| Konu: | İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 22 |
| Tarih: | 23.11.2021 |
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli arkadaşlarım, İmran Kılıç kardeşimize Allah'tan rahmet diliyorum. İnşallah hakkını bize helal etmiştir, eğer bizim hakkımız varsa helalühoş olsun.
Değerli arkadaşlarım, hepinizin bildiği gibi, insan teki ve insan toplulukları farklılıklara sahip; renk, ırk, boy, fiziki özellikleri, zekâ, genlerimiz, aklınıza ne geliyorsa. "Bilim" dediğimiz çalışma alanı hem aramızdaki yani insan tekleri arasındaki hem de toplumlar arasındaki farklılıkları ortaya koyar yani bilimin gıdası, bilimin üzerinde çalıştığı alan aramızdaki farklılıklardır, eğer farklılık olmasaydı "bilim" denilen bir uğraşı alanı da olmazdı.
İkinci bir nokta; yine bilimin uğraştığı nokta, bu farklılıkların nasıl ortaya çıktığı ve bunların incelenmesi.
Ancak diğer yandan, bu bilimsel yani deney ve gözlem uğraşısı dışında bize kadim dönemlerden gelen bir başka bilgi türü daha var. Bu bilgi türü, farklılıklardan ziyade eşitlikten bahseder, insanın fâniliğinden bahseder -bir tevafuk oldu- yine ölümden yani insanın asli meselesinden bahseder, kralın da kölenin de varlığının aslında bizim hezeyanlarımıza bağlı çarpık bir inşa olduğundan bahseder; neticede, ölümün hepimizi eşitleyeceğinden bahseder.
Çok değerli arkadaşlarım, yine bu öğreti içinde "Beni ateşten, onu topraktan yarattın; o hâlde ben ondan üstünüm." önermesi ve hükmü, hepinizin kutsal metinlerden hatırlayacağı gibi iblise aittir. Evet, iblisin iddiası buydu, önermenin birinci kısmı doğruydu -yani verilere göre doğruydu- o ateşten, insansa topraktan yaratılmıştı ama bunun bir üstünlük aracı olduğu konusunda elimizde herhangi bir bilgi yoktu; tamamen nefsine ve kendi arzularına, ihtiraslarına yenik düşmesiyle alakalı bir şeydi.
Değerli arkadaşlarım, bu noktada şunu belirtmeliyim ki evrendeki işleyişi ve insandaki farklılıkları ortaya koyan bilim ile bizim verdiğimiz değer yargıları tamamen farklı kategorilerdir ve bu değer yargılarını atfedenler neticede biz insanlarız. Önemli olan, bu farklılıkların üstünlük aracı olarak görülüp görülmemesidir değerli arkadaşlarım. Yani bunu bir üstünlük aracı olarak görmek, farklı olanı ötekileştirmek ve bunun üzerine bir iktidar inşa etmek ne yazık ki tarih boyunca ortaya konan uygulamalardan bir tanesi. Yine, bu görüşe, bu anlayışa baktığımızda, bunların bir anlamda kendi payına razı olmadığını ve Allah'ın ağzını bir anlamda kendi çiftliklerine çevirip diğerinin hakkına da el uzattıklarını ve onları gasbetmeye çalıştıklarını görüyoruz.
Ama öte yanda değerli arkadaşlarım, farklı olanı ötekileştirmeyen, düşmanlaştırmayan, farklı olana düşman değil de komşu olarak yaklaşmaya çalışan ve onlarla ünsiyet kurma çabasında olan bir yaklaşım daha var. Komşu olmak, bir anlamda birbirimiz üzerinde hak sahibi olmaktır, fâni olmayı beraberce kabullenmektir, paylaşabilmektir, adaleti el birliğiyle ayakta tutmaktır; kısaca, komşu, o açken tokluğu içimize sindiremediğimizdir. Bu iki yaklaşım yani bir yanda ötekileştirme, düşmanlaştırma ve tahakküm, diğer yanda ise adalet çabası kadim dönemlerden beri gelen iki yaklaşımdır değerli arkadaşlar. Evet, bugün önümüzdeki sorun da kısaca budur; farklılıklarımızı düşmanlığa çeviren ve aramızdaki bu zaafı fırsata çevirenlerin değirmenine su taşımak mı, yoksa herkesin özgürce yaşayacağı bir adil düzeni el birliğiyle kurmak ve işe helalleşerek başlamak mı? Üzerimizdeki bu tarihsel yük ancak bizlerin iradesiyle aşılabilir.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)