2013-03-20 - 14:08
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında 21 Mart'ın Nevruz'un bayramı olarak kutlanması için Meclis'e yasa teklifi sunduğunu belirterek Nevruz'un son 20-30 yılda Türkiye'de gerginliklerin nedeni olduğunu söyledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında 21 Mart'ın Nevruz'un bayramı olarak kutlanması için Meclis'e yasa teklifi sunduğunu belirterek Nevruz'un son 20-30 yılda Türkiye'de gerginliklerin nedeni olduğunu söyledi.
CHP'li Sezgin Tanrıkulu, yarın kutlanacak Nevruz'un barış ve kardeşlik içinde geçmesini temenni ederek Nevruz'un barış, kardeşlik ve her halkın kendi mitolojisi içinde kutlaması gerektiğine inandığını ifade etti.
Tanrıkulu, Nevruz'un geçen yıl yasaklandığını, bu yıl şeker dağıtıldığını ancak gelecek yıl ne olacağının belirsiz olduğunu savundu.
Diyarbakır'da ''İnsanlık ve Demokrasi Müzesi'' kurulması için kanun teklifi verdiklerini de kaydeden Tanrıkulu, Diyarbakır Cezaevi'nin, bütün toplumun, Kürtler 'in hafızasında acı bir travmanın hatırası olduğunu söyledi.
CHP'li Sezgin Tanrıkulu, sözlerinde şunları kaydetti:
"Daha düne kadar idam cezasından söz eden, Kürt sorunun varlığını bile inkâr eden Sayın Başbakan, şimdilerde kendisi dışındaki herkesi çatışma yanlısı, inkârcı ve hatta faşist olarak damgalamaya çalışıyor. Hemen baştan söyleyeyim, Kürt sorununun çözülmesini, çatışmalı ortamın son bulmasını, Türkiye'nin demokratikleşmesini istemeyen kim varsa, bilin ki biz onun karşısındayız. Ancak bu süreci oldu-bittiye getirip kalıcı bir çözüm yerine, sorunu sadece yama yaparak kapatmaya çalışan hükümete de bir çift sözümüz var!
Kürt sorununun derinleşmesinin en büyük sebeplerinden biri, antidemokratik uygulamalardır. Bu uygulamalara kaynaklık eden unsurlar da, kanunlar ve kanunlara dayandırılarak yürütülen fiili uygulamalardır. Örneğin Terörle Mücadele Kanunu, AKP döneminde adeta toplumla mücadele kanunu halini almıştır. Çocuk, kadın, hasta, yaşlı demeden binlerce insan bu kanun kapsamında yargılanıyor, hapse atılıyor.
Benzer bir biçimde kolluk güçlerine tanınan sınırsız yetki, hemen her gün sokaklarda en temel haklarını kullanarak gösteri ve yürüyüş düzenleyen yurttaşlarımızın biber gazı ve coplarla dağıtılmasıyla sonuçlanmaktadır. Yargısız infazlar, işkenceler, uzun tutukluluk süreleri, ifade özgürlüğü önündeki engeller saymakla bitmez. Biz CHP İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcılığı olarak her ay ihlal raporları yayınlıyoruz. Bu raporlar, AKP'nin demokrasi karnesidir ve kırıklarla doludur.
Sayın Başbakan, milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söylüyor. Ancak uygulamaya baktığımızda alabildiğine milliyetçi bir dili yine kendisi kullanıyor. Aslında Sayın Başbakan milliyetçiliği değil, insan haklarını ayaklar altına alıyor. Hapse attıramadıkları gazetecilerin işine son verdiriyorlar. Basın üzerinde tartışmasız bir otorite sağlamış durumdalar.
Kürt sorunu konusunda sadece kendi politikalarını makul buluyorlar. Üstelik bunu da şeffaf yürütmüyorlar. Tekrar ediyorum, biz CHP olarak bu sorunun kalıcı bir barışla sonuçlanmasından yanayız. Bunun için Genel Başkanımız, hükümete açıkça kredi verdi. Peki, Sayın Başbakan'ın yanıtı ne oldu? "Asıl senin krediye ihtiyacın var!" Sorunun çözümünü isteyen bir Başbakan, böyle bir üslupla Anamuhalefet'e yanıt vermez. Fakat biz her şeye rağmen Türkiye'nin demokratikleşmesi, çözümün kalıcılaşması için TBMM zemininde çabalarımızı sürdürüyoruz.
Bakın, şimdi Diyarbakır Cezaevi'nin müze olması için kanun teklifimizi sunuyoruz. Sayın Başbakan'ın Kürt sorununun çözümünden anladığı şey, Diyarbakırlılara "modern cezaevi" müjdesi vermekti. Biz diyoruz ki, büyük travmalara sebep olmuş Diyarbakır Cezaevi'ni "İnsanlık ve Demokrasi Müzesi" haline getirelim.
Yine, biliyorsunuz 16 Mart, Saddam Hüseyin'in Halepçe'deki soykırımının 25. yıldönümüydü. Bu soykırıma tüm dünya sessiz kalmıştı. Iraklı Kürtler o zaman Saddam'ın zulmünden kaçarak Türkiye'ye sığınmıştı. Halepçe katliamının soykırım olduğunu Irak kabul etti. Daha sonra bazı başka batılı ülkeler de bunu soykırım olarak kabul etti. Şimdi diyoruz ki, sıra Türkiye'de. Türkiye, komşusunda yaşanan ve 200 bin insanın hayatına mal olan El-Enfal Harekatını soykırım olarak kabul etmeli. Bununla ilgili kanun teklifimizi de TBMM'ye sunuyoruz.
Yarın, biliyorsunuz Nevruz kutlanacak. Nevruz her ne kadar son otuz yıllık süreçte politik bir motif kazandıysa da, tüm Ortadoğu halklarının ortak bayramıdır. Biz CHP grubu olarak Newroz'un resmî bayram olarak kabul edilmesi için kanun teklifi sunuyoruz. Bunun toplumsal barış açısından da önemli bir adım olacağı kanaatindeyiz.
Ayrıca TBMM'ye sunacağımız Geçmişte Yaşanan Acı ve Travmaları Hatırlatan İsimleri Taşıyan Yerlerin Belirlenmesi ve Bu İsimlerin Kaldırılmasına İlişkin Tespit Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi'mize dikkat çekmek istiyorum. Eğer geçmişle hesaplaşacaksak, işe buradan başlamalıyız. Sokaklarda, okullarda, caddelerde, bulvarlarda insanlar bu isimleri görmek istemiyor artık. Darbe yapmış veya insanların canına kastetmiş kişilerin isimlerinin hâlâ övünç kaynağı olarak birtakım yerlerde bulunması kabul edilemez.
Bu saydığım dört kanun teklifi, sadece şu anda gündeme getirmiş bulunduğumuz hususları içeriyor. Ama bakarsanız, demokrasi, adalet ve barış için onlarca kanun teklifi sunduğumuz halde AKP bunların tümünü reddediyor. Barış ve demokrasi bu topraklara gelecekse, herkesin samimi olması lazım. Öncelikle de AKP iktidarının. Dolayısıyla bu kanunlara destek verip vermemesi, AKP'nin barışı ve çözümü isteyip istemediğinin de turnusol kâğıdı olacaktır.
Son olarak şunu belirteyim; AKP istese de istemese de biz çözümü ve barışı bu topraklara kavuşturmak için her türlü çabayı sürdüreceğiz. AKP'ye rağmen sürdüreceğiz. Çünkü bu ülke artık barışa hasret. Çünkü bu ülke siyasî iktidarın değil, hepimizin ülkesi." diye konuştu.
CHP'li Tanrıkulu, AK Parti Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı'na yapılan saldırıyı da kınadı. Tanrıkulu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i arayarak, geçmiş olsun dileklerini ilettiğini söyledi.
AK Parti Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı'na bu ortamda saldırı yapılıyorsa, bunu düşünmek gerektiğini vurgulayan Tanrıkulu, ''Bu Cumhuriyet'in Milli İstihbarat Teşkilatı, güvenlik birimleri nerede? Nasıl böyle vahim saldırıya zemin hazırlayacak ortam yaratılmıştır diye sordu.
H. Alper Durmaz
CHP'li Sezgin Tanrıkulu, yarın kutlanacak Nevruz'un barış ve kardeşlik içinde geçmesini temenni ederek Nevruz'un barış, kardeşlik ve her halkın kendi mitolojisi içinde kutlaması gerektiğine inandığını ifade etti.
Tanrıkulu, Nevruz'un geçen yıl yasaklandığını, bu yıl şeker dağıtıldığını ancak gelecek yıl ne olacağının belirsiz olduğunu savundu.
Diyarbakır'da ''İnsanlık ve Demokrasi Müzesi'' kurulması için kanun teklifi verdiklerini de kaydeden Tanrıkulu, Diyarbakır Cezaevi'nin, bütün toplumun, Kürtler 'in hafızasında acı bir travmanın hatırası olduğunu söyledi.
CHP'li Sezgin Tanrıkulu, sözlerinde şunları kaydetti:
"Daha düne kadar idam cezasından söz eden, Kürt sorunun varlığını bile inkâr eden Sayın Başbakan, şimdilerde kendisi dışındaki herkesi çatışma yanlısı, inkârcı ve hatta faşist olarak damgalamaya çalışıyor. Hemen baştan söyleyeyim, Kürt sorununun çözülmesini, çatışmalı ortamın son bulmasını, Türkiye'nin demokratikleşmesini istemeyen kim varsa, bilin ki biz onun karşısındayız. Ancak bu süreci oldu-bittiye getirip kalıcı bir çözüm yerine, sorunu sadece yama yaparak kapatmaya çalışan hükümete de bir çift sözümüz var!
Kürt sorununun derinleşmesinin en büyük sebeplerinden biri, antidemokratik uygulamalardır. Bu uygulamalara kaynaklık eden unsurlar da, kanunlar ve kanunlara dayandırılarak yürütülen fiili uygulamalardır. Örneğin Terörle Mücadele Kanunu, AKP döneminde adeta toplumla mücadele kanunu halini almıştır. Çocuk, kadın, hasta, yaşlı demeden binlerce insan bu kanun kapsamında yargılanıyor, hapse atılıyor.
Benzer bir biçimde kolluk güçlerine tanınan sınırsız yetki, hemen her gün sokaklarda en temel haklarını kullanarak gösteri ve yürüyüş düzenleyen yurttaşlarımızın biber gazı ve coplarla dağıtılmasıyla sonuçlanmaktadır. Yargısız infazlar, işkenceler, uzun tutukluluk süreleri, ifade özgürlüğü önündeki engeller saymakla bitmez. Biz CHP İnsan Hakları Genel Başkan Yardımcılığı olarak her ay ihlal raporları yayınlıyoruz. Bu raporlar, AKP'nin demokrasi karnesidir ve kırıklarla doludur.
Sayın Başbakan, milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söylüyor. Ancak uygulamaya baktığımızda alabildiğine milliyetçi bir dili yine kendisi kullanıyor. Aslında Sayın Başbakan milliyetçiliği değil, insan haklarını ayaklar altına alıyor. Hapse attıramadıkları gazetecilerin işine son verdiriyorlar. Basın üzerinde tartışmasız bir otorite sağlamış durumdalar.
Kürt sorunu konusunda sadece kendi politikalarını makul buluyorlar. Üstelik bunu da şeffaf yürütmüyorlar. Tekrar ediyorum, biz CHP olarak bu sorunun kalıcı bir barışla sonuçlanmasından yanayız. Bunun için Genel Başkanımız, hükümete açıkça kredi verdi. Peki, Sayın Başbakan'ın yanıtı ne oldu? "Asıl senin krediye ihtiyacın var!" Sorunun çözümünü isteyen bir Başbakan, böyle bir üslupla Anamuhalefet'e yanıt vermez. Fakat biz her şeye rağmen Türkiye'nin demokratikleşmesi, çözümün kalıcılaşması için TBMM zemininde çabalarımızı sürdürüyoruz.
Bakın, şimdi Diyarbakır Cezaevi'nin müze olması için kanun teklifimizi sunuyoruz. Sayın Başbakan'ın Kürt sorununun çözümünden anladığı şey, Diyarbakırlılara "modern cezaevi" müjdesi vermekti. Biz diyoruz ki, büyük travmalara sebep olmuş Diyarbakır Cezaevi'ni "İnsanlık ve Demokrasi Müzesi" haline getirelim.
Yine, biliyorsunuz 16 Mart, Saddam Hüseyin'in Halepçe'deki soykırımının 25. yıldönümüydü. Bu soykırıma tüm dünya sessiz kalmıştı. Iraklı Kürtler o zaman Saddam'ın zulmünden kaçarak Türkiye'ye sığınmıştı. Halepçe katliamının soykırım olduğunu Irak kabul etti. Daha sonra bazı başka batılı ülkeler de bunu soykırım olarak kabul etti. Şimdi diyoruz ki, sıra Türkiye'de. Türkiye, komşusunda yaşanan ve 200 bin insanın hayatına mal olan El-Enfal Harekatını soykırım olarak kabul etmeli. Bununla ilgili kanun teklifimizi de TBMM'ye sunuyoruz.
Yarın, biliyorsunuz Nevruz kutlanacak. Nevruz her ne kadar son otuz yıllık süreçte politik bir motif kazandıysa da, tüm Ortadoğu halklarının ortak bayramıdır. Biz CHP grubu olarak Newroz'un resmî bayram olarak kabul edilmesi için kanun teklifi sunuyoruz. Bunun toplumsal barış açısından da önemli bir adım olacağı kanaatindeyiz.
Ayrıca TBMM'ye sunacağımız Geçmişte Yaşanan Acı ve Travmaları Hatırlatan İsimleri Taşıyan Yerlerin Belirlenmesi ve Bu İsimlerin Kaldırılmasına İlişkin Tespit Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi'mize dikkat çekmek istiyorum. Eğer geçmişle hesaplaşacaksak, işe buradan başlamalıyız. Sokaklarda, okullarda, caddelerde, bulvarlarda insanlar bu isimleri görmek istemiyor artık. Darbe yapmış veya insanların canına kastetmiş kişilerin isimlerinin hâlâ övünç kaynağı olarak birtakım yerlerde bulunması kabul edilemez.
Bu saydığım dört kanun teklifi, sadece şu anda gündeme getirmiş bulunduğumuz hususları içeriyor. Ama bakarsanız, demokrasi, adalet ve barış için onlarca kanun teklifi sunduğumuz halde AKP bunların tümünü reddediyor. Barış ve demokrasi bu topraklara gelecekse, herkesin samimi olması lazım. Öncelikle de AKP iktidarının. Dolayısıyla bu kanunlara destek verip vermemesi, AKP'nin barışı ve çözümü isteyip istemediğinin de turnusol kâğıdı olacaktır.
Son olarak şunu belirteyim; AKP istese de istemese de biz çözümü ve barışı bu topraklara kavuşturmak için her türlü çabayı sürdüreceğiz. AKP'ye rağmen sürdüreceğiz. Çünkü bu ülke artık barışa hasret. Çünkü bu ülke siyasî iktidarın değil, hepimizin ülkesi." diye konuştu.
CHP'li Tanrıkulu, AK Parti Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı'na yapılan saldırıyı da kınadı. Tanrıkulu, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i arayarak, geçmiş olsun dileklerini ilettiğini söyledi.
AK Parti Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığı'na bu ortamda saldırı yapılıyorsa, bunu düşünmek gerektiğini vurgulayan Tanrıkulu, ''Bu Cumhuriyet'in Milli İstihbarat Teşkilatı, güvenlik birimleri nerede? Nasıl böyle vahim saldırıya zemin hazırlayacak ortam yaratılmıştır diye sordu.
H. Alper Durmaz
