| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 6'ncı Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 32 |
| Tarih: | 14.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri, Sayın Bakanlar, kıymetli bürokratlar, YÖK Başkanı; efendim, ben bir öğretmenim ve direkt kitabın ortasından konuya girmek istiyorum.
En büyük acı eğitimde olmayan ve her geçen gün derinleşen fırsat eşitsizliğidir. Daha ilk adımda kreş, anaokulu kapısında ayrılıyor çocuklarımızın yolları. Türkiye'de sistemin adı "Paran varsa oku." sistemidir. Devlet ve özel farkı bir tarafa, devlet okullarının kendi içerisindeki farkta bile eğer yüksek bağış yapabiliyorsan, tanıdığın hamilikartın varsa eğer iyi okula, yoksa mahallendeki okula mahkûmsun. Parası olanın çocuğu hayata istediği okulda hazırlanıyor, olmayanın çocuğu hayata yenik başlıyor, daha okumayı öğrenmeden hayatın acı gerçeğini öğreniyor. Özel okullar, parlak sınıflar, bire bir dersler, yüzlerce deneme sınavı, binlerce soru bir tarafta, diğer tarafta eğer gittiği okulda kazara bir deneme sınavı yapılırsa optik formu ilk kez orada gören çocuklar... Sonra bu çocukların hepsini aynı sınava sokuyor ve yarıştırıyoruz. Daha yarışa başlamadan nefesleri kesiliyor bu çocukların, nefesleri. Sonra üniversite kapıları açılıyor, kalburüstü bölümler hep aynı ellere düşüyor. Soruyorum Sayın Bakan: Çocuklarımızı anlattığım bu hazin hikâyeden kurtaracak bir bütçeniz var mı?
Hep şöyle söyledik oysaki: Devlet nitelikli, parasız, eşit, zorunlu eğitimi vermek zorunda. Bu, sosyal devletin gereği ama bizim sistemde belli ki iflas etmiş. Parası olan çocuklar özel kurslarda, bire bir derslerde sınavlara hazırlanırken geçen bütçenin ilk günü Sayın Abdullah Güler "Biz dershaneleri bitirdik." dedi. Hâlbuki şu Çankaya kapısından çıksa, Kızılay'a doğru yürüse sağ tarafta 30 tane dershane görebilir, kurs merkezi görebilir. Yani parası olanlar hazırlanacak aynı sınavlara, parası olmayanlar kaderine mahkûm olacak.
Bu bütçeyle fırsat eşitsizliğini bitirmiyor, resmen resmîleştiriyorsunuz. Bu bütçe, yoksul çocuğa "Yerini bil." diyen bir bütçedir. Bu bütçe, eğitimi hak olmaktan çıkarıp ayrıcalığa dönüştüren bir bütçedir.
Öğretmenlerin derdi, atananların bin, atanamayanların ise neredeyse milyon. Sunumlarda diyorsunuz ki: "Öğretmen yetiştirme sistemi yeniden kurulacak, akademi yapılandırılacak, yapay zekâ destekli yönetim sistemleri gelecek, ölçme-değerlendirme değişecek, maarif modeli izlenecek." Bakıyoruz, bütçede bunların hiçbiri yok. Hangi hedefe ne kadar kaynak ayırdığınız belli değil. Hangi programın hangi yıl ne sonuç üreteceği nerede yazıyor? O da yok.
Yine, bakıyoruz, bu bütçe çocuk yoksulluğuna da bir nebze olsun umut vadetmiyor ama siz hâlâ söz verdiğiniz bir öğün ücretsiz okul yemeğini bile vermiyorsunuz. Bu ülkede çocuklar okula giderken aç gidiyorlar, öyle görünüyor ki sayenizde aç gitmeye de devam edecekler. Yapılan araştırmalar çocuklarımızın üçte 1'inin hiç süt içmediğini gösteriyor. O yüzden kemik yapıları yeterince gelişmiyor, bodur kalıyorlar ve aynı kaderi sayenizde yaşamaya devam edecekler.
Sayın Bakan, soruyorum: Bu bütçeniz atanamayan 800 bin öğretmenimizin dramını bitirmeyecekse, sayıları toplam 1.300 olan engelli öğretmenlerimizin kaderine terk edilişine son vermeyecekse, KPSS'den yüksek puan aldığı hâlde mülakat tiyatrosunda elenen gençlerin feryadını dindirmeyecekse, liyakatin değil sadakatin esas alındığı bir sistemi sonlandırmayacaksa; okullarımızdaki temizlik sorununa çözüm getirmeyecek, çocuklarımızın bir öğün dahi yemek yemelerini sağlayamayacaksa, bir bardak süt bile içmelerine imkân vermeyecekse ne işe yarayacak? Biz bu bütçenin neresine "evet" diyelim Sayın Bakan?
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Sayın Yusuf Tekin -ben çok iyi biliyorum, eğitimciler de biliyor, millet de her geçen gün öğreniyor- Atatürkçüleri sevmez, demokratları sevmez, ülkücüleri sevmez, Türk milliyetçilerini sevmez, solcuları sevmez; hasılı Yusuf Tekin, Türk'ü sevmez.
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Tarikatları sever ama, tarikatları.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Neden biliyor musunuz? Eğer biraz sevseydi ne bu yeni paralel yapılarla -başta Cihannüma olmak üzere- onlarla iş tutarak binlerce kadronun kellesini alırdı, ne ÇEDES ve benzeri uygulamalarla bu milletin sübyanlarını ne idiği belirsiz grupların önüne peşkeş çekerdi ne de yıllarca okuduğumuz, şimdi tutsak ettiğiniz Andımız'ı yasaklardı. Evet, efendim, siz sevmezsiniz; nerede gördük bunu? Vicdanınız olmadığını nerede gördük? Buradan açıkça söylüyorum: Analarının ak sütü gibi helal olan kazanılmış atanma haklarını uyduruk mülakatlarla 1.611 öğretmenin aldınız, göz göre göre aldınız; yalnızca Sayın Bakanın inadıyla aldılar. Ben buradan açıkça söylüyorum: Allah da biliyor, kul da biliyor ki bu 1.611 öğretmenin hakkı gasbedildi. Sizde hiç vicdan yok mu ya? Hiç Allah korkusu, hiç utanma yok mu? Ben buradan açıkça söylüyorum: Bu hak gasbedildi. Ben bunun gasbedildiğini ispat edebilirim. Siz eğer "Hak gasbedilmedi." diyorsanız gelin, bunu bir gün konuşalım. Siz ispat ederseniz ben bütün siyasi geleceğimden vazgeçeceğim ama ben ispat edersem siz şurada bir gün durmayın ya, Allah'tan korkun! (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Ben size bir örnek vereyim de az laftan çok şey çıksın: Burada bir hanımefendi var, Bursa'da siyaset yapıyor, yapsın. Gemlik AK PARTİ İlçe Başkan Yardımcısı, efendim, faaliyetleri var ama bir de bakıyoruz, aynı zamanda öğretmen, ücretli öğretmen Gemlik'te. Daha ilginç olanı şu: Eskişehir Anadolu Üniversitesi mezunu ve 2023-2024'te ana sınıfı öğretmenliği, 2024-2025'te Kurşunlu Nursel Çağlar'da özel eğitim öğretmenliği, bu yıl 2025-2026'da da yine Gemlik merkezde Türkçe öğretmenliği yapıyor. Neye göre yapıyor bunu ya, hangi mevzuata göre? Biz biliyoruz ki memlekette AK PARTİ'li olursanız her şey size serbest.
Son bir şey: Teftiş Kurulu Başkanı Fethi Fahri Kaya Beyefendi Bursa'ya geliyor, 60 maarif müfettişiyle toplantı yapıyor. Müfettişlerden biri diyor ki: "Misafir olarak Bursa'mıza hoş geldiniz." "Bir dakika ya, ben misafir değilim, ev sahibiyim." diyor. Diğeri diyor ki: "Durumumuz iyileştirilecek mi?" Bir müfettişimiz diyor ki: "Hiç zannetmiyorum." On beş gün sonra o 2 müfettişe soruşturma açtırıyorsunuz ya! Bu ne kibir, bu ne aymazlık! Allah aşkına yeter!
Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)