2016-06-27 - 16:10
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Ahmet Aydın başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda hükümete yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi kabul edildi. Genel Kurul'da ayrıca, Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak, maddelerine geçilmesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Ahmet Aydın başkanlığında toplandı.
Genel Kurul'da Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda Hükümet'e yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşmelerine geçildi.
MHP Grubu adına söz alan Antalya Milletvekili Mehmet Günal, tezkereyle ilgili kanaatlerinin olumlu olduğunu söyledi. Suriye'de yaşanan gelişmeleri anımsatan Günal, "Lübnan'a tamam gönderelim de niye Suriye'de dibimizdeki gelişmelere müdahale edemiyoruz? Herkes orada, biz yokuz. Herkes giriyor biz giremiyoruz nasıl iştir bu, elimizde tezkere var. Milli ve çok yönlü bir dış politika izlemek zorundayız." diye konuştu.
HDP Grubu adına söz alan Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ise son dört yılda gelen tezkerelerde yeni bir cümlenin olmadığını, cümlelerin sırasının bile değişmediğini bildirdi. Bilgen, "Dünya bu kadar değişiyorken, aynı cümleyi kesip, kopyalayıp sadece Başbakanlar değiştiği için altında imzayı değiştirip, Meclis'e göndermenin kendisi son derece ciddiyetsiz bir yaklaşımdır." ifadesini kullandı.
Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK PARTİ Malatya Milletvekili Taha Özhan, "İçinden geçtiğimiz bölgesel, kırılgan ve hassas bir dönemde Lübnan'da toplumsal uyumun korunması her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bu bakımdan, Türkiye olarak Lübnan'ın yanında durmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum." dedi.
Özhan, TBMM Genel Kurulunda, Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda Hükümet'e yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşmeleri sırasında AK PARTİ Grubu adına söz aldı.
Taha Özhan, bölgedeki gelişmelerin, Türkiye'nin istikrar ve güvenliğinin bölge ve komşu ülkelerden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyduğunu söyledi.
Dış politika önceliklerinden birinin yakın ve komşu coğrafyada barış, güvenlik ve istikrarın tesisi olduğunun altını çizen Özhan, "Etrafımızda bir barış, güvenlik, istikrar ve refah kuşağı oluşturulması için her zaman olduğu gibi özveriyle gayretlerin sürdürülmesi gerekmektedir ve bu gayretlerin içerisinde de bu tezkerenin konusu olan uluslararası kuruluşlar da bulunmaktadır." diye konuştu.
Tezkereye konu olan askeri gücün bölgedeki faaliyetleri hakkında bilgi veren Özhan, Lübnan'ın içinde bulunduğu koşullar ve Türkiye ile ilişkilerine de değindi.
Özhan, "İçinden geçtiğimiz bölgesel, kırılgan ve hassas bir dönemde Lübnan'da toplumsal uyumun korunması her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bu bakımdan, Türkiye olarak Lübnan'ın yanında durmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Lübnan'da TİKA'nın de etkin çalışmalar yaptığını dile getiren Özhan, bu çalışmalar hakkında da bilgi verdi.
Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve AB'de yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özhan, Türkiye'nin her zaman birlik ile ilişkilerini rasyonelleştirmek için çaba harcadığını, ancak AB'nin karar alma süreçlerinin içine düştüğü kısır döngüden çıkarak Türkiye'ye net bir pozisyon ifade edecek duruma gelemediğini kaydetti.
Özhan, "Ümit ederiz AB krizi öncelikle bir Avrupa krizine dönüşmez, ardında domino etkisi yaparak küresel anlamda yeni bir kısır döngünün ortaya çıkmasına yol açmaz." diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz da görüşmeler sırasında grubu adına yaptığı konuşmada, tezkereye olumlu oy vereceklerini belirterek, bu tür uluslararası görevlerin ülkelerin görünürlüğü ve etkinliği açısından önemli olduğunu söyledi.
Türkiye ile İsrail arasındaki mutabakata değinen Yılmaz, Gazze'ye ablukanın kaldırılmasının gemilerin doğrudan Gazze limanına gitmesi anlamına geldiğini, ancak yapılan açıklamaların ablukanın kalkmadığını ortaya koyduğunu savundu. Yılmaz, "Gazze'ye abluka kalkmıyor. Olan İsrail Limanı'ndan, İsrail denetiminde Gazze'ye geçecek malların hızlandırılmasından ibarettir. Yani abluka hafifliyor." değerlendirmesinde bulundu.
CHP olarak İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinden yana olduklarının altını çizen Yılmaz, "Biz İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini isteriz ve destekliyoruz. Ama bu konuda İsrail aleyhtarlığının ve Filistin sempatisinin sürekli kamuoyunda pohpohlanmasını ve bunun oya çevrilmesini, iç politika malzemesi yapılmasını da reddediyoruz." dedi.
İktidarın, Filistin konusuna bütünlükçü bir anlayış içinde bakması, bütün bileşenleri kendi ortamları içinde değerlendirerek ele alması gerektiğini savunan Yılmaz, "Türkiye sürekli Hamas'a yapışma politikasından vazgeçmelidir. Bu bize zarar veriyor." ifadesini kullandı.
Yılmaz, Türkiye-AB ilişkileri konusunda da bugünkü konjonktürde Avrupa'da milliyetçi yaklaşımların ağırlık kazandığına dikkati çekti. Öztürk Yılmaz, "Konu böyleyken bizim çekilmemiz, 'Biz gerekirse bunu referanduma götürürüz." gibi yaklaşımlar sergilememiz yanlıştır. Biz üye miyiz ki referanduma götürelim? Zaten istenmediği zaman ilişkiler götürülmez yani götürülmek istenmiyorsa referandum kılıfının hazırlanmasını da anlamlı bulmuyoruz. AB konusunda da en azından biz kendi sürecimize sahip çıkmalıyız, kendi sürecimiz neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız." diye konuştu.
Yılmaz, Avrupa'nın kendi iç sorunlarıyla uğraştığı bir durumdan vazife çıkarıp "Biz de buradan çıkalım." gibi bir anlayış sergilemenin Türkiye'ye zarar vereceğini savundu.
Türkiye ve Rusya arasındaki olumsuzlukların her iki ülkeye de zarar verdiğini anlatan Yılmaz, "Umuyoruz, Rusya'yla ilişkilerimizde de düzelme olur. Türkiye kendi gücü oranında, kendi ulusal çıkarları oranında Rusya'yla ilişkileri tekrar rayına oturtmak zorundadır." dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da şahsı adına söz alarak, iktidarın dış politikasını eleştirdi.
İktidarın dış siyaseti zigzaglar içinde götürdüğünü ileri süren Salıcı, İsrail ile ilişkilerde gelinen süreci de değerlendirdi.
Salıcı, şunları kaydetti:
"Bugün anlaşma açıklandı. Bugün itibariyle Türkiye'den Gazze'ye gidecek herhangi bir geminin Aşdod Limanı'nda İsrail denetimine tabi tutulmadan Filistin'e geçme imkanı var mı? Yok. Peki biz altı yıldır İsrail ile neden kavga ettik? Ya da bugün 'zafer' diye sunduğumuz şey nedir? Bundan önce de İsrail'i by-pass ederek Filistin'e yardım ulaştıramıyordunuz, bugün de İsrail'i by-pass ederek Filistin'e yardım ulaştıramıyorsunuz. Yani bütün mesele aslında TOKİ'nin orada yapacağı bir miktar sosyal konut mudur? Ya da Türkiye ile Almanya işbirliğinde orada yapılacak olan enerji üretim tesisi midir?"
Salıcı, iktidarın Türkiye'de yaşanan her olumsuz olayı örtmek için dış politikayı iç politika malzemesi haline getirdiğini ileri sürerek, dış politikanın kendi içinde istikrarlı olması gerektiğini vurguladı.
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye'nin Mavi Marmara olayından sonra, "Özür dilenmelidir, tazminat ödenmelidir, Gazze'ye yönelik ambargo kaldırılmalıdır" dediğini belirterek, "Özür dilenmiştir, tazminat konusu bu anlaşmayla birlikte açıklığa kavuşturulmuştur. Gazze'ye de ambargo Türkiye üzerinden kaldırılmaktadır. Türkiye'nin talepleri yerine geldiği için bu anlaşma imzalanmıştır." dedi.
Işık, TBMM Genel Kurulunda görüşülen, Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda hükümete yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükümet adına konuştu.
Bakan Işık, tezkere hakkında konuşmadan önce, "Türkiye ile İsrail arasında varılan mutabakatla" ilgili görüşlerini açıkladı. Bakan Işık, Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihinden bu yana dış politikasında, kategorik karşıtlık temelinde dış politika izlemediğini söyledi.
Fikri Işık, Türkiye'nin ülkelerle olabildiğince iyi ilişkiler kurmaya ve barış içerisinde münasebetleri sürdürmeye gayret ettiklerini kaydederek, "Bu, Türk dış politikasının temeli. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesinin de aslında bir yansıması. Bu noktada, İsrail'le kategorik bir karşıtlığımız dün olmadı, bugün de böyle bir karşıtlığımız yok." ifadelerini kullandı.
Özellikle Mavi Marmara olayından sonra Türkiye'nin 3 maddeyi net olarak ortaya koyduğunu belirten Işık, şunları söyledi:
"(Özür dilenmelidir, tazminat ödenmelidir, Gazze'ye yönelik ambargo kaldırılmalıdır.) 'Bu 3 madde gerçekleşmeden Türkiye'nin İsrail ile anlaşması mümkün değildir' diyerek o gün, ilk gün tavrımızı koyduk. Bugün geldiğimiz noktada özür dilenmiştir, hiç eğip bükmeye gerek yok, özür dilenmiştir, bunu da bütün dünya kabul ediyor. Tazminat konusu bu anlaşmayla birlikte açıklığa kavuşturulmuştur. Gazze'ye de ambargo Türkiye üzerinden kaldırılmaktadır. Her türlü insani yardımın Türkiye üzerinden Gazze'ye ulaştırılmasının önünde bir engel kalmamıştır.
Bunun da ötesinde şu anda Gazze'nin içinde bulunduğu sıkıntıları çözecek, elektrik ihtiyacının karşılanması için şebeke dahil bu alanın açılması, su temini konusu, inşaatlar konusu, organize sanayi bölgesinin tamamlanması, hastanenin tamamlanması gibi konular da bu anlaşmayla garanti altına alınmıştır. Türkiye'nin talepleri yerine geldiği için de bu anlaşma imzalanmıştır. İsrail basınındaki yorumları okursanız, bunun Türkiye'nin mi başarısı, İsrail'in mi başarısı olduğunu çok net görme imkanımız olur. Uluslararası anlaşma olduğu için en kısa sürede TBMM'ye gelecektir, önce Dışişleri Komisyonunda, sonra da Genel Kurulda bu anlaşma görülecek ve karara bağlanacaktır."
Işık, Rusya ile ilişkiler konusunda da "Evet çok önemli gelişmeler var. Biz, aynen İsrail'de olduğu gibi Rusya ile ilişkilerimizin sorunsuz olarak yürümesini hedefliyoruz. Var olan sorunların çözülmesini ve iyi komşuluk ilişkilerinin devam etmesini istiyoruz. 24 Kasımdaki uçak krizinden sonra Türkiye daima yapıcı ve sorunun çözümüne yönelik tutum belirlemiştir. Bu tutumun artık yavaş yavaş sonuç vermeye başlamasından da büyük bir memnuniyet duyuyoruz." diye konuştu.
Tehdit algılamalarının sürekli değiştiği ve buna bağlı olarak güvenlik politikalarının gün geçtikçe karmaşıklaştığı dünyada, fırsat ve risklerin iç içe geçtiği bir coğrafyada yer alan Türkiye'nin etkin bir dış politika yürütmesinin her zamankinden daha da önemli olduğunu vurgulayan Işık, "Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesinde yaşanan değişim ve dönüşüm süreci sancılı bir şekilde devam etmektedir. Bölge ülkeleriyle olan tarihi, siyasi ve ekonomik bağlar nedeniyle ülkemiz, bölgede barış ve istikrarın tesis edilmesine yönelik girişimlere her zaman destek vermektedir. Dünyanın her yerinde olan her türlü olaydan Türkiye'yi ve AK PARTİ Hükümetini sorumlu tutma anlayışının, aslında pratikte bir karşılığı da yoktur." değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Işık, başta komşular olmak üzere; bölge ülkelerinde barış, güvenlik, istikrar ve refahın hakim kılınmasının, Türkiye'nin milli çıkarlarının korunması açısından büyük önem arz ettiğine işaret ederek, "Evet, Suriye'de Esed tavrını değiştirmeseydi Türkiye'nin Suriye politikası değişmezdi. Esed Suriye'de, demokrasi taleplerini insanların tepelerine bomba yağdırarak bastırma gibi esef verici tutuma girmeseydi Türkiye'nin Esed'le ilişkileri bozulmazdı. Ayrıca, küresel ölçekli sorunların ancak küresel ölçekli işbirliği mekanizmalarıyla çözülebileceğinin bilincinde olan ülkemiz, bölgede yer alan tüm yapıların içerisinde yer almayı dış politikasının bir gereği olarak görmektedir." ifadelerini kullandı.
Bölgenin istikrarı bakımından kilit öneme haiz Lübnan'ın, hassas dengeler üzerine kurulu sosyopolitik dokusu, bölgesel konjonktür ve iç siyaset parametrelerinin karmaşık yapısıyla zor bir süreçten geçtiğini kaydeden Işık, Lübnan'ın, komşu ülkelere sığınmak durumunda kalan milyonlarca Suriyeli'nin oluşturduğu mülteci baskısıyla başa çıkmaya çalıştığını söyledi.
Fikri Işık, 4,5 milyon nüfuslu Lübnan'ın 1,5 milyondan fazla Suriyeli ve Filistinli mülteciye ev sahipliği yaptığını söyledi.
"Bölgede ortaya çıkan Şii-Sünni gerginliği ve mülteci baskısının etkileri Lübnan'da asgari düzeyde tutulmadığı takdirde, ülkede yaşanabilecek mezhep temelli bir iç çatışma, komşu ülkeler başta olmak üzere, bölgesel ve küresel düzeyde barış ve istikrara yönelik ciddi risk ve tehdit oluşturarak telafisi olmayan derin yaralara, hasarlara yol açabilecektir." diyen Işık, Türkiye'nin; Suriye'de yaşanan gelişmelerin Lübnan'a yönelik olumsuz etkilerinin önlenmesi, Lübnan'ın iç istikrarını hedef alan teşebbüslere mani olunması amacıyla Lübnan'ın farklı kesimlerinden çeşitli lider ve kanaat önderleriyle temaslarını yoğun bir biçimde devam ettirdiğini bildirdi.
Bakan Işık, Türkiye'nin; Lübnan'ın istikrarının ve güvenliğinin desteklenmesi ve uluslararası toplumun gayretleri arasında eş güdüm sağlanması amacıyla, BM Genel Sekreteri'nin girişimi ve BM Güvenlik Konseyi üyelerinin katılımıyla oluşturulan, Lübnan için Uluslararası Destek Grubu çalışmalarına da destek sağladığını belirtti.
UNIFIL'in, 2006 yazında yaşanan İsrail-Lübnan savaşına son verilmesi ve ateşkes sağlanması için BM Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde aldığı karar uyarınca, Lübnan'da barışın tesisi ve idamesi amacıyla oluşturulan uluslararası bir güvenlik gücü olduğunu kaydeden Işık, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının UNIFIL'e iştirak etmesi kararının Meclis'te 5 Eylül 2006 tarihinde onaylanarak, TSK unsurlarının Ekim 2006'dan itibaren bölgeye konuşlandırılarak görevlerine başladığını bildirdi.
Bakan Işık, şöyle konuştu:
"Lübnan-İsrail sınırında istikrar ve güvenliğin sağlanmasına önemli katkılarda bulunan UNIFIL'in görev süresi bugüne kadar 9 kez uzatılmıştır. UNIFIL'e 2013 yılına kadar bir istihkam bölüğü ve deniz unsurlarıyla 2013 yılından bu yana ise sadece deniz unsurlarımızla katılım sağlamaktayız. UNIFIL Deniz Görev Gücüne iştirak eden TSK unsurlarının görev süresi son olarak TBMM'de 5 Eylül 2015 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmıştır. Bu kapsamda, 1 Ekim 2015'ten itibaren geçerli olan katkı planlaması çerçevesinde 4 adet korvet, 3 adet hücumbot ve 2 adet karakol gemisinden müteşekkil takvimlendirilmiş unsurlarımızın UNIFIL'e bağlı deniz görev gücü dahilinde denetim harekatı icra etmektedir. Ayrıca, Nakura Lübnan'da konuşlu, UNIFIL karargahında ise 2 karargah subayımız görev yapmaktadır. UNIFIL'de Türkiye'nin de içinde bulunduğu toplam 40 ülkeden yaklaşık 10 bin 500 personel görev yapmaktadır. Akdeniz havzasına komşu olmayan Almanya, Hırvatistan, Kamboçya gibi ülkelerin bile katılım sağladığı UNIFIL harekatına katılım sağlamamız, dış politikamız ve uluslararası konjonktür açısından önem arz etmektedir.
UNIFIL'e katkılarımız kapsamında bir diğer önemli husus, bölgede barış ve istikrarın tesisi amacıyla bulunan UNIFIL Deniz Görev Gücü unsurlarımıza ait masrafların geri ödenmesi konusunda, Türkiye ile Birleşmiş Milletler sekreteryası arasında mutabakat muhtırası ve yardım mektuplarının imzalanmış olmasıdır. Bu kapsamda askeri unsurlarımızın masrafları Birleşmiş Milletler tarafından ödenmektedir."
Bakan Işık, BM Güvenlik Konseyinin kararı doğrultusunda, UNIFIL'in bir yıl olarak belirlenen görev süresinin, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da BM Güvenlik Konseyi tarafından, 31 Ağustos 2016 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasının beklendiğini söyledi.
Işık, sözlerini şöyle tamamladı:
"Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki güvenlik koşulları dikkate alınarak, BM Güvenlik Konseyinin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönünde karar alması durumunda hudut, şümul ve miktarı Hükümetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ile 5 Eylül 2006 tarihli TBMM kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında, 5 Eylül 2016 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL Deniz Görev Gücüne iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması için Anayasa uyarınca izin verilmesini yüce Meclisimizden talep ediyoruz."
MHP'nin sağlık sektöründeki kamu-özel ortaklığı projelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği önergenin gündeme alınması önerisi kabul edilmedi.
MHP, Danışma Kurulunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle önerisini Genel Kurula taşıdı.
Partisinin önerisi hakkında konuşan MHP Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul, teslimiyet politikasının hayatın bir parçası olduğunu savunarak, Hükümet'in gelecek nesilleri dahi borçlandırdığını ileri sürdü.
Yurdakul, "Sevgili vatandaşlarım, bakın, AKP Hükûmeti ne yapıyor biliyor musunuz? Hani şu kamu-özel ortaklığıyla yapılan şehir hastaneleri için. Önce, araziyi devletten bedavaya veriyor; Sonra, yatırım için gereken parayı devletin bankalarından tahsil ettiriyor; sonra, bu yapılan hastane için kazanç getirisini ise hazineden üstleniyor." diye konuştu.
AK PARTİ Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu ise sağlıkta değişim ve dönüşümün AK Parti'nin temel politikalarından bir tanesi olduğunu ve sağlık politikalarında halk nezdinde büyük teveccüh görüldüğünü söyledi. İnsan odaklı bir sağlık politikası olduğunu vurgulayan Kavuncu, son yıllarda hastanelerde önemli derecede değişim ve dönüşüm yaşandığına işaret etti.
Kavuncu, şöyle devam etti:
"2002 yılında hasta başına düşen kapalı alan 50 metrekare civarındayken bugün 150 metrekareye çıktı. Hedefimiz bunu yeni hastanelerle birlikte 200 metrekarenin üzerine çıkarmak. Yeni teknolojiler geliyor. Hastaneye bir radyoterapi merkezi kuracaksınız koyamıyorsunuz. Hasta yakınları için uygun ortamlar yok. Niye? Hastanenin yapısı müsait değil. 2002 yılında Türkiye'de bin 150 olan toplam hastane sayısı 400 hastane ilavesiyle bugün bin 550'lere çıktı."
CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın, sağlık ve eğitimin çok önemli kamu görevleri olduğunu, bunun özelleştirmeye bırakılamayacağını söyledi. Akaydın, "Bu sistem sizin çok övündüğünüz Osmanlı'yı batıran bir sistemdir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra sizin yerden yere vurduğunuz Mustafa Kemal Atatürk'ün hiçbir şekilde denemediği bir sistemdir. Osmanlı'yı batıran zihniyetin arkasında ısrarla durursanız Türkiye Cumhuriyeti'ni de batıracaktır." diye konuştu. Akaydın, üniversite hastanelerinin batık durumda olduğunu savundu.
MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
Genel Kurul'da Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda Hükümet'e yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşmelerine geçildi.
MHP Grubu adına söz alan Antalya Milletvekili Mehmet Günal, tezkereyle ilgili kanaatlerinin olumlu olduğunu söyledi. Suriye'de yaşanan gelişmeleri anımsatan Günal, "Lübnan'a tamam gönderelim de niye Suriye'de dibimizdeki gelişmelere müdahale edemiyoruz? Herkes orada, biz yokuz. Herkes giriyor biz giremiyoruz nasıl iştir bu, elimizde tezkere var. Milli ve çok yönlü bir dış politika izlemek zorundayız." diye konuştu.
HDP Grubu adına söz alan Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ise son dört yılda gelen tezkerelerde yeni bir cümlenin olmadığını, cümlelerin sırasının bile değişmediğini bildirdi. Bilgen, "Dünya bu kadar değişiyorken, aynı cümleyi kesip, kopyalayıp sadece Başbakanlar değiştiği için altında imzayı değiştirip, Meclis'e göndermenin kendisi son derece ciddiyetsiz bir yaklaşımdır." ifadesini kullandı.
Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK PARTİ Malatya Milletvekili Taha Özhan, "İçinden geçtiğimiz bölgesel, kırılgan ve hassas bir dönemde Lübnan'da toplumsal uyumun korunması her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bu bakımdan, Türkiye olarak Lübnan'ın yanında durmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum." dedi.
Özhan, TBMM Genel Kurulunda, Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda Hükümet'e yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi'nin görüşmeleri sırasında AK PARTİ Grubu adına söz aldı.
Taha Özhan, bölgedeki gelişmelerin, Türkiye'nin istikrar ve güvenliğinin bölge ve komşu ülkelerden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyduğunu söyledi.
Dış politika önceliklerinden birinin yakın ve komşu coğrafyada barış, güvenlik ve istikrarın tesisi olduğunun altını çizen Özhan, "Etrafımızda bir barış, güvenlik, istikrar ve refah kuşağı oluşturulması için her zaman olduğu gibi özveriyle gayretlerin sürdürülmesi gerekmektedir ve bu gayretlerin içerisinde de bu tezkerenin konusu olan uluslararası kuruluşlar da bulunmaktadır." diye konuştu.
Tezkereye konu olan askeri gücün bölgedeki faaliyetleri hakkında bilgi veren Özhan, Lübnan'ın içinde bulunduğu koşullar ve Türkiye ile ilişkilerine de değindi.
Özhan, "İçinden geçtiğimiz bölgesel, kırılgan ve hassas bir dönemde Lübnan'da toplumsal uyumun korunması her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bu bakımdan, Türkiye olarak Lübnan'ın yanında durmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Lübnan'da TİKA'nın de etkin çalışmalar yaptığını dile getiren Özhan, bu çalışmalar hakkında da bilgi verdi.
Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve AB'de yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özhan, Türkiye'nin her zaman birlik ile ilişkilerini rasyonelleştirmek için çaba harcadığını, ancak AB'nin karar alma süreçlerinin içine düştüğü kısır döngüden çıkarak Türkiye'ye net bir pozisyon ifade edecek duruma gelemediğini kaydetti.
Özhan, "Ümit ederiz AB krizi öncelikle bir Avrupa krizine dönüşmez, ardında domino etkisi yaparak küresel anlamda yeni bir kısır döngünün ortaya çıkmasına yol açmaz." diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz da görüşmeler sırasında grubu adına yaptığı konuşmada, tezkereye olumlu oy vereceklerini belirterek, bu tür uluslararası görevlerin ülkelerin görünürlüğü ve etkinliği açısından önemli olduğunu söyledi.
Türkiye ile İsrail arasındaki mutabakata değinen Yılmaz, Gazze'ye ablukanın kaldırılmasının gemilerin doğrudan Gazze limanına gitmesi anlamına geldiğini, ancak yapılan açıklamaların ablukanın kalkmadığını ortaya koyduğunu savundu. Yılmaz, "Gazze'ye abluka kalkmıyor. Olan İsrail Limanı'ndan, İsrail denetiminde Gazze'ye geçecek malların hızlandırılmasından ibarettir. Yani abluka hafifliyor." değerlendirmesinde bulundu.
CHP olarak İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinden yana olduklarının altını çizen Yılmaz, "Biz İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini isteriz ve destekliyoruz. Ama bu konuda İsrail aleyhtarlığının ve Filistin sempatisinin sürekli kamuoyunda pohpohlanmasını ve bunun oya çevrilmesini, iç politika malzemesi yapılmasını da reddediyoruz." dedi.
İktidarın, Filistin konusuna bütünlükçü bir anlayış içinde bakması, bütün bileşenleri kendi ortamları içinde değerlendirerek ele alması gerektiğini savunan Yılmaz, "Türkiye sürekli Hamas'a yapışma politikasından vazgeçmelidir. Bu bize zarar veriyor." ifadesini kullandı.
Yılmaz, Türkiye-AB ilişkileri konusunda da bugünkü konjonktürde Avrupa'da milliyetçi yaklaşımların ağırlık kazandığına dikkati çekti. Öztürk Yılmaz, "Konu böyleyken bizim çekilmemiz, 'Biz gerekirse bunu referanduma götürürüz." gibi yaklaşımlar sergilememiz yanlıştır. Biz üye miyiz ki referanduma götürelim? Zaten istenmediği zaman ilişkiler götürülmez yani götürülmek istenmiyorsa referandum kılıfının hazırlanmasını da anlamlı bulmuyoruz. AB konusunda da en azından biz kendi sürecimize sahip çıkmalıyız, kendi sürecimiz neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız." diye konuştu.
Yılmaz, Avrupa'nın kendi iç sorunlarıyla uğraştığı bir durumdan vazife çıkarıp "Biz de buradan çıkalım." gibi bir anlayış sergilemenin Türkiye'ye zarar vereceğini savundu.
Türkiye ve Rusya arasındaki olumsuzlukların her iki ülkeye de zarar verdiğini anlatan Yılmaz, "Umuyoruz, Rusya'yla ilişkilerimizde de düzelme olur. Türkiye kendi gücü oranında, kendi ulusal çıkarları oranında Rusya'yla ilişkileri tekrar rayına oturtmak zorundadır." dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da şahsı adına söz alarak, iktidarın dış politikasını eleştirdi.
İktidarın dış siyaseti zigzaglar içinde götürdüğünü ileri süren Salıcı, İsrail ile ilişkilerde gelinen süreci de değerlendirdi.
Salıcı, şunları kaydetti:
"Bugün anlaşma açıklandı. Bugün itibariyle Türkiye'den Gazze'ye gidecek herhangi bir geminin Aşdod Limanı'nda İsrail denetimine tabi tutulmadan Filistin'e geçme imkanı var mı? Yok. Peki biz altı yıldır İsrail ile neden kavga ettik? Ya da bugün 'zafer' diye sunduğumuz şey nedir? Bundan önce de İsrail'i by-pass ederek Filistin'e yardım ulaştıramıyordunuz, bugün de İsrail'i by-pass ederek Filistin'e yardım ulaştıramıyorsunuz. Yani bütün mesele aslında TOKİ'nin orada yapacağı bir miktar sosyal konut mudur? Ya da Türkiye ile Almanya işbirliğinde orada yapılacak olan enerji üretim tesisi midir?"
Salıcı, iktidarın Türkiye'de yaşanan her olumsuz olayı örtmek için dış politikayı iç politika malzemesi haline getirdiğini ileri sürerek, dış politikanın kendi içinde istikrarlı olması gerektiğini vurguladı.
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye'nin Mavi Marmara olayından sonra, "Özür dilenmelidir, tazminat ödenmelidir, Gazze'ye yönelik ambargo kaldırılmalıdır" dediğini belirterek, "Özür dilenmiştir, tazminat konusu bu anlaşmayla birlikte açıklığa kavuşturulmuştur. Gazze'ye de ambargo Türkiye üzerinden kaldırılmaktadır. Türkiye'nin talepleri yerine geldiği için bu anlaşma imzalanmıştır." dedi.
Işık, TBMM Genel Kurulunda görüşülen, Lübnan'da, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında bulunan Türk askerinin görev süresinin bir yıl daha uzatılması konusunda hükümete yetki verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükümet adına konuştu.
Bakan Işık, tezkere hakkında konuşmadan önce, "Türkiye ile İsrail arasında varılan mutabakatla" ilgili görüşlerini açıkladı. Bakan Işık, Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihinden bu yana dış politikasında, kategorik karşıtlık temelinde dış politika izlemediğini söyledi.
Fikri Işık, Türkiye'nin ülkelerle olabildiğince iyi ilişkiler kurmaya ve barış içerisinde münasebetleri sürdürmeye gayret ettiklerini kaydederek, "Bu, Türk dış politikasının temeli. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesinin de aslında bir yansıması. Bu noktada, İsrail'le kategorik bir karşıtlığımız dün olmadı, bugün de böyle bir karşıtlığımız yok." ifadelerini kullandı.
Özellikle Mavi Marmara olayından sonra Türkiye'nin 3 maddeyi net olarak ortaya koyduğunu belirten Işık, şunları söyledi:
"(Özür dilenmelidir, tazminat ödenmelidir, Gazze'ye yönelik ambargo kaldırılmalıdır.) 'Bu 3 madde gerçekleşmeden Türkiye'nin İsrail ile anlaşması mümkün değildir' diyerek o gün, ilk gün tavrımızı koyduk. Bugün geldiğimiz noktada özür dilenmiştir, hiç eğip bükmeye gerek yok, özür dilenmiştir, bunu da bütün dünya kabul ediyor. Tazminat konusu bu anlaşmayla birlikte açıklığa kavuşturulmuştur. Gazze'ye de ambargo Türkiye üzerinden kaldırılmaktadır. Her türlü insani yardımın Türkiye üzerinden Gazze'ye ulaştırılmasının önünde bir engel kalmamıştır.
Bunun da ötesinde şu anda Gazze'nin içinde bulunduğu sıkıntıları çözecek, elektrik ihtiyacının karşılanması için şebeke dahil bu alanın açılması, su temini konusu, inşaatlar konusu, organize sanayi bölgesinin tamamlanması, hastanenin tamamlanması gibi konular da bu anlaşmayla garanti altına alınmıştır. Türkiye'nin talepleri yerine geldiği için de bu anlaşma imzalanmıştır. İsrail basınındaki yorumları okursanız, bunun Türkiye'nin mi başarısı, İsrail'in mi başarısı olduğunu çok net görme imkanımız olur. Uluslararası anlaşma olduğu için en kısa sürede TBMM'ye gelecektir, önce Dışişleri Komisyonunda, sonra da Genel Kurulda bu anlaşma görülecek ve karara bağlanacaktır."
Işık, Rusya ile ilişkiler konusunda da "Evet çok önemli gelişmeler var. Biz, aynen İsrail'de olduğu gibi Rusya ile ilişkilerimizin sorunsuz olarak yürümesini hedefliyoruz. Var olan sorunların çözülmesini ve iyi komşuluk ilişkilerinin devam etmesini istiyoruz. 24 Kasımdaki uçak krizinden sonra Türkiye daima yapıcı ve sorunun çözümüne yönelik tutum belirlemiştir. Bu tutumun artık yavaş yavaş sonuç vermeye başlamasından da büyük bir memnuniyet duyuyoruz." diye konuştu.
Tehdit algılamalarının sürekli değiştiği ve buna bağlı olarak güvenlik politikalarının gün geçtikçe karmaşıklaştığı dünyada, fırsat ve risklerin iç içe geçtiği bir coğrafyada yer alan Türkiye'nin etkin bir dış politika yürütmesinin her zamankinden daha da önemli olduğunu vurgulayan Işık, "Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesinde yaşanan değişim ve dönüşüm süreci sancılı bir şekilde devam etmektedir. Bölge ülkeleriyle olan tarihi, siyasi ve ekonomik bağlar nedeniyle ülkemiz, bölgede barış ve istikrarın tesis edilmesine yönelik girişimlere her zaman destek vermektedir. Dünyanın her yerinde olan her türlü olaydan Türkiye'yi ve AK PARTİ Hükümetini sorumlu tutma anlayışının, aslında pratikte bir karşılığı da yoktur." değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Işık, başta komşular olmak üzere; bölge ülkelerinde barış, güvenlik, istikrar ve refahın hakim kılınmasının, Türkiye'nin milli çıkarlarının korunması açısından büyük önem arz ettiğine işaret ederek, "Evet, Suriye'de Esed tavrını değiştirmeseydi Türkiye'nin Suriye politikası değişmezdi. Esed Suriye'de, demokrasi taleplerini insanların tepelerine bomba yağdırarak bastırma gibi esef verici tutuma girmeseydi Türkiye'nin Esed'le ilişkileri bozulmazdı. Ayrıca, küresel ölçekli sorunların ancak küresel ölçekli işbirliği mekanizmalarıyla çözülebileceğinin bilincinde olan ülkemiz, bölgede yer alan tüm yapıların içerisinde yer almayı dış politikasının bir gereği olarak görmektedir." ifadelerini kullandı.
Bölgenin istikrarı bakımından kilit öneme haiz Lübnan'ın, hassas dengeler üzerine kurulu sosyopolitik dokusu, bölgesel konjonktür ve iç siyaset parametrelerinin karmaşık yapısıyla zor bir süreçten geçtiğini kaydeden Işık, Lübnan'ın, komşu ülkelere sığınmak durumunda kalan milyonlarca Suriyeli'nin oluşturduğu mülteci baskısıyla başa çıkmaya çalıştığını söyledi.
Fikri Işık, 4,5 milyon nüfuslu Lübnan'ın 1,5 milyondan fazla Suriyeli ve Filistinli mülteciye ev sahipliği yaptığını söyledi.
"Bölgede ortaya çıkan Şii-Sünni gerginliği ve mülteci baskısının etkileri Lübnan'da asgari düzeyde tutulmadığı takdirde, ülkede yaşanabilecek mezhep temelli bir iç çatışma, komşu ülkeler başta olmak üzere, bölgesel ve küresel düzeyde barış ve istikrara yönelik ciddi risk ve tehdit oluşturarak telafisi olmayan derin yaralara, hasarlara yol açabilecektir." diyen Işık, Türkiye'nin; Suriye'de yaşanan gelişmelerin Lübnan'a yönelik olumsuz etkilerinin önlenmesi, Lübnan'ın iç istikrarını hedef alan teşebbüslere mani olunması amacıyla Lübnan'ın farklı kesimlerinden çeşitli lider ve kanaat önderleriyle temaslarını yoğun bir biçimde devam ettirdiğini bildirdi.
Bakan Işık, Türkiye'nin; Lübnan'ın istikrarının ve güvenliğinin desteklenmesi ve uluslararası toplumun gayretleri arasında eş güdüm sağlanması amacıyla, BM Genel Sekreteri'nin girişimi ve BM Güvenlik Konseyi üyelerinin katılımıyla oluşturulan, Lübnan için Uluslararası Destek Grubu çalışmalarına da destek sağladığını belirtti.
UNIFIL'in, 2006 yazında yaşanan İsrail-Lübnan savaşına son verilmesi ve ateşkes sağlanması için BM Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde aldığı karar uyarınca, Lübnan'da barışın tesisi ve idamesi amacıyla oluşturulan uluslararası bir güvenlik gücü olduğunu kaydeden Işık, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının UNIFIL'e iştirak etmesi kararının Meclis'te 5 Eylül 2006 tarihinde onaylanarak, TSK unsurlarının Ekim 2006'dan itibaren bölgeye konuşlandırılarak görevlerine başladığını bildirdi.
Bakan Işık, şöyle konuştu:
"Lübnan-İsrail sınırında istikrar ve güvenliğin sağlanmasına önemli katkılarda bulunan UNIFIL'in görev süresi bugüne kadar 9 kez uzatılmıştır. UNIFIL'e 2013 yılına kadar bir istihkam bölüğü ve deniz unsurlarıyla 2013 yılından bu yana ise sadece deniz unsurlarımızla katılım sağlamaktayız. UNIFIL Deniz Görev Gücüne iştirak eden TSK unsurlarının görev süresi son olarak TBMM'de 5 Eylül 2015 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmıştır. Bu kapsamda, 1 Ekim 2015'ten itibaren geçerli olan katkı planlaması çerçevesinde 4 adet korvet, 3 adet hücumbot ve 2 adet karakol gemisinden müteşekkil takvimlendirilmiş unsurlarımızın UNIFIL'e bağlı deniz görev gücü dahilinde denetim harekatı icra etmektedir. Ayrıca, Nakura Lübnan'da konuşlu, UNIFIL karargahında ise 2 karargah subayımız görev yapmaktadır. UNIFIL'de Türkiye'nin de içinde bulunduğu toplam 40 ülkeden yaklaşık 10 bin 500 personel görev yapmaktadır. Akdeniz havzasına komşu olmayan Almanya, Hırvatistan, Kamboçya gibi ülkelerin bile katılım sağladığı UNIFIL harekatına katılım sağlamamız, dış politikamız ve uluslararası konjonktür açısından önem arz etmektedir.
UNIFIL'e katkılarımız kapsamında bir diğer önemli husus, bölgede barış ve istikrarın tesisi amacıyla bulunan UNIFIL Deniz Görev Gücü unsurlarımıza ait masrafların geri ödenmesi konusunda, Türkiye ile Birleşmiş Milletler sekreteryası arasında mutabakat muhtırası ve yardım mektuplarının imzalanmış olmasıdır. Bu kapsamda askeri unsurlarımızın masrafları Birleşmiş Milletler tarafından ödenmektedir."
Bakan Işık, BM Güvenlik Konseyinin kararı doğrultusunda, UNIFIL'in bir yıl olarak belirlenen görev süresinin, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da BM Güvenlik Konseyi tarafından, 31 Ağustos 2016 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasının beklendiğini söyledi.
Işık, sözlerini şöyle tamamladı:
"Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki güvenlik koşulları dikkate alınarak, BM Güvenlik Konseyinin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönünde karar alması durumunda hudut, şümul ve miktarı Hükümetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ile 5 Eylül 2006 tarihli TBMM kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında, 5 Eylül 2016 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL Deniz Görev Gücüne iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması için Anayasa uyarınca izin verilmesini yüce Meclisimizden talep ediyoruz."
MHP'nin sağlık sektöründeki kamu-özel ortaklığı projelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği önergenin gündeme alınması önerisi kabul edilmedi.
MHP, Danışma Kurulunda oybirliği sağlanamaması nedeniyle önerisini Genel Kurula taşıdı.
Partisinin önerisi hakkında konuşan MHP Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul, teslimiyet politikasının hayatın bir parçası olduğunu savunarak, Hükümet'in gelecek nesilleri dahi borçlandırdığını ileri sürdü.
Yurdakul, "Sevgili vatandaşlarım, bakın, AKP Hükûmeti ne yapıyor biliyor musunuz? Hani şu kamu-özel ortaklığıyla yapılan şehir hastaneleri için. Önce, araziyi devletten bedavaya veriyor; Sonra, yatırım için gereken parayı devletin bankalarından tahsil ettiriyor; sonra, bu yapılan hastane için kazanç getirisini ise hazineden üstleniyor." diye konuştu.
AK PARTİ Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu ise sağlıkta değişim ve dönüşümün AK Parti'nin temel politikalarından bir tanesi olduğunu ve sağlık politikalarında halk nezdinde büyük teveccüh görüldüğünü söyledi. İnsan odaklı bir sağlık politikası olduğunu vurgulayan Kavuncu, son yıllarda hastanelerde önemli derecede değişim ve dönüşüm yaşandığına işaret etti.
Kavuncu, şöyle devam etti:
"2002 yılında hasta başına düşen kapalı alan 50 metrekare civarındayken bugün 150 metrekareye çıktı. Hedefimiz bunu yeni hastanelerle birlikte 200 metrekarenin üzerine çıkarmak. Yeni teknolojiler geliyor. Hastaneye bir radyoterapi merkezi kuracaksınız koyamıyorsunuz. Hasta yakınları için uygun ortamlar yok. Niye? Hastanenin yapısı müsait değil. 2002 yılında Türkiye'de bin 150 olan toplam hastane sayısı 400 hastane ilavesiyle bugün bin 550'lere çıktı."
CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın, sağlık ve eğitimin çok önemli kamu görevleri olduğunu, bunun özelleştirmeye bırakılamayacağını söyledi. Akaydın, "Bu sistem sizin çok övündüğünüz Osmanlı'yı batıran bir sistemdir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra sizin yerden yere vurduğunuz Mustafa Kemal Atatürk'ün hiçbir şekilde denemediği bir sistemdir. Osmanlı'yı batıran zihniyetin arkasında ısrarla durursanız Türkiye Cumhuriyeti'ni de batıracaktır." diye konuştu. Akaydın, üniversite hastanelerinin batık durumda olduğunu savundu.
MHP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
**** HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
