| Konu: | Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 31.05.2022 |
CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TİM ve ihracatçılar... Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'da yapılacak değişiklikle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, biraz önce kanunla ilgili kaç kişi acaba imza attı dedim. AKP sıralarında 4 kişi var; bakalım şöyle: Evet, 4 kişi var. Hâlbuki 37 kişi imza atmış. Muhalefet partileri burada, kanuna hiç olmazsa katkı koyuyorlar. Hiç olmazsa 37 kişi şurada dinlese de belki bizim söyleyeceklerimizden bir miktar faydalansa. Komisyonda da bir Komisyon Başkanı var sadece, onun dışında... Hadi onu da sayalım, 5 milletvekili.
Tabii, şimdi bir kanun Meclise geldiği zaman herkes şunu bekler, bütün toplum da aynı şekilde, mesela ihracatçılar, mesela sanayiciler şunu bekler: Ya, bir kanun geliyor, bir yapısal düzenleme yapılıyor, bu düzenlemeyle ilgili biz de ihracatımızı ne yönde artırabiliriz diye bütün dikkatlerin bu Mecliste olması lazım değil mi? Ama öyle bir şey yok, burada yapılan iş aslında İhracatçılar Meclisi Başkanının ve yönetiminin taleplerinin yerine getirilmesi, aynı zamanda Ticaret Bakanının taleplerinin yerine getirilmesi; başka hiçbir şey yok burada. Eğer bu talepleri karşılama yeriyse bu yüce Meclis, aslında "şahsi talepleri karşılayan Meclis" adını vermek lazım ama öyle değil; bu Meclisi boşu boşuna yormayın. Ya, görülüyor ki AKP milletvekilleri de sıkılmış artık "Ya, geliyor böyle Meclise birtakım kanunlar, bu kanunları öyle ya da böyle bir şekilde geçiriyorlar, bize de ihtiyaç yok." öyle mi? Öyle değil. Ülkenin ekonomisiyle ilgili o kadar büyük sıkıntılar var ki; sanayicilerin sıkıntıları, işçilerin sıkıntıları, aynı zamanda tedarikçilerin sıkıntıları o kadar büyük ki bunları burada en azından tartışıp bunlara çare bulacakken işte bugün gördüğümüz tablo var. Bu tabloda fazla söze de gerek yok.
Bakın, şimdi, biraz önce söyledim, bu kanunu tek tek anlatırsak, madde madde anlatırsak kime faydası olduğu da burada anlaşılacak. Yani en azından ülkeye faydası yok, kurumlara faydası var. Yani bu kanun zaten 2009'da çıkarılırken yanlış çıkarılmış -yani sizin iktidarınızda- ve o günden bugüne kadar da ihracatın artışı kendi dinamikleriyle, iş dünyasının yatırımlarıyla bir şekilde bir yerlere gelmiş.
Şimdi, kanunun 1'inci maddesi, fuarlarda, fuarların iç alanlarında belediyelerin aldığı reklam ve ilan vergisini kaldırıyor. Şimdi, bu Meclise gelen her kanunda "Büyükşehir belediyelerinin ellerindeki imkânların neresinden nasıl acaba tasarruf edip onların elinden bu yetkileri alıp gelirlerini kısabiliriz?" diye öyle büyük bir gayret var ki, işte, burada da bunlardan bir tanesi... En fazla fuarların -büyük fuarların- yapıldığı iller arkadaşlar, 1'incisi İstanbul -2 tane büyük fuar merkezi var- 2'ncisi İzmir, 3'üncüsü de Antalya. Bu 3 büyükşehir belediyesi Cumhuriyet Halk Partisinin belediyesi yani "Cumhuriyet Halk Partisinin şu anda iktidar olduğu belediyelerde gelirlerin üzerinden ne kadar yontabilirsek bu belediyeleri başarısız hâle getirebiliriz." düşüncesi var. Çok beklersiniz, belediyelerimiz şu anda inanılmaz mucizeler yaratıyor, bu gelirlerle mucizeler yaratıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu kanunla da ellerinden alacağınız gelirlerin aslında onları durdurmaya yetmeyeceğini bilmelisiniz.
İkincisi, serbest bölgelerle ilgili atıl kalan alanların tasfiyesi meselesi. "İyi." denilebilir ama burada adaletli davranacak mısınız? Burada yıllardır, dört beş yıldır yatırım yapmayan şirketlerden bunların alınması iyi, iyi bir şey ama buradaki ihtiyaç sahibi olan firmalara bunların verilip verilmeyeceğiyle ilgili bunu takip edeceğiz, gözümüz hep üzerinizde olacak.
Tahsil edilemeyen üye borçları terkin ediliyor. Zaten burada bir abukluk var; 2009 senesinde bu kanun çıkarılırken buradan, bir aidat konmuştu, bu aidat aslında Anayasa'ya aykırıydı. Neden biliyor musunuz? Şimdi, bir sanayici, bir tüccar, bir esnaf zaten yasayla kurulmuş bir yere kaydolmak zorunda; ya Türkiye Odalar Birliğine ya TESK'e ya da ticaret sanayi odalarına üye olmak zorunda; orada bir aidat ödüyor, 2009'dan itibaren bu üyelerden, ihracat yapanların hepsinden aidat aldınız; bu aidatlar aslında yasal standartlara uygun değil. Bir kanun çıkardığınız için "Bunu alıyoruz." diyebilirsiniz ama aynı meslek örgütlerine 2 defa aidat ödemek, üstelik de kanun gücüyle aidat ödemek aslında yasaya, Anayasa'ya aykırı. İyi olmuş, yani tahsil edilemeyenlerin, bugüne kadar ödemeyenlerin -ödeyenler gitti de- bunları ödememesi iyidir.
4'üncü, 5'inci ve 6'ncı maddeye göre, TİM ve bağlı birliklerin genel sekreter ve genel sekreter yardımcıları otuz günde seçilemezse Bakanlık resen atama yapacak.
TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Böyle bir şey olur mu ya?
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Şimdi, üstünde en çok durulması gereken ve Komisyonda da herkesin itiraz ettiği ve savunamadığınız bir madde bu. Yani şimdi, Türkiye İhracatçılar Meclisi kamu gücünde bir kurum yani kamuya faydalı bir kurum, daha doğrusu, iş dünyasını temsil eden bir kurum. Şimdi -niye buraya otuz gün kondu bilmiyoruz- "Eğer otuz gün içinde birlik, genel sekreteri veya genel sekreter yardımcısını atamazsa Bakan genel sekreter atar." diyor. Ben, şimdi, olacağı söyleyeyim, bu kanunda düzeltme istedik, eğer iş dünyası temsilcisiyse, eğer İhracatçılar Birliğine tüm ihracat kalemlerinden ödeme yapılıyorsa, ihracatçı ödeme yapıyorsa bırakın genel sekreterini kendi seçsin. Niye buraya el atıyorsunuz? Ha, olacak olan şu: Otuz gün boyunca genel sekreteri bir şekilde Bakanlığa bildirdiğiniz zaman, Bakanlık bu genel sekreteri "Gözünün üstünde kaşı var." deyip eğer kabul etmezse otuzuncu günden sonra, otuz birinci gün ve takip eden diğer gün, otuz ikinci günde siz istediğiniz genel sekreteri oraya atama yetkisini istiyorsunuz.
GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Vesayetçi bunlar.
TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Kadroyu açtınız gene.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Bu kabul edilebilir bir şey değil ama Komisyondan geçirdiniz, burada da buna itiraz edeceğiz. Buraya çıkan bütün arkadaşlarımız bununla ilgili itirazlarını dile getirecekler. Şimdi, bir de Komisyonda ben bunu sordum, TİM Başkanı İsmail Gülle'ye sordum...
GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Gülle'ye güle güle.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - ...dedim ki: "TİM Yönetim Kurulu üyesi niye 12'den 15'e çıkıyor?" cevap veremedi, "Bizim sektörlerde o var, bu var, güçlendirmek istiyoruz." dedi. "12 kişiden 15'e çıkarılmasının sebebi, 13 Haziranda seçim var, onun için mi?" dedim, güldü. Herhâlde, hedef, Yönetim Kurulu üyesi sayısını artırıp diğer alt sektörlerde, Meclisin üyesi olan birliklerde birtakım insanlara yönetim sözü vererek seçimi almaktı. İnşallah, bugün bir düzeltme yaparsınız da 12'de kalır çünkü İsmail Gülle kendi grubundan çıkamadı
GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Güle güle; İsmail Gülle, güle güle.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - O yüzden, TİM Başkan adayı olabilmesi artık imkânsız. O yüzden, burada, 12'den 15'e; başkan yardımcısının 3'ten 5'e çıkarılmasının ana gerekçesinin seçimlere yönelik olduğunu biz biliyoruz da biraz önce en başında söylediğim... "Ya birisinin kendi şahsına ya Bakanlığın kendi şahsına kanun çıkartmayın, bir faydası olsun." dedik, kanıtlardan bir tanesi de bu.
Şimdi, TİM ve bağlı birliklerin yedek akçeleri Bakanın belirleyeceği oranda İhracatı Geliştirme AŞ'ye aktarılıyor. Neden, neden? Yani 2009'da çıktığında da Zafer Çağlayan vardı, "Her gelen bakan kendisine bir arka bahçe geliştirip oradan elde ettiği gelirle seyahatlerini finanse edecek." diye bir kural mı var?
Şimdi, bakın, burada yedek akçeleri Bakan belirliyor. Yahu, ihracatçı o zaman buraya niye nispi aidat ödüyor? Bakın, nispi aidat rakamı 125 milyon dolar, 2022 senesinde toplayacakları nispi oran 125 milyon dolar; 125 milyon dolar... Bu kadar kıt kaynakların olduğu, ihracatçıların ve sanayicilerin bu kadar zorlukla üretim yapabildiği, finansmana erişimin bu kadar zor olduğu bir dönemde siz "Yedek akçeleri de biz alalım, kullanalım." Daha önce yaptınız çünkü, ihracat tanıtım grubunu kapattınız, bir anonim şirket kurdunuz, denetimden kaçırdınız; 600 milyon TL'lik birikimi buraya, İhracat Tanıtım AŞ'ye doldurdunuz. Efendim, "Oradan bir garanti fonu kurup ihracatçıya kredi vereceğiz." dediniz ve EXIMBANK'ın kapısına gidiyorsunuz, kapı duvar! EXIMBANK'tan kredi alamıyorsunuz çünkü kaynak yok, çünkü para yok. E, şimdi, bu parayı ne yaptınız? 600 milyon lirayı ne yaptınız? Soru bu, buradaki bürokratlara ve Komisyon Başkanına.
Şimdi, bu yedek akçeyi Bakana veriyorsunuz. O zaman TİM'i seçmeyin yani TİM'i, seçimle gelinen, iş dünyası temsilcisi olarak lanse etmeyin. Burası devlet kurumu, devlet kurumuysa ihracatçı zaten zor durumda, sanayici zaten zor durumda, bu nispi oranları da almayın, devlet kendi kaynaklarıyla ihracatı geliştirsin. Dünyanın her yerinde, birçok yerinde bu böyle; ihracatçıdan pay alınmaz, ihracatçı desteklenir ve bunu destekleyen devlettir. Siz şimdi yedek akçeye de göz diktiniz.
TİM'in binaları, hazineye bağlı taşınmazların TİM'e bedelsiz tahsisi... Bir cepten alıp öbür cebe veriyorsunuz, olabilir; olabilir de TİM Başkanına yani İsmail Gülle'ye "Genel sekreterleri biz atayalım, size de bu binaları tahsis edelim." dediniz mi? Soru bu.
TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Takas, takas.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Şimdi, bağlantılı aslında birbiriyle. Eğer öyleyse bunu da açıklayın; ne olacak, burası Meclis, dost meclisi diyelim, açıklayın, biz de bilelim.
Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Türkiye sürdürülebilirlik standartlarını belirleyecek gönüllü olmalı. Burası niye gönüllü olmalı? Benim kanaatim ve arkadaşlarımızın kanaati bu. Eğer global ticaret zincirinden faydalanacaksa bir şirket, o gelsin, bu sertifikayı alsın, bu raporu Kamu Gözetim Kurumundan talep etsin. Bunu zorunlu hâle getirmeyin, ayrı bir yük daha getirmeyin. Ha, ucuz kredi kullanacaksa zaten bunu alacak; zaten alıyor, niye burada bunu zorluyorsunuz? Yani burada, bunun gönüllülük esasını bu maddeye dercetmenizi bekliyoruz.
Helal Akreditasyon Kurumunda, belge almadan helal satış yapanlara 100 bin lira ile 1 milyon lira arasında idari para cezası getiriyorsunuz. Ya, bunun bir sınırı olur yani 100 bin lira neye göre, 1 milyon lira neye göre; bunun tanımı yok. Çok büyük bir rakam aradaki fark. Ya, tanımlarsınız, dersiniz ki: "Şunu şunu şunu yapanlar, şu kadar şu miktarda bu ödemeyi yapar, bu cezayı çekerler." dersiniz. 100 bin lira ya, bunu bir siyasi sopa olarak mı kullanmak istiyorsunuz? "Bendense 100 bin lira, benden değilse 1 milyon lira." mı demek istiyorsunuz? Bunu mu diyeceksiniz? Onun için burada da bu rakamı bir şeye bağlamanız gerekiyor.
Şimdi, değerli arkadaşlar, genel olarak maddeler bunlar. Bu maddelerin arasında, aslında bakarsanız, ihracatı artıracak, ihracatı teşvik edecek, ihracatı uçuracak herhangi bir madde olmadığını gördünüz. Aslında ihtiyaç olan ve bu Meclisin görevi, yapısal sorunların çözümünde ortaya çıkabilecek kanunları bir şekilde buraya getirip çıkarmak.
Şimdi, kur, faiz, enflasyon... İhracatı konuşuyoruz... Kur, faiz, enflasyon aynı anda kontrol edilebilir mi? Serbest piyasa ekonomisine 24 Ocak 1980 Kararlarıyla geçtik ve burada dedik ki: Biz piyasaya müdahale etmeyeceğiz. Şu anda piyasaya müdahalenin dik âlâsı yapılıyor. Politika faizi yüzde 14, piyasa faizi yüzde 30 seviyesinde. 2021 Eylül-Aralık döneminde büyük bir felaketle karşı karşıya kaldı ülke çünkü "Faiz sebep, enflasyon sonuç." inadının şu anda ceremesini 84 milyon çekerken iş dünyası da bu ceremeyi çekmeye devam ediyor. Eylül ayında faiz indirimleri başladığı zaman eylül ayı enflasyonu yüzde 19,5 arkadaşlar ve yüzde 19'dan enflasyonun indirilmeye başlandığı tarih bu. "Bir daha faiz indirimi yapmayın etmeyin..." Ekonomistler bunu söylerken ekim ayında bir daha faiz indiriliyor, enflasyon yüzde 20'ye tırmanıyor, kasım ayında bir daha faiz indirimi yapılıyor. Bakın, bu hata kimindir? Yani bu hatanın dünyadaki enflasyonla alakası yoktur. 10 taneden dünyadaki enflasyonla alakası olan belki 1 tane sebep varsa 9'u yanlış yönetimindir, 9'u bu iktidarın yanlış yönetimindendir ya da yönetme becerisini kaybetmesindendir.
Kasım ayında indirim yapılıyor, aralık ayında bir daha inadına faizler yükseliyor, kasım ayında yüzde 22'ye enflasyon çıkıyor; faiz düşürülürken piyasa faizi artmaya devam ediyor ve aralık ayında zaten bütün her şey yıkılıyor. Aralık ayında bir daha faiz artışı yapılıyor. Aralık ayında yapılan faiz artışıyla birlikte döviz tutulamıyor. Döviz 8,5 liradan tak tak tak 18 liranın üstüne çıkıyor ve o gün müdahale geliyor. Müdahalenin adı da "kur korumalı mevduat". 18'den 11'e doğru aşağı giderken o günden itibaren bütün piyasa yerle bir oluyor. Sanayici, ihracatçı, esnaf, dolayısıyla vatandaşların büyük kısmı bundan etkileniyor. Kur korumalı mevduat ülkenin başına bela olmaya devam ediyor. Şimdi, kur korumalı mevduatın içinde... Enflasyon da bu arada yüzde 70'e gitti, eylülde yüzde 19, yüzde 70; bu da TÜİK rakamı. Halkın enflasyonu yüzde 150 arkadaşlar. Yüzde 150 çok büyük bir rakam ve insanlar geçinemiyor. Sanayici, iş dünyası zaten büyük sıkıntıların içinde.
KKM'de şu anda 874 milyar lira gibi bir büyüklük var. Dolar da 1 lira artarsa bunun karşılığı 55 milyar gibi bir rakama tekabül ediyor, bu 55 milyar da bir şekilde halkın sırtına bindirilecek ve buradan vergi olarak bunların hepsi bir şekilde toparlanacak. Peki, kime gidiyor bu? Toplamını bilmiyoruz, piyasada söylenen belki de 80-90 bin kişi ama yük 84-85 milyonun üstüne gidiyor.
Ha, şimdi, bu arada da ihracatçıya döviz yok; 128 milyar doları buharlaştırdınız, 6,5 seviyesinden doları tutabilmek için oraya geldiniz fakat ne yaptıysanız çare olmadı, ilk önce ihracatçının getirdiği paranın "Yüzde 25'ini alalım." dediniz, sonra yüzde 40'a çıkardınız, bu parayı da koydunuz Merkez Bankası bilançolarına; bakıyoruz, Merkez Bankası bilançolarında bu parayı göremiyoruz. Demek ki arka kapıdan müdahale ediliyor, o arka kapıdan gelen müdahaleyle 1 Ocak ile 30 Nisan arasındaki rakam -iktisatçıların hesaplamalarına göre- 40 milyar doları bulmuş, 40 milyar dolar, çok korkutucu rakamlar bunlar, "128 milyar dolar, artı, 40 milyar dolar." böyle görülmesi lazım. Yani şu anda 168 milyar dolar bir şekilde buharlaştırılmış, Merkez Bankasının kayıtlarından çıkıyor, arka kapıdan devlet bankalarıyla piyasaya müdahale ediliyor; doların tutulabildiği yer neresi? İşte bugün 16,5 lira, facia. Nereye kadar? "Seçime kadar." diyorsanız, seçime kadar ülkede ayakta kalacak ne sanayici ne esnaf bulabileceksiniz, bunu da buradan uyaralım. İhracatçıya bozdurma zorunluluğu getirdiğiniz rakam da -benim hesaplamalarıma göre- aylık 7,5 milyar dolar.
Evet, tabii, vakit herhâlde bitti, çok çabuk geçiyor buradan ekonomiye girince. Döviz arka kapı satışlarını söyledik, buradan AR-GE harcamalarına giremedik. Bir de bunun vergi boyutunu dile getirmek lazım. Vergi toplayamıyorsunuz çünkü insanların vergi ödeyecek durumu kalmadı. Fakat ithalatın -tamamen ihracatı konuşuyoruz- hangi seviyeye geldiğine bakmak lazım. İthalatın geldiği nokta: Şu anda size, ithalattan elde ettiğiniz KDV rakamı olarak dönüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Sağ olun Başkanım.
İthalattan elde ettiğiniz KDV'den dört ayda 156 milyar lira gelir elde etmişsiniz.
Arkadaşlar, burada dikkatinizi çekiyorum: Dört ayda toplanan gelir vergisi 92 milyar lira, kurumlar vergisi de 107 milyar lira. Şimdi, anlıyoruz ki ithalat teşvik ediliyor, ihracat değil; bu kanun teklifiyle de bunu görüyoruz, ithalat teşvik ediliyor. Döviz eğer o seviyede tutuluyorsa bu bir teşviktir ve ithalat hiçbir şekilde durmadı, duramıyor.
Şimdi, beklediniz... Son olarak turizmle ilgili son cümlelerimi söyleyeceğim. Beklenti şu: İlk önce "Çin modeli" dendi, tutmadı; "nas" dendi, tutmadı ve şu anda bütün beklentiler turizmden gelecek gelire bağlı fakat maalesef turizmin yapısal sorunları çözülmediği için beklentiler de orada sınıfta kalacak.
Sürem kalmadı, konuşacak çok şey vardı.
Dikkatle dinlediniz, hepinize çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)