| Konu: | Nükleer Düzenleme Kanunu Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 63 |
| Tarih: | 05.03.2022 |
CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Nükleer Düzenleme Kurumu Kanunu Teklifi'ni görüşmek üzere buraya geldik. Arkadaşlarımız, teknik konuda da çok konuştu, teknik maddeler, kurumun yapısı, nasıl kurulduğu vesaire ama iş bir nükleeri methetme, nükleeri olumlama noktasına geldi. Ben, kanun teklifinin 2'nci maddesinde burada konuştum. Ben konuşmamı bitirdikten sonra Sayın AK Parti Grup Başkan Vekili Cahit Özkan söz aldı ve bir nükleer güzellemesi yaptı; nükleer enerjinin ne kadar temiz, ne kadar yeşil, ne kadar çevreci, ne kadar güvenli bir enerji olduğunu anlattı ve bunu Avrupa Birliği ve Paris İklim Anlaşması'na da bağladı. Şimdi, dünyada nükleer enerjiyi kim savunur? Dünyada nükleer enerjiyi ya otoriter rejimler savunur ya aşırı sağcı, faşist rejimler savunur değerli arkadaşlar, gerekçeleriyle anlatacağım. Sayın Cahit Özkan kendisini nereye dâhil ediyor bilemiyorum, kendisini istediği yerde konumlandırabilir.
Biz, burada yasama faaliyeti yaparken gerçeği aramak, gerçeğe ulaşmak zorundayız çünkü nükleerle ilgili aldığımız karar sadece 84 milyonu ilgilendirmiyor, o 84 milyonun sonraki kuşaklarını, nesillerini de ilgilendiriyor. Dolayısıyla, olaya önümüze bırakılan notlarla, okuduğumuz kulaktan dolma bilgilerle, kulak mollası gibi bakmamalıyız. Olayla ilgili detaylı bilgi sahibi olup siyaseti bilgi ve üretkenlik temelinde yapmak zorundayız. Bakın, şimdi tane tane anlatacağım, on beş dakika vaktim var, herhâlde anlayacaksınız diye düşünüyorum Sayın Özkan.
1950'lerde nükleer enerji dünyaya "ölçülemeyecek kadar ucuz enerji" olarak tanımlanıyordu, hatta sloganı "Köleniz atom."du. 1974'e geldiğimizde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı kendi raporunda diyordu ki: "2000 yılına geldiğimizde dünyada 4.500 tane nükleer reaktör olacak." 2022 yılına geldik, şu an dünyada 443 nükleer santral var. Bu, nükleer enerji konusundaki yanılgının ne kadar büyük olduğunun göstergesi. Bu hayal kırıklığının sebebi ne, gelelim ona:
1) Komisyon Başkanının burada söylediğinin aksine, dünya radyoaktif atıkların nasıl bertaraf edileceğine ilişkin sorunu çözmedi. Birçok ülke, bizim Gaziemir'de bize ait olmayan radyoaktif atıklarla uğraştığımız gibi, başına bela olan radyoaktif atıklarla uğraşıyor değerli arkadaşlar.
2) İşletme anında bile çevreye radyasyon yayan ve çalışanların hayatını riske atan bir enerji yayıyor. Dolayısıyla bununla da baş edemediler.
3) Milyonlarca kişiyi etkileyen nükleer kazalar oldu.
4) Nükleer silahlanmayı ve uluslararası tehditleri artırdı. Bugün Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan savaş ve oradaki nükleer santralin durumu bunun en önemli göstergelerinden biridir.
5) Son yirmi yılda yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili teknoloji inanılmaz gelişti, rüzgâr enerji teknolojisi inanılmaz gelişti, verimlilikleri arttı.
Biz, kasım ayında Çevre Komisyonu olarak Glasgow'da Birleşmiş Milletler Zirvesi'ne katıldık. Orada Japon standında, Japonya'nın pavilyonunda, artık rüzgâr enerji santralleri hem rüzgârdan enerji üretecek hem de dalga enerjisini elektriğe çevirecek noktaya gelmişti. Güneş enerjisi yine ona keza, verimlilikleri çok arttı, ucuzladı; nükleer enerjiye göre 4 kat daha ucuz noktaya geldi. Dolayısıyla, nükleer lobilerinin söylediği gibi enerji ihtiyacı azalmadı, birçok ülke nükleer santralini, bu enerjiyi riskli buldukları için kapattılar ya da ekonomik ömrünü tamamlamadan kapattılar.
Madem nükleer santral Sayın Cahit Özkan'ın dediği kadar temiz enerji, güvenli enerji; niye Almanya 1982'den beri nükleer santral yapmıyor? Niye ABD'de ve Kanada'da 1978'den beri yeni nükleer santral yapılmıyor? Şu an nükleercilerin ve nükleerci iktidarın dilinden düşürmediği Fransa, "temiz enerji" diye bunu Avrupa Birliğine kabul ettirmeye çalışan Fransa, 1997 yılından 2010 yılına kadar neden nükleer programını askıya aldı?
Bakın, Mart 1997 Monju, Eylül 1999 Tokaimura, ardından Fukuşima'da yaşanan Japonya'nın en büyük nükleer kazasından sonra Japon halkı da nükleerin karşısına geçti. Kanada'da, 1997 yılında 21 tane nükleer santralin 7'si ABD'li ve Kanadalı uzmanlarca denetimlerde yetersiz bulundu, tehlikeli ve yönetim hatası bulunduğu için kapatıldı arkadaşlar.
Şimdi, ben soruyorum: Amerika Birleşik Devletleri kendi nükleer teknolojisine sahip, Kanada kendi nükleer teknolojisine sahip; kendisi nükleer teknolojiye sahip, bu santralleri yapan ve işletme yeterliliği olan ülkeler kendi santrallerini teknik yetersizlikten, yönetim zafiyetinden dolayı kapatıyorsa biz, bize ait olmayan, teknolojisi bize ait olmayan, işletmeyi bilmediğimiz bir nükleer santralin güvenliğini nasıl garanti edebiliyoruz ve buradan halka bunu "temiz enerji, yeni, güvenli enerji, yeşil enerji" diye duyurabiliyoruz? Bu sorumluluğu almak tarihe olumsuz anlamda not düşmektir, bunu burada söylemek istiyorum.
Devam ediyorum, Avusturya'da ve Filipinler'de nükleer santraller, bitirilen nükleer santraller işletmeye alınmadı. Brezilya, yapımı biten 2'nci santralinden ve 1,1 milyar dolar harcadığı 3'üncü nükleer santralinden vazgeçti. İsveç, 1980 yılında referandum yaptı -1980 arkadaşlar- 2010 yılında elektriğinin yüzde 46'sını elde ettiği nükleer santralleri kapattı arkadaşlar, Kasım 1999'da bir santralini sökmeye başladı.
Bu söküm işi de ayrı bir konu; şu an maliyetlere hiç katmadığınız söküm konusu, santralin yapım maliyetinden fazla arkadaşlar. Birincisi, nükleerin, Akkuyu'nun maliyeti 20 milyar dolar, söküm ve sonrasında depolama maliyeti 20 ile 40 milyar dolar arasında ve siz bunu dâhil etmiyorsunuz hesaba. O atıkların 1 milyon yıl saklanması zorunluluğu, 10 bin yıl radyasyon yayma hikâyesini tekrar etmiyorum.
İtalya, 1987 yılında referandum yaptı, nükleer enerjiden vazgeçti, nükleer santrallerini kapattı. Belçika, 2025'te tüm nükleer santrallerini kapatmayı planlıyor. Almanya, 2020 yılında elektrik üretiminin yüzde 46'sını yenilenebilirden karşılıyordu arkadaşlar. 2019'dan 2020 yılına kadar, sadece bir yılda Almanya'nın yenilenebilir enerjiden elde ettiği verim yüzde 4 arttı. Yani teknolojideki hıza bakın, ona göre değerlendirin. Yine, Almanya, rüzgâr enerjisinde mevcudu 2 kata, 2030'a kadar 110 gigavata çıkarma hedefinde; güneş enerjisini de bugünkünün 3 katına çıkarmayı hedefliyor yani 200 gigavata çıkarmayı amaçlıyor. Peki, 2023 hedefleri için sizin Dombra çalarak ilan ettiğiniz 20 bin megavatlık rüzgâr enerjisinde biz neredeyiz? Sadece 8 bin megavat yapabildik arkadaşlar.
Şimdi, gelelim tekrar AB'deki nükleer enerjinin temiz, güvenilir, yeşil ilan edilmesi konusuna. Bununla ilgili 10 civarında ülke Fransa'yla beraber bunun mücadelesini veriyor. Bir parantez açayım; Fransa nükleer enerji konusunda geçmişi karanlık, vebali büyük bir ülke. Büyük Okyanus'ta yaptıkları nükleer denemelerden dolayı, "dünya cenneti" "yeryüzündeki cennet" diyebileceğimiz Fransız Polinezyası'nda yaşayan tüm insanlar o nükleer denemelerden etkilendi, zaten 110 bin insan yaşıyordu, 110 bini de o nükleer denemelerden etkilendi ve bugün Fransa bu işte başı çekiyor.
Neden Macron ve diğerleri "yeşil enerji" diyor nükleere, AB'ye bunu kabul ettirmeye çalışıyor? Çok net; Macron 2022'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bunu tamamen iç politikaya yönelik, seçmenlerini, Fransız seçmenleri, Fransa'daki sağ seçmenleri konsolide etmeye yönelik bir argüman olarak kullanıyor. Macron'a bu konuda büyük tepki var yani Fransa şu an devlet noktasında yeşil enerji olarak savunuyor ama Fransa'da Yeşiller, sosyalistler, diğer tüm siyasi partiler bunun karşısında. Önde gelen cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Melenchon diyor ki: "Fransa'da nükleer santrallerin tamamının kapatılmasından, gerekirse referandumdan yanayız." Fransa Yeşiller Partisinin lideri Yannick Jadot, kendisi 2022'de Macron'un karşısındaki en önemli adaylardan biri; sadece diktatörlerin ve Fransa'daki aşırı sağın faşistlerinin nükleer enerjiyi desteklediğini söylüyor ve "Nükleer enerji konusunda Emmanuel Macron'un dogmatik duruşunu bir kenara bırakıyorum, bugün ekoloji aklın tek tercihi hâline geldi." diyor; biz de öyle diyoruz değerli arkadaşlar. Sosyalist aday Anne Hidalgo da nükleer santrallerin aşamalı olarak kaldırılmasını savunuyor. Yani Avrupa Birliğinde Fransa'nın başını çektiği bir grup "Nükleer temiz enerji olsun." diyor ama onlar kendi ülkelerinde de muhalefetle karşı karşıyalar.
Macron'la beraber diğer ülkeler, mesela Polonya, Çek Cumhuriyeti; bunlar niye "Nükleer enerji temiz enerji olsun, yeşil enerji olarak kabul edilsin." diyorlar -bir gerekçeleri var- çünkü Paris İklim Anlaşması'nda karbon emisyonunu düşürmek zorundalar. Karbon emisyonunu düşürmek için de nükleer santralleri devreye sokarken kömürlü termik santralleri kapatıyorlar. Diyor ki: "Ben kömürlü termik santrali kapatıyorum, bunun yerine bir enerji kaynağı bulmam lazım. Nükleer enerji benim bunun için, geçişte alternatif enerjimdir." Şimdi, biz bunu eleştiriyoruz ama Türkiye ne yapıyor, bizim buradaki pozisyonumuz ne? Biz nükleer santrale "evet" diyoruz, nükleer santral yapıyoruz, 2023'te 1'inci reaktörünü devreye alıyoruz; diğer taraftan, kömürlü termik santralleri kapatmıyoruz, aksine 23-24 tane daha yeni kömürlü termik santral planlıyoruz arkadaşlar. Yani örnek verdiğiniz Avrupa Birliğindeki Fransa'yla da aynı durumda değilsiniz, Polonya'yla da aynı durumda değilsiniz; hepsinin gerisindeyiz.
Almanya net bir şekilde, nükleerin yeşil enerji olmasına karşı. Yeni Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock Paris'i ziyaret ediyor ve diyor ki: "Fransa'nın nükleer enerjiyi 'yeşil enerji' olarak etiketleme çabalarına karşıyız." Ve "Hiçbir kriz insanlık için iklim krizinden daha büyük tehlike oluşturmadı." diyor; biz de öyle söylüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin bütün milletvekilleri çıkıp iklim krizinin dünyadaki tüm krizlerden daha önemli bir kriz olduğunu bu kürsüden defalarca haykırdılar. Ben şahsen 2015 yılından beri belki 8-10 defa, belki daha fazla bu kürsüden bunu dile getirdim.
Değerli arkadaşlar, biz Mecliste Nükleer Düzenleme Kurumu kurulmasına ilişkin kanun tekliflerini görüşürken Rusya, Ukrayna arasındaki savaşta bir nükleer santral gündeme geldi, Zaporijya Nükleer Santrali. "Yangın çıktı." dediler ve Avrupa'nın en büyük nükleer santrali olduğunu söylediler. Düşünün, savaş, tüm diğer risklerinin yanı sıra -Fukuşima'da olduğu gibi deprem, doğal afet- çok büyük bir risk. Siz ülkenize, ülkenizin bir kentine bir atom bombası yerleştiriyorsunuz, devasa bir atom bombası yerleştiriyorsunuz. Mersin Akkuyu'da bizim bir atom bombamız olacak ve o atom bombasının pimi Türklerin elinde değil, Rusların elinde olacak; böyle bir şeyden, riskten bahsediyorum değerli arkadaşlar.
AB'deki tartışmaların özü bu, bizim pozisyonumuz da bu. Nükleer enerji; temiz enerji, yeşil enerji, çevreci, güvenilir enerji olarak değerlendirilemez. Dünya geçmişte yaşadı bunun sıkıntılarını, biz yeniden bir Çernobil yaşamak istemiyoruz. Sizin de karanlığı değil aydınlık tarafı seçmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Siz de ilk defa bir aydınlığın tarafında olun, parlamenter demokrasiye karşı otoriter, tek adam rejimini savunmayın, üstünlerin hukukuna karşı hukukun üstünlüğünü savunun, nükleere karşı yenilenebiliri savunun. Hepimizin geleceği için, bu ülkenin geleceği için ihtiyacımız olan şey bu değerli arkadaşlar. Yani tabii, iklim krizi sadece nükleerden ibaret değil; madenler var. Biz maden konusunu dile getirdiğimizde, "Madenler için ormanlar kesiliyor." dediğimizde, "Bu ülkenin madenleri çıkmayacak mı?" deniliyor. Elbette bu ülkenin madenleri çıkacak ama hepiniz, cebinizdeki cep telefonlarına bakın değerli arkadaşlar; o cep telefonunun değeri ne kadar, onun maden değeri ne kadar? Bin dolarlık cep telefonunda belki 5 dolar, 10 dolar maden değeri var; gerisi bilgi ve teknoloji. Siz bilgi ve teknolojiyi tercih etmek yerine ülkenizin dağlarını oymayı, ormanlarını kesmeyi, derelerini yok etmeyi tercih ediyorsunuz; biz buna karşıyız. Bu ülkenin madenleri çıkarılmasın mı? Bu ülkenin madenleri çıkarılsın; bir tek ağacın dalı, yaprağı incinmeyecekse çıkarılsın. Kaç milyon yıldır orada? Bizim rezervimiz olarak orada durmaya devam etsin, bizim yaklaşımımız bu. İklim krizi... Nükleer değil sadece, sulak alanlarda da aynı şey geçerli; karbon emisyonunu düşürmek için sulak alanlarınızı korumak zorundasınız. Sulak alanlar ormanlar gibi karbon yutak alanı; siz sulak alanlarınızı, denizlerinizi, göllerinizi, derelerinizi korumazsanız karbon emisyonunuzu düşüremezsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MURAT BAKAN (Devamla) - "Nükleer santral yapacağız, emisyon düşecek." palavrası doğru değil; nükleer santral emisyonu düşürmez, nükleer santral yeni emisyon yaratmaz. Sizin, termik santralleri kapatmanız lazım; yutak alanlarınızı, ormanlarınızı korumanız lazım; sulak alanlarınızı, denizlerinizi, göllerinizi, derelerinizi korumanız lazım. Kırşehir'de "Seyfe Gölü" diye bir göl var; yüz binlerce flamingo aynı anda havalandığında gökyüzünün karardığı bir göldü, o göl şu an çöl arkadaşlar. Meke Gölü vardı; Google'a girin "dünyanın nazar boncuğu" yazın, Meke Gölü çıkar. O da milyon yıldır vardı, on bin yıldır dünyanın nazar boncuğuydu, sizin iktidarınıza dayanamadı. Türkiye'nin sulak alanlarını, Ereğli Sazlıkları'nı yok ettiniz, yüzde 75'i yok şu an. Kuşlar, uluslararası bir anlaşma yapsa Ereğli Sazlıkları'nı tercih ederdi değerli arkadaşlar, yok oldu. Dolayısıyla, bu ülkede nükleere karşıyız, nükleere "hayır" diyoruz ve iklim krizine karşı bu ülkeyi önce sizden, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından korumak gerekir diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)