Genel Kurul, Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca başkanlığında toplandı.
Birleşimde, TBMM ile Adalet ve Dışişleri bakanlıklarının yanı sıra Kamu Denetçiliği Kurumu, Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Yargıtay, Danıştay, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi, Hakimler ve Savcılar Kurulu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Avrupa Birliği Başkanlığı, Türk Akreditasyon Kurumunun bütçeleri de ele alınacak.
TBMM, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve yüksek yargı kurumlarının bütçe görüşmelerine 12 Aralık'taki birleşimde başlanmış, Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez'in kürsüde rahatsızlanması üzerine bugüne ertelenmişti. Bilkent Şehir Hastanesi'nde tedavi altına alınan Bitmez, 14 Aralık Perşembe günü vefat etmişti.
TBMM Genel Kurulunda, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının 2024 yılı bütçeleri üzerinde Saadet Partisi ve İYİ Parti milletvekilleri söz aldı.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, adalet kurumunun hem devlet düzeni, hem de toplumsal hayatın düzeni için en önemli dinamik olduğunu belirtti.
Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu ifade eden Şahin, hukuk devleti ilkesinin özgürlükçü, çoğulcu, çağdaş demokrasinin olmazsa olmaz koşulu anlamına geldiğini dile getirdi.
Hukuk devleti kavramının hukukun üstünlüğünün hayat bulduğu, yönetimde keyfiliğin önlendiği, devletin hukukla sınırlandığı, yargının bağımsız niteliğiyle siyasal baskıdan etkilenmeden çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit uygulandığı, hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, bireylere hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistemi ifade ettiğini aktaran Şahin, "Yargının yürütmeye bağımlı hale gelmesi maalesef Türkiye'nin önemli bir sorunu. Siyasi iradenin yargıya baskısı, müdahalesi yargının tarafsızlık ve bağımsızlığına gölge düşürmektedir." değerlendirmesinde bulundu.
Şahin, liyakat sorununun da yargı camiasının önemli bir sorunu olduğunu öne sürerek, "Bu kayırmacı mülakat sistemi kaldırılmalıdır; objektif kriterlere dayalı, liyakatin esas alındığı bir sistem, adaletli bir sistem getirilmelidir. Yine, hakim ve savcıların kürsüye gelmeden önce gerekli mesleki tecrübelerini kazanması adına da önemli adımlar atılmalıdır." dedi.
Yargılamaların uzamasının da bir sorun olduğunu iddia eden Şahin, geciken adaletin adalet olmayacağını söyledi. Şahin çoklu baro sistemini de eleştirerek çoklu baro yerine çoğulcu baroyu önerdiklerini ifade etti.
- "En önemli sorun yargıya güven"
İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, Türkiye'de en önemli ve derhal çözülmesi gereken sorunun, yargıya güven sorunu olduğunu öne sürerek, "İktidarın Anayasa Mahkemesi üyelerini devamlı tehdit ederek hizaya getirmeye çalışmasının normalmiş gibi algılandığı, uluslararası sözleşme ve mahkemeleri tanımadığı akıl almaz bir dönemden geçmekteyiz. Anayasa'nın hukuk devleti ilkesi gereğince, yürütmenin en üst seviyesinde yer alan Cumhurbaşkanı dahil bütün kamu görevlileri hukukun üstünlüğüne riayet etmek zorundadır. Kanunlarını beğenmeseniz de eğer uluslararası sözleşmelere tarafsanız kararı eleştirebilirsiniz ancak 'Ben seni tanımıyorum' diyemezsiniz." diye konuştu.
Olgun, yargı sisteminin iktidarın istediği kararları veren hakimlerin ödüllendirildiği, aksi durumdaki hakimlerin cezalandırıldığı bir sisteme dönüştürüldüğünü ileri sürerek, tüm sorunların başında hukuk fakültelerindeki eğitimin yetersizliği ve nitelik eksikliğinin bulunduğunu söyledi.
İYİ Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, uzun zamandır hiç kimsenin ne kalbinde ne ruhunda adalete inanç ve güven kalmadığını belirterek, şunları kaydetti:
"Ülkemde hukuk alanındaki herkes bilir ki iyi bir avukatın artık iyi bir hukukçu olmasına gerek yok. 2 no'lu barodan iktidara yakın bir cemaat veya tarikat mensubiyetiyle hakime, savcıya, başkana, üyeye, emniyete kanalı varsa yeterlidir. Keza, hakim, savcılar da artık önlerine gelen dosyalarda 'Avukat kaç numaralı barodan?' diye bakıyor. Ne de olsa sizin baroların avukatları hakim, savcıların terfi, tayin ve siyasetteki himayedarları. Doğal olarak da 2 no'lu baro avukatlarında mesleki ve iktisadi olarak ciddi bir performans artışı var. Ben de buradan nazar değmemesi adına kendilerine ağız dolusu bir maşallah demek istiyorum. Vicdanla cüzdan arasında bırakılan, adalet ve siyaset arasında öğütülen hakim ve savcılara ise Allah'tan kolaylıklar diliyorum."
Şeffaflık, nesnellik, tutarlılık, aleniyet ve liyakatten arındırılmış mülakatlarla her yıl bine yakın hakim ve savcının sisteme aktarıldığını öne süren Poyraz, 20 yılda 7 yargı paketi çıksa da ileri değil geriye doğru gidildiğini iddia etti.
Türkiye'nin cezaevlerindeki mahpus oranında ortalamanın 3 katıyla Avrupa birincisi, dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksinde 140 ülke içerisinde 116. olduğunu ileri süren Poyraz, "Türkiye'nin eksiği ceza ve infaz olsaydı Avrupa'nın hapishaneleri en dolu ülkesi Türkiye olmazdı. Türkiye'nin eksiği bağımsız ve tarafsız yargıdır, liyakatli ve vicdanlı yargıçlardır, adaleti dert edinmiş bir iktidardır." değerlendirmesinde bulundu.
- "Yerel seçim sonrası vergi oranlarında artış gündeme gelecek"
İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, 2024 bütçesine daha başlamadan 8 trilyon 437 milyar lira gelir, 11 trilyon 89 milyar lira giderle 2 trilyon 650 milyar liralık bir açık öngörüldüğünü ifade ederek, "iktidarın, zor durumda kaldığında yaptığı gibi gözünü yine vatandaşın cebine diktiğini" öne sürdü. Öztürk, 2024 bütçesinde vergi gelirlerinde yüzde 73,4 artış hedeflendiğini söyledi.
Yüzde 4 ekonomik büyüme çerçevesinde bütçede iddialı bir vergi artışı hedefi yer aldığını dile getiren Öztürk, "Bu hedefin tutturulması için de etkin tahsilat, tahakkuk oranının artması, kayıt dışının azaltılması veya yeni vergiler ihdas edilmesi ve vergi oranlarında ciddi artışlar yapılması gerekmektedir. Bütçenin sunumunda yeni vergiler ve oran artışları yer almamıştır. Ancak özellikle yerel seçimler sonrasında yeni vergiler veya vergi oranlarında artışlar gündeme gelecektir." diye konuştu.
Harcanılan her kuruşta milletin alın teri, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu anlatan Öztürk, şöyle konuştu:
"22 yıldır bütçe yapmakla övünüyorsunuz, bir kez olsun evdeki hesabınız çarşıya uysun. Bir bakkal dükkanının sahibi bile sizden daha tutarlı bütçe yapar çünkü o bakkal 22 yıl arka arkaya açık verse batardı. Kendi paranız olsa eminim sizler de tutarlı, doğru dürüst bir bütçe yapabilirdiniz. Para sizin olmayınca har vurup harman savurmak kolay. Bir kez olsun milletimizin parasını milletimizin menfaatleri doğrultusunda değerlendirin."
İYİ Parti Adana Milletvekili Bilal Bilici, hükümetin 2023 yılında da geçmiş yıllarda dış politikada yaptığı hatalardan dönmenin yollarını aradığını ifade ederek, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesi dönemde derinleşen ekonomik krizin toplum üzerindeki etkilerinin hafifletilmesi için özellikle körfez ülkeleriyle Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarını kısıtlayacak anlaşmalar yapıldığına dair iddialara cevap verilmesini istedi.
Türkiye'nin Suriye ve Mısır ile normalleşme sürecinde beklenen ilerlemenin sağlanamadığını öne süren Bilici, Arap ve İslam ülkelerinin ise kendi çıkarları nedeniyle Filistin davası etrafında birleşemediği bir dönemden geçildiğini söyledi.
Bilici, Türkiye'nin, iki devletli çözüm için daha aktif rol oynamasını ve şiddete bir an evvel son verilerek kalıcı ateşkesin tesisi için diplomatik girişimlerini hem ilgili ülkeler hem de uluslararası kuruluşlar nezdinde artırmasını beklediklerini belirterek, Türkiye'nin dış politikasına dair eleştirilerde bulundu.
TBMM Genel Kurulunda, MHP milletvekilleri, TBMM, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının 2024 yılı bütçeleri üzerinde söz aldı.
Meclis İdare Amiri, MHP Gaziantep Milletvekili Sermet Atay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından kurulan Cumhur İttifakı'nın, milletten teveccüh gördüğünü dile getirdi.
Destansı bir direnişin ardından milletin bağrından çıkan bu ittifak marifetiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildiğini anımsatan Atay, "Yeni yüzyılımıza girerken ilk yapmamız gereken iş, darbe anayasasını tadil etmeyi bir tarafa bırakıp en geniş uzlaşı zemininde yapılacak bir anayasayı ortaya koymaktır. 1982 Anayasası, 19 defa 184 ayrı konuda yapılan değişikliklerle yaramıza merhem olamayacağı zaten anlaşılan bir anayasadır. Bu değişiklikler Anayasamızın yetersizliğini ortaya koymaktadır. Ülkemizin kuruluşunun temel felsefesine uygun, toplumda en geniş katılımla oran bulacak şeffaf bir anayasa, milletimizin milletvekillerimize vermiş olduğu bir görevdir." ifadelerini kullandı.
Atay, TBMM İçtüzüğünde yeni sisteme uyum amacıyla bazı değişiklikler yapıldığını ancak bunun yeterli olmadığını söyleyerek, "Yasama kalitesinin artırılması, yasama ve denetim süreçlerinin odağını komisyonların teşkil etmesi, kanun tekliflerinin etki analizini yaparak tarafsız ve teknik rapor sunacak altyapının oluşturulması, denetimin etkinleştirilmesi kapsamında kesin hesap ve denetim raporlarının görüşüleceği ayrı bir daimi ihtisas komisyonu kurulması İçtüzük çalışmalarında önemli gördüğümüz ve önerdiğimiz hususlardan." diye konuştu.
TBMM Başkanlık Divanı'nın aldığı kararla, Meclise sürekli işçi alımının noter kurasıyla yapıldığını dile getiren Atay, şeffaf ve hakkaniyetli bir şekilde bu süreci yöneten TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a teşekkür etti.
- "Anayasa Mahkemesi emir, talimat veremez"
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, Anayasa Mahkemesine (AYM) ilişkin tartışmalara değindi.
"Anayasa Mahkemesinin siyasete şekil vermek, siyasi hedeflere yönelmek, siyasi alanı tanzim etmek, iktidarın işlerine mani olmak gibi bir görevi yoktur." diyen Yıldız, yasamanın sahip olduğu yetki alanını daraltıcı yönde uygulamaların "yargısal aktivizm" olduğunu söyledi.
Yargısal aktivizmin, bazen yasama organının etkisizleşmesine, bazen yasama kararlarının iptal edilmesine, bazen de yargının yasama organının yerine geçmesi durumuna kadar varabildiğine işaret eden Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 144. maddesi gereğince 'Bireysel başvuruda kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.' hükmünü dinlemiyor. Bireysel başvuruda bazen örtülü norm denetimi yapıyor, bazen Anayasa'yı esastan incelemeye kalkıyor, hatta hiçbir şey yokken iptal ediyor. Kesinleşmiş mahkeme kararlarından sonra yapılan başvuruların maalesef büyük bir kısmı kanun yolu şikayetleridir. Anayasa Mahkemesi, haksız tutukluluk itirazı da dahil bireysel başvuru incelemesi sırasında delil değerlendirmesi yapamaz. Norm ihdas edemez, mevcut normu görmezden gelemez. Yasama organını etkisizleştiremez. Suç ve ceza politikasını belirlemek TBMM'nin takdirindedir."
Yıldız, Anayasa Mahkemesinin, soyut ve somut norm denetimi dışında bireysel başvuru yoluyla bir hükmü iptal edemeyeceğini, bu hükümden kaynaklanan ihlal tespitinde de bulunamayacağını ifade ederek, "AYM kararları, gücünü, bir başka hukuki merciin denetimden geçmeyecek olmasından, herkesi bağlayıcı olmasından değil, yetkin ve tutarlı hukuki gerekçelerden almalıdır. Hukuk kuralı uygulayıcının elinde değişmemelidir. Anayasa’yı yorumlamada son söz yasama organına aittir." diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay arasında bir üstünlük sırası olmadığını anlatan Yıldız, "Anayasa Mahkemesi diğer mahkemelerle arasında bir derece ilişkisi kuramaz, emir veremez, talimat veremez." görüşünü ifade etti.
- "Milli ve yerli duruş, kalıcı, başarılı sonuçlar vermeye başladı"
MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut, ahlaksızlığın, demokratik sınırlar içerisinde hukuk koruması altındaki bir yaşam tarzı ya da tercih olarak kabul edilemeyeceğini ve yaptırımsız bırakılamayacağını söyledi.
Toplumun ahlaki duyarlılıklarının her gün sistemli bir şekilde aşındırıldığı; böylece her türlü ahlaksızlığın sıradanlaştığı ve toplum yapısının günden güne bayağılaştırılmak istendiği, bu sinsi sürece kayıtsız kalınamayacağını belirten Bulut, "Yeni bir anayasayla, milli kültürümüz, tarihi birikimimiz ve ahlaki değerlerimiz çerçevesinde devletimizin yeniden teşkilatlandırılması mücadelesine devam etmeli, dünya tarihinde derin izler bırakan medeniyetimizin güçlü, tam bağımsız ve refah seviyesi yüksek bir şekilde geleceğe taşınması kararlılığını sürdürmeliyiz." dedi.
MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Cumhur İttifakı'nın temel ilke haline getirdiği milli ve yerli duruşun, iç siyasette ve kalkınma hamlelerinde görüldüğü gibi uluslararası ilişkilerde de sahada ve masada etkisini gösterdiğini; kalıcı, başarılı sonuçlar vermeye başladığını kaydetti.
Aydın, soydaş ve akraba toplulukların "Türk Devletleri Teşkilatı" altında toplanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Dilde, fikirde, işte birlik şiarına uygun olarak emin adımlarla kardeşlik, soydaşlık hukukunu eyleme dönüştüren bu yapı, artık ekonomik ve ticari bağlamlarda da köklü kararlar almakta ve bu amaçla 500 milyon dolarlık ortak yatırım fonu oluşturulmaktadır." diye konuştu.
- "Dünya düzeninden bahsedebilmek mümkün değil"
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, İsrail'in hukuk tanımaz tavrı ve terör devleti edasıyla Gazze'de yaptığı soykırıma sessiz kalan ve hatta destekleyen ülkelerin varlığının, küresel barışın ne derecede tehdit altında olduğunu ortaya çıkardığına işaret etti.
Dünya genelinde İslam ve Türk düşmanlığının yükseldiği bir dönemde, adil bir düzenin sağlanabilmesi için Türk devletleri ve İslam ülkelerinin sergileyeceği gayretin giderek daha değerli bir hal aldığını vurgulayan Özdemir, "Zira mevcut durumda herhangi bir dünya düzeninden bahsedebilmek mümkün değildir." değerlendirmesinde bulundu.
İsveç'in NATO'ya üyelik adaylığını anımsatan Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:
"ABD yönetiminin F-16 satışı konusunda ısrarla kendi senatosunu adres göstermesi ve bu yolda yakışıksız tutumlarla oyalama taktiklerine girmesi, Türkiye'ye yapılan bir saygısızlıktır. Gazze'de çocuklar ve bebekler hunharca İsrail terörünün kurbanı olurken Tel Aviv'e gidip 'Bir Yahudi olarak buraya geldim.' ifadelerini kullanan ABD Dışişleri Bakanı ve mensubu olduğu yönetim anlayışı, Müslüman Türk'ün çelikleşmiş iradesinin ne anlama geldiği mesajını çok açık bir şekilde almalıdır. Gazi Meclisimiz milli hak ve menfaatlerimizin korunması hususunda, hükümetimizin geliştirdiği ve geliştireceği tüm tedbir ve tavırların arkasındadır. Hiç kimse, özellikle de okyanus ötesinden bakarak Türkiye'yi yorumlamaya çalışanlar, milletimizin iradesinin tecelligahı TBMM'nin duruşunu hafife alma hatasına düşmemelidir.
ABD yönetimi ve Senatosu, Gazi Meclisimiz ile eşzamanlı adım atmadıkça, bizim nazarımızda İsveç, deve iğne deliğinden geçinceye kadar NATO'ya üye olamayacaktır. Bununla beraber, diğer talep ve beklentilerimiz de elbette vardır. Eğer İsrail ile Filistin arasında kalıcı bir barış ortamı sağlanırsa, 1967 sınırları dahilinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin devleti tanınırsa, İsrail tazminat ödemeyi kabul ederse ve Netanyahu'nun Lahey'de yargılanmasının yolu açılırsa, işte o vakit İsveç'in NATO'ya üyeliğine 'tamam.' deriz."
MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, Türk Devletleri Teşkilatı Yüksek Mahkemeler Birliğinin kurulması yönünde atılan adımların memnuniyet verici olduğunu söyledi.
Öztürk, kamu avukatlarının "ek gösterge sorununun" ortadan kaldırılmasını istedi.
TBMM Genel Kurulunda TBMM, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının 2024 yılı bütçeleri üzerinde DEM Parti milletvekilleri söz aldı.
DEM Parti Mardin Milletvekili Aydeniz, bütçelerin çok önemli siyasi, ekonomik ve yönetsel belgeler olduğunu belirterek, bir ülkenin demokrasisi ve üretim politikaları ne kadar güçlü olursa ekonomisinin de o kadar güçlü olacağını söyledi.
Aydeniz, "Bütçe hakkı, ülkede yaşayan bütün toplumsal kesimleri temsil eden Meclis'in hakkıdır. Ancak bugün Meclis'in bütçe hakkı elinden alınmıştır. Meclis'in en önemli işlevlerinden biri olan denetim hakkı da yok sayılmıştır. TBMM daha fazla vakit kaybetmeden iradesine sahip çıkmalıdır." diye konuştu.
DEM Parti Van Milletvekili Zülküf Uçar, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamının ya doğrudan ya da dolaylı olarak hükümet tarafından atandığını ifade ederek, Anayasa Mahkemesinin hükümetle ortak hareket ettiğini öne sürdü.
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Sayıştay'da denetleme görevini yerine getirecek bir iradenin kalmadığını savundu.
Kayyum olarak atanan bazı belediye başkanlarının yolsuzlukla suçlandığını dile getiren Bozan, "AKP, yola çıkarken 'Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceğiz' dedi ama yolda rotayı şaşırdılar. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadelede başarılı olamadılar." dedi.
Muhalefetin, bazı belediyelere kayyum atanmasına karşı tutumunu eleştiren Bozan, "Bunu en iyi sizin büyükşehir belediye başkanlarınız bilir. Belediye başkanları beş yıldır 'Hangi gün bize kayyum atanacak?' korkusuyla belediye yönetmeye çalışıyor. Bu nedenle şu an yaşananların en büyük sebebi aynı zamanda muhalefetin sessizliğidir." diye konuştu.
- "Milyonlarca yurttaş adalete inanmıyor"
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, "cumartesi anneleri"nin eylemlerini anımsatarak, "İnsanlar ellerinde mum ışığıyla adalet arıyor. Cumartesi anneleri ne istiyor hiç sordunuz mu? Milyonlarca yurttaş adalete inanmıyor. Artık insanlar avukatlara, mahkemelere gitmiyor; AKP ve MHP'nin teşkilatlarına gidiyor. DGM yargılamalarında hukukun kırıntısı vardı fakat şu an o bile yok. Türkiye adalet mezarlığına dönüşmüş olsa da ekmek ve su gibi ihtiyacımız olan şey halen adalettir." değerlendirmesinde bulundu.
DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez, yargıya güvenin bulunmadığı bir ülkede ekonomide gelişmenin mümkün olmadığını söyledi.
Türkiye'de güçler ayrılığı ile denge ve denetleme sorunu olduğunu savunan Düşünmez, "Türkiye'de yargı siyasallaşmıştır. Yargı gündelik siyasi hesapların parçası haline gelmiştir. Talimatla hareket eden, siyasi pozisyon almaktan çekinmeyen bir yargıyla karşı karşıyayız." dedi.
DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Türkiye'de ağır bir adaletsizlik, eşitsizlik ve keyfilik olduğu konusunda herkesin hemfikir olduğunu iddia etti.
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Berdan Öztürk, hükümetin dış politikasını eleştirerek, şunları söyledi:
"Libya'dan Kafkasya'ya, Somali'den Kıbrıs'a kadar bölgesel sorunlara ilişkin diplomatik girişimler yerine askeri yığınakların yapıldığı yerlerde Türkiye çözümün değil, sorunun bir parçası haline gelmektedir. Bir yerlere asker göndermeyi, iç kamuoyuna başarı gibi pazarlamaktan vazgeçin. Bunun en bariz örneği Libya'da yaşandı. Libya'da, çok övündüğünüz inşaat yatırımları zarara dönüştü. Çin, Libya'ya asker göndermediği halde Libya'dan yüksek miktarda petrol tedarik eden ülkeler arasına girdi. İtalya, Almanya, Fransa, İspanya iç savaştan önce olduğu gibi iç savaştan sonra da petrol tedarikini sürdürdü."
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, 40 yıldan fazla gazetecilik yaptığını, bu süreçte tüm dünyada Türk diplomasisinin büyük bir saygınlığa sahip olduğunu gözlemlediğini belirtti.
Türkiye'nin o saygınlığın çok uzağına düştüğünü iddia eden Çandar, şöyle konuştu:
"Gazze'de bir katliam yaşanıyor. Ancak Türkiye'nin bu katliamı durduracak bir caydırıcılığının olmaması çok düşündürücü. Türkiye'nin bölgesel güç olma iddiası kuru bir böbürlenme haline gelmiştir. Türkiye olarak maalesef Filistin'de ne caydırıcılığa ne ara buluculuk kapasitesine ne çatışmaları durduracak bir etkiye sahibiz. Bırakın bunlara engel olabilmeyi, saldırgan İsrail'le ticari ilişkilerimizi bile durdurmuş değiliz. İsrail'in Gazze saldırısı başladıktan sonra Türkiye'den en az 400 gemi İsrail limanlarına mal taşıdı. Taşınan mallar arasında askeri teçhizat, demir çelik, çimento, kimyevi maddeler vardı. İsrail bunları savaşta kullanıyor. Türkiye İstatistik Kurumunun dış ticaret istatistiklerine bakın, Türkiye'nin İsrail'e hangi savaş malzemelerini ne miktarlarda gönderdiğini bulacaksınız."
TBMM Genel Kurulunda, CHP milletvekilleri, TBMM, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının 2024 yılı bütçeleri üzerinde söz aldı.
CHP İzmir Milletvekili Yücel, demokrasi, adalet ve hukukun üstünlüğü açısından Türkiye'nin kritik bir eşiğe geldiğini belirterek, bunun sebebinin "iktidarın yasama, yürütme ve yargı olma isteği" olduğunu öne sürdü.
Hukukun tüm evrensel ilkelerinin ayaklar altına alındığını, yargı bağımsızlığının sona erdiğini öne süren Yücel, "Siyasallaşan yargıyla ülkeyi büyük bir krizin ortasına attınız; Yargıtay'a Anayasa Mahkemesini tanımama cüretini siz verdiniz, Anayasa krizi çıkardınız, adına 'yargı krizi' dediniz; takım tutar gibi yüksek mahkeme tutan Cumhur İttifakı ortakları olarak siz, 50+1 tartışmalarıyla gündemi meşgul etmekte hiçbir sakınca görmediniz." ifadelerini kullandı.
Bugün Anayasa Mahkemesinin Can Atalay'la ilgili bir kez daha ihlal kararı verdiğini hatırlatan Yücel, "Yasaları, Anayasa'yı, yargı kararlarını tanımayan yargı mensupları günü geldiğinde yargı önünde hesap verecek, aynı FETÖ'cü yargı mensuplarının 15 Temmuz'dan sonra hesap verdikleri gibi. Bu ülkede ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay, Anayasa Mahkemesini tanımıyorsa size değil de kime soralım?" sözlerini sarf etti.
CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Anayasa Mahkemesinin adaletiyle ünlü, Anayasa'yı koruyan, temel hak ve özgürlükleri savunan bir mahkeme olmadığını öne sürerek, "Türkiye maalesef anayasasız bir devlettir, bilerek ve isteyerek anayasasızlaştırılmıştır. " dedi.
Anayasa Mahkemesinin Can Atalay hakkındaki ikinci "ihlal" kararına ilişkin de Emir, şu değerlendirmede bulundu:
"Can Atalay kararı, Anayasa Mahkemesinin kararına Yargıtay'ın uymaması, Yargıtay'ın 'Seni tanımıyorum' demesi ve hatta Anayasa Mahkemesi üyelerine suç duyurusunda bulunacak kadar ileri gidebilmesi, Meclis Başkanı'na iş öğretecek kadar cesaret göstermesi, anayasal düzene meydan okuması asla kabul edilemez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, demokrasiye inanan bütün güçler olarak Anayasa'dan yanayız, yeni bir anayasa, demokratik bir anayasa yapılana kadar Anayasa'nın her maddesine uyulması gerektiğine inanıyoruz ve bunu savunuyoruz."
CHP İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu belirterek, "Anayasa Mahkemesi bugün bir ihlal kararı daha verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararı yalnızca Anayasa'yı çöpe atma, Anayasa'ya karşı bir darbe girişimi değil, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisimize karşı bir had bildirme girişimidir. Kimin milletvekilliğinin düşürülüp düşürülmeyeceğine karar verecek olan burasıdır. Yasalara uygun bir şekilde seçilen, milleti temsil eden milletvekilinin görevini yapmasını sağlaması gereken burasıdır. Hiç kimse Anayasa’yı, yasaları çöpe atmaya kalkamaz. Hiç kimse Türkiye Büyük Millet Meclisine had bildiremez." ifadelerini kullandı.
CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Adalet Bakanlığı bütçesinin Anayasa'ya başkaldırma cüretini gösteren bir bakanlığın bütçesi olduğunu öne sürerek, "O nedenle, bu ülkenin adaletiyle ilgili sadece para konuşmayı reddediyorum." dedi.
'Yargı krizi' denildiğinde sadece verilen kararlardan bahsedilmediğini ifade eden Bülbül, "Kararların nasıl verildiğinden, hangi talimatlarla iddianamelerin yazıldığından ya da yazılmadığından, hakim ve savcıların siyasi kimliklerinden, bazı Yargıtay ve Danıştay üyelerinin Anayasa ve kanunlara göre değil, saraya sundukları bağlılıklarından bahsediyoruz. Yargıyı bu hale getiren, yargıyı çürüten; çetelere, mafyaya, örgütlere, tarikatlara bırakan ne yazık ki sizlersiniz. Yurttaşlar böyle bir ortamda, hukuksuz ortamda doğal olarak adaleti mahkemelerde göremediği için Anayasa Mahkemesine ve AİHM'e gidiyorlar." diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, adaletin bir bütçe meselesi olamayacağını ifade ederek, "Adaletin sorunları da parayla pulla mümkün değil çözülemez. Gerçek soruna odaklanmak lazım. Bugün adaletin ne terazisi ne kılıcı kalmış ve artık hepimizin gördüğü gibi gözleri de bağlı değil. Hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117'nci sıradayız ve maalesef, yarıştığımız ülkeler Angola, Nijer, Guatemala." görüşünü paylaştı.
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, hükümetin adalet politikasını eleştirerek, şunları söyledi:
"Türkiye'yi vatandaşlar bakımından ikiye böldünüz. Haklarını kullanma hakkına sahip olan vatandaşlar ve haklarını kullanma hakkına sahip olmayan vatandaşlar. Haklarını kullanma hakkına sahip olmayan vatandaşlara düşman cezası uyguladınız, bunun birçok örneği var ve tamamen hukuktan uzaklaştınız, yargıdan uzaklaştınız. Türkiye sizin zamanınızda en şiddetli bir biçimde düşman ceza hukuku uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı."
CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan, dış politikada irrasyonel tutum ve davranışların bedelinin ağır olacağını belirterek, şunları kaydetti:
"Diplomasi mümkünü makulde aramak, makul çözümleri bulmaktır, bunu yaparken de ulusal çıkarları en tavizsiz biçimde önde tutmak esastır. Dış politika, her inandığımızı doğru varsaydığımız, ergenlik hülyalarımızı yahut ideolojik saplantılarımızı deneme yanılma yoluyla gerçekleştirmeye çalıştığımız bir alan değildir. Dış politikanın ayakları her zaman yere sağlam basmalı, tutarlı, öngörülü, öngörülebilir, sağduyulu olmalı, serüvencilikten kaçınılmalıdır. Her konuda en sert tepkiyi ilk veren olarak tribünlerden alkış almayı yeğleyen, sesi yüksek çıkınca daha ikna edici olduğunu sanan, Cumhuriyet'in dışişlerini partili Cumhurbaşkanının kişisel ilişkilerine ve ihtiraslarına kurban eden diplomasi makul olmaz, sonuç da alamaz."
DSP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Önder Aksakal, "Korkarız ki 2024 bütçesi öngörülenden daha büyük açıklarla kapanacak ve enflasyonla mücadele kesintiye uğrayabilecektir." dedi.
Aksakal, TBMM Genel Kurulu'nda, TBMM ile Adalet ve Dışişleri bakanlıklarının 2024 yılı bütçe görüşmelerinde şahsı adına söz aldı. Aksakal, bütçe gerekçesinde başlangıç niyeti ve amacı olarak finansal istikrarı güçlendirme, yüksek katma değerli üretimi teşvik etme, iş ve yatırım ortamını iyileştirme, afetlerle etkin mücadele etme, mali disiplini koruma belirtilse de 2 trilyon 652 milyar lira bütçe açığı öngörüldüğünü dile getirdi.
Bütçe harcamalarının yaklaşık yüzde 13,5'inin sosyal güvenlik sistemine gitmesine rağmen sayıları 16 milyonu aşan emeklilerin büyük kısmının halen yoksulluk sınırının altında yaşadığını belirten Aksakal, "Bu durum, ülkemizde sosyal güvenlik sistemimizin ne denli bir reforma ihtiyacının olduğunun da çok açık göstergesidir." diye konuştu.
Aksakal, 2024 yılı bütçesinde deprem harcamaları için 1 trilyon 28 milyar lira kaynak ayrıldığını da belirterek, bütçe içindeki payı yüzde 12 olarak hesaplanan bu tutarın, depremin yaralarının sarılmasına yardımcı olmasını umduğunu söyledi.
Bütçede çelişki bulunduğunu öne süren Aksakal, "2024 yılı bütçesi için öngörülen bütçe açığı AK Parti iktidarları dönemindeki en yüksek bütçe açığı olarak karşımıza çıkmaktadır ancak öngörülen bu açık enflasyonun düşürülerek finansal istikrarın sağlanması hedefine yönelik bir bütçe hazırlandığı iddialarıyla ne yazık ki çelişki içindedir. Bu nedenle korkarız ki 2024 bütçesi öngörülenden daha büyük açıklarla kapanacak ve enflasyonla mücadele kesintiye uğrayabilecektir." ifadesini kullandı.
Enflasyonun en çok zarar verdiği kesimin sabit ve dar gelirliler olduğunu kaydeden Aksakal, vatandaşların insanca yaşayabilecekleri bir gelir ortamı sağlamanın devletin temel görevini teşkil ettiğini dile getirdi. Aksakal, denk bir bütçe hazırlanması yönünde gelişecek çalışmaları destekleyeceklerini ifade etti.
CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre de şahsı adına söz alarak yaptığı konuşmada, suçlara karşı cezasızlık sistemi olduğunu, yapanın yanına kar kalan bir sistem bulunduğunu öne sürdü.
Çok sayıda yargı paketi de çıkarıldığını belirten Emre, "Her Anayasa değişikliği paketinden ve her yargı paketinden sonra daha da kötüye gittik. Biz bu bütçeye onun için, şahsım adına söylüyorum, aleyhte oy vereceğiz." diye konuştu.
