| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 28 |
| Tarih: | 10.12.2025 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu selamlıyorum, Sayın Bakanlara da hoş geldiniz diyorum.
Evet, hoş geldiniz ama eliniz boş geldiniz. Halkımız için hiçbir şey vadetmediniz. Yine tekelleri, zincirleri zengin etmek için burada da söz sarf ettiniz. Ne diyelim?
Şimdi, yıllar üst üste geçiyor ve gerçekten her yılın bir başka yılın tekrarı olduğunu görüyoruz. Şimdi, Ticaret Bakanlığından başlayacak olursak "Türkiye'deki ticaret politikasının esası gerçekten halkın kalkınmasını güçlendirmek midir, halkın refahını mı gözetiyor?" diye baktığımızda, hayır, aslında bir avuç ayrıcalıklı şirketi koruyan, yerli üreticiyi, çiftçiyi hiçbir şekilde desteklemeyen, aksine ithalatçı tekellerin önünü açan bir bakanlık performansı olduğunu görüyoruz. O anlamıyla da derinleşen büyük bir ekonomik kriz var, bunu gün geçtikçe görüyoruz ve bu derinleşen ekonomik krizin en büyük paydaşlarından birinin de Ticaret Bakanlığı olduğunu söylememiz gerekiyor.
Şimdi, gümrük vergileri, ithalat izinleri, ani düzenlemeler üreticiyi korumak yerine çökerten ciddi bir etki yaratıyor ama Bakanlık buna önlem almak yerine, aksine bütün bu vergileri ve ithalat izinlerini yandaş şirketler lehine kullanmaktan imtina etmiyor.
Şimdi, çiftçi batıyor -ben Kars ilinin Vekiliyim- hayvancılık bitiyor, dar gelirli yurttaş gerçekten "..." (*) diyor ama maşallah, Bakanlığımız yurt dışından anguslar ithal etmekle meşgul, ticaretten anladığı da hayvancılık sektöründen bu oluyor. Hani, Tarım Bakanlığı da bunun önünü açıyor, o ayrı bir mesele ama ciddi bir şekilde aslında ülkenin yerli üreticisinin öldüğü, ticaretinin durduğu, esnafının kan ağladığı, sabah dükkânını açıp akşama kadar siftah yapmadan günü geçirdiği "BAĞ-KUR prim borcunu nasıl öderim, vergimi nasıl öderim?" diye kara kara düşündüğü bir tablonun içerisinde Ticaret Bakanlığı bize büyük büyük rakamlar söylüyor, masal anlatmaya devam ediyor.
Şimdi, açık ve net şunu söyleyelim: Aslında Ticaret Bakanlığı, özellikle gıda ve tarım ürünlerinde büyük ithalatçıların baskısıyla hareket ediyor. Ucuz dış ürünlerle yerli üretim çökertilince doğal olarak ne oluyor? Enflasyon da düşmüyor, yoksulluk da giderilmiyor aksine büyük bir yoksulluk sarmalının içine girmiş durumdayız.
Şimdi, gümrük politikaları şeffaf mı? Değil. Kayırmacılık var mı? Tabii, olmaz mı? Vergi indirimlerinin, muafiyetlerin, izinlerin hangi kriterlere göre, kime verildiğini biliyor muyuz? O gizli bilgi, onu asla bilmememiz lazım. Ani kararlarla piyasa manipüle ediliyor mu? Eyvallah, olmaz mı? Etik dışı ilkelere ve siyasal kayırmacılığa en açık Bakanlıklardan biri misiniz? Vallahi şüphemiz yok diye düşünüyoruz.
Şimdi, bütün bunlar ortadayken bir de bu ülkenin kanayan bir yarasına hiçbir şekilde çözüm aramak istemiyorsunuz. Biz 27'nci Dönemde de burada yasa teklifi verdik ve dedik ki: "Belli bir nüfusun altında olan yerleşim yerlerine zincir marketler açmayın, açıyorsanız da bunu sınırlandırın." Hâlihazırda böyle bir düzenlemeniz var mı? Maşallah, o üç harfli marketler bütün mahallelerin köşebaşını, küçücük kasabaları kaplamışlar. Küçük esnaf zor koşullarda oraya gidiyor -hiçbir girdi maliyeti yok- ucuzlatacak, destekleyecek hiçbir şey yok; onların koca koca stokları var, her şeyi maliyetten düşüyorlar; onlar kârına kâr katarken bizim Varto'daki, Kars'taki, Digor'daki yerli esnafımız da her gün kan ağlıyor. Buna dair bir planlamanız var mı? Yok. Niye? Çünkü onlar üçlü zincir firmalar ve onların para kazanması sizler için de önemli. Sonuç ne oluyor? Tüketici yoksullaşıyor ve tekelleşen bir ticari hayat gün geçtikçe bu sistemin içerisinde daha fazla yer buluyor.
Şimdi, gıda fiyatları en kontrolsüz olan alan. Bakın, Bakanlığın bu konuda etkin bir mekanizma kurmadığını görüyoruz. Yani OECD ülkeleri içerisinde -yanlış rakam vermeyeyim ama- dünyada ilk 5'teyiz galiba gıda enflasyonunda, buna dair bir denetim var mı? Yok, maşallah, onda da yok. Peki, gönderilen ürünler geri geliyor, buna dair bir denetim var mı? O da yok. Bütün bunlar duruyor ama daha kötüsü, şimdi "Büyüdük büyüdük." diyorsunuz, ihracat rakamlarının büyümesinden bahsediyorsunuz. Bakın ama yerli üretimin kendisi ithalata bağımlı, ithalata bağımlı bir üretimimiz var. Bu anlamıyla, sizin ihracat rakamlarınızın yüksek olmasının da toplamda bir etkisinin olmadığını ifade edelim. Peki, ne ithal ediyoruz gerçekten? Yani, Türkiye gerçekten yüksek katma değeri olan ürün mü ithal ediyor, yüksek teknolojik ürün mü ithal ediyor? Hayır, aksine, yarı mamul genelde. Bu anlamda, yüksek teknolojiden uzak bir ihracat politikası olduğunu görüyoruz. Bakın, 2025 Ekim ayında ara malların ithalattaki payı kaç? Yüzde 68,3 yani ithal etmeden üretemeyen bir ekonomi var, dışa bağımlı bir üretim ekonomisi var ve bizim buradaki rakamlara baktığımız zaman burada, ithalatın durduğu yerde üretimin de duracağını görmemiz gerekir. O anlamıyla, şişen ihracat rakamlarını gerçek anlamda ihracat ve döviz olarak görmemek gerekiyor çünkü aksine, ithalat rakamları bunu karşılıyor.
Onun için şunu söyleyelim Sayın Bakan: Bu bütçenin esnafa, üreticiye, halka hiçbir faydası olmadığını gerçekten iyi biliyoruz; siz de zaten bu konuda bir kaygı gütmüyorsunuz ki hiçbir derdiniz yok.
Şimdi, ben size arada da söyledim, örneğin bölge açısından söyleyelim, bölgedeki sınır kapılarının işlememesi meselesi. Gerçi şunu söylediniz: "Karşı ülkelerin bu konudaki altyapılarının olmaması sorunu..." Ama, şimdi, örneğin Kars halkı, Iğdır halkı Ermenistan'la sınır kapısının açılmasını bekliyor. Derecik'teki sınır kapısı işlemiyor neredeyse, bölgedeki bütün sınır kapıları çok atıl, elimizde kala kala bir Habur kalmış. "Nusaybin'i açın." diyoruz "Orada da SDG var, açamayız." diyorsunuz. Vallahi bilmiyoruz bölge halkı ne yapacak, taş mı yalayacak?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edelim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İnsanları yoksulluğa mahkûm eden, sonunda da zorunlu göçe mecbur bırakan, büyük kentlerde ucuz iş gücü, ucuz koşullarda "Her işi yaparım." pozisyonunda tutmaya çalışan bir politika var. Onun için yatırımların da ticaret politikasının da bölge bazlı olması gerekiyor ve özellikle de bu kredi politikasına yönelik de bir yaklaşımın olması gerekiyor. Bölgedeki birçok ticari kuruluşun krediye ulaşmakta ciddi zorluklar yaşadığının da altını çizelim. Bu kredideki daralma ciddi bir şekilde sorun yaratıyor hem üretimde hem de ticarette.
Şimdi, gelelim Ulaştırma Bakanına. Sayın Bakan, size de söyleyecek çok şey var ama zaman sorunumuz nedeniyle... Çoğunu arkadaşlarım söyledi ama şunu söyleyeyim: Ya, Allah aşkına, ne kerameti var bu kamu-özel iş birliğinin? Ya, bu devlete, bu millete, bu halka, bu vatana nasıl bir faydası var da vazgeçemiyorsunuz; her yıl trilyon dolarları, milyon dolarları bu kamu-özel iş birliklerine veriyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayalım.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, normalde şöyle demiştiniz: "Ya, devlete bir maliyeti yok." Siz sanırım böyle kırk dokuz yıl falan garantili olan köprü geçişlerini, otoyolları, onlara ödediğimiz paraları, oradan o kadar insan geçmediğini, onun hazineden üzerine verilmesini, sürekli kuru revize edip yüksek kurlardan para ödemeyi bir maliyet olarak görmüyorsunuz, onu anladık. Üç, dört, beş, on, kaç yıl daha sonsuz kâr yapacaklar ki siz bu kamu-özel iş birliklerinin yaptıklarını devlete alacaksınız ve artık biz bu yükten kurtulacağız? Bir kambura dönmüş durumda bu yap-işlet-devretler ve kamu-özel iş birlikleri.
Diğer bir şey ulaşım maliyetleri. Ya, ulaşım bu çağda lüks olabilir mi Sayın Bakan? Ya, Avrupa'ya daha ucuza uçuyor insanlar. Bir yerden bir yere gitmek, uçakla gitmek büyük bir maliyet. Hadi gittiniz, paranız var, bu sefer de sefer bulamıyorsunuz; Van, Ağrı, Kars; hangi ili sayarsam sayayım uçak yok. Maliyetler çok yüksek ve söyleyelim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son kez açıyorum.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...korkunç, pespaye bir hizmet kalitesi var, çok kötü. Bu kadar kötü bir hizmet kalitesi olabilir mi ya? Havada seyahat ediyorsunuz, paranızı vermişsiniz, size bir bardak su vermiyorlar ya; böyle bir şey olabilir mi? Yoksulu var, yaşlısı var...
CAVİT ARI (Antalya) - Vermeye başladılar.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ha, pardon, AJet verdi bir bardak, plastik su veriyor, diğerleri onu da satıyorlar. Haklarını yemeyelim.
Şimdi, diğeri, kamuda çalışan taşeronlaştırdığınız, PTT'deki, Devlet Demiryollarındaki, Devlet Hava Meydanlarındaki, Karayollarındaki işçiler sömürülüyor, emekçiler sömürülüyor. Bu sömürü düzenine bir "Dur!" demeniz gerekmez mi Sayın Bakan? Buna dair de hiçbir şey yapmıyorsunuz.
Diğeri yani çok söylendi ama tekrar bunu söyleyeyim: Bu afetlerde bile GSM sınırlamasının kendisi, internet erişim meselesi; bu çağda interneti lüks olarak gören anlayıştan vazgeçmek gerekiyor. Özellikle kırsalda yaşayan insanlara, dar gelirlilere, öğrencilere gerçekten ücretsiz internet altyapısını ve ücretsiz interneti daha fazla vermeniz ve sağlamanız gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım, selamlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Kent meydanlarında ücretsiz internet çağını başlatmanız gerekiyor. Toplu taşıma ve toplu yaşam alanlarında ücretsiz interneti artık başlatmanız gerekiyor. Bunlar lüks değil Sayın Bakan. Avrupa'ya gidin, hangi meydana giderseniz gidin ücretsiz internete ulaşırsınız. Bizde hâlâ bunların çoğu ne yazık ki olmuyor çünkü evimizde bile internet çekmiyor, meydanda nasıl çeksin?
Son olarak, bu ana dilinde hizmet; özellikle uçaklarda ana dilinde anons, Kürtçe dilinde anons bence artık yapmanız gereken bir şey. Çok geç kaldınız, daha fazla geç kalmamanızı öneririm.
Tekrardan teşekkür ediyorum. 2 Bakanlığın bütçesine de halkımızın faydası için, halkın bütçesi olmadığı için "hayır" oyu vereceğimi de ifade etmek isterim.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)