2016-11-02 - 16:25
TBMM Genel Kurulu'nda, Bilirkişi Kanunu Tasarısı'nın birinci bölümünde yer alan 28 maddesi kabul edildi.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, "Türk Telekom'un, Amerika'daki bir firmadan casus yazılım talebinde bulunduğu" iddiasına ilişkin, "Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Gazetedeki yanlış bilgilere dayanarak, kurumun da bizlerin de itham edilmesi doğru değil." dedi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı.
Ahmet Arslan, CHP Mersin Milletvekili Aytuğu Atıcı'nın, "Türk Telekom'un, Amerika'daki bir firmadan yazılım talebinde bulunup herkesi dinlemek istediği" yönündeki iddiayı gündeme getirmesi üzerine hükümet adına söz aldı.
Aslan, "Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Gazetedeki yanlış bilgilere dayanarak, kurumun da bizlerin de itham edilmesi doğru değil." dedi.
Dinlemelerin hakim kararıyla olduğunu hatırlatan Arslan, hakim karar verse dahi, BTK'daki uzman hakimlerin de incelemesinin ardından, talep uygunsa dinleme için uç verildiğini aktardı.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine görevlendirme yapılmasını kabul edilemez bulduklarını dile getirdi. İdris Baluken, HDP'li belediyelerden herhangi bir yere para aktarıldığına ilişkin bilgi olmadığını da ileri sürdü.
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, Genel Kurul'da söz alan bazı milletvekillerinin, 15 Temmuz'u bir düzmece ve senaryo gibi gösterme eğilimi içinde olduğunu belirterek, "15 Temmuz'daki dik duruş ve kahramanlıklar unutuluyor." ifadesini kullandı.
Elitaş ayrıca, "PKK terör örgütüne kim yardım, yataklık ediyorsa, FETÖ ile kim müzahirse, bu millet 246 şehidimiz için 2 bin 194 gazimiz için sonuna kadar mücadele eder. Hepsinden teker teker hesap soracağız. Bu Diyarbakır Belediye Başkanı olabilir, başka biri de olabilir. Kim terörle birlikteyse, teröre yardım yataklık ediyorsa onun hesabı muhakkak sorulacaktır." diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, "Fetullah Gülen'in, tam 16 yıl öncesinden askeri darbe yapacağını ifade eden Hikmet Çetinkaya ve Cumhuriyet gazetesi bugün saçma sapan bir iddiayla gözaltılarla karşı karşıya." görüşünü ileri sürdü.
TBMM Genel Kurulunda, HDP ile AK Parti arasında "ByLock" tartışması yaşandı.
Genel Kurulda HDP'nin "basın yayın organlarına getirilen kısıtlamalar" ile ilgili Meclis araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, mevcut yönetimin "baskılarla bütün toplumsal muhalefeti susturmayı amaçladığını" öne sürdü.
"Yargının, polisin, askerin, bürokrasinin biat ettirilerek teslim alındığını" savunan Baluken, basın özgürlüğünden AK Parti'nin anladığının "basın kuruluşlarını basma özgürlüğü" olduğunu bildirdi.
"AK Parti'nin bütün basını zapturapt altına almaya çalıştığını" ifade eden Baluken, Cumhuriyet gazetesi çalışanlarına yönelik gözaltı kararlarını eleştirdi.
Baluken, "Ülkeyi basın mezarlığı haline getirdiniz ama bu baskılar asla sonuç vermeyecek. Siz gazetecilerden, gazetelerden, yazarlardan, aydınlardan korkuyorsunuz. 15 Temmuz darbecilerinin yapamadığını siz yaptınız. Onlar bile darbe girişiminde interneti kesmediler, siz bölgede interneti kestiniz." dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Aydın Ünal, Türkiye'de basın özgürlüğünün, özellikle de ifade özgürlüğünün genişletilmesi, engellerin, bariyerlerin, hendeklerin ortadan kalkması için AK Parti'nin çok büyük bir mücadele verdiğini belirtti.
Türkiye'deki toplam gazete sayısının 2 bin 731 olduğunu; 4 bin 71 dergi çıktığını; 197 televizyonun yayın yaptığına değinen Ünal, "Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar zengin, bu kadar çeşitli, renkli bir medya göremezsiniz. Belki de Avrupa'da bile bu renklilik, çeşitlilik anlamında birinci ülke olabiliriz." dedi.
Cumhuriyet gazetesine yargının yaptığı işlemin içeriğini henüz bilinmediğini ifade eden Ünal, Cumhuriyet gazetesinin 1920-1930'larda Kürtleri yamyam olarak niteleyen haberlerinin olduğunu; Dersim olaylarını sonuna kadar savunduğunu; Faşizmi güçlü şekilde desteklediğini; 1960 darbesini alkışladığını, 1970'lerde cuntacı olduğunu, 1980 darbesini Nadir Nadi'nin alkışladığını, son olarak 2013'ten sonra Fetullahçı, PKK'lı bir çizgiye geldiğini savundu.
Ünal, şöyle devam etti:
"Basın özgürlüğünü sonuna kadar savunacağız ama basın özgürlüğü ile terörü de birbirinden hassasiyetle ayıracağız. Bunlara asla taviz vermeyeceğiz.
Fetullahçı teröre, PKK terörüne, Avrupa'nın, Amerika'nın desteğiyle, onların iteklemesiyle, onların motivasyonuyla destek veren her kim olursa olsun, bu ülke ondan hesabını mutlaka ve mutlaka soracaktır. Avrupa şunu demiş, PKK bunu demiş, yok efendim, Avrupalı basın örgütleri Türkiye'ye şu eleştiriyi yapmış, bu sıralamayı yapmış? Bunların hiçbiri umurumuzda değil. Biz, terörle mücadele eden bir ülkeyiz.
Bu ülke terörle mücadelesini en kararlı şekilde devam ettirecek ama özgürlükleri de aynı şekilde, en kararlı şekilde muhafaza edecektir."
Sataşma üzerine söz alan Baluken'in, "Siz darbeyle ilgili mücadele adı altında bu Meclisteki danışmanları, sıvacıyı, garsonu işten çıkarıyorsunuz ama aranızda ByLock kullanan, darbecilerle ilişkisi olan milletvekilleri oturmaya devam ediyor. Siz tamamen siyasi bir süreç yürütüyorsunuz" sözleri, Genel Kurulda AK Parti ile HDP'li milletvekilleri arasında tartışma başlattı.
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, şunları ifade etti:
"HDP Grup Başkanvekili FETÖ terör örgütünün değirmenine su taşıyacak bir şekilde 'AK Parti içerisinde ByLockçu var' ifadesini kullanarak yalan söylemiştir. Varsa, kimin kullandığını söyleyecek, aksi halde iftira olur. FETÖ terör örgütünün isteğinin doğrultusunda bir konuşma yapmıştır. Demokratik bir parti olduğunu, halkların özgürlüğünü savunduğunu, darbelere karşı olduğunu ifade eden Sayın Baluken'i burada şiddetle kınıyorum.
Terör örgütünü övmek, terör seviciliği yapmak gazetecilik olamaz. Nasıl ki 15 Temmuz gibi üniformalı teröristler gelip bu milletin insanlarını katlettilerse, bu ülkenin demokrasisini yok etmek için gayret gösterdilerse gazeteci kimliğiyle, basın kartıyla da birileri çıkıp terörist faaliyetleri destekleyemez. Terörle gazeteciliği ayırmamız lazım. Gazeteci milletin gözü kulağıdır, namusudur ama namussuzluk yaptığı takdirde bu ülkenin evlatları da onlardan hesap sormak mecburiyetindedir ve soracaklardır." dedi.
TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da Baluken'e, bazı milletvekillerinin ByLock kullandığı iddiasının ciddi bir itham olduğunu belirterek, "Bu konuda delilleriniz, belge ve bilginiz varsa ilgili yerlere sunun veya yoksa ithamda bulunmayın." diye konuştu.
Yeniden söz alan Baluken, kürsüye çıktı ancak bu sırada AK Parti'li milletvekilleriyle sözlü sataşma yaşandı. Bunun üzerine Bahçekapılı, birleşime ara verdi.
Verilen arada da AK Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu ile HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım arasında sözlü sataşmalar devam etti.
Aranın ardından yeniden kürsüye çıkan Baluken, "ByLock sistemini her kim kullanmışsa, bunun belgesinin Meclise sunulmasını istedik. Bu tek grup için geçerli değil. 4 siyasi partiden kim varsa veya Meclis dışındaki partilerden. ByLock kullanan 30 bin kişilik listeyi açıklayın, hangi siyasi partiden hangi milletvekili, kim var ya da kim yok tüm Türkiye bilsin." dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, Türkiye de basın özgürlüğünden bahsetmenin ancak komedi unsuru olabileceğini öne sürdü.
15 Temmuz darbe girişiminin bahane edilerek basının üzerindeki baskının arttığını belirten Yardakaş, "15 Temmuz'dan bu yana 3 binin üzerinde gazeteci işsiz kaldı, 750 gazetecinin sarı basın kartı, 46 gazetecinin pasaportu gerekçesiz şekilde iptal edildi." dedi.
Halk TV'nin muhabirlerinin Başbakanlık binasına alınmadığını, orada soru sorma imkanlarının olmadığını dile getiren Yarkadaş, cezaevlerinde de Halk TV'ye sansür uygulandığını öne sürdü.
Demokrasi şehitleri vermiş, darbelerde bedel ödemiş Cumhuriyet gazetesinin yine bir darbe sürecinde iktidarın hedefi haline geldiğini dile getiren Yarkadaş, "Siz Cumhuriyet ile olan hesaplaşmanızı bugün Cumhuriyet gazetesi üzerinden yapmaya çalıyorsunuz. Başkanlığa karşı çıkan her sesi sindirmek ve ortadan kaldırmak istiyorsunuz." iddiasında bulundu.
AK Parti Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, basının sansür edilemeyeceğini ancak hiç kimsenin de kendisine verilen temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanamayacağını bildirdi.
Can, hakkın kötüye kullanılması halinde demokrasi ve hukuk sistemi içinde önlem alınacağını kaydetti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, yerinden söz alarak, Yarkadaş'ın iddialarına yanıt verdi.
Cezaevlerinde seyredilen televizyon kanallarının tutuklu ve hükümlülerle yapılan anket sonucuna göre belirlenlendiğini, ilk 20'ye giren kanallara izin verildiğini, her cezaevi için bu değerlendirmenin ayrı ayrı yapıldığını vurgulayan Bozdağ, "Bir yerde bir televizyon kanalı ilk 20'de yer alıyorsa orada mutlaka seyrediliyordur." dedi.
Bozdağ, mahkeme kararıyla cezaevine girmesi yasaklı olmayan gazetelerin de cezaevlerine girebildiğini ifade etti.
TBMM Genel Kurulunda, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın görüşülmesine başlandı.
Genel Kurulda, tasarının tümü üzerine söz alan MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, Türkiye'de bilirkişilik sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemediğini savunarak, kanun tasarısının bu anlamda sorunları tartışmasız bir şekilde ortadan kaldıracak durumda görülmediğini söyledi.
Kalaycı, tasarının, bazı düzenlemeleri itibarıyla mevcut durumdaki problemlerin nasıl giderileceğine ilişkin soru işaretlerini barındırdığını, yer yer mevcut halden daha sıkıntılı durumların ortaya çıkmasına zemin oluşturacak bir yapı öngördüğünü ileri sürdü.
Bilirkişilik kurumuna dair sıkıntıların temelinde yatan esaslı sorun alanları çözüme kavuşturulmadan bu kurumu düzenlemeye çalışmanın eksik olacağını dile getiren Kalaycı, şöyle devam etti:
"Ülkemizde bilirkişiliğin neden bir sorun haline dönüştüğünü, bu sorunu doğuran etmenlerin neler olduğunu tetkik etmeden, münhasıran kurumsal altyapı ve denetim mekanizması tesisiyle bilirkişilik kurumunun sorunlarının çözüleceğini beklemek en nazik ifadeyle hayalciliktir. Bu itibarla tasarıyla bazı sorunların çözümüne katkı sunulacak olsa da bununla adalet sisteminin bütün sorunlarını çözecekmiş gibi yaklaşmak oldukça yanlıştır. Zira, bilirkişilik, yaşanan sorunların sebebi değil sonucudur."
"Özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişilik yapmasına ilişkin hüküm, bu tasarının bize göre üzerinde durulması ve düzeltilmesi gereken en kritik noktalarından birisidir." değerlendirmesinde bulunan Kalaycı, özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişi olarak kabul edilmesinin, bilirkişilik yapmak üzere özel müesseselerin oluşmasına, bu işin ticari bir anlayışla şekillenmesine ve amaç dışı gelişmelerin meydana gelmesine zemin hazırlayacağını iddia etti.
Kalaycı, özel hukuk tüzel kişilerinin aktif olarak bilirkişilik sistemine sokulmasının bu çarpıklığı derinleştireceğini belirterek, "Bu amaçla şirketler oluşturulacak, sistem ticarileşecek, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları yaygınlaşacak ve yargı kararları doğru bile olsa tartışılacak, inanırlılığı ve güvenilirliği hep sorgulanacaktır. Bu nedenle, özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişi olarak belirlenmesine imkan veren hükmün tasarı kapsamından çıkartılmasını gerekli görüyoruz." dedi.
HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, özellikle yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı, adalet mekanizmasının doğru işleyişi meselesinde en önemli unsurlardan birinin de bilirkişilik kurumu olduğunu belirtti.
Bilirkişilik kurumunun, yargı içerisinde adeta kanayan bir yara olduğunu savunan Beştaş, "Özellikle davaların tarafları olan, yıllarca mahkeme kapılarında sürünen, cezaevlerinde bilirkişi raporları doğrultusunda tutuklulukları devam ettirilen, iş cinayetlerinde, iş kazalarında bilirkişi raporları sebebiyle haklarına kavuşamayan, kadına yönelik cinsel istismar, tecavüz vakalarında kadınların aleyhine rapor veren bilirkişilerin yarattıkları sonuçların çok önemli bir gündem olarak aslında tartışılması gerekiyor." dedi.
Bilirkişiliğin, uzmanlığı, dürüstlüğü gerektirdiğini, bir kamu görevi niteliği taşıdığını belirten Beştaş, tasarı ile bilirkişilik kurumunun ticari bir alana dönüşeceği kaygısını taşıdıklarına değindi.
Beştaş, şu görüşleri ileri sürdü:
"Özel ve teknik bilgiye sahip bilirkişilerin şirket bünyesinde görev yaparken bilirkişilik görevini ticaret hukukunun teamülleri gereğince de bağımsız bir biçimde yerine getirmesi artık mümkün olamayacaktır. Özel hukuk tüzel kişilerine böyle bir görevin verilmesi, bilirkişilik alanında bir pazarın açılmasına sebebiyet verecektir ve yargının en önemli ayaklarından biri olan bilirkişiliğin rant aracı haline gelmesi kuvvetle muhtemeldir."
Beştaş, tasarının, bilirkişiliği bir meslek olarak düzenlediğini ifade ederek, "Bu tasarı, bilirkişilik listesini de resmi bir liste haline getiriliyor. Bilirkişiliğin amiri artık bakanlık oluyor. Bu sistemden bağımsız bir bilirkişilik hizmeti çıkmayacaktır." görüşünü savundu.
CHP Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel ise bilirkişilerin tarafsız kişiler olduğunun tanımlanmasına karşın, bugün görüşülen tasarıya göre yürütmeye bağlı olacak şekilde Bilirkişilik Danışma Kurulu Daire Başkanlığının ve bölge kurullarının kurulduğunu, tarafsız olması gereken bilirkişilerin, yürütmenin kontrolü altına verildiğini iddia etti.
Tasarının, önemli bir kurum olan bilirkişilik kurumunun ıslah edilmeye muhtaç bir alan olduğuna dikkati çeken Yüksel, ancak görüşülen tasarının, bilirkişilik kurumunu ıslah etme amacını taşımadığını ve AB uyum yasalarıyla da alakasının olmadığını bildirdi.
Yüksel, "Bu kanun, örneğin sahip olduğunuz malın mülkün, yok pahasına istimlak edilebilmesine imkan sağlayacak." iddiasında bulundu.
15 Temmuz darbe girişimine de değinen ve "Bu darbe başarılı olsaydı, şimdi bu kürsüde darbeciler oturuyor olacaktı, biz hapishanelerdeydik." ifadesini kullanan Yüksel, CHP'nin darbelere olduğu gibi darbe fırsatçılığına da karşı olduğunu kaydetti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Bilirkişilik Kanun Tasarısı'nın, bugüne kadar ayrı ayrı kanunlarda dağınık düzenlenmiş bulunan bilirkişilik müessesini bir kurumsal yapıya kavuşturduğunu, tek kanun çatısı altında birleştirdiğini söyledi.
TBMM Genel Kurulunda görüşülen Bilirkişilik Kanun Tasarısı üzerinde hükümet adına söz alan Bozdağ, tarafsız, objektif hareket eden, bilim ve fennin kurallarına uygun rapor hazırlayan, raporunu da süratli bir şekilde takdim eden bilirkişinin, her şeyden önce, adalet terazisinin doğru tartmasına hayati derecede katkı sağlayacağını belirtti.
Uygulamada, bilirkişilik müessesesinin hem uygulanış biçiminden hem bu alanda bir kurumsal yapının olmayışından hem de pek çok nedenden kaynaklı çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını dile getiren Bozdağ, "Bilirkişilik kurumuna yönelik ciddi eleştiriler var. Bilirkişi raporlarının standardı yok. O kadar ilginç ki bütün verileri aynı olan bir dosyada uzmanlıkları da aynı olan 2 tane bilirkişinin birbirinden neredeyse yüzde 100 denecek derecede farklı raporlar verdiğine kamuoyunda çıkan haberlerden, yorumlardan şahit oluyoruz." dedi.
Denetim mekanizmasının olmadığını, cezai müeyyide bulunmadığını, bütün bunların büyük sorunları da beraberinde getirdiğini belirten Bozdağ, bilirkişiliğe ilişkin etik ilke ve kuralların olmadığını, raporların sürelerinde teslim edilmediğini, davaların uzadığını, birbirine zıt raporlar verildiğini, hem yargılama sürecinin masraflarının arttığını hem de yargılama sürecinin uzadığını belirtti.
Bekir Bozdağ, şunları ifade etti:
"Bilirkişilikle ilgili dosyaların da müthiş bir tekel oluşturduğunu görüyoruz. Bazı ellerde toplanıyor, ondan sonra bilirkişilik üzerinden servetler de ediniliyor. Çok da kokular geliyor bu alandan. Bu kokuları ortadan kaldıracak mekanizmalara da bizim ihtiyacımız var. Şimdi, benim elimde 2015 yılında en fazla bilirkişilik dosyası kendilerine havale edilen 20 bilirkişinin ismi var. Bir kişiye 3 bin 797 dosya gönderilmiş bir yılda. Tatil yapmasa, uyumasa, her gün bir dosya çıkarsa 365 dosya yapar. Öte yandan, ikinci kişiye 3 bin 604 dosya; bir diğerine 2 bin 903 dosya; bir diğerine 2 bin 213 dosya gönderilmiş. En az dosya giden kişiye, 20. sıradaki kişiye bin 424 dosya gönderilmiş. Burada, dağılımda bir adalet yok. Mahkeme heyeti değişince bilirkişiler de değişiyor. Şimdi, burada objektif bir sistem kuracağız. Hakimlerin kafasına göre beğendiklerini bilirkişi atadığı bir sistem değil, UYAP'ta olduğu gibi otomatik bir mekanizma burada kurulacak.
Özel kanunlar gereği şu anda bilirkişilik yapan şirketlerin tamamını da bu kanunun öngördüğü esas ve usullere uymaya mecbur ediyoruz, sistemin içine alıyoruz, denetim yapıyoruz ve denetim dışında hiçbir bilirkişilik yapısının kalmasına izin vermemiş oluyoruz. Yeni bir şey getirmiyoruz, olan bir şeyi zapturapt altına alıyoruz."
Bekir Bozdağ, bilirkişilik bölge kurullarının çok ciddi bir vazife ifa edeceğinin altını çizerek, "Çünkü bilirkişilerin kaydedilmesi, raporlarının süresi içerisinde verilip verilmediğinin denetlenmesi çok önemli. Bölge kurulları bilirkişi raporlarının içeriğini inceleme yetkisine sahip değil, içerik incelemesi yapmayacak." diye konuştu.
Bozdağ, şöyle konuştu
"Yaptığımız bu düzenleme, Türkiye'de bugüne kadar ayrı ayrı kanunlarda dağınık düzenlenmiş bulunan bilirkişilik müessesini bir kurumsal yapıya kavuşturuyor, tek kanun çatısı altında birleştiriyor. Yetkileri, sorumluları belirliyor, sınırlarını çiziyor, müeyyideleri ortaya koyuyor. Bilirkişilik müessesesi üzerine bugüne kadar yöneltilmiş bulunan bütün eleştirileri olmasa bile önemli bir kısmını ortadan kaldıracak çözümler ortaya getiriyor. Bütün bunlar yargı sürecinin sağlıklı işlemesi, adalet terazisinin doğru tartması için, yargı görevi yapanlara en büyük yardımı sunan bilirkişilerin sağlıklı çalışmasının sonucunu doğuracak ve kararların isabet oranını artıracak, yargıya olan güveni de en üst düzeyde tesis edecektir."
****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı.
Ahmet Arslan, CHP Mersin Milletvekili Aytuğu Atıcı'nın, "Türk Telekom'un, Amerika'daki bir firmadan yazılım talebinde bulunup herkesi dinlemek istediği" yönündeki iddiayı gündeme getirmesi üzerine hükümet adına söz aldı.
Aslan, "Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Gazetedeki yanlış bilgilere dayanarak, kurumun da bizlerin de itham edilmesi doğru değil." dedi.
Dinlemelerin hakim kararıyla olduğunu hatırlatan Arslan, hakim karar verse dahi, BTK'daki uzman hakimlerin de incelemesinin ardından, talep uygunsa dinleme için uç verildiğini aktardı.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine görevlendirme yapılmasını kabul edilemez bulduklarını dile getirdi. İdris Baluken, HDP'li belediyelerden herhangi bir yere para aktarıldığına ilişkin bilgi olmadığını da ileri sürdü.
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, Genel Kurul'da söz alan bazı milletvekillerinin, 15 Temmuz'u bir düzmece ve senaryo gibi gösterme eğilimi içinde olduğunu belirterek, "15 Temmuz'daki dik duruş ve kahramanlıklar unutuluyor." ifadesini kullandı.
Elitaş ayrıca, "PKK terör örgütüne kim yardım, yataklık ediyorsa, FETÖ ile kim müzahirse, bu millet 246 şehidimiz için 2 bin 194 gazimiz için sonuna kadar mücadele eder. Hepsinden teker teker hesap soracağız. Bu Diyarbakır Belediye Başkanı olabilir, başka biri de olabilir. Kim terörle birlikteyse, teröre yardım yataklık ediyorsa onun hesabı muhakkak sorulacaktır." diye konuştu.
CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, "Fetullah Gülen'in, tam 16 yıl öncesinden askeri darbe yapacağını ifade eden Hikmet Çetinkaya ve Cumhuriyet gazetesi bugün saçma sapan bir iddiayla gözaltılarla karşı karşıya." görüşünü ileri sürdü.
TBMM Genel Kurulunda, HDP ile AK Parti arasında "ByLock" tartışması yaşandı.
Genel Kurulda HDP'nin "basın yayın organlarına getirilen kısıtlamalar" ile ilgili Meclis araştırma önergesinin bugün ele alınması önerisi görüşüldü.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, mevcut yönetimin "baskılarla bütün toplumsal muhalefeti susturmayı amaçladığını" öne sürdü.
"Yargının, polisin, askerin, bürokrasinin biat ettirilerek teslim alındığını" savunan Baluken, basın özgürlüğünden AK Parti'nin anladığının "basın kuruluşlarını basma özgürlüğü" olduğunu bildirdi.
"AK Parti'nin bütün basını zapturapt altına almaya çalıştığını" ifade eden Baluken, Cumhuriyet gazetesi çalışanlarına yönelik gözaltı kararlarını eleştirdi.
Baluken, "Ülkeyi basın mezarlığı haline getirdiniz ama bu baskılar asla sonuç vermeyecek. Siz gazetecilerden, gazetelerden, yazarlardan, aydınlardan korkuyorsunuz. 15 Temmuz darbecilerinin yapamadığını siz yaptınız. Onlar bile darbe girişiminde interneti kesmediler, siz bölgede interneti kestiniz." dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Aydın Ünal, Türkiye'de basın özgürlüğünün, özellikle de ifade özgürlüğünün genişletilmesi, engellerin, bariyerlerin, hendeklerin ortadan kalkması için AK Parti'nin çok büyük bir mücadele verdiğini belirtti.
Türkiye'deki toplam gazete sayısının 2 bin 731 olduğunu; 4 bin 71 dergi çıktığını; 197 televizyonun yayın yaptığına değinen Ünal, "Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar zengin, bu kadar çeşitli, renkli bir medya göremezsiniz. Belki de Avrupa'da bile bu renklilik, çeşitlilik anlamında birinci ülke olabiliriz." dedi.
Cumhuriyet gazetesine yargının yaptığı işlemin içeriğini henüz bilinmediğini ifade eden Ünal, Cumhuriyet gazetesinin 1920-1930'larda Kürtleri yamyam olarak niteleyen haberlerinin olduğunu; Dersim olaylarını sonuna kadar savunduğunu; Faşizmi güçlü şekilde desteklediğini; 1960 darbesini alkışladığını, 1970'lerde cuntacı olduğunu, 1980 darbesini Nadir Nadi'nin alkışladığını, son olarak 2013'ten sonra Fetullahçı, PKK'lı bir çizgiye geldiğini savundu.
Ünal, şöyle devam etti:
"Basın özgürlüğünü sonuna kadar savunacağız ama basın özgürlüğü ile terörü de birbirinden hassasiyetle ayıracağız. Bunlara asla taviz vermeyeceğiz.
Fetullahçı teröre, PKK terörüne, Avrupa'nın, Amerika'nın desteğiyle, onların iteklemesiyle, onların motivasyonuyla destek veren her kim olursa olsun, bu ülke ondan hesabını mutlaka ve mutlaka soracaktır. Avrupa şunu demiş, PKK bunu demiş, yok efendim, Avrupalı basın örgütleri Türkiye'ye şu eleştiriyi yapmış, bu sıralamayı yapmış? Bunların hiçbiri umurumuzda değil. Biz, terörle mücadele eden bir ülkeyiz.
Bu ülke terörle mücadelesini en kararlı şekilde devam ettirecek ama özgürlükleri de aynı şekilde, en kararlı şekilde muhafaza edecektir."
Sataşma üzerine söz alan Baluken'in, "Siz darbeyle ilgili mücadele adı altında bu Meclisteki danışmanları, sıvacıyı, garsonu işten çıkarıyorsunuz ama aranızda ByLock kullanan, darbecilerle ilişkisi olan milletvekilleri oturmaya devam ediyor. Siz tamamen siyasi bir süreç yürütüyorsunuz" sözleri, Genel Kurulda AK Parti ile HDP'li milletvekilleri arasında tartışma başlattı.
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, şunları ifade etti:
"HDP Grup Başkanvekili FETÖ terör örgütünün değirmenine su taşıyacak bir şekilde 'AK Parti içerisinde ByLockçu var' ifadesini kullanarak yalan söylemiştir. Varsa, kimin kullandığını söyleyecek, aksi halde iftira olur. FETÖ terör örgütünün isteğinin doğrultusunda bir konuşma yapmıştır. Demokratik bir parti olduğunu, halkların özgürlüğünü savunduğunu, darbelere karşı olduğunu ifade eden Sayın Baluken'i burada şiddetle kınıyorum.
Terör örgütünü övmek, terör seviciliği yapmak gazetecilik olamaz. Nasıl ki 15 Temmuz gibi üniformalı teröristler gelip bu milletin insanlarını katlettilerse, bu ülkenin demokrasisini yok etmek için gayret gösterdilerse gazeteci kimliğiyle, basın kartıyla da birileri çıkıp terörist faaliyetleri destekleyemez. Terörle gazeteciliği ayırmamız lazım. Gazeteci milletin gözü kulağıdır, namusudur ama namussuzluk yaptığı takdirde bu ülkenin evlatları da onlardan hesap sormak mecburiyetindedir ve soracaklardır." dedi.
TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da Baluken'e, bazı milletvekillerinin ByLock kullandığı iddiasının ciddi bir itham olduğunu belirterek, "Bu konuda delilleriniz, belge ve bilginiz varsa ilgili yerlere sunun veya yoksa ithamda bulunmayın." diye konuştu.
Yeniden söz alan Baluken, kürsüye çıktı ancak bu sırada AK Parti'li milletvekilleriyle sözlü sataşma yaşandı. Bunun üzerine Bahçekapılı, birleşime ara verdi.
Verilen arada da AK Parti Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu ile HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım arasında sözlü sataşmalar devam etti.
Aranın ardından yeniden kürsüye çıkan Baluken, "ByLock sistemini her kim kullanmışsa, bunun belgesinin Meclise sunulmasını istedik. Bu tek grup için geçerli değil. 4 siyasi partiden kim varsa veya Meclis dışındaki partilerden. ByLock kullanan 30 bin kişilik listeyi açıklayın, hangi siyasi partiden hangi milletvekili, kim var ya da kim yok tüm Türkiye bilsin." dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, Türkiye de basın özgürlüğünden bahsetmenin ancak komedi unsuru olabileceğini öne sürdü.
15 Temmuz darbe girişiminin bahane edilerek basının üzerindeki baskının arttığını belirten Yardakaş, "15 Temmuz'dan bu yana 3 binin üzerinde gazeteci işsiz kaldı, 750 gazetecinin sarı basın kartı, 46 gazetecinin pasaportu gerekçesiz şekilde iptal edildi." dedi.
Halk TV'nin muhabirlerinin Başbakanlık binasına alınmadığını, orada soru sorma imkanlarının olmadığını dile getiren Yarkadaş, cezaevlerinde de Halk TV'ye sansür uygulandığını öne sürdü.
Demokrasi şehitleri vermiş, darbelerde bedel ödemiş Cumhuriyet gazetesinin yine bir darbe sürecinde iktidarın hedefi haline geldiğini dile getiren Yarkadaş, "Siz Cumhuriyet ile olan hesaplaşmanızı bugün Cumhuriyet gazetesi üzerinden yapmaya çalıyorsunuz. Başkanlığa karşı çıkan her sesi sindirmek ve ortadan kaldırmak istiyorsunuz." iddiasında bulundu.
AK Parti Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, basının sansür edilemeyeceğini ancak hiç kimsenin de kendisine verilen temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanamayacağını bildirdi.
Can, hakkın kötüye kullanılması halinde demokrasi ve hukuk sistemi içinde önlem alınacağını kaydetti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, yerinden söz alarak, Yarkadaş'ın iddialarına yanıt verdi.
Cezaevlerinde seyredilen televizyon kanallarının tutuklu ve hükümlülerle yapılan anket sonucuna göre belirlenlendiğini, ilk 20'ye giren kanallara izin verildiğini, her cezaevi için bu değerlendirmenin ayrı ayrı yapıldığını vurgulayan Bozdağ, "Bir yerde bir televizyon kanalı ilk 20'de yer alıyorsa orada mutlaka seyrediliyordur." dedi.
Bozdağ, mahkeme kararıyla cezaevine girmesi yasaklı olmayan gazetelerin de cezaevlerine girebildiğini ifade etti.
TBMM Genel Kurulunda, Bilirkişilik Kanunu Tasarısı'nın görüşülmesine başlandı.
Genel Kurulda, tasarının tümü üzerine söz alan MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, Türkiye'de bilirkişilik sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemediğini savunarak, kanun tasarısının bu anlamda sorunları tartışmasız bir şekilde ortadan kaldıracak durumda görülmediğini söyledi.
Kalaycı, tasarının, bazı düzenlemeleri itibarıyla mevcut durumdaki problemlerin nasıl giderileceğine ilişkin soru işaretlerini barındırdığını, yer yer mevcut halden daha sıkıntılı durumların ortaya çıkmasına zemin oluşturacak bir yapı öngördüğünü ileri sürdü.
Bilirkişilik kurumuna dair sıkıntıların temelinde yatan esaslı sorun alanları çözüme kavuşturulmadan bu kurumu düzenlemeye çalışmanın eksik olacağını dile getiren Kalaycı, şöyle devam etti:
"Ülkemizde bilirkişiliğin neden bir sorun haline dönüştüğünü, bu sorunu doğuran etmenlerin neler olduğunu tetkik etmeden, münhasıran kurumsal altyapı ve denetim mekanizması tesisiyle bilirkişilik kurumunun sorunlarının çözüleceğini beklemek en nazik ifadeyle hayalciliktir. Bu itibarla tasarıyla bazı sorunların çözümüne katkı sunulacak olsa da bununla adalet sisteminin bütün sorunlarını çözecekmiş gibi yaklaşmak oldukça yanlıştır. Zira, bilirkişilik, yaşanan sorunların sebebi değil sonucudur."
"Özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişilik yapmasına ilişkin hüküm, bu tasarının bize göre üzerinde durulması ve düzeltilmesi gereken en kritik noktalarından birisidir." değerlendirmesinde bulunan Kalaycı, özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişi olarak kabul edilmesinin, bilirkişilik yapmak üzere özel müesseselerin oluşmasına, bu işin ticari bir anlayışla şekillenmesine ve amaç dışı gelişmelerin meydana gelmesine zemin hazırlayacağını iddia etti.
Kalaycı, özel hukuk tüzel kişilerinin aktif olarak bilirkişilik sistemine sokulmasının bu çarpıklığı derinleştireceğini belirterek, "Bu amaçla şirketler oluşturulacak, sistem ticarileşecek, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları yaygınlaşacak ve yargı kararları doğru bile olsa tartışılacak, inanırlılığı ve güvenilirliği hep sorgulanacaktır. Bu nedenle, özel hukuk tüzel kişilerinin bilirkişi olarak belirlenmesine imkan veren hükmün tasarı kapsamından çıkartılmasını gerekli görüyoruz." dedi.
HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, özellikle yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı, adalet mekanizmasının doğru işleyişi meselesinde en önemli unsurlardan birinin de bilirkişilik kurumu olduğunu belirtti.
Bilirkişilik kurumunun, yargı içerisinde adeta kanayan bir yara olduğunu savunan Beştaş, "Özellikle davaların tarafları olan, yıllarca mahkeme kapılarında sürünen, cezaevlerinde bilirkişi raporları doğrultusunda tutuklulukları devam ettirilen, iş cinayetlerinde, iş kazalarında bilirkişi raporları sebebiyle haklarına kavuşamayan, kadına yönelik cinsel istismar, tecavüz vakalarında kadınların aleyhine rapor veren bilirkişilerin yarattıkları sonuçların çok önemli bir gündem olarak aslında tartışılması gerekiyor." dedi.
Bilirkişiliğin, uzmanlığı, dürüstlüğü gerektirdiğini, bir kamu görevi niteliği taşıdığını belirten Beştaş, tasarı ile bilirkişilik kurumunun ticari bir alana dönüşeceği kaygısını taşıdıklarına değindi.
Beştaş, şu görüşleri ileri sürdü:
"Özel ve teknik bilgiye sahip bilirkişilerin şirket bünyesinde görev yaparken bilirkişilik görevini ticaret hukukunun teamülleri gereğince de bağımsız bir biçimde yerine getirmesi artık mümkün olamayacaktır. Özel hukuk tüzel kişilerine böyle bir görevin verilmesi, bilirkişilik alanında bir pazarın açılmasına sebebiyet verecektir ve yargının en önemli ayaklarından biri olan bilirkişiliğin rant aracı haline gelmesi kuvvetle muhtemeldir."
Beştaş, tasarının, bilirkişiliği bir meslek olarak düzenlediğini ifade ederek, "Bu tasarı, bilirkişilik listesini de resmi bir liste haline getiriliyor. Bilirkişiliğin amiri artık bakanlık oluyor. Bu sistemden bağımsız bir bilirkişilik hizmeti çıkmayacaktır." görüşünü savundu.
CHP Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel ise bilirkişilerin tarafsız kişiler olduğunun tanımlanmasına karşın, bugün görüşülen tasarıya göre yürütmeye bağlı olacak şekilde Bilirkişilik Danışma Kurulu Daire Başkanlığının ve bölge kurullarının kurulduğunu, tarafsız olması gereken bilirkişilerin, yürütmenin kontrolü altına verildiğini iddia etti.
Tasarının, önemli bir kurum olan bilirkişilik kurumunun ıslah edilmeye muhtaç bir alan olduğuna dikkati çeken Yüksel, ancak görüşülen tasarının, bilirkişilik kurumunu ıslah etme amacını taşımadığını ve AB uyum yasalarıyla da alakasının olmadığını bildirdi.
Yüksel, "Bu kanun, örneğin sahip olduğunuz malın mülkün, yok pahasına istimlak edilebilmesine imkan sağlayacak." iddiasında bulundu.
15 Temmuz darbe girişimine de değinen ve "Bu darbe başarılı olsaydı, şimdi bu kürsüde darbeciler oturuyor olacaktı, biz hapishanelerdeydik." ifadesini kullanan Yüksel, CHP'nin darbelere olduğu gibi darbe fırsatçılığına da karşı olduğunu kaydetti.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Bilirkişilik Kanun Tasarısı'nın, bugüne kadar ayrı ayrı kanunlarda dağınık düzenlenmiş bulunan bilirkişilik müessesini bir kurumsal yapıya kavuşturduğunu, tek kanun çatısı altında birleştirdiğini söyledi.
TBMM Genel Kurulunda görüşülen Bilirkişilik Kanun Tasarısı üzerinde hükümet adına söz alan Bozdağ, tarafsız, objektif hareket eden, bilim ve fennin kurallarına uygun rapor hazırlayan, raporunu da süratli bir şekilde takdim eden bilirkişinin, her şeyden önce, adalet terazisinin doğru tartmasına hayati derecede katkı sağlayacağını belirtti.
Uygulamada, bilirkişilik müessesesinin hem uygulanış biçiminden hem bu alanda bir kurumsal yapının olmayışından hem de pek çok nedenden kaynaklı çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını dile getiren Bozdağ, "Bilirkişilik kurumuna yönelik ciddi eleştiriler var. Bilirkişi raporlarının standardı yok. O kadar ilginç ki bütün verileri aynı olan bir dosyada uzmanlıkları da aynı olan 2 tane bilirkişinin birbirinden neredeyse yüzde 100 denecek derecede farklı raporlar verdiğine kamuoyunda çıkan haberlerden, yorumlardan şahit oluyoruz." dedi.
Denetim mekanizmasının olmadığını, cezai müeyyide bulunmadığını, bütün bunların büyük sorunları da beraberinde getirdiğini belirten Bozdağ, bilirkişiliğe ilişkin etik ilke ve kuralların olmadığını, raporların sürelerinde teslim edilmediğini, davaların uzadığını, birbirine zıt raporlar verildiğini, hem yargılama sürecinin masraflarının arttığını hem de yargılama sürecinin uzadığını belirtti.
Bekir Bozdağ, şunları ifade etti:
"Bilirkişilikle ilgili dosyaların da müthiş bir tekel oluşturduğunu görüyoruz. Bazı ellerde toplanıyor, ondan sonra bilirkişilik üzerinden servetler de ediniliyor. Çok da kokular geliyor bu alandan. Bu kokuları ortadan kaldıracak mekanizmalara da bizim ihtiyacımız var. Şimdi, benim elimde 2015 yılında en fazla bilirkişilik dosyası kendilerine havale edilen 20 bilirkişinin ismi var. Bir kişiye 3 bin 797 dosya gönderilmiş bir yılda. Tatil yapmasa, uyumasa, her gün bir dosya çıkarsa 365 dosya yapar. Öte yandan, ikinci kişiye 3 bin 604 dosya; bir diğerine 2 bin 903 dosya; bir diğerine 2 bin 213 dosya gönderilmiş. En az dosya giden kişiye, 20. sıradaki kişiye bin 424 dosya gönderilmiş. Burada, dağılımda bir adalet yok. Mahkeme heyeti değişince bilirkişiler de değişiyor. Şimdi, burada objektif bir sistem kuracağız. Hakimlerin kafasına göre beğendiklerini bilirkişi atadığı bir sistem değil, UYAP'ta olduğu gibi otomatik bir mekanizma burada kurulacak.
Özel kanunlar gereği şu anda bilirkişilik yapan şirketlerin tamamını da bu kanunun öngördüğü esas ve usullere uymaya mecbur ediyoruz, sistemin içine alıyoruz, denetim yapıyoruz ve denetim dışında hiçbir bilirkişilik yapısının kalmasına izin vermemiş oluyoruz. Yeni bir şey getirmiyoruz, olan bir şeyi zapturapt altına alıyoruz."
Bekir Bozdağ, bilirkişilik bölge kurullarının çok ciddi bir vazife ifa edeceğinin altını çizerek, "Çünkü bilirkişilerin kaydedilmesi, raporlarının süresi içerisinde verilip verilmediğinin denetlenmesi çok önemli. Bölge kurulları bilirkişi raporlarının içeriğini inceleme yetkisine sahip değil, içerik incelemesi yapmayacak." diye konuştu.
Bozdağ, şöyle konuştu
"Yaptığımız bu düzenleme, Türkiye'de bugüne kadar ayrı ayrı kanunlarda dağınık düzenlenmiş bulunan bilirkişilik müessesini bir kurumsal yapıya kavuşturuyor, tek kanun çatısı altında birleştiriyor. Yetkileri, sorumluları belirliyor, sınırlarını çiziyor, müeyyideleri ortaya koyuyor. Bilirkişilik müessesesi üzerine bugüne kadar yöneltilmiş bulunan bütün eleştirileri olmasa bile önemli bir kısmını ortadan kaldıracak çözümler ortaya getiriyor. Bütün bunlar yargı sürecinin sağlıklı işlemesi, adalet terazisinin doğru tartması için, yargı görevi yapanlara en büyük yardımı sunan bilirkişilerin sağlıklı çalışmasının sonucunu doğuracak ve kararların isabet oranını artıracak, yargıya olan güveni de en üst düzeyde tesis edecektir."
****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
