2013-04-01 - 14:00
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında eyalet sistemi önerisi ve gündeme ilişkin konularda değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında eyalet sistemi önerisi ve gündeme ilişkin konularda değerlendirmelerde bulundu.
Kemal Burkay'ın "Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Kürt halkının ulusal kurtuluşunu, halkın kendi kaderini özgürce tayin etmesinde görür. Ona göre, Kürt halkı kendi kendisini yönetmelidir." sözlerini anımsatan MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Şerafettin Elçi'nin de aynı şeyleri farklı bir söylem içinde ifade ettiğini belirterek " Ben Türkiye'nin eninde sonunda federal sisteme kavuşmak zorunda olduğunu, Türkiye'nin yapısına en uygun modelin bu olduğunu düşünüyorum." dediğini hatırlattı.
MHP'li Yeniçeri, eyalet konusunda yapılan açıklamaların kaygı verici olduğunu söyleyerek, ''Eyalet sistemi federal yapı demektir ve öteden beri terör örgütünün, bölücü kesimlerin tekrar ettikleri, varmaya çalıştıkları bağımsız Kürdistan'ın öncesidir'' diye konuştu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:
"İmralı'daki teröristbaşı Öcalan, KCK adlı paralel Kürt Çatı devleti yapılanmasını esas alan sözleşmede amaçladığı Ortadoğu'yu şöyle anlatır: "Kürt halkının demokratik konfederasyon temelinde birliğini esas almak, bölge halklarıyla eşitlik ve kardeşlik temelinde Demokratik Toplumcu Ortadoğu Konfederasyonunu gerçekleştirmektir". KCK bu anlamda "Demokratik Özerk Kürdistan" kurmayı hedefliyor.
Karayılan, "Bağımsız Kürt Devleti" istemediklerini ancak "Iraktaki Kürtlerden mülhem bir dereceye kadar otonom bir yapı istiyoruz" diyor.
Özal ile başlayan "Federasyon tartışılmalı!" söylemleri Başbakan Erdoğan ile açıkça ifade edilmeye başlanmıştır. Başbakan Erdoğan, Türkiye için eyalet sistemini savunurken şunları söylüyor: "Güçlü bir Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır?Eyalet yapılanması süratle kalkınmayı getirir. Bu güçlenme alametidir. Güçlü Osmanlı'da Lazistan eyaleti var Kürdistan eyaleti var. Güneyde başka eyaletler var. MHP bir taraftan Osmanlı'nın devamıyız diyecek ama bir taraftan da Osmanlı'nın uygulamalarına karşı çıkacak". diyor
Amerika ve Almanya federasyondur. Ancak Amerika ve Almanya'da etnik ırkçılık sorunu yoktur. Amerika ve Almanya'da tarihi eksende küçük devletlerin "birleşme uğruna bağımsızlıklarından vaz geçerek 'eyalet' statüsünü kabul etmeleriyle kurulmuştur. Birleşme ABD ya da Almanya'da bir değerdir, Türkiye'de ise ayrışma bir gelenektir.
Yeri gelmişken Başbakan Erdoğan'ın MHP'ye yönelik eleştirilerine cevap vermek gerekir. Osmanlı Devleti'nin devamı olmak başka bir şey Osmanlı Padişahlığını ya da Eyalet sistemlerini savunmak daha başka bir şeydir. Osmanlı Devleti'nin devamıyız demek, Osmanlı'daki harem sistemini ya da saltanatı da savunmayı gerekli kılmaz! Kaldı ki, Osmanlı devleti on bir milyon kilometre karelik geniş bir alanı ve çok farklı bir coğrafyayı kapsıyordu. Türkiye ise 786 bin kilometre karelik alanı olan bir coğrafyadır. O zamanın teknolojik ve ulaşım şartları ile günümüzün şartları da mukayese kabul etmez derecede farklıdır.
Kaldı ki, yetki bakımından Osmanlı hep merkeziyetçiydi. Eyalet yöneticileri hep merkezden atanıyordu. Günümüzdeki eyalet sistemlerinde yürütme, yasama ve yargı erkleri belirli ölçülerde yerele devredilmektedir. Yürütme, yasama ve yargı erkinin sınırlı devri özerkliği, çok devredilmesi ise federasyon ve eyaletleşmeyi meydana getirmektedir. Başbakan Erdoğan'ın Osmanlıyı anladığı ama tamamen yanlış anladığı anlaşılıyor!
Abdülhamit'in şu sözleri Tayip Erdoğan gibiler için söylemiştir: Bu sözleri tarih belgelerinden Taha Akyol aktarmıştır. Biz de söyleyelim: Sultan Abdülhamid, 28 Şubat 1887 tarihli "İrade-i Senniye'sinde muhtariyet usulünün bütün vilayetlerde uygulanmasını isteyenleri" ağır sözlerle eleştirdikten sonra, özerkliği savunanların "bundan devlet ve millet için doğacak zararları ve tehlikeleri asla gözönünde bulundurmadıklarını" belirtiyor. Ayrı devlet gibi davranan Girit Adasının özerk olduğunu belirtiyordu. Girit o zaman Osmanlı Bayrağı altındaydı; Özerk Girit Meclisi Yunanistan'a katılma kararını 20 sene sonra alacaktı.
Görüldüğü gibi Başbakan Erdoğan'ın görüşleri Osmanlıyla değil Öcalan'la örtüşüyor. Oslo görüşmeleri sırasında Hakan Fidan, Başbakan Erdoğan'a İmralı'da yatan Öcalan'ın "bölgeye yönelik vizyonunun ülkeye yönelik vizyonunun yüzde doksan beş oranında kendi çizdiği vizyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım" demişti. Bu nedenle Başbakan Erdoğan'ın eyalet açıklamasının, KCK, PSK, PKK, Elçi, Ensarioğlu vb.'lerinin görüşleriyle yüzde yüz örtüşüyor.
PKK'nın yol keserek kaçırdığı kimseler için "göz altına alındı". Öcalan'ın, hem PKK'nın hem de devletin elinde "tutsaklar" var söylemleri amaçlıdır. Yine PKK'nın kaçırarak rehin aldığı devlet görevlilerini teslim ederken, tören düzenlemesi ve ardından da tutanaklarla rehineleri teslim etmesi nedensiz değildir. Öcalan'ın devletle meşru muhataplığını tescil ettirmek olarak aldıran PKK/KCK/BDP cenahı bu kez de PKK'ya legalite ve meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Türkiye'deki terörü meşrulaştırmaya çalışan medyanın bütün değerlendirmelerinde planlı bir biçimde PKK'yı "yasal olmayan örgüt" olarak tanımlamasının nedeni de budur.
Sorun TBMM'ye taşınır, konuyla ilgili yasal bir düzenleme yapılırsa terör örgütü ve lideri yasal bir zemin edinmiş olacaktır. Böylece terör örgütünün yasa dışılık konumunu aşmış legal, hukuki bir zemin ve kimlik edinmiş olacaktır. BDP'lilerin sistemli bir biçimde PKK'ya "gerilla" ya da "özgürlük savaşçıları" demelerinin nedeni de budur.
Türk milletinin adeta sınırları, sinirleri ve sabırı test ediliyor. Devlet gücünü eline geçirmiş, silahlı kuvvetleri sindirmiş, yargıyı vesayet altına almış olan iktidar Türk milletine istediği her şeyi kabul ettirebileceğini düşünüyor. Öyle ki, artık Türk Bayrağı'nın tartışılmasına sıra gelmiştir.
Yeni Şafak Gazetesinden bir yazar "Herkesin cebinde zaten Türk bayrağı var artık bu Türk bayrağının isminin değişmesi de gündeme gelmeli mesela Sayın Selahattin Demirtaş'ın dediği gibi 'Devlet Bayrağı' "olabilir" diyor...Bu hanım efendi buyuruyor ki, "eğer Anayasa'dan Türk sözü çıkarılacak... Türk kavramı milletin adı değil de bir alt kimliğin, bir etnik grubun adı olacaksa... O zaman Türkçenin resmi dil, ülke adının Türkiye olması da gereksiz olacaktır. Elbet bayrağımıza Türk bayrağı denmesi de anlamsızlaşacaktır. Bir alt kimliğin adı neden ülkenin ve bayrağın adı olsun".
Taraf Gazetesinden bir malum yazar ise şunları yazıyor: "Peki, neden kendimiz Kürt bayrağı asmamayı normal kabul ederken, Kürtlerin Türk bayrağı asmasını isteyebiliyoruz?'? Kürtlere hep bir şeyler dayatma hakkımız varmış gibi yaşıyoruz. Bayrak asmalarını söylüyoruz, Türkçe öğrenmelerini istiyoruz... Biz Kürtçe öğrenmiyoruz, bayraklarını asmıyoruz. Eğer eşitsek, neden onlara karışma hakkımız olduğuna inanıyoruz?" diyor
Türk Milletinin Türkiye'deki egemenliği, bayrağı, dili ve varlığı tartışılmaktadır. Bunun ne anlama geldiği açıktır. Daha vahimi de bu ülkenin tepesinde ülkeyi yönetenler bizzat bu tartışmaları yaptırıyor olmalarıdır. Türk bayrağını tartışmak gerçekte Türkiye'yi tartışmaktır. Türk milleti kavramını anayasadan çıkarmak Türk milletini yok saymaktır. Türk milletini tartışmaya açmak Türkiye'yi bölmektir. Yapılan da budur! İktidarın Türkiye'yi getirdiği yer tehlikelidir, risklidir ve sıkıntılıdır." diye konuştu.
H. Alper Durmaz
Kemal Burkay'ın "Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Kürt halkının ulusal kurtuluşunu, halkın kendi kaderini özgürce tayin etmesinde görür. Ona göre, Kürt halkı kendi kendisini yönetmelidir." sözlerini anımsatan MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Şerafettin Elçi'nin de aynı şeyleri farklı bir söylem içinde ifade ettiğini belirterek " Ben Türkiye'nin eninde sonunda federal sisteme kavuşmak zorunda olduğunu, Türkiye'nin yapısına en uygun modelin bu olduğunu düşünüyorum." dediğini hatırlattı.
MHP'li Yeniçeri, eyalet konusunda yapılan açıklamaların kaygı verici olduğunu söyleyerek, ''Eyalet sistemi federal yapı demektir ve öteden beri terör örgütünün, bölücü kesimlerin tekrar ettikleri, varmaya çalıştıkları bağımsız Kürdistan'ın öncesidir'' diye konuştu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:
"İmralı'daki teröristbaşı Öcalan, KCK adlı paralel Kürt Çatı devleti yapılanmasını esas alan sözleşmede amaçladığı Ortadoğu'yu şöyle anlatır: "Kürt halkının demokratik konfederasyon temelinde birliğini esas almak, bölge halklarıyla eşitlik ve kardeşlik temelinde Demokratik Toplumcu Ortadoğu Konfederasyonunu gerçekleştirmektir". KCK bu anlamda "Demokratik Özerk Kürdistan" kurmayı hedefliyor.
Karayılan, "Bağımsız Kürt Devleti" istemediklerini ancak "Iraktaki Kürtlerden mülhem bir dereceye kadar otonom bir yapı istiyoruz" diyor.
Özal ile başlayan "Federasyon tartışılmalı!" söylemleri Başbakan Erdoğan ile açıkça ifade edilmeye başlanmıştır. Başbakan Erdoğan, Türkiye için eyalet sistemini savunurken şunları söylüyor: "Güçlü bir Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır?Eyalet yapılanması süratle kalkınmayı getirir. Bu güçlenme alametidir. Güçlü Osmanlı'da Lazistan eyaleti var Kürdistan eyaleti var. Güneyde başka eyaletler var. MHP bir taraftan Osmanlı'nın devamıyız diyecek ama bir taraftan da Osmanlı'nın uygulamalarına karşı çıkacak". diyor
Amerika ve Almanya federasyondur. Ancak Amerika ve Almanya'da etnik ırkçılık sorunu yoktur. Amerika ve Almanya'da tarihi eksende küçük devletlerin "birleşme uğruna bağımsızlıklarından vaz geçerek 'eyalet' statüsünü kabul etmeleriyle kurulmuştur. Birleşme ABD ya da Almanya'da bir değerdir, Türkiye'de ise ayrışma bir gelenektir.
Yeri gelmişken Başbakan Erdoğan'ın MHP'ye yönelik eleştirilerine cevap vermek gerekir. Osmanlı Devleti'nin devamı olmak başka bir şey Osmanlı Padişahlığını ya da Eyalet sistemlerini savunmak daha başka bir şeydir. Osmanlı Devleti'nin devamıyız demek, Osmanlı'daki harem sistemini ya da saltanatı da savunmayı gerekli kılmaz! Kaldı ki, Osmanlı devleti on bir milyon kilometre karelik geniş bir alanı ve çok farklı bir coğrafyayı kapsıyordu. Türkiye ise 786 bin kilometre karelik alanı olan bir coğrafyadır. O zamanın teknolojik ve ulaşım şartları ile günümüzün şartları da mukayese kabul etmez derecede farklıdır.
Kaldı ki, yetki bakımından Osmanlı hep merkeziyetçiydi. Eyalet yöneticileri hep merkezden atanıyordu. Günümüzdeki eyalet sistemlerinde yürütme, yasama ve yargı erkleri belirli ölçülerde yerele devredilmektedir. Yürütme, yasama ve yargı erkinin sınırlı devri özerkliği, çok devredilmesi ise federasyon ve eyaletleşmeyi meydana getirmektedir. Başbakan Erdoğan'ın Osmanlıyı anladığı ama tamamen yanlış anladığı anlaşılıyor!
Abdülhamit'in şu sözleri Tayip Erdoğan gibiler için söylemiştir: Bu sözleri tarih belgelerinden Taha Akyol aktarmıştır. Biz de söyleyelim: Sultan Abdülhamid, 28 Şubat 1887 tarihli "İrade-i Senniye'sinde muhtariyet usulünün bütün vilayetlerde uygulanmasını isteyenleri" ağır sözlerle eleştirdikten sonra, özerkliği savunanların "bundan devlet ve millet için doğacak zararları ve tehlikeleri asla gözönünde bulundurmadıklarını" belirtiyor. Ayrı devlet gibi davranan Girit Adasının özerk olduğunu belirtiyordu. Girit o zaman Osmanlı Bayrağı altındaydı; Özerk Girit Meclisi Yunanistan'a katılma kararını 20 sene sonra alacaktı.
Görüldüğü gibi Başbakan Erdoğan'ın görüşleri Osmanlıyla değil Öcalan'la örtüşüyor. Oslo görüşmeleri sırasında Hakan Fidan, Başbakan Erdoğan'a İmralı'da yatan Öcalan'ın "bölgeye yönelik vizyonunun ülkeye yönelik vizyonunun yüzde doksan beş oranında kendi çizdiği vizyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım" demişti. Bu nedenle Başbakan Erdoğan'ın eyalet açıklamasının, KCK, PSK, PKK, Elçi, Ensarioğlu vb.'lerinin görüşleriyle yüzde yüz örtüşüyor.
PKK'nın yol keserek kaçırdığı kimseler için "göz altına alındı". Öcalan'ın, hem PKK'nın hem de devletin elinde "tutsaklar" var söylemleri amaçlıdır. Yine PKK'nın kaçırarak rehin aldığı devlet görevlilerini teslim ederken, tören düzenlemesi ve ardından da tutanaklarla rehineleri teslim etmesi nedensiz değildir. Öcalan'ın devletle meşru muhataplığını tescil ettirmek olarak aldıran PKK/KCK/BDP cenahı bu kez de PKK'ya legalite ve meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Türkiye'deki terörü meşrulaştırmaya çalışan medyanın bütün değerlendirmelerinde planlı bir biçimde PKK'yı "yasal olmayan örgüt" olarak tanımlamasının nedeni de budur.
Sorun TBMM'ye taşınır, konuyla ilgili yasal bir düzenleme yapılırsa terör örgütü ve lideri yasal bir zemin edinmiş olacaktır. Böylece terör örgütünün yasa dışılık konumunu aşmış legal, hukuki bir zemin ve kimlik edinmiş olacaktır. BDP'lilerin sistemli bir biçimde PKK'ya "gerilla" ya da "özgürlük savaşçıları" demelerinin nedeni de budur.
Türk milletinin adeta sınırları, sinirleri ve sabırı test ediliyor. Devlet gücünü eline geçirmiş, silahlı kuvvetleri sindirmiş, yargıyı vesayet altına almış olan iktidar Türk milletine istediği her şeyi kabul ettirebileceğini düşünüyor. Öyle ki, artık Türk Bayrağı'nın tartışılmasına sıra gelmiştir.
Yeni Şafak Gazetesinden bir yazar "Herkesin cebinde zaten Türk bayrağı var artık bu Türk bayrağının isminin değişmesi de gündeme gelmeli mesela Sayın Selahattin Demirtaş'ın dediği gibi 'Devlet Bayrağı' "olabilir" diyor...Bu hanım efendi buyuruyor ki, "eğer Anayasa'dan Türk sözü çıkarılacak... Türk kavramı milletin adı değil de bir alt kimliğin, bir etnik grubun adı olacaksa... O zaman Türkçenin resmi dil, ülke adının Türkiye olması da gereksiz olacaktır. Elbet bayrağımıza Türk bayrağı denmesi de anlamsızlaşacaktır. Bir alt kimliğin adı neden ülkenin ve bayrağın adı olsun".
Taraf Gazetesinden bir malum yazar ise şunları yazıyor: "Peki, neden kendimiz Kürt bayrağı asmamayı normal kabul ederken, Kürtlerin Türk bayrağı asmasını isteyebiliyoruz?'? Kürtlere hep bir şeyler dayatma hakkımız varmış gibi yaşıyoruz. Bayrak asmalarını söylüyoruz, Türkçe öğrenmelerini istiyoruz... Biz Kürtçe öğrenmiyoruz, bayraklarını asmıyoruz. Eğer eşitsek, neden onlara karışma hakkımız olduğuna inanıyoruz?" diyor
Türk Milletinin Türkiye'deki egemenliği, bayrağı, dili ve varlığı tartışılmaktadır. Bunun ne anlama geldiği açıktır. Daha vahimi de bu ülkenin tepesinde ülkeyi yönetenler bizzat bu tartışmaları yaptırıyor olmalarıdır. Türk bayrağını tartışmak gerçekte Türkiye'yi tartışmaktır. Türk milleti kavramını anayasadan çıkarmak Türk milletini yok saymaktır. Türk milletini tartışmaya açmak Türkiye'yi bölmektir. Yapılan da budur! İktidarın Türkiye'yi getirdiği yer tehlikelidir, risklidir ve sıkıntılıdır." diye konuştu.
H. Alper Durmaz
