2020-02-19 - 15:40
TBMM GENEL KURULU
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Levent Gök başkanlığında toplandı. Genel Kurulda, Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ilk bölümünü oluşturan 21 madde kabul edildi.
HDP Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki, "Dünya Anadil Günü" nedeniyle yaptığı gündem dışı konuşmada, UNESCO'nun 20 yıldır çok dilliliği teşvik için her yıl kutlama yaptığını, bu yıl da kutlamaların "sınır tanımayan diller" teması altında gerçekleşeceğini söyledi.

Dünya üzerinde kullanılan dillerin yüzde 40'ının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirten Tiryaki, Türkiye'deki 18 dilin de bu kapsamda olduğunu ileri sürdü. Tiryaki, "UNESCO'nun Türkiye'de uyguladığı hiçbir programı yok. Geçmiş hükümetler döneminde farklı politikalar uygulandı. Ana dil sorunu bu ülkede hep güvenlik tehdidi olarak algılandı." diye konuştu.

AK Parti Karabük Milletvekili Niyazi Güneş de Karabük kayak merkezinin faaliyetlerine değindi.

Güneş, turizmin artık yaz mevsimi temelli yapıdan, alternatif turizm türlerini kapsayan bir alana geçtiğini, yaz turizmine alternatif olarak kış turizm noktalarının tüm dünyada önemli cazibe merkezi haline geldiğini kaydetti.

Türkiye'nin de bu alanları değerlendirme konusunda önemli başarılar yakaladığını ifade eden Güneş, AK Parti hükümetleri döneminde kış turizmine özel önem verildiğini anlattı. Güneş, "Bu sayede kış turizminin gözde alanları oluştu. Karabük'teki kayak merkezimiz de bu gözde alanların arasında yerini almaktadır. Kayak merkezimizin yöreye büyük katkılar sağlayacağı ortadadır. Günübirlik hizmet veren merkezi, dünya standartlarında bir tesis haline getirmek bizim için önemli bir görevdir. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." diye konuştu.

CHP Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal ise gündem dışı konuşmasında, ilinin sorunlarına yer verdi.

Önal, Anadolu'nun ortasında yer alan ve 42 ili birbirine bağlayan Kırıkkale'nin, eski günlerinden çok uzaklaştığını ileri sürdü.

Kentin en önemli sorununun işsizlik olduğunu, bunun sonucunda 1 milyonu aşması beklenen nüfusun tam tersine azaldığını belirten Önal, "280 bin nüfuslu Kırıkkale'de emekli sayısı 55 bin, işsiz sayısı ise 12 bindir. İcra dairelerindeki dosya sayısı 50 bindir. Uygulanan yanlış ekonomi politikaları Kırıkkale'yi ve Türkiye'yi perişan hale getirdi." dedi.

TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Gezi olaylarına ilişkin davada tutuklu tek sanık Osman Kavala'ya da tahliye kararı çıktığını söyledi.

Parti olarak adaletin geç de olsa tecelli etmesinden memnuniyet duyduklarını belirten Altay, "Demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunun bilinmesi lazım. Bir ülkede insanların, tepki ve protesto haklarını kullandıklarında kriminalize ve terörize edilmelerinin, 'terörist' diye yaftalanmalarının ne yönetenlere ne de yönetilenlere hiçbir faydasının olmadığının bilinmesi gerekiyor." dedi.

"Gezi'nin baskıya karşı bir tepki, doğa ve çevre hassasiyeti, yeşil şehir duyarlılığı" olduğunu söyleyen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, "Gezi halkın refahı, huzuru ve mutluluğunu istemekten ibaretti. Bu ve benzeri davaların artık Türkiye'de son bulması hepimizin dileğidir. Yargının gerçekten kelimenin tam anlamıyla bağımsız olarak iş göreceği bir Türkiye hayalimiz ısrarla sürmektedir." diye konuştu.

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş, mahkemenin verdiği her karara saygılı olduklarını ifade ederek, "Sanıklar mahkemece beraat ettirilmiş olabilir ama bir hak arama iddiasındaysanız, oradaki araçları ters çevirip yakmazsınız. Simitçinin tezgâhını bile yakıp yıkmak, oraları dağıtmak, AKM'nin çatısına terör örgütlerinin paçavralarını asmak bir hak arama yöntemi değildir. Gezi bizim nazarımızda Vandalizm'dir." dedi.

CHP Grup Başkanvekili Altay, Vandalizm'in, Gezi eylemlerinin sıcak döneminde, şimdi AK Parti'yle yollarını ayıran dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e ait bir kavram olduğunu söyledi.

Altay, "Bir Vandal arıyorsanız Gezi Parkı'nda insanlar içinde uyurken o çadırları tutuşturan devlet görevlilerine bakacaksınız. Herkes Vandalizm'e tevessül edebilir ama devlet Vandalizm'e tevessül etmişse ki öyledir; AK Parti'nin, Gezi'de devleti tefessüh ettirdiğinin çok açık resmini bugün de hepimiz görmüş oluyoruz." görüşünü savundu.

HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, kendisinin de Gezi eylemlerine katıldığını hatırlatarak, "Vandalizm suçlamasını kesinlikle reddediyorum. Vandalizm'den bahsedeceksek 'FETÖ üyesi olmak' nedeniyle ceza alan dönemin Valisi Hüseyni Avni Mutlu ve dönemin Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'dan bahsetmek gerekir." dedi.

TBMM Başkanvekili Levent Gök, tartışmanın sürmesi üzerine grup başkanvekillerini "konuşmalarını toparlamaları" konusunda uyardı.

AK Parti Grup Başkanvekili Muş, eylemleri Vandalizm olarak gördüklerini yineleyerek şöyle devam etti:

"Yüzlerini kapatıp, kaldırım taşlarını söküp, vatandaşın dükkânını tuvalete çevirmek ne zamandan beri hak arama oldu? Terör örgütünün paçavralarının AKM'nin üzerine asılması nasıl bir hak arama yöntemi oluyor? Bu suç işlenmiş. Gözlerimizin önünde belediye otobüsleri yakılmış. Araçların üzerine ağzımıza alınmayacak ifadeler yazılmış. Bunları hiç olmamış gibi göreceğiz öyle mi? Bu Vandalizm'dir, şiddettir, eşkıyalıktır. İnsanlar haklarını demokratik şekilde, kurallar dairesinde sonuna kadar arayabilirler. Burası demokratik bir ülke. Böyle bir hak arama olabilir mi? Adamın dükkânını tuvalete çevirmek eşkıyalık değil midir?"

CHP Grup Başkanvekili Altay, Muş'a, "Gezi'ye 'eşkıyalık' demek, 30 milyona eşkıya demektir. Belediyenin otobüsünü, yüzüne maske geçirip yakanların da ajan provokatör, polis olduğunu sayın Mehmet Muş gayet iyi bilmektedir." karşılığını verdi.

Bunun üzerine Muş, "Aracı ters çevirip yakmak eşkıyalık değil mi? 30 milyona eşkıya dediğimiz yok." ifadesini kullandı.

MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, CHP'li Altay'ın "Ajan provokatörler polislerdir." ifadesinin düzeltilmesi gerektiğini, böyle bir genellemenin kabul edilemeyeceğini belirtti.

Bunun üzerine Altay, "Polis Teşkilatını tümüyle itham etmediğini" ifade etti.

Bu arada AK Parti Grup Başkanvekili Muş, HDP'li Oluç'un, "HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç'ın plakasız bir araçla şüpheli şahıslar tarafından takip edildiği, daha sonra yanındaki HDP Parti Meclisi üyesi Yunus Durdu'nun gözaltına alındığı" iddiasına yanıt verdi.

Olaya ilişkin MOBESE kayıtlarından alınan görseli paylaşan Muş, "MOBESE kayıtlarında aracın plakası görülebiliyor. Arka plakası düşmüş, o da bagajına konulmuş. Aracın ön plakası var. Bu bilgiyi düzeltmek isterim." dedi.

HDP'li Murat Sarısaç'ın yanında gözaltına alınan, daha sonra "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan tutuklanan Yunus Durdu'ya ilişkin bir vatandaşın şikâyette bulunduğunu anlatan Muş, şunları söyledi:

"Bunlar yargısal süreçlerdir. Bizim burada da bir müdahalemiz söz konusu olamaz. HDP Van Milletvekili Sarısaç'ın yanında gözaltına alınan şahısla alakalı bir vatandaş şikâyette bulunuyor. Buna sözde bir ceza kesmişler. Sonra aracı yakılmış. PKK'nın bir sitesinde, 'ajanlık yapan bir şahıstan intikam alındığı' yazıyor. Bu şahıs, polisin teknik takibine takılıyor ve gözaltına alınıyor. Bunun bir partinin MYK'si tarafından görevlendirilmiş olması layüsel anlamına gelmiyor. Buradaki değerlendirmeler yapılacaktır. Yargı, tahkikatını sürdürecektir. Suçsuzsa beraat kararını verecektir, suçluysa gereken cezayı alacaktır."

İYİ Parti Grup Başkanvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, İş Bankası'ndaki CHP hisselerinin Hazineye devredilmesi hususunu gündeme getirdiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanının açıklaması sonrasında İş Bankasının borsadaki hisselerinin değer kaybı yaşadığını ileri süren Dervişoğlu, "Sayın Cumhurbaşkanı ekonominin kötü gittiği bir dönemde İş Bankasını gündeme getirerek bilerek ya da bilmeyerek borsada bir manipülasyona sebep olmaktadır. Bu durumdan en büyük zararı da ekonomimiz görmektedir. Piyasaların rahatlamaya ve güvenceye ihtiyacının olduğu önemli günlerden geçerken Sayın Cumhurbaşkanının sözlerine daha da özen göstermesi gerektiğine inanıyoruz." dedi.

Dervişoğlu, devredilmesi gündemde olan hisselerin, Atatürk'ün, Türk Dil ve Tarih Kurumuna bıraktığı bir miras olduğunu söyledi.

TBMM'nin, Atatürk'ün vasiyetine sahip çıkmak gibi bir görev ve sorumluluğunun bulunduğunu ifade eden Dervişoğlu, "İYİ Parti olarak bu konunun takipçisi olacağız." dedi.

MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, Türkiye'nin, rejim güçlerinin İdlib'de gerginliği azaltma bölgesinde bulunan gözlem noktalarının gerisine çekilmesine yönelik verdiği sürenin sona ermek üzere olduğunu belirtti.

Bu süreçte Rusya ile yürütülen heyetler arası görüşmelerden herhangi bir sonuç çıkmadığını kaydeden Bülbül, şöyle konuştu:

"Türkiye Soçi ve Astana mutabakatlarında tek taraflı sorumluluk altına girmemiştir. Burada Rusya ve İran da belirli yükümlülükler altındadır. Bunlardan birisi de rejim güçlerinin İdlib'de belirlenen sınırlar içerisinde müdahale etmemesidir. Bu şerh bizzat Rusya'nın teşviki ile çiğnenmektedir. Rusya'nın kurnazca yürüttüğü bu siyaset, şartları oldukça zora sokmaktadır. Türkiye adına taktik bir mesele olmaktan çıkıp stratejik bir mesele haline gelen İdlib krizinde ciddiyetimizin daha fazla sınanması muhataplarımız açısından hayırlı sonuçlar vermeyecektir. MHP, ülkemizin bu meselede atacağı adımların yanındadır."

Bülbül, Çin'in Uygur Türklerine yönelik baskılarının, Çin Devlet belgelerine de yansıdığını söyledi.

Bu belgelerin oldukça vahim hususları içerdiğini vurgulayan Bülbül, "Sözde eğitim kamplarında binlerce Uygur Türkünün nasıl bir baskı uygulamalarına muhatap olduğunun bir kez daha ortaya çıktığı yeni bilgiler ışığında Çin'in bu uygulamaya son vermesi gerektiğini dile getiriyoruz. Türkiye'de bu kampları köy enstitüsüne benzetip masum göstermeye çalışan Çin ajanlarını milletimizin takdirine sunuyorum." diye konuştu.

HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, ilaç sektöründeki gelişmeler ışığında tıbbi ilaçlara yüzde 12 zam yapılacağını anımsattı.

Bunun son derece vahim bir durum olduğunu belirten Oluç, şöyle devam etti:

"Türkiye Eczacılar Birliği geçen hafta bir açıklama yapmıştı ve SGK'nin 130 ilacı geri ödeme listesinden çıkarmayı düşündüğünü belirtmişti. Ayrıca eşdeğer ilaca SGK'nin ödediği farkın da yüzde 10'dan yüzde 5'e çekileceği ifade edildi. Bir ilacın ödeme listesinden çıkarılması demek, sosyal güvencesi olan hastaların bile ilaç parasını cebinden ödemesi anlamına geliyor. Özellikle sağlıkta dönüşüm programının başlamasından beri finansman sıkıntısı yaşadıkça bazı ilaçlar ödeme listesinden çıkarılıyor. Hastaları ve yurttaşlarını müşteri olarak gören sağlık anlayışının varacağı nokta işte budur."

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da Atatürk'ün vasiyetinin çiğnendiği dönemlerin ya darbe ya da katı tek adam yönetimi dönemi olduğunu söyledi.

Bugüne kadar iki defa bu işe kalkışıldığını, Atatürk'ün vasiyetine karşı yapılan saygısızlığın hukuk yoluyla düzeltildiğini ifade eden Altay, İş Bankasındaki CHP hisselerine ilişkin tartışmalara değinerek şunları kaydetti:

"CHP olarak hiç şüphe duymuyoruz ki böyle bir duruma tevessül edilmesi halinde Türkiye'de hukuk devletinin ortadan kalktığı bir dönem yaşadığımızı düşüneceğiz. Bir an önce Türkiye'de demokrasi standartlarının yükselmesi ve hukuk devletinin egemen olması için gayret göstermeye devam edeceğiz.

Bu yaklaşımın CHP'ye maddi zararı hiç olmaz. Bu yaklaşım karşısında toplum, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi şahsiyetine, Anayasa'mızda da öngörülen miras hukukuna açık bir darbe olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Bu tavırlar gerek iç gerek dış finans çevrelerinde yeni bir panik ve kaos ortamını oluşturur. Bu hisselerden dolayı CHP Genel Merkezi 4 yönetim kurulu üyesi tespit etmiş, sembolik olarak Atatürk'ün hisselerine yönelik orada görev yapmaktalar. Bu hisselerin kar payları da Türk Dil ve Türk Tarih kurumlarına aktarılmaktadır. Sayın Erdoğan buradan ne murat ediyor onu bilemem. Bu CHP'ye aba altından sopa göstermekse CHP'ye böyle numaralar sökmez ama Türk ekonomisinin, finans çevrelerinin bundan çok etkileneceği açıktır."

Engin Altay, AK Parti TBMM Grup Toplantısının Çarşamba günü yapılmasını da eleştirdi.

Daha önce CHP olarak kendilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'a cevap yetiştirdiğini, gelinen noktada Erdoğan'ın CHP'ye cevap verme zorunluluğu hissettiği gerçeğinin ortaya çıktığını öne süren Altay, "Bu bir sorumluluk ve güven kaybı işaretidir. Kendini defans ve savunmaya çekmek noktasına gelmesi, iktidar bakımından uygulamalarının kamuoyunda çok olumlu karşılanmadığı şeklinde yorumlanır." ifadesini kullandı.

AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş ise Yunanistan Cumhurbaşkanının Batı Trakya'yı ziyaretinde Müslüman Türk kimliğine yönelik kullandığı "Müslüman Yunan azınlık" ifadesini kınadıklarını söyledi.

Batı Trakya'daki Müslüman azınlığın, Yunan değil Türk olduğunun altını çizen Muş, "Batı Trakya Türklerinin milli kimliği asla tartışma konusu yapılamaz. Hiç kimse unutmasın ki Batı Trakya Türkleri, 600 yılı aşkın bir süredir Balkanlar'da bulunan Türk varlığının bir parçasıdır. Yunanistan Cumhurbaşkanının Türk kelimesini ifade etmekten imtina göstermesi bu tarihi gerçeği değiştirmez. İnsan hakları konusunda koca koca sözler söyleyen, iddialı ilkeler ortaya koyan Yunanistan'ın, Türklerin milli kimliklerini inkar etmesi aslında bu değerlerden nasiplerini almadığının ispatı olmuştur. Türkiye, ülkesinde bulunan azınlıklara Lozan Antlaşması'na uygun şekilde statü tanımışken Yunanistan'ın Türklere yönelik bu baskıcı tutumunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Türkiye olarak Batı Trakya Türklerinin yanındayız ve onların haklarının gasbedilmesine yönelik her türlü eylemin karşısındayız."

Genel Kurulda daha sonra grup önerilerinin görüşmelerine geçildi.

****HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ.****