| Konu: | 126 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 85 |
| Tarih: | 05.04.2023 |
CHP GRUBU ADINA MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, depremin üzerinden henüz on sekiz gün geçmeden ve enkazın altında daha insanlar varken ne yazık ki 24 Şubat 2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle, deprem nedeniyle olağanüstü hâl ilan edilen illerde yerleşme ve yapılaşmaya ilişkin birtakım düzenlemeler yapılmıştır.
Tabii, bu, idarenin kanuniliği ilkesine aykırı. Anayasa Mahkemesi... Madde 123'e göre aykırı bir durum oluşturuyor. Denetimsiz bir süreç ve muğlak ifadelerle yetki devrine neden oluyor.
Yine, depremden bu yana, bugüne kadar yapılması gerekenler... O olağanüstü hâl Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kullanıldı birçok alanda ve 126 sayılı OHAL Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin yani bu kararnamenin buraya getirilmesine neden ihtiyaç duyuldu? Çünkü kalıcı hâle getirilmeye çalışılıyor bu olay arkadaşlar. Çünkü olağanüstü hâlde aşırı olağan döneme sirayet eden düzenlemeler var. Diğer OHAL CBK'leri de niye Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmedi diye değerli milletvekillerine sormak isterim. Tabii, Komisyona getirme süreci de gecikti ve Komisyona getirilmeden Meclise indirildi. Biz sizin bu türden sakıncalı işlem yapacağınızı öngördüğümüz için karşı çıktık, "Afet Yasası işletilsin." dedik ama maalesef bunu hayata geçirmediniz. Bu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin konusu aslında kalıcı konutlardı ama kalıcı konaklamayı kanun yerine OHAL CBK'siyle düzenlemeyi tercih ettiniz. Kanun olarak getirseniz biz öncelikli iş olarak elbette ki bu Mecliste bunu görüşür ve ele alırdık.
Değerli milletvekilleri, bahse konu kararname planlamayı reddetmektedir. Ülke tarihinde planlamaya en çok ihtiyaç duyulan bu süreçte planlama meslek alanının gereklilikleri yerine getirilmemekte, plansız gelişme teşvik edilmektedir bu kararnameyle. Deprem bölgesinde yerleşme ve yapılaşma hususlarını belirleyen 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2'nci maddesinin (4) numaralı bendi uyarınca; köy yerleşim alanları dâhil kesin iskân alanlarında ve mevcut kentsel alanda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanacak plan ve imar uygulamaları beklenmeksizin jeolojik etüt raporu ve zemin etüdü raporu doğrultusunda Bakanlıkça onaylanacak vaziyet planı ve düzenlemelerinde yapı ruhsatına göre uygulama yapılacağı hükmü, maalesef, hüküm altına alınmıştır.
Açıkça belirtmek gerekir ki bu düzenleme, planlamayı süre kaybı olarak görmektedir, böyle bir sığ anlayışa sahiptir. Yapılaşma süreçlerine ilişkin 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri tamamen devre dışı bırakan bir süreç başlatılmıştır. Bununla birlikte, yürürlükteki, meri mevzuat gereğince imar planı yapım sürecinde yerine getirilmesi gereken birçok analize, çalışmaya ve kısıtlara uyma zorunluluğu da ortadan kaldırılmıştır. Normal koşullara göre, 40'a yakın kamu kurum ve kuruluşunun görüşü alınması gerekirken basit bir vaziyet planıyla hiçbir görüş alınmadan konut alanlarının inşasına başlanmıştır. Bu kurum görüşleri olmadan, konut alanlarının yerini belirleyip inşa faaliyetlerine başlamak bambaşka sorunlara yol açabilecek tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu düzenleme, bir afetten kaçarken bir başka afete yol açacak düzenlemedir.
Kararnameyle, Mera Kanunu ile Orman Kanunu'na ek 16'ncı maddesinde belirtilen alanların geçici veya kesin iskân alanları olarak kullanılabileceği hüküm altına alınmıştır. Burada, Tapu Kadastro Kanunu ve bunları yürütmekle sorumlu bakanlık ve kurumların yetkileri de gasbedilmiştir. Orman ve mera alanları ilk gözden çıkarılan alanlar olmuştur. Ülkemiz, maalesef, bir afeti yeni afetlerle unutmak zorunda bırakılan bir ülkedir. Bartın ve Sinop'ta yaşanan sel afetleri, Marmaris orman yangınları ve en son Şanlıurfa'da yaşanan sel felaketi bunun en önemli örneklerindendir. Yapılan bu düzenlemeyle mera ve orman alanları yapılaşmaya açılmaktadır. Orman alanları içindeki kullanımların orman yangınlarını tetikleyen bir unsur olduğu açıktır, Marmaris orman yangını bunu açık şekilde bizlere göstermiştir. Bölgede insan kullanımı arttıkça yangın riski artacaktır çünkü konut alanları ormana bitişik biçimde kurgulanmaktadır. Ülkemiz gıda kriziyle boğuşurken mera alanlarını yapılaşmaya açmak, ülkemizin kısa ve orta vadede yaşadığı gıda krizini derinleştirecek bir düzenlemedir. Hele ki bölgede birçok ilimizin ekonomisinde tarım çok önemli bir yere sahipken mera alanlarının kaybolmasının bölge halkını ekonomik açıdan da zora sokacağı kesindir. Kuraklık artık en çok konuştuğumuz afet türlerinden biriyken mera ve orman alanlarını yapılaşmaya açmak kabul edilecek bir durum değildir. Bunlarla yetinmeyerek mesire yerleri, orman parkları ve turizm amaçlı olarak tahsis edilen orman alanları da kapsama alınmıştır.
Binlerce yıllık geçmişe sahip ve içerisinde yüzlerce yıl yaşayacağımız kentler alelacele kararlarla kurgulanmaktadır. Deprem bölgesindeki kentlerimiz binlerce yıllık geçmişe sahip kadim kentlerdir ve yeni kuracağımız kentlerimizde yüzlerce yıl yaşayacağımız bu mekânları kurgulamamız gerekirken bu kararnameyle bu kentler alelacele kararlarla inşa edilmeye çalışılmaktadır. Bu uzun vadeli süreci uygun şekilde tasarlama noktasında yegâne araç planlamadır ancak bu kararnameyle planlama meslek alanının tüm birikimi, araçları ve olanakları devre dışı bırakılarak kentler yeniden konut alanları olarak alelacele belirlenmektedir.
Peki, buna ilişkin ne yapmalı? Öncelikle belirtmek gerekir ki depremzede vatandaşlarımızın nitelikli konut alanlarına kavuşması elbette herkesin arzusudur ancak kentler, sadece konut alanlarından oluşmamaktadır arkadaşlar. Kentler, konut, ticaret, sanayi alanları, yeşil alanlar ve altyapı, üstyapı tesisleriyle, ulaşım sistemleriyle bir bütün olan yapılardır ve bu kentler, binlerce yıl geçmişi, birikimi, özgün kent kültürü olan yerlerdir. Binlerce yıllık geçmişten yüzlerce yıl sonrasına ait yaşam kurgularını kentlerin sahip olduğu karmaşık yapı içinde kurgulayabilmenin yegâne yolu planlamadır. Sağlam zeminin yanı sıra, tarım, orman, sulak alan, mera ve kıyıların korunduğu, yine mülkiyet ilişkilerinin, hukukunun korunduğu nitelikli kentsel kurgular için bütüncül ve kapsamlı bir planlama yaklaşımına acilen ihtiyaç vardır. Kentleri, tüm sektörleri ve uzun vadeli perspektif içerisinde tüm riskleri gözeterek planlamak bir zorunluluktur.
Depremzede halkın kentlerin geleceği için söz hakkı mutlaka olmalıdır arkadaşlar. İmar planlaması süreçleri, halkın katılımı ve onların görüşleri alınarak sürdürülmesi gereken süreçlerdir ancak halkın katılım süreci tamamen devre dışı bırakılmış, planlara itiraz süreci ortadan kaldırılmış, aynı şekilde planların askı süresi dahi yok edilmiştir yani itirazdan öte halkın bilgi edinmesi bile engellenmiştir.
Bölgesel kalkınma hamlesi yapılması gerekmektedir burada. Öncelikli olarak yapılması gereken, bölgesel kalkınma hamlesiyle tüm deprem bölgesini içine alacak yatırım planlamasının hayata geçirilmesidir. Bu yatırımların da mekânsal olarak dağılımını yönetecek, bölgeler arası gelişmişlik farklılığını azaltmayı hedefleyen bir bölge planlaması yapılması gerekmektedir. Yaşadığımız depremin boyutu, evet, büyüktür ama bunun afete dönüşmesi tabii ki siyasi tercihler nedeniyle olmuştur. Bina, beton, demir ölçeğinde tartışmalarla, sadece konuta odaklanmış yaklaşımlarla bölgenin kalkındırılması, nitelikli ve uzun vadede bölge halkının refah içinde hayatını sürdürmesine olanak verecek yaşam alanlarının kurgulanması mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, bu kararnamenin yayınlanmasından bugüne kadar tam 106 ihaleye çıkılmıştır, ihale yapılmıştır ve ihaleler maalesef pazarlık usulüyle kapalı kapılar ardında yapılmıştır, kamuoyuyla paylaşma ihtiyacı duyulmamıştır, dolayısıyla denetimden de uzaktır. Yani amaç kamusal yararı öncelemekse bu ihaleler şeffaf olmalıydı arkadaşlar. Kararnamenin komisyonlarda görüşülmeden yasalaşması beklenmeden bu kadar ihaleye çıkılabiliyorsa Meclise getirerek neyin peşindesiniz? Siz bu olağanüstü hâli kalıcı kılmayı hedefliyorsunuz arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Evet, tabii, artık seçimlere sayılı günler kaldı arkadaşlar. Tüm çözüm önerilerimizle, "13'üncü Cumhurbaşkanımız" Sayın Kılıçdaroğlu'nun öncülüğünde, afet riski giderilmiş; yaraları sarmaktan öteye geçmeyen politikalarınızın gömüldüğü, enkaz altında kaldığı; afet politikalarının risk azaltmaya dönüştürüldüğü; insanların mutlu ve huzurlu yapılarda yer aldığı bir Türkiye mümkün. Bunu kim yapacak? Biz yapacağız, baharı getireceğiz; 13'üncü Cumhurbaşkanımızla inşallah afete dayanımlı kentleri biz kurgulayacağız.
Teşekkür ediyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)