hiçbir tedbir alınmamıştır, halen de alınmamaktadır." dedi
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, sözlerinde şunları kaydetti:
"Bugün Çernobil felaketinin 26. Yılı.. Bu ciddi olayın halen devam etmekte olan sonuçlarını araştırılması gerektiği gözler önüne sermektedir. İnsanlık tarihindeki en belirgin ve yaygın teknolojik felaket, Pripyat nehrinin kıyısındaki küçük bir Ukrayna şehrinde meydana gelmiştir.
26 yıl sonra, çevre örgütlerinin tahminlerine göre 5-6 milyon insan bugün ve gelecek pek çok yılda Çernobil'in radyoaktif kirliliği bulaşmış yerlerde oturmaya devam ediyor. Her ne kadar açığa çıkıp yayılan asıl büyük radyoaktif maddenin 30 yıllık asıl ağır etkisi azalsa da bu nükleer kazanın radyolojik (ve bundan dolayı sağlık) sorunları yüzyıllar boyunca devam edecek. Bu küresel olayın en büyük etkileri, Eski Sovyetler Birliği'nden bugün üç bağımsız komşu ülke olan Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya'da olmuştur, ancak Türkiye Karadeniz bölgesiyle de etkilenen ülkelerden biri olmuştur.
Kazanın olduğu zamanda nükleer patlamaların etkileri saklanmaya çalışsa da bilim insanları Doğu Karadeniz bölgesinde kanser olma oranının çok yüksek olduğunu, triod bezi kanserinde çok ciddi artışların olduğunu belirtmektedir. Çernobil kazasının etkileri araştırılmak yerine üstü örtülmeye çalışıldığı için etkilerinin nasıl azaltılacağı konusunda ise hiçbir tedbir alınmamıştır, halen de alınmamaktadır. Oysa ki bilindiği üzere nükleer patlamalar sonucunda oluşan radyasyon ve diğer etkiler çok uzun yıllar devam etmektedir. Avrupa'da ve Karadeniz kıyısındaki 14 ülkeyi etkileyen ve Ukrayna'da kanser vakalarının %400 artmasına neden olan bir patlama sonrası Türkiye'nin bunu görmezden gelmesi göz göre göre kamu sağlığını hiçe saymaktır.
Nükleer çağ, Temmuz 1945'de ABD'nin New Mexico'da ilk atom bombasını denemesiyle başlamıştır ve birkaç yıl sonra 1953'de Barış için Atom Programını açıklamasıyla o yıllarda dünyayı kontrolsüz bir nükleer endüstri sarmaya başlamıştır. Nükleerin barışçıl olmadığı çok yakın zamanda nükleer silahlar, bombaların binlerce insanın hayatına son vermesiyle görüldü. Aradan geçen 50 yılda nerede saklanacağı bilinmeyen korkunç bir nükleer atık mirasıyla ve Çernobil gibi insanlık tarihinin en büyük endüstriyel kazasıyla baş başa bırakıldık. Bu felaketin faturası en çok radyasyondan etkilenen ve bundan habersiz bırakılan yüz binlerce yoksul insan ödemek zorunda bırakılmıştır ve halen ödemek zorunda bırakılmaktadır.
Nükleer enerjinin riskleri, atomu parçalama işleminin doğasından kaynaklanır, hiçbir zaman tam olarak kontrol altına alınamaz ve felaketsel sonuçları uzun sürelidir. Ne yazık ki nükleer enerji konusunda bu temel gerçek bilinse de yalan söylemeye devam edilmektedir. Türkiye'de de kurulması için Hükümetin can attığı Akkuyu ve Sinop'ta planlanan nükleer santraller için söylenen ilk yalan öncelikle enerji elde etmede düşük maliyetli olduğudur.
Bu bir yalandır, çünkü dünyada yapılan nükleer santrallerinin planlanan bütçeden %300 daha fazlaya yapıldığı, ortalama planlanan inşaat süresinden de 2 ile 4 yıl daha fazla uzun sürdüğü bilinmektedir. Nükleer enerji ile enerji bağımlılığımız azalacak ise diğer bir yalandır. Yapılması planlanan iki santral de Rusya tarafından yapılacaktır ve en ufak bir vida ihtiyacında bile 50 yıl boyunca Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde başka bir yerden satın alınamayacaktır. Her iki santralde oluşacak atıkların nerede depolanacağı, denizi ne kadar kirleteceği ve ekolojiye ne kadar zarar verileceği ise hiçbir şekilde araştırılmamıştır.
Çernobil felaketinin yıldönümünde hükümeti bir kez deha nükleer santrallerin yapılmasındaki ısrarını düşünmeye çağırıyorum. Halen bu felaketten etkilenen insanlar var ve daha ne gibi etkileri olabileceğini bilmiyoruz. Ne mersinde ne de Sinopta nükleer santral istemiyoruz, temiz, ucuz ve daha hızlı olan yenilenebilir enerji sektörünün geliştirilmesi bizim ekolojik politikamızdır." (13:58)
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, günümüzde Çernobil felaketinin sonuçlarının devam ettiğini ve araştırılması gerektiğini belirtti.
Çernobil kazasının etkilerinin araştırılması yerine üstünün örtülmeye çalışıldığını iddia eden BDP İstanbul Milletvekili Tuncel, "etkilerinin nasıl azaltılacağı konusunda ise hiçbir tedbir alınmamıştır, halen de alınmamaktadır." dedi
BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, sözlerinde şunları kaydetti:
"Bugün Çernobil felaketinin 26. Yılı.. Bu ciddi olayın halen devam etmekte olan sonuçlarını araştırılması gerektiği gözler önüne sermektedir. İnsanlık tarihindeki en belirgin ve yaygın teknolojik felaket, Pripyat nehrinin kıyısındaki küçük bir Ukrayna şehrinde meydana gelmiştir.
26 yıl sonra, çevre örgütlerinin tahminlerine göre 5-6 milyon insan bugün ve gelecek pek çok yılda Çernobil'in radyoaktif kirliliği bulaşmış yerlerde oturmaya devam ediyor. Her ne kadar açığa çıkıp yayılan asıl büyük radyoaktif maddenin 30 yıllık asıl ağır etkisi azalsa da bu nükleer kazanın radyolojik (ve bundan dolayı sağlık) sorunları yüzyıllar boyunca devam edecek. Bu küresel olayın en büyük etkileri, Eski Sovyetler Birliği'nden bugün üç bağımsız komşu ülke olan Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya'da olmuştur, ancak Türkiye Karadeniz bölgesiyle de etkilenen ülkelerden biri olmuştur.
Kazanın olduğu zamanda nükleer patlamaların etkileri saklanmaya çalışsa da bilim insanları Doğu Karadeniz bölgesinde kanser olma oranının çok yüksek olduğunu, triod bezi kanserinde çok ciddi artışların olduğunu belirtmektedir. Çernobil kazasının etkileri araştırılmak yerine üstü örtülmeye çalışıldığı için etkilerinin nasıl azaltılacağı konusunda ise hiçbir tedbir alınmamıştır, halen de alınmamaktadır. Oysa ki bilindiği üzere nükleer patlamalar sonucunda oluşan radyasyon ve diğer etkiler çok uzun yıllar devam etmektedir. Avrupa'da ve Karadeniz kıyısındaki 14 ülkeyi etkileyen ve Ukrayna'da kanser vakalarının %400 artmasına neden olan bir patlama sonrası Türkiye'nin bunu görmezden gelmesi göz göre göre kamu sağlığını hiçe saymaktır.
Nükleer çağ, Temmuz 1945'de ABD'nin New Mexico'da ilk atom bombasını denemesiyle başlamıştır ve birkaç yıl sonra 1953'de Barış için Atom Programını açıklamasıyla o yıllarda dünyayı kontrolsüz bir nükleer endüstri sarmaya başlamıştır. Nükleerin barışçıl olmadığı çok yakın zamanda nükleer silahlar, bombaların binlerce insanın hayatına son vermesiyle görüldü. Aradan geçen 50 yılda nerede saklanacağı bilinmeyen korkunç bir nükleer atık mirasıyla ve Çernobil gibi insanlık tarihinin en büyük endüstriyel kazasıyla baş başa bırakıldık. Bu felaketin faturası en çok radyasyondan etkilenen ve bundan habersiz bırakılan yüz binlerce yoksul insan ödemek zorunda bırakılmıştır ve halen ödemek zorunda bırakılmaktadır.
Nükleer enerjinin riskleri, atomu parçalama işleminin doğasından kaynaklanır, hiçbir zaman tam olarak kontrol altına alınamaz ve felaketsel sonuçları uzun sürelidir. Ne yazık ki nükleer enerji konusunda bu temel gerçek bilinse de yalan söylemeye devam edilmektedir. Türkiye'de de kurulması için Hükümetin can attığı Akkuyu ve Sinop'ta planlanan nükleer santraller için söylenen ilk yalan öncelikle enerji elde etmede düşük maliyetli olduğudur.
Bu bir yalandır, çünkü dünyada yapılan nükleer santrallerinin planlanan bütçeden %300 daha fazlaya yapıldığı, ortalama planlanan inşaat süresinden de 2 ile 4 yıl daha fazla uzun sürdüğü bilinmektedir. Nükleer enerji ile enerji bağımlılığımız azalacak ise diğer bir yalandır. Yapılması planlanan iki santral de Rusya tarafından yapılacaktır ve en ufak bir vida ihtiyacında bile 50 yıl boyunca Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde başka bir yerden satın alınamayacaktır. Her iki santralde oluşacak atıkların nerede depolanacağı, denizi ne kadar kirleteceği ve ekolojiye ne kadar zarar verileceği ise hiçbir şekilde araştırılmamıştır.
Çernobil felaketinin yıldönümünde hükümeti bir kez deha nükleer santrallerin yapılmasındaki ısrarını düşünmeye çağırıyorum. Halen bu felaketten etkilenen insanlar var ve daha ne gibi etkileri olabileceğini bilmiyoruz. Ne mersinde ne de Sinopta nükleer santral istemiyoruz, temiz, ucuz ve daha hızlı olan yenilenebilir enerji sektörünün geliştirilmesi bizim ekolojik politikamızdır." (13:58)
