| Konu: | Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 81 |
| Tarih: | 29.03.2023 |
CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifi geliyor, bu kanun teklifinin ismi arkadaşlar Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi. Ana komisyon olarak Meclis Başkanlığı nereye havale ediyor bu kanunu? İçişleri Komisyonuna. Bayındırlık Komisyonunu ilgilendiriyor bu kanun, Tarım Komisyonunu ilgilendiriyor, adı üzerinde Çevre Komisyonunu ilgilendiriyor, İçişleriyle ilgili, neredeyse zerre kadar ilgili bir şey yok diyeceğim, Meclis Başkanlığının yasamaya ilgisi bu kadar arkadaşlar. Biz tali Komisyon olarak görüşmesek şu kanunu, yasama gereği gerekli görüşme bana göre yapılmamış olacaktı Çevre Komisyonu olarak görüşmemiş olsak.
Şimdi, ben Çevre Komisyonuna herhangi bir kanun teklifi geldiğinde heyecanlanıyorum. Niye heyecanlanıyorum? Çünkü gerçekten, ülkenin, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın dev gibi çevre sorunları var. "Acaba ne gelecek?" diye heyecanlanıyorum. Bakın, sevgili arkadaşlar, iki gün önce insanlar sokakta spor ayakkabılarıyla geziyorlardı iki gün önce, trençkotlarıyla geziyorlardı; şimdi, bugün kar yağışına uyandık. Niye, hiç düşünüyor musunuz, neden? Dünya ciddi bir varoluş problemi yaşıyor ve Türkiye bu varoluş probleminden en çok etkilenecek ülkelerden biri Akdeniz havzasında olduğu için. Buraya gelmesi gereken yasa iklim yasası ama siz getiriyorsunuz torba yasa. Yani bir yasayı getirirken ulusal çıkarları değil, ülkenin menfaatini değil, Türkiye'nin geleceğini değil birtakım çıkar gruplarının öncelikli taleplerini getiriyorsunuz buraya her seferinde. Her seferinde havucun büyüğü heybede, her kanun teklifinde bir rant mevzusu var değerli arkadaşlar.
Şimdi, biz iklim değişikliğiyle ilgili -yani ben iklim krizi diyorum da bizim kurduğumuz komisyonun adı iklim değişikliğiydi- bir Meclis Araştırması Komisyonu kurduk bu Mecliste. Onunla ilgili en çok Meclis araştırması önergesini veren kardeşiniz de benim. Bakın, sevgili arkadaşlar, Yılmaz Bey, şu kitabı, 800 küsur sayfalık raporu yazdık biz. Bunda AK PARTİ'li arkadaşım var, Sayın Ayşe Sibel Ersoy var, Behiç Çelik burada, Behiç Çelik var, Murat Çepni var yani şu gruplardan, tüm Meclis gruplarından arkadaşımızın bu 820 sayfalık raporda emeği var, katkısı var. İklim kriziyle ilgili ne yapılması gerektiğini, ne yapılacağını söyledik. Ya, Allah aşkına! Bir tane bürokrat alıp okumaz mı şunu ya! Şuradaki bizim önerilerimizi bir tane bakanlık değerlendirmez mi! Yok arkadaşlar yani yasama bu kadar kıymetsiz hâle geldi bu dönemde. 3 tane deprem araştırma komisyonu kuruldu. 99'da Marmara depreminden sonra, 2000 yılında, en son İzmir depreminden sonra Meclis araştırma komisyonu kuruldu ve bugün aynı şeyleri yine konuşuyoruz depremle ilgili.
İklimle ilgili de aynı şey geçerli. Bakın, iklim krizi bu ülkenin, hep söylüyoruz, ulusal güvenlik sorunu. Çok ulusal güvenlik sorunu var ama iklim krizi de bunlardan bir tanesi. Ben bu iklim araştırma komisyonunda arkadaşlarımla beraber sahaya çıktım, beraber Kırşehir'in Seyfe Gölü'ne gittik arkadaşlar. Kırşehir'in Seyfe Gölü'nde oranın muhtarı bize dedi ki: "Ya, sayın vekillerim, buraya geldiniz, bu Seyfe Gölü geçmişte turnaların, flamingoların yuvasıydı. Yüz binlerce flamingo, allı turna havalandığında gökyüzü kararırdı, gökyüzü görünmezdi. Şu an bir tane kuş yok. Göl kurumuş." Seyfe Gölü kurumuş arkadaşlar ve yanında TİGEM'in, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün çiftliği var, hayvancılık yapıyor, sulu tarım yapıyor, gölü kurutmuş. Şimdi, 200 metre derinden su çekiyor TİGEM hâlâ, böyle bir bilgisizlikten, böyle bir bilinçsizlikten bahsediyorum. Sadece Seyfe Gölü mü arkadaşlar? Konya kapalı havzası... Herkes diyor ki: "Konya kapalı havzası kuraklık sebebiyle obruklar oluştu. Su yok. Ürün deseni, ürün çeşitliliği, stratejik ürün..." Sayın Yılmaz Tunç, Konya kapalı havzasında stratejik ürününüz ne biliyor musunuz? Yani o kuraklığın olduğu yerde, aşırı kuraklığın olduğu yerde şeker pancarı. Yani sulu tarım isteyen bir ürün Konya kapalı havzasında havzalar arası su transferiyle Göksu Nehri'nden su getiriyorsunuz. Onun da bir sürü sıkıntısı var, oradaki biyolojik çeşitliliğe zarar veriyor, istilacı türleri başka tarafa taşıyor ayrı ama yani bu iktidarın aklı arkadaşlar, bu Tarım Bakanlığının aklı bu kadar, Konya'da şeker pancarı yetiştiriyor.
Devlet Su İşleri... Sayın Cumhurbaşkanının "tweet"i var, bakın Su Günü'ydü geçenlerde. "Tweet"'inde diyor ki: "Cumhuriyet tarihinde yapılanların 2 katından fazla barajı yirmi bir yılda inşa ettik. Ülkemizin bir damla suyunun boşa gitmesine rıza göstermedik." Sayın Cumhurbaşkanı da okumamış bu raporu. Türkiye'deki tatlı suyun yüzde 75'i vahşi sulamayla gidiyor arkadaşlar. Seferberlik ilan edelim kapalı damlama tipi sulamayla ilgili dedik ya, hep beraber. Bunu ben söylemedim, AK PARTİ'li de söyledi, İYİ Partili de söyledi, MHP'li de herkes söyledi. Yüzde 75'i boşa gidiyor, Cumhurbaşkanının bundan haberi yok "Bir damla suyu boşa kaybetmedik." diyor. Devlet Su İşleri bütün sulak alanları kuruttu. Türkiye'nin göllerinin yüzde 60'ından fazlası ya kurudu ya kirlendi arkadaşlar.
Ereğli Sazlıkları... Bakın, Ereğli Sazlıkları bu kuzey yarım kürede dünyanın en önemli sulak alanlarından biriydi biliyor musunuz? Hani kuşlar uluslararası bir konferans yapsalar nereye gelirler deseniz uluslararası konferans için Ereğli Sazlıkları'na gelirdi. Ereğli Sazlıkları'nın yüzde 75'i yok sayenizde. Niye? Yaptığınız barajlarla, göletlerle o sulak alanlara giden bütün şeyleri kuruttunuz, oralarda biyolojik çeşitlilik diye bir şey kalmadı. Hâlbuki bizim karbon yutak alanlarımız oralar, en önemli alanlarımız iklim krizine karşı.
Burdur Gölü... Burdur Gölü, arkadaşlar, dik kuyruklu ördeklerin yaşadığı yerdi biliyor musunuz? Dik kuyruklu ördekler orada ürerdi. Dünyadaki en önemli yaşam alanıydı. Burdur Gölü'nün yarısı yok, dik kuyruklu ördek de yok. Yani "Bir damla suyu israf etmedik." diyor Sayın Cumhurbaşkanı.
Arkadaşlar, suyu israf etmeyecekseniz buraya bu torba yasayı değil de içinde 40 tane ayrı mevzunun olduğu su kanununu getirecektiniz, su kanununu. Niye getirmediniz su kanununu? Su kanunu yok bu ülkenin. Komisyonda "Biz de destek verelim." dedik, niye gelmedi?
Bir başka konu arkadaşlar; sulak alanlar bir, ormanlar iki. Ormanlar konusunda da aynı şey geçerli. Bakın, Orman Genel Müdürlüğünün 2020 yılı bütçesi, genel bütçeden aldığı pay sadece 1 milyar lira arkadaşlar. Peki, sizin hani bir bakan vardı, bakanlıktan affını isteyen ama af istediğinden haberi olmadan istifa ettirilen bakan. Bekir Pakdemirli ormanlarla ilgili ne diyordu biliyor musunuz? "Biz orman ürünleri satarak cari açığı kapatacağız." diyordu, gereğini de yaptı. Genel bütçeden aldığı pay 1 milyar lira; kereste, yonga, endüstriyel orman ürünleri satışından 7 milyar lira Orman Genel Müdürlüğü gelir elde etmiş; 2,5 milyar lirayı madenlere kiralamadan elde etmiş. Yani ormanları yağmalamaktan, ormanları soymaktan Orman Genel Müdürlüğü para kazanıyor. Kediye ciğeri emanet etmişiz arkadaşlar. Öyle bir Orman Genel Müdürlüğünden bahsediyorum. Soru önergesi verdim, Bakan değişti; acaba anlayış değişti mi? Bakın, Bakan değişti, anlayış değişmemiş. Bu dönemde 4,2 milyar Orman Genel Müdürlüğünün bütçesi, 13 milyar lira yine orman ürünleri satışından gelir elde etmiş. Neyi konuşuyoruz burada? Çevre; çevreden bihabersiniz arkadaşlar ya. Çevreyle ilgili düşünen, ülkenin geleceğiyle ilgili bir adım atmak isteyen yok, öyle bir akıl yok. Yoksa yasama dönemi bitiyor, seçime gidiyoruz, ya şu iklim kanununu şuradan çıkarsak, şu su kanununu şuradan çıkarsak, biyolojik çeşitliliği koruma kanunu çıkarsak. Yani bu ne ister? Bu akıl ve bilgi ister, bu vizyon ister. Sizin getirdiğiniz kanun teklifine bak; işte, deniz kıyısında yer altına otopark yapacak; işte, belli grostonun üzerindeki gemilerin cezası indirilecek yani yine bir rant vesaire meselesi.
Millî parklarda muhafaza ormanlarında, kalan ormanlarda ağaç kesiliyor. Ya arkadaşlar, burası bizim vatanımız, o ormanlar bizim vatanımız. Atalarımızdan kaldı o millî parklar, atalarımızdan kaldı. O "muhafaza ormanları, kalan ormanlar" dediğimiz ormanlar yüzyıllık ormanlar, genetik açıdan en güçlü ormanlar; çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağız. Yani Orman Genel Müdürlüğünde bir daire başkanı dev gibi bir ağaç kütüğünün yanında poz veriyor, marifet yapmış sanki. Benim içim yanıyor, o ağaç kütüğünün yanında poz veriyor; yani böyle bir anlayıştan bahsediyoruz. Ondan sonra o madenler için kiraya verdiğiniz yerlerde "Rehabilitasyon yaptık." diyorsunuz arkadaşlar, böyle bir rehabilitasyon olmaz. Yani siz elli yıllık ormanı keseceksiniz, yok edeceksiniz, onun yerine fidan dikeceksiniz, o fidan rehabilite edilmiş olacak, o orman yeniden oluşmuş olacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MURAT BAKAN (Devamla) - Böyle bir şey mümkün mü arkadaşlar ya? Bir ormanın elli yılda, yüzyılda oradaki ekosistemi oluşuyor. Oradaki hayvan varlığı yani börtüsünden böceğinden, kurdundan kuşuna kadar... O ağaçların büyümesi elli sene, yüz sene.
Bakın, konuşmamın tamamını yetiştiremeyeceğim, öyle gözüküyor ama bir şeyi daha söylemek istiyorum: Benim içimde çok ukdedir. Deprem bölgesinde bir afet daha oldu, sel geldi, Tarım Bakanı çıktı "Toprak suya kavuştu." dedi arkadaşlar, şaka değil ya. Böyle bir cehalet ancak tahsille mümkün. Ya, sel felaketi "Toprak suya kavuştu." denir mi? Kar yağışı ile düzenli yağışla toprak suya kavuşur ya. Sel can alır, mala zarar verir, toprağı alır, götürür.
Arkadaşlar, hamasetle siyaset olur belki ama hamasetle devlet yönetilmez. Hamasetle devlet yönetemeyeceğinizi bu seçimde göreceksiniz değerli arkadaşlar.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.