GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:6
Tarih:12.10.2022

CHP GRUBU ADINA KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bu yasa teklifini görüşmeye başlayalı bir haftayı geçti. Bu geçen sürede dikkat ettim, bu yasa teklifi hakkında olumlu haber veya bir televizyon görseline rastlamadım -kaçırmış olabilirim, baştan söyleyeyim, insan beşer şaşar- ama bir iki noktada dikkatimi çeken bir gelişme oldu. Özellikle Hükûmeti destekleme konusunda hiçbir gayreti esirgemeyen medyada da -yani Hükûmet medyası, yandaş medya işte- bir endişe sezdim. Muhtemelen bu yasa gelecek sene olası bir iktidar değişikliğinde bizim tarafımızdan nasıl kullanılır onun tereddüdü ve korkusu içindeler gördüğüm kadarıyla. Hemen konuşmamın başında bu korkuyu gidereyim. Eğer bizim partiyi tanıyorsam, Genel Başkanımızı tanıyorsam hiç korkmasınlar, boşuna ve gereksiz böyle baskılara biz başvurmayız. Bırakınız, onlar da istedikleri gibi yazsın çizsinler çünkü örtülecek bir yolsuzluğumuz, bir adalet ayıbımız bugüne kadar olmadı, bundan sonra da olmayacak. Ancak açığı olan kendi hakkında yazanı çizeni, hatasını göstereni ezer, eziyet eder. Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisinde böyle bir ayıp olmadığı için bizim de böyle bir yasaya ihtiyacımız yok. (CHP sıralarından alkışlar) Aslında sizlerin de niye olduğunu tam anlayabilmiş değilim. Belki aranızda benim eski mesleğimi bilenler olabilir, otuz beş seneye yakın gazetecilik yaptım, habercilik yaptım, televizyon kurdum, yönettim. Bu otuz beş sene içinde enteresan gelişmeler yaşandı özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiminde. Mesela, çok değil, on beş sene kadar önce medyada 2 grup vardı. Bu 2 gruptan 1'i 2001 krizinde battı, TMSF'den bir girişimciye, Ahmet Çalık'a veya o zamanki gazetelerde çıkan şekliyle "Bizim Çalık"a satıldı. Satıldı mı? Sözde satıldı çünkü 2 tane kamu bankasından 750 milyon lira kredi toplandı, dönemin Cumhurbaşkanı, Katar Emiri'nden kişisel olarak 250 milyon dolar temin etti, böylelikle bu grup el değiştirdi. El değiştirdi gibi gözüktü çünkü paravan patron gazeteye uğramadı, televizyona uğramadı, medyayı Sabah Grubu veya yeni adıyla Turkuvaz Medyayı aslında damat Bakanın ağabeyi yönetti. Şimdi "Burada ne var?" diyeceksiniz bir gazeteci olarak "O patron da patron, başka patron da patron." Öyle değil çünkü bu patron 2014'te battı. 2014'te battığı zaman Karayolları müteahhitleri toplandılar, aralarında bir çıkma yaptılar, bu grubu sözde yeniden satın aldılar. "E, güzel, bunda da bir şey yok." diyeceksiniz ama parti komiseri yine aynı kaldı. İşte, bakın, burası çok çokomelli, hakikaten çokomelli. Şimdi, siz bütün bu operasyonları yapıyorsunuz, aynı... Hani paralı otoyollar var ya, köprüler var ya, kullansak da kullanmasak da bedelini biz ödüyoruz; her gün sizleri öven, her gün bizlere söven medyanın masrafını da bizim sırtımıza yıkıyorsunuz. Nasıl? İşte, otoyol paralarıyla, santral paralarıyla, köprü paralarıyla o medyayı da biz finanse ediyoruz; benim isyanım bundan.

Peki, tek örnek yeter mi; yetmez. Mesela, orada 2 grup var dedim. İkinci grup benim çalıştığım grup; Hürriyet, Milliyet, Kanal D, CNN grubu. Ne yaptınız? Önce FETÖ'cü 2 maliyeci buldunuz, o grubun patronuna cumhuriyet tarihindeki en yüksek rekor vergi cezasını kestiniz; adamı korkuttunuz. Yetmedi, gazetesini düşündüğü için istifa eden ve siyasete atılan eski genel yayın müdürünü içeri attınız, daha da korkuttunuz. Ne oldu, yerine kim geldi? Yine kamu bankalarının finanse ettiği, o borçları ödememeye neredeyse yeminli bir isim geldi; Demirören. Ama özet şu: Medyanın yüzde 80'inden fazlasını kontrol ediyorsunuz -bunlar magazin gelebilir, detay gelebilir size- görsel medyanın da yazılı medyanın da. Daha ne istiyorsunuz ki veya buradaki bürokrat kardeşlerim ne istiyor ki? Bu biraz, hani, belki 2014'teki bir söylemi de hatırlatabilir size: Ne istiyor ki vereceksiniz, daha ne? Yani medya zaten sizin üzerinize zimmetli; Türkçesi bu, sizin istemediğiniz herhangi bir şey bir televizyonda yayınlanmıyor, herhangi bir gazetede manşet olamıyor. Örneklere girmek istemiyorum hâlâ o mesleğe olan saygımdan dolayı. Mesela, sadece bir örnek: Basın kartıyla ilgili yetki istiyor bu yasada. Arkadaş, peki, bu yetkiyi almadan bana basın kartı vermedi bu bürokratlar, otuz beş sene bu mesleği yapmış adamdan tamamen sembolik, onursal bir anlamı olan sürekli basın kartını esirgediler. Ben ne diyeyim? Bıraktım, hadi basın kartını verdi, bahşetti birilerine -mahkemeliğiz bu arada beyefendilerle- basın kartını verdiği gazeteciler, bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanını izleyemiyor. Gazetesine göre, televizyonuna göre seçiliyor. Ya, hepimiz oy kullandık o seçimde. O Cumhurbaşkanının konuşması benim için de haber, başkası için de haber; yorum ayrı ama haber bu.

Peki, o televizyonları, o gazeteleri okuyanlar haberi nereden alacak? Bu habere göre, o aldıkları habere göre siyasi tercihlerini nasıl kullanacak? Yani aslında siz birtakım gazeteleri, gazetecileri ya da televizyoncuları cezalandırayım derken, akreditasyon mantığıyla aslında o gazetelerden haber almaya çalışan, o televizyonlardan haber almaya çalışan insanları cezalandırıyorsunuz farkında mısınız? Bunun nasıl bir mantığı var?

Bakın, Basın İlan Kurumu ayrı bir hikâye hâline geldi, kuruluşunu da bilirim, gelişmesini de bilirim de -süre sınırlı malum- bir örnek vereceğim: Bundan yaklaşık bir buçuk sene önce İletişim Başkanı olan zatın -ki aynı zamanda Basın İlan Kurumunun da dolaylı yöneticisi- evine Cumhuriyet Halk Partisi Üsküdar İlçe Başkanı bir fotoğraf çekmek için gitti. Tartışmıyorum doğrudur, yanlıştır, o ayrı bir konu, zaten mahkemede beraat etti adam. Peki, bu haberi basan gazeteye bu arkadaş yetmiş dört gün ilan cezası verdi. Şimdi, ortada suç yok, İlçe Başkanımız beraat etmiş, yetmiş dört gün cezaya ne oldu? Kaldı. Yani bakın, çok açık anlatıyorum, kanunsuzluk o kadar diz boyu ki siz bu kanunla bu işi düzene sokamazsınız. Notlarıma bakıyorum, şöyle söyleyeyim: Danıştay, bildiğim kadarıyla, basın kartlarıyla ilgili yetkisini kaldırdı, bozdu, iptal etti; hâlâ devam ediyor. Basın İlan Kurumunun ilan cezalarıyla ilgili, bir hafta önce Anayasa Mahkemesi karar verdi. Haberleri var mı bilmiyorum, olsa da umursamazlar zaten, başka bir iradeleri var.

Sosyal medyayı en sona sakladım. Bakın, ben mesleğe başladığımda teleks vardı, daktilo makinesi vardı, ben meslekten ayrıldığımda cep telefonuyla haber yazıyorduk. Teknoloji bir nimet, aynı zamanda büyük bir külfet ve tehdit. Çocukluk hastalığı geçirir bütün medya, gazeteler de öyleydi. Görsel medya çıktı, ilk görsel medyayı -televizyonu diyeyim kibarca- Cem Uzan kurdu, nasıl kullandığını belki hatırlayan vardır. İnternet medyası, birbirlerine şantaj yapmak isteyen şirketlerin finansmanıyla gündeme geldi ilk defa. Bir çocukluk dönemi, bir çocukluk hastalığı her medyanın yani medyanın teknolojik gelişiminin tabii parçasıdır ve bunu namuslu insanlar, bu işe gönül veren insanlar kendileri düzeltir çünkü gazetecilik, habercilik zor bir meslektir; emin olun, çok zor bir meslektir, çok fedakârlık isteyen bir meslektir. Bir patrona, bir çıkar grubuna ya da bir ideolojiye teslim olmak zaten medyaya uygun değildir.

Lafımı toparlarken bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Bu yasa teklifiyle ne murat ediyorsunuz bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum, samimiyetle söylüyorum bunu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) - Bakın, Cumhuriyet gazetesinin yönetimini toptan içeri attınız; kalktınız, Sözcü gazetesine "FETÖ'cü" dediniz, cezaları yağdırdınız, sahibi yurt dışında yaşıyor, babasının cenazesine gelemiyor. Ne değişti arkadaşlar? Ben meslek hayatım boyunca -demin saydım, ilave ettim- 22 Hükûmet, 12 Başbakan, 6 Cumhurbaşkanı gördüm, hepsi, istisnasız, medyayla uğraştı, hiçbiri başarılı olamadı, siz de başarılı olamayacaksınız. Böyle bir yasayla değil, ne getirirseniz getirin, özgürlüğe inanmış medyacıyı susturacak, korkutacak bir yasayı tarih yazmadı, bundan sonra da yazmaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)