GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:79
Tarih:13.04.2022

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Mübarek Ramazan...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Daha başlamadan... Bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

BAŞKAN - Sayın Başarır, Genel Kurula hitap edin lütfen.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Diyor ki: "Yürüyüşü bile tahrik ediyor." Bu da herhâlde önemli bir başarı olsa gerek.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, bu konuyu konuşmak zorundayız. Bu konuda sinirlenmeye, laf atmaya hiç gerek yok. Değerli Hocam da ben de Türk hukukundaki, uluslararası mevzuattaki, anlaşmalardaki maddeleri, hükümleri burada söyleyeceğiz. Yalnız, Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği iki şey önemli. Birincisi; dedi ki: "Cumhuriyet Halk Partisinin bu olaya yaklaşımını, ilgisini tebessümle izliyorum." ama ben AKP Grubunun ve iktidarın bu olaya ilgisizliğini ibretle izliyorum, onu söyleyeyim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar) İkincisi; "Türkiye Cumhuriyeti'nin dünyadaki duruşuna saygı gösterin." dedi. Zaten biz saygı gösterdiğimiz için bu mücadeleyi veriyoruz. Bakın, bir Alman gazeteci vardı, yargılanıyordu "Alamazlar." dedi Beyefendi. Aldılar mı? Bir rahip vardı "Hadi, alın bakalım." dedi. Aldılar mı? Bu olayda "Suçluları biliyorum. Türkiye'de işlendi. Bilgi almak istiyorlarsa, dinlemek istiyorlarsa gelsinler, biz onlara bilgileri, resimleri, kayıtları dinlettirelim ama bu millet enayi değil. Vermeyiz." dedi. Verdiler mi?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Suçluları mı verdiler?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Peki, şimdi soruyorum: Enayi miyiz biz? Seksen dört milyon enayi mi? İşte, biz, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu duruma düşmemesi için burada konuşuyoruz, bu mücadeleyi veriyoruz. Bakın, değerli arkadaşlar, İstanbul'un göbeğinde bir gazeteci lokma lokma doğranıyor. Bir ekip geliyor, kim var bu ekipte? Adli tıp uzmanı var, testereci var, yarbay var, tuğgeneral var, Prensin koruması, Kralın koruması var; var da var. İki otele gece yerleşiyorlar, öğlene doğru olay gerçekleşiyor.

SALİH CORA (Trabzon) - Nasıl çözdünüz bu olayı?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Şimdi, akıl tutulması yaşıyorum, bir Konsolos on dört gün sonra serbest bırakıldı, Konsolos serbest bırakıldı. Viyana Sözleşmesi'nin 41 ve 43'üncü maddeleri net "Eğer suçüstü bir durum varsa, göreviyle ilgili bir suç yoksa derhâl alacaksınız, yargılayacaksınız." diyor. On dört gün sonra bu Konsolos ve Suudi yetkililer -adam kesildi, bavullara koyuldu, adam gitti- dediler ki: "Ya, Kaşıkçı iki saat sonra çıktı gitti buradan." Çünkü bir tuğgenerale sakal yaptılar, öldürülen o gazetecinin kıyafetlerini giydirdiler ve böyle bir algı yarattılar.

Şimdi, bakın bu Konsolosun fiilî ve fikrî bir şekilde bu suça iştirak ettiği bir gerçek mi? Gerçek beraberce yapıyorlar bunu. Ya, niye yolluyorsunuz, ya, neden yolluyorsunuz, ben merak ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti bu kadar âciz bir ülke olamaz; bu duruma düşürüyorsunuz bizi. Neden yolluyorsunuz arkadaşlar? Yolladığınız ülkenin, dosyayı yolladığınız ülkenin, lütfen, hukukuna bakın. 5 sanık idam cezası aldı, doğru mu? 3 sanık yirmi dört yıl ceza aldı? Sonra Kaşıkçı ailesinin yakınları şikâyetten vazgeçtiği için idam cezaları kaldırıldı.

Türkiye Cumhuriyeti, 1926'da Ceza Kanunu'nu kabul etti. Bizde kamu gücü, kamusallık önemli; onlarda kısas önemli. Nasıl böyle bir ülkeye bu dosyayı teslim edebilirsiniz? Bizim Türk Ceza Kanunu'nda, cinayet suçlarında şikâyetten vazgeçtiğimiz zaman dosya düşüyor mu? Ama orada düşüyor bakın.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Hayır, kamu adına takip ediyoruz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Gelelim... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika, onu da söyleyeyim. 6706 sayılı Ceza Kanunlarında... Adli İşbirliği Kanunu'nun 24'üncü maddesi ne der? Delillere bakar, suç nerede işlenmiş ve dünyada genellikle, yüzde 95 böyledir, suçun işlendiği yer dosyayı talep eder. Yani biz ne yapmışız? Suudiler bunu talep etmiş ve vermişiz, bu olacak şey mi?

Diğer bir durum -ben çok merak ediyorum bakın- Abdulhamit Gül'den böyle bir talepte bulundunuz mu, Abdulhamit Gül "Olmaz." dedi mi? Çünkü 11. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı verdiğinde şu Adalet Bakanı olumlu görüş verdi. Abdulhamit Gül ne dedi, ben burada size soruyorum: "Hayır." dedi, "Olmaz." dedi, "Rezil oluruz." dedi, "Bunu anlatamayız dünyaya." dedi; olur mu arkadaşlar, olur mu?

Şimdi, bakın, Arabistan size ne vadetti bilemem, Arabistan'la, Suudilerle nasıl ilişkiler içerisindesiniz bilemem. Bir kamu hukukçusu olarak benim bildiğim bir şey siz Türk yargısını ve mahkeme kararlarını uluslararası ilişkilerde pazarlık konusu yapamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Eğer pazarlık konusu yapsaydık en başta yapardık bunu.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Eğer bir şeyi konuşacaksak bu ülkede mahkemelerin bağımsızlığını konuşacağız. Benim ülkemin Cumhurbaşkanı, Türkiye'deki önemli dosyalarda "Vermem." de diyemez, "Veririm." de diyemez. Bu ülkenin en küçük ilçesindeki bir sulh ceza mahkemesi hâkimi bile "Bir dakika, Beyefendi." demeli, yürütmeye göre karar vermemeli. Ben Adalet Bakanını anlıyorum, sizleri anlıyorum. Sizler bir ileri dört geri. Geri vitesiniz meşhur sizlerin ama 11.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve üyeleri, bu kararı nasıl verebiliyor? Nasıl verebiliyor, değerli arkadaşlar?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sizin hiç vites ayarınız yok.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bak böyle konuşma, bak insanları bu şekilde yargılayamazsın, burada bulunan milletvekillerini bu şekilde yargılayamazsın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Sayın Grup Başkan Vekili ne olur, lütfen laf atmayın.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sizin vites ayarınız yok bir defa!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Yapma lütfen, yapma!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir başlarsak ben bir tane hatibini konuşturmam. Böyle bir şey yok! Grup Başkan Vekili laf atar mı ya! Grup ne yapar o zaman sen böyle yaparsan?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Siz bir şey söyleyecekseniz Suudilere söyleyin, o mahkemeye söyleyin lütfen, lütfen.

Bir sefer, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri bağımsızdır, özgürce karar vermek zorundadır. Artık biz bu ülkede bu mahkemelerin kararlarından önce Cumhurbaşkanının tahminlerini, Cumhurbaşkanının mahkemelere vermiş olduğu ayarları duymak istemiyoruz. "Enayi" mi diyorsunuz bu millete? Bir kez daha soruyorum: Dosya nerede? Nerede dosya? "Vermem." dedi bu ülkenin Cumhurbaşkanı, kayıtlarda var. Enayi miyiz biz, enayi mi? 84 milyonu enayi yerine mi koyuyorsunuz siz? Demedi mi? Sayın Grup Başkan Vekili, çıkın, burada söyleyin, Cumhurbaşkanı bu dosyayla ilgili ne söyledi? Ki söylemesi de yanlış, ki konuşması da yanlış. Çünkü eğer ki bir dosyada soruşturma, kovuşturma başlamışsa ne sen ne ben ne Cumhurbaşkanı ne Meclis Başkanı yorum yapamaz ama yapıyorsunuz ama sonra geri dönüyorsunuz. E, bu olacak şey mi? Bu olacak şey mi?

Bakın, Türk Ceza Kanunu'nun 8'inci maddesi, Viyana Sözleşmesi'nin 41 ve 48'inci maddeleri, adli suçluların iadesiyle ilgili yasamızın 24'üncü maddesi net; burada büyük bir hata yapılmıştır, burada büyük bir yanlış yapılmıştır, Türkiye Cumhuriyeti, dünya nezdinde küçük düşürülmüştür. Bununla ilgili bir özür, bir düzeltme borcunuz var; buna sinirlenmeyin.

Bir kez daha söylüyorum: Suudilerin hukukuna bir bakın, evrensel hukuk prensipleri var mı, insan hakları var mı? Ya, her şeyi geçiyorum, adli yazışmalar yapıldı mı, Adalet Bakanı bunu açıklamıyor. İdam cezası olan bir ülkeden bahsediyoruz, dosyayı iade ediyoruz, Türkiye'de idam cezası yok, uluslararası mevzuat net; idam etmeme garantisi istediniz mi? Ya, bunları bile yapmadınız, bu kadar özensizlik olur mu?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Elimizde sanık var mı? Sanığı mı iade ediyoruz biz, elimizdeki sanıkları mı iade ediyoruz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bakın, sanık olmasa da elinizde dosya var. "Deliller nerede?" diyorsunuz; bu adam nerede kesildi, bu adam nerede doğrandı, bir uçak dolusu insan nereden geldi, nereden geldi yani elimizde sanık var mı? Zaten elinde sanık varsa da bırakıyorsan yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar) Elimizde sanık da varsa...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Diplomatik pasaportla gelmiş, gitmiş; ne yapabiliriz?

BAŞKAN - Sayın Başarır, tamamlayalım lütfen.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ha, bir onu yapmadığınız kaldı, bir de isterseniz elimizde olan sanıkları, bu ülkede suç işleyen suçluları hangi ülke isterse paket yap, yolla; öyle mi? Yani siz bir hukukçusunuz, siz tecrübeli bir insansınız, ne demek "Elimizde sanık var mı?" Zaten sorun bu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Hayır, "idam şartı" dedin "idam şartı"; onun için diyorum.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ha, elinde bir sanık vardı, Konsolos nerede? Konsolos nerede, çık söyle. (CHP sıralarından alkışlar) Konsolosu niye bıraktın? Dışişleri Bakanı, Adalet Bakanıyla iş birliği içerisinde olsaydı -MİT ve polis görevini yapmış, dosyayı hazırlamış, önünüze koymuş- bırakabilir miydiniz? Bakın, siz bu suçluları göz göre göre suçun faili olan Suudi Prens yönetimine verdiniz. Bu, bir suçtur, yeri ve zamanı geldiğinde hesap vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)