| Konu: | (2/2579) esas numaralı 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/148) münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 22 |
| Tarih: | 23.11.2021 |
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5237 sayılı Kanun Teklifi'nde değişiklik yapılarak "ısrarlı takip" olgusunun ayrı bir suç olarak düzenlenmesine ilişkin verdiğim kanun teklifi üzerine söz aldım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Literatüre "stalking" kelimesinden türeyerek gelen, Türkçeye "ısrarlı takip" olarak çevrilen, halk arasında bilinen hâliyle "musallat olma" kavramı, aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, şiddet uygulayanın şiddet mağduruna yönelik olarak güvenliğinden endişe edecek şekilde fiziki veya psikolojik açıdan korku, kaygı, endişe, çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde içeriği ne olursa olsun -fiilî, sözlü, yazılı ya da herhangi bir iletişim aracını kullanarak olabilir- baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışı ifade eder. Bu bir kez yapılıp biten bir takip eylemi olmayıp zaman içine yayılan, yenileyen, devam eden ve sistematik bir şiddet eylemlerini ifade eder. Başlangıçta sadece rahatsız edici ve huzursuzluk yaratıcı olan bu eylemler zinciri, zaman içinde daha tehditkâr ve saldırgan bir hâle bürünerek maalesef, önlem alınmadığında, o mağdurun vücut bütünlüğüne karşı işlenecek, yapılacak bir suça dönüşmesi de kaçınılmaz olabilir.
Berfin Özek, ısrarlı takip suçuna maruz kalıyordu. Kendisinin yüzüne kezzap atılmadan önce defalarca yolu kesilerek iletişim araçlarıyla tehditler aldı, hakaretlere uğradı ve eski erkek arkadaşı tarafından yüzüne asitli saldırıda bir gözünü kaybetti, bir gözü yüzde 70 görme kaybı yaşadı ve yüzü gerçekten ağır hasar aldı.
Ayşe Tuba Arslan, o da ısrarlı takip kurbanıydı. 23 kez şikâyette bulanan ve son dilekçesinde "Ben öldükten sonra mı dikkate alacaksınız?" diyen ama öldükten sonra da dikkate alınmayan Ayşe Tuba Arslan'ın davasına hukukçuların düzenlediği raporda, bu şikâyete konu olan şikâyetlerin farklı farklı olarak algılandığı, bunların birbirinden bağımsız olarak algılandığı ve gereken önlemlerin alınmadığı; bununla beraber savcılık, aile mahkemesi, ceza mahkemesi, ŞÖNİM'ler arasında yeterli ve düzenli bir şekilde irtibat sağlanmadığından dolayı ihmal zinciri sonucu Ayşe Tuba Arslan'ın öldüğü ifade ediliyordu. Israrlı takip suçu eğer Ceza Kanunu'muzda tanımlansaydı, biz, Berfin Özek'in yüzüne kezzap dökülmeden önce onu koruyabildik, kurtarabilirdik. Ayşe Tuba Arslan, Güleda Cankel, Helin Palandöken ve nice kadınlar hayattan koparılmamış olurlardı, hayata tutunabilirlerdi.
Ülkemiz açısından konunun önemi de şu: Tipik bir ısrarlı takip davası olan Nahide Opuz davasına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği ihlal kararı.
Şu acı gerçeği ifade etmek zorundayız değerli arkadaşlar: Yasa ve sözleşme uygulanmadığı için önlenebilir suçlarla öldürülüyor bu kadınlar. Bakın, Hacettepe Üniversitesinin yaptığı araştırma Türkiye'de kadınların yüzde 27'sinin, 10 kadından 3'ünün en az 1 kez ısrarlı takibe uğradığını gösteriyor ve Türkiye'de yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarının, kadın cinayetlerinin çoğunda ısrarlı takip söz konusu. Acil durum çağrılarının yüzde 20'si ısrarlı takip suçu kaynaklı. İşin bir vahim boyutu da maalesef, özellikle yetişkinlere ve çocuklara yönelik olan cinsel suçların başlangıcında ısrarlı takip olduğu biliniyor. Özellikle ısrarlı takip altındaki kız çocuklarının namus kurtarma düşüncesiyle, önce okuldan alınıp daha sonra da evlendirildiğini biliyoruz biz. İşte, bu fail ilk safhada durdurulmuş olsa, ısrarlı takip cezasız kalmasa bizler kadınlara yönelik şiddeti, cinayetleri, cinsel şiddeti engellemiş olacağız ve -bir diğer kısmı da- çocukların erken yaşta evliliklerinin önüne geçmiş olacağız.
Dokuz buçuk yıldır yürürlükte olan 6284 sayılı Kanun'a ve bu kanunun uygulama yönetmeliğine rağmen, ki bunun, kanunda "tek taraflı ısrarlı takip" olarak, ısrarlı takip olgusunun ayrı bir suç olarak tanımlanması gerektiği ifade ediliyor; Cumhurbaşkanı, İnsan Hakları Eylem Planı'nda bunu tekrar etti; Adalet Bakanı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4'üncü Ulusal Eylem Planı'nda Şiddet İzleme Komitesi toplantısında mütemadiyen bunun ayrı bir suç olarak düzenlenmesini ifade etti ama maalesef, hâlâ, henüz bu yasal boşluk giderilmiş değil, Ceza Kanunu'muzda ısrarlı takip suç olarak tanımlanmış değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CANDAN YÜCEER (Devamla) - Bitireceğim.
BAŞKAN - Buyurun, buyurun, toparlayın.
CANDAN YÜCEER (Devamla) - Ve maalesef, mevzuatımızda da ayrı ayrı, farklı farklı maddelerde fiiller olarak yer alıyor "taciz" "tehdit" "şantaj" "cebir" gibi ama bunların hiçbiri ısrarlı takibi tam olarak ifade etmediği, kapsamadığı gibi hem cezalandırma noktasında hem de olayın şiddetini gerçekten belirleme noktasında yeterli olmuyor. O yüzden biz diyoruz ki kadınları ısrarlı takibe karşı savunmasız bırakmayalım. 2'si yürürlük 3 maddeden oluşan kanun teklifim eğer yasalaşırsa hem 6284 sayılı Kanun'un gereğini yerini getirmek adına hem kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin önlenebilir olması ilkesi uyarınca hem Anayasa'mızda yer alan hak ihlallerinin önlenmesi anlamında çok önemli bir eksikliği gidermiş olacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CANDAN YÜCEER (Devamla) - Son cümlelerimi ifade ediyorum Sayın Başkan.
Ve en önemlisi, iki gün sonra, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Gelin, eğer bu söylemlerimizde samimiysek ve gerçekten kadınları korumak istiyorsak ki sözleşmeden çıkarken de bu ifadeler kullanıldı: "Mevzuatlarımız var, eksiklerimizi yaparız." İşte, bu bir eksik. Gelin, o zaman bu kanun teklifine onay verelim ve kadınları ısrarlı takip suçuna karşı savunmasız bırakmayalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)