GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:37
Tarih:15.12.2021

CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; bütçenin 6'ncı maddesi üzerine söz aldım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu bütçeye bakınca, sizin de pusulanız olan üstat Abdurrahim Karakoç'un bir şiirini anımsadım. Diyor ki: "Kış yakın, evde odun yok/Tenekede yağ yok, çuvalda un yok/Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok/Çalışsa ne iş var, ne cepte para." Evet, durum buyken biz hâlâ iktidardan masallar dinliyoruz ancak bu masallara çocuklarımız bile artık inanmıyor. Niye mi? İktidara geldiğiniz günden beri ne söylediyseniz tam tersini yaptınız. "3Y'yle (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) mücadele edeceğiz." dediniz, ne oldu? "Yoksulluk" dediniz, yenmeyi bir tarafa bırakın, asgari ücretliyi yoksul sayılabilmesi için 4 ayrı işte çalışmak durumunda bıraktınız. Yoksulluk sınırı 10 bin lirayı geçti yani milyonlarca emekçiye layık gördüğünüz asgari ücret, ne acı ki onları yoksul sınıfına sokmaya bile yetmiyor bugün. Bunun utancı da vebali de iktidarınızındır ve sizlerindir. "Yolsuzluk" dediniz, vatanın toprağını, varlıklarını, kaynaklarını, rahmetli Bakanınız Unakıtan'ın da dediği gibi, babalar gibi yok pahasına sattınız. Hazine arazilerinden ihalelere her şeyi parsel parsel yandaşa dağıttınız. Yetti mi? Hayır. Emekçinin alın terinden kestiğiniz vergilerle fonlar kurup halkı değil, bir avuç tefeciyi beslediniz. Sözün özü, devriiktidarınızda yolsuzluklar azalmadı ama haramsız iş azaldı, haramzade çoğaldı.

Evet, gelelim yasaklara. Ne acı ki güzel yurdum altmış dört yıl öncesine gitti. Bakın, buna, bu afişe bakın, 1957 yılında basılan bu afiş çok anlam ifade ediyor aslında; bir daha, bir daha bakın. Niye mi? Çünkü bugün de hırsıza "hırsız" diyemiyoruz çünkü yasak. (CHP sıralarından alkışlar) Evet yani yasaklarla mücadelenizin de yalan olduğunu bir kez daha gördük. "Ak" dediğiniz her şeyin kara olduğunu gördük.

Bütçenin detaylarına gelinecek olursa, özellikle altını çizmek isterim ki şükürler olsun, bu sizin hazırladığınız son bütçe, gidiyorsunuz. Türkiye'yi topyekûn sefalete mahkûm eden bu sosyal cinayet düzeninin artık biteceğini görüyoruz, gidiyorsunuz ama giderayak faturayı da millete yüklüyorsunuz gene. Evet, tek adam rejimini inşa edenlerin, denge denetim mekanizmalarını kaldıranların, ekonomi yönetimini, Merkez Bankasını hatta TÜİK'i bile siyasi silaha dönüştürenlerin halk yararına bir bütçe yapması mümkün değildir, düşünülemez. Ve bizi yanıltmadınız; milyonlar yoksulluğun pençesinde kıvranırken, gençlerden, kadınlardan işsizler ordusunu oluşturmuşken, emekçinin, emeklinin borcu gırtlağına çıkmışken, mutfaklar alev almış yanıyorken, velhasıl yoksulluk ve çaresizlik ülkenin dört bir yanına yayılmışken; içi bomboş bu bütçeyle büyümeyi, üretimi, istihdamı, yatırımı, tasarrufu hedefliyorsunuz. İyi de ekonomik kurtuluş savaşını Türkiye'yi "katar katar" satarak mı yapıyorsunuz?

Bu bütçe, ülkenin kaynaklarının, limanlarının, fabrikalarının bir avuç tefeciye rehin verilerek kumpas belgesi olarak önümüze gelmiş bir bütçedir. Düne kadar ekonomik istikrarla övündünüz, bugün "Büyüyeceğiz." diyorsunuz. Biz ne kastettiğinizi biliyoruz bundan. Buradan soruyorum: Döviz garantili ve otoyollara rant akıtarak mı büyüyeceksiniz? SBK ve Zarrab gibi karanlık kişilerle yolsuzluğu meşrulaştırarak mı büyüyeceksiniz? 128 milyar doları buharlaştırdığınız devlet hazinesini boşaltarak mı büyüyeceksiniz? Liyakati hiçe sayıp üç-beş maaş bağladığınız kişilerin cebini daha da daha da doldurarak mı büyüyeceksiniz? Yoksa toplumsal buhranı her geçen gün biraz daha tırmandırıp şiddeti körükleyerek mi büyüyeceksiniz? Bu gerilim ortamının ağır bedelini maalesef milletimiz, halkımız ödüyor, açlık ve yoksullukla ödüyor. Hani diyor ya Tevfik Fikret: "Millet acılı, millet ölümün eşiğinde/Ama bu doyumsuz sofra sizin/Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!" İşte, bu bütçenin gerçeği budur değerli arkadaşlar.

Bütçe ekonomi politikalarından ve rakamlardan ibaret değildir. Aksine, iktidarın esnafa, çiftçiye, işçiye, emekliye, kadınlara, gençlere vadettiği demokrasinin göstergesidir. Oysa sizin göstergeleriniz de tıpkı demokrasiniz gibi hileli çünkü tek adamı üzmeyecek İstatistik Kurumu, sürekli terazinin ayarlarıyla oynuyor. Örneğin, millî gelirimizi artırmak mı istiyorsunuz? Tedavüle girdiği gün 131 dolar olan 200 liranın, bugün yüzde 89 eriyerek 14 dolara gerilemesi sizi korkutmasın. Hesaplama yöntemini değiştirirsiniz, millî geliri yükseltirsiniz; bir gecede milyonlarca yurttaşı gerçek olmadığı hâlde zenginleşmiş gibi yansıtırsınız. Yansıtmadınız mı? Yansıttınız. İşsizlik mi? Hiç dert etmeyin. Vatandaş iş aradığını bildirmiyorsa eğer size göre zaten çalışıyor demektir. Böylece işsizler ordusunu da terhis edersiniz, orada işsiz kalmaz. Yapmadınız mı? Yaptınız. Bütçe açığı mı? Üzerinde düşünmeye değmez. Merkez Bankasına şak diye emir verirsiniz, tak diye faizi düşürürler; rezervler erir ama neticede çark döner. İtiraz eden olursa görevden alırsınız. Almadınız mı? Aldınız. Tüketici Güven Endeksi mi? Sorun değil, endişelenmeyin. Çıkartırsınız tasarruf ihtimali kalemini, artırırsınız ülkede ekonomiye güveni. Enflasyon mu? Duymamış olalım. Hesaplarken halkın alışveriş sepetini bırakırsınız, sarayın market arabasını alırsınız, tartıda hile yaparak enflasyonu düşürmüş olursunuz. Yapmadınız mı? Yaptınız, işte görüyoruz.

Evet, verilerle oynayarak Türkiye'yi yönetirsiniz ama insanların yaşadığı dramı değiştiremezsiniz. Bakın, bugün marketlerde sütten peynire, bebek bezinden bebek mamasına kadar onlarca üründe alarm var, tablo bu. Sarayı kızdırmaktan korktuğunuz kadar kul hakkı yemekten de korkun. (CHP sıralarından alkışlar) Unutmayın "Sabahın bir sahibi var/Sorarlar bir gün sorarlar/Biter bu dertler acılar/Sararlar bir gün sararlar." Evet, o acıları biz saracağız. Evet "Rakamlarla değil, vicdanla gelin, aşla gelin, işle gelin, umutla gelin." diyen vatandaşlarımızın yaralarını biz saracağız. Unutmayın ki insanın tarihi, emeğin tarihinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, içinde insana dair hiçbir iz bulunmayan bu bütçe emekten yana değildir çünkü kaynakları halk için hakça bölüştürmediğiniz sürece insan onuruna yaraşır bir yaşam sunamazsınız.

Bakın, bu bütçede yaşamın her alanında ötekileştirilen kadınların adı yok. Niye mi? Günde 7 kuruşla kadınları güçlendirmeniz mümkün değil de ondan. Yok böyle bir dünya, önce eşit temsiliyet hakkını getireceksiniz. Bu da yetmez İstanbul Sözleşmesi'ni geri getireceksiniz. Bu da yetmez, cinsiyet eşitliğine dayalı bütçe yapacaksınız.

Borçla doğan çocuklar da bütçede bir gelecek göremiyor. Günde 72 kuruşla çocuklarımıza refah sağlayamazsınız. Eğitimden ayrılmalarını önleyemezsiniz, suça sürüklenmelerini engelleyemezsiniz -dilim varmıyor ama- istismar edilmelerini, küçük yaşta zorla evlendirilmelerine engel olamazsınız; önce zihniyetinizi değiştireceksiniz. Ya gençler... Günde 20 kuruşla gençleri hangi geleceğe hazırlayacaksınız? Hazırlayamazsınız. "Gençler yurt dışına gitmesin." demekle olmuyor arkadaşlar, onlar için istihdam politikaları uygulayacaksınız. Yapabilir misiniz? Yapamazsınız.

Düne kadar seçim meydanlarında "Bizim, Hans'tan, George'tan ne farkımız var; Ahmet, Mehmet, Ayşe de öyle yaşayacak." diye caka satıyordunuz ama öyle olmadı. Ne yazık ki bugün günde 6 kuruş ayırdığınız 84 milyon yurttaşımız, sağlıklı bir şekilde yaşaması mümkün olmayan bir hayat sürüyor.

Bu bütçede emekli yok. Görünen o ki onları çoktan hayattan emekli etmişsiniz; zorunlu harcamaları düştükten sonra günde 15 lirayla ömürlerinin geri kalanını rahat ettirmeyi bekliyorsunuz. Bakın, 76 yaşındaki vatandaş "Otuz sene devletime çalıştım; aldığım maaşla geçinemiyorum, maaşımdan hâlâ vergi kesiyorlar." diyor. Evet, taşı sıksanız vergisini alırsınız da kemer sıkmaktan kemikleri sayılan vatandaşın helal oyunu artık alamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Hiç kusura bakmayın, ekonomi politikalarınız bir kez daha göstermiştir ki AKP, neden; fakirlik fukaralık sonuçtur. Artık söyleyecek sözünüz yok, millete bakacak yüzünüz kalmadı. Aslında bu bütçenin bir imkânsızlıklar itirafnamesi olduğunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Bir inat uğruna ülkeyi felakete götüren bu sisteme ses çıkarmıyorsunuz, suça ortak oluyorsunuz. İtibardan değil ama temel yaşam hakkından tasarruf ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Artık susmayın. Evleri değil ama cepleri ısıtan doğal gaz faturaları için "Zam gelmiş ama mini mini." diyenlerle artık bir olmayın. "2 kilo yerine yarım kilo et yiyin, ne olacak." diyenlerin açlığı meşrulaştırmasını onaylamayın. "Yokluk yok, bolluk ortada." diyenlerin ekmek kuyruklarında kumpas kurmasına artık izin vermeyin. "Elektriği kısan daha az öder." diyenlerin bin odalı sarayın faturasını vatandaşa ödetmesine artık razı olmayın. Yandaşın borcunu kepçe kepçe silerken çiftçiye, esnafa borcu nedeniyle kelepçe takanlara artık "Dur!" deyin. Hakikat karşısında kör, sorunlara sağır, çaresizliğe dilsiz olanlara "Hayattan kısıyorsunuz da şu itibardan neden kısmıyorsunuz?" diye artık sorun, sorun onlara.

Evet, ne yazık ki Türkiye'de umutsuzluğu büyüttünüz. Değil yaraya merhem olmak, insanları bir kuru ekmeğe muhtaç ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın İlgezdi, süreniz tamamlandı, teşekkür ederim.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Sözümü buradan -kayıtlara geçsin diye efendim- Hasan Hüseyin'in küçük bir dörtlüğüyle bitirmek istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - "Topraksa paylaşılmış, kıyılarsa yağmalanmış

Umut hacizde

Sana yokluk sana yasak sana dam

İnsan değil -haşa- bir yağmacı soyu bu

Bıçak kemikte"

Hiç merak etmeyin, gidiyor gitmekte olan, geliyor gelmekte olan; umudunuzu kaybetmeyin. (CHP sıralarından alkışlar)