| Konu: | Antalya Diplomasi Forumu Vakfı Kanunu Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 44 |
| Tarih: | 03.01.2023 |
SEYİT TORUN (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Devleti ayakta tutan en önemli erdem adalettir. Adaletin bittiği yerde düzen de ahlak da bozulur. Bir ülkede adalet yoksa orada zulüm vardır.
Değerli milletvekilleri, 31 Mart 2019'da bir yerel seçim gerçekleştirdik ve İstanbul'da, AK PARTİ'den geçmişte Bakanlık yapmış, Başbakanlık yapmış Binali Yıldırım ve Cumhuriyet Halk Partisinden, Millet İttifakı'ndan da Beylikdüzü'nde Belediye Başkanlığı yapmış Ekrem İmamoğlu seçimleri yürüttüler ama siz bu seçimin sonucunu bir türlü hazmedemediniz. O gece, hatırlayın, Anadolu Ajansı'nın provokasyonuna rağmen "Oylar çalındı, şöyle oldu, böyle oldu." dediniz, indire indire 13.729 farkla Ekrem İmamoğlu seçimi kazandı. O akşamı hatırlayın, billboardlara "Kazandık" diye astınız, birçok bilgi kirliliği yarattınız ama olmadı, bu sefer döndünüz, dediniz ki: "Sandıklarda 700 FETÖ'cü var ve bir zarfın içerisinden 4 oy çıktı, 1'ini iptal ediyoruz, 3'ü geçerli, büyükşehir belediye başkanlığı oyunu iptal ediyoruz." dediniz. Bu 700 FETÖ'cüyü de araştıra araştıra 43'e düşürdünüz; bu 43'ünü de yargıladınız, oradan da hiçbir şey çıkmadı ve hiçbir FETÖ'cü kalmadı. Değerli arkadaşlar, FETÖ'cüyle iltisaklıyı arasanız gerçekten sizden kaç kişi kalır, bilemiyorum ama şunu açıkça söylüyorum, ifade ediyorum ki bu seçimi sindiremediniz, 6 Mayısta seçimi iptal ettiniz ve 23 Haziranda seçim tekrarlandı ve bu millet size iradesini gösterdi, 13 bin oyu 806 bine çıkardı ama bunu da hazmedemediniz, bunu da bir türlü sindiremediniz.
O günden sonra "Ne yaparız, ne ederiz de bu İstanbul Büyükşehir Belediyesini çalıştırmayız -Cumhurbaşkanının ifadesiyle- topal ördeğe çeviririz ve onu itibarsızlaştırırız?" dediniz. Ama Sayın İmamoğlu göreve geldiğinden itibaren şeffaf yönetim biçimiyle ve İstanbul'un birikmiş sorunlarını çözmesi ile metrolar, altyapılar, kırsal kalkınma, birçok alanda gösterdiği hizmetler öyle rahatsız etti ki "Ya, biz ne yapıyorsak yapıyoruz, kredilerini kapatıyoruz, engellemeye çalışıyoruz, Mecliste birçok engeli önüne koyuyoruz ama hizmetlerini artırarak devam ediyor."
Yani seçim esnasında Ordu'da -ben de vardım- havaalanında kumpas kurdunuz, oradan bir sonuç çıkmadı, yargılandı ama bir sonuç çıkmadı. Ardından dediniz ki: "Biz buna ne yaparız, ne ederiz de başka bir kumpas kurarız?" Hemen hatırlarsanız, işte, elini türbede arkadan bağladı diye soruşturma bile açmaya çalıştınız. Ardından tabii ki bir İçişleri Bakanının kendisine hakaretine ve oradaki muhabirin ona sorusuna verdiği cevaptan yola çıkarak hemen Yüksek Seçim Kurulu dedi ki "Bu hakaret bize." Hâlbuki konunun muhatabı İçişleri Bakanı Soylu ama her nedense YSK üstüne aldı. YSK üyelerinin hiçbir şekilde şikâyeti olmamasına rağmen YSK Başkanı bu şikâyette bulundu ve dava açıldı. Davanın ilk hâkimi vicdanlı birisi olduğu için, bu davada bir suç teşkil etmediği ortaya çıktığı için maalesef davadan el çektirildi ve Samsun'a sürüldü.
Daha sonra bir hâkim atandı, talimatlı bir hâkim, dersine de iyi çalışmış ve aslında ilk duruşmada kararını verecekti ama savunma avukatları bastırınca, hem şahit ve hem de belli delillerin incelenmesini isteyince ikinci duruşmaya kaldı ve ikinci duruşmadan önce ilk duruşmada aynen şu ifadeyi kullandı, dedi ki: "Ya, bu, Süleyman Soylu'ya söylenmiş bir ifade zaten belli." Bunu hâkimin kendisi söyledi arkadaşlar orada, duruşma salonunda söyledi. (CHP sıralarından alkışlar) "Bu ifadenin Soylu'ya söylendiği sabit." dedi ama ikinci duruşmaya gelindi, ikinci duruşmada inanın kapaklar açıldı, savcı iddianamesini sundu ve bir tiyatro oynandı. Zaten karar verilmiş, aslında savcı olmadan açıklanmayan karar o adliyede, orada, salonda, duruşma salonunda açıklandı.
Değerli arkadaşlar, 9 Aralıkta İçişleri Bakanı bu kürsüden "557 terörist var." dedi. Yani bu "ahmak" davasıyla birlikte Belediye Başkanımıza iki yıl yedi ay ceza verildi ve siyasi yasaklı oldu ama gene bitmedi, gene derdi bitmedi, bu ceza yetmedi. Bu sefer ne yaparız? Biz buna bir kumpas daha kuralım. Ne yapalım? Bunu terörle bağlantılı ilan edelim. Geçen yıl, 9 Aralıkta İçişleri Bakanı bu kürsüde "557 terörist var." dedi. 15 Aralıkta Büyükşehir Belediye Başkanımız İçişleri Bakanlığına hemen yazılı bir başvuruda bulundu ve bu terörle iltisaklı olanların listesini istedi ama maalesef oradan hiçbir şey çıkmadı. Şimdi, sormak istiyorum yani bu ülkedeki teröristleri ayakkabı numarasına kadar bilen ve 120 kişiye indiğini söyleyen İçişleri Bakanı bu teröristleri hâlâ bulamadı mı?
Ardından 557 terörist boş çıkınca, yalan çıkınca, kara propaganda çıkınca bu sefer de dedi ki: "1.668 kişi var." Ya, 1.668 kişi varsa sen neredesin! Sen İçişleri Bakanı değil misin! Hem "Terörü bitirdim." diyorsun hem "Herkesi tanıyorum, ayakkabı numarasına kadar biliyorum." diyorsun ama kendi görevini yapamıyorsun ve bu makama da yakışmıyorsun. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bakın, burada bir sürü iddiaları var, onları tek tek sıralamayacağım. En sonunda, 3 gassal, 4 çalışanı... Bu da AK PARTİ döneminde alınanlar. Ama şimdi hiç kimseyi bulamayınca, maalesef, öyle çaresiz kaldı, öyle sıkıntılı kaldı ki ben bunu nasıl iltisaklı yaparım, onun peşinde.
Soylu diyor ki: "Benim işten çıkarma hakkım yok, yetkim yok." Hâlbuki OHAL kapsamında çıkarılan 667 sayılı KHK, 6749 ve 7333 sayılı Kanunlarla bir düzenleme yapıldı. Buna göre, İçişleri Bakanına belediyelerdeki sakıncalı personeli işten çıkarma yetkisi verildi. Ya, İmamoğlu'nun çıkarmadığını söylüyorsan sen niye çıkarmadın? Sen niye müdahale etmedin o zaman? (CHP sıralarından alkışlar) Ama mesele o değil, mesele ben nasıl kumpas kurarım. Hani, o seçim gecesi çok ağlamıştı ya, çok gözyaşı dökmüştü ya, şimdi içindeki o acı hâlâ bitmemiş, kumpaslarına devam ediyor. Demin söylediğim gibi, buna göre İçişleri Bakanına belediyelerdeki sakıncalı personeli işten çıkarma yetkisi 31 Temmuz 2022'ye kadar geçerliydi ama maalesef, bu konuda bir adım bile atmadı.
Bakın, bir şeyin daha altını çizmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, vicdanlarınıza sesleniyorum. Bakın, sizin Genel Başkan Vekiliniz Sayın Numan Kurtulmuş bu konuyla ilgili ne dedi? "Belediyede terör örgütüyle bağlantılı kişiler çıksa bile belediye başkanına sorumluluk çıkarılamaz. Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir terör örgütüyle ilişkili binlerce insan bulunduğu için Genelkurmay Başkanını mı suçladık? Böyle yaparsak kendimizi inkâr etmiş oluruz." Siz de kendinizi inkâr ediyorsunuz. Bakın, bu konuda zaten yeterli sabıkanız var ama bu konuyu daha ileriye götürmeyin; bu konuyu daha ileriye götürürseniz, gerçekten ama gerçekten vicdansızlık yapmış olursunuz ve bu ülkenin vicdanını yaralamış olursunuz.
Bakın, bir de sarayda oturanlara şunu söylemek istiyorum: Bu ülkede adaletin terazisini de düzeni de ahlakı da bozarsanız, bu, gerçekten bu ülkeye yapacağınız en büyük kötülük olur. Biz korkmuyoruz, belediye başkanlarımız da korkmuyor. Biliyoruz her bir belediyemize kumpas kuruyorsunuz, İçişleri Bakanlığında bir biriminiz müfettişleri teftiş için değil, sürekli suç aramak için gönderiyorlar, suçlamak için gönderiyorlar. Hâlbuki teftişlerin amacı uyarmaktır, ikaz etmektir ama o müfettişleri İçişleri Bakanı kumpas kurmak için gönderiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SEYİT TORUN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Ama bilsin ki biz bir adım dahi geri atmayacağız ve Sayın İmamoğlu hizmetlerini artırarak devam edecek. O, 16 milyon İstanbulluya hizmet etmek için orada. "Millî irade, millî irade, millî irade" dediniz ama millî iradeyi yargı sopasını kullanarak almaya çalışıyorsunuz; bu vicdansızlıktır, bu ahlaksızlıktır, bu gerçekten ne vicdana sığar ne de ahlaka sığar. (CHP sıralarından alkışlar)
Şair şöyle demiş, bu sözlerle de bitirmek istiyorum:
"Saraylar, saltanatlar çöker,
Kan susar bir gün,
Zulüm biter.
Bugünlerden geriye,
Bir yarına gidenler kalır,
Bir de yarınlar için direnenler."
Direneceğiz, direneceğiz ve mutlaka kazanacağız. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)