| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 32 |
| Tarih: | 14.12.2025 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, 2 bakanımızı dinledik. Bu konuda yaptıkları konuşmaları can kulağıyla dinlemeye çalıştık ama ne yazık ki gerçekten toplumun yarasına, derdine derman olacak bir cümle kendilerinden duyamadık. Daha ziyade şişirilmiş rakamlar, çarpıştırılmış istatistikler, yapılan eleştirilere de tencere dibin kara seninki benden kara söylemiyle yanıt vermeye çalıştıklarını izledik. Oysaki her 2 Bakanlığın etki alanının kendisi de gerçekten bu toplumun en temel sorunlarını oluşturuyor. Örneğin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. Sayın Bakan da burada, çok da görüştük, arkadaşlarımız da kendisine şiddetle ilgili meselelerde ulaşıyorlar. Ya, bu ülkede kadına yönelik şiddet almış başını gidiyor, kadınların başı kesilip surlardan aşağı atılıyor. Koruma kararlarına rağmen kadınlar koruma altındayken katlediliyorlar, çocuklarının gözü önünde katlediliyorlar, sistematik şiddete uğruyorlar. Ve şiddeti de sadece fiziksel şiddet olarak da anlamamak gerekiyor, ekonomik şiddete uğruyorlar, cinsel şiddete uğruyorlar, psikolojik şiddete uğruyorlar, dijital şiddete uğruyorlar ve bütün bu şiddet mekanizmasını, bütün bu şiddet sarmalını engelleyecek önleyici politikalar alma konusunda ne yazık ki Bakanlığın gerçek anlamda yetersiz kaldığını görüyoruz. Şimdi, en başından şunu söyleyelim: Bu ülkede şiddetin bu kadar arttığı, gerçek anlamda kadınların neredeyse aile dışında yaşam alanı tanınmayan, kadını aileye hapseden ve gerçek anlamda kendisini gerçekleştirmesini, kamusal hayata katılmasını, bir iş sahibi olmasını, ayaklarının üzerinde durmasını sağlayacak destek mekanizmaları yokken hâlihazırda bu şiddeti önlemenin de çok mümkün olmayacağını ifade edelim. Şimdi, öncelikle söyleyeyim Sayın Bakan: Bir Aile Bakanlığı değil, bir kadın bakanlığına bizim ihtiyacımız var, adında kadın olan bir kadın bakanlığına ihtiyacımız var. Çocuklar için bir çocuk bakanlığına ihtiyacımız var. Bakın, Meclisteyiz, bu Meclisin çatısı altında çocuklar istismara ya da cinsel tacize uğradılar. Yani dilimiz bile dönmüyor söylerken gerçekten acı çekiyoruz; ya, burada bulunuyoruz, 7/24 mesai yapıyoruz ama bizim bulunduğumuz bir ortamda çocukları koruyamadık. Bu bir anlayış sorunudur, bu aynı zamanda bir zihniyet sorunudur, bu aynı zamanda bir mekanizma yoksunluğu sorundur. "Bu çocuklar kime emanet, bu çocukları niye koruyamıyoruz?" sorusunu herkesin kendine sorması gerekiyor. Çocuklar siyasetüstüdür, çocukları korumak herkesin sorumluluğudur, ebeveynlerin olduğu kadar siyasetçilerin, toplumun da bir sorumluluğudur ama bu konuda hiç adım atılmadığını görüyoruz.
Şimdi, yıllardır söylüyoruz, cinsiyete duyarlı bütçe. Ne demek istiyoruz? Ya, kadınlarla erkekler eşit koşullarda değillerse siz bir matematiksel eşitliği bile sağlayamıyorsanız nasıl olacak? Kadına ayrılan bütçeye bakıyoruz, diğer bakanlıklara ayrılan bütçeye bakıyoruz, kadın istihdamına ayrılan paya bakıyoruz, kadınların dar tanımlı, geniş tanımlı işsizlik oranlarına bakıyoruz, bütün istatistiklerde en altlardayız. Peki, nasıl olacak Sayın Bakan? Ben size sormak istiyorum. Kadın iş bulamıyor, kadın aş bulamıyor, kadın okuyamıyor. Bakın, okul terk oranları çok artmış durumda ve bu okul terk oranlarında kız çocukları erken evlilik yapmak zorunda kalıyor, erken yaşta evlendiriliyor, okulu terk eden erkek çocukları da iş yaşamına katılmak, çalışıp aileyi geçindirmek zorunda kalıyor; bu, bir yoksulluk sorunu aynı zamanda. Peki, bunu engelliyor musunuz? Hayır. Bu ülkede çocuklar yetersiz beslenmeden dolayı bodur kalıyor, bodur. Saçları kırık, derin anemiler oluyor. Çocuk yoksunluğu yani çocuğun gıdaya erişememesi, yetersiz beslenmesinin yarattığı dünya kadar sorun var. Yani artık karikatürlere konu oluyor ama çocuğa annesi soruyor "Günün nasıl geçti?", "Gurultudan hiçbir şey anlamadım." diyor. Neyin gurultusu? Midesinin gurultusu. Okulda çocuklar açlıktan bayılıyor. Peki, 2 bakanlık ne yapıyor? Vallahi seyrediyor. Bir bodur nesil yetişiyor. Bakın, yetersiz beslenmeden kaynaklı bir bodur nesil yetişiyor; bunun istatistikleri var, OECD ülkeleri içerisinde de var, dünya ortalaması içerisinde de çocukların nasıl yetersiz beslendiğinin dünya kadar parametresi var ama bunların hiçbirisi yok.
Şimdi, şiddet çetelesini sormak istiyorum Sayın Bakan: Ya, nasıl olur da siz kadına yönelik şiddetin çetelesini, istatistiğini yıllık açıklamazsanız, niye açıklamazsanız? En son açıkladığınızda yüzde 1.400 çıktı, 2024'te açıklamışsınız TÜİK'e dayanarak; şimdi açıklamıyorsunuz. İçişleri Bakanlığı bu verileri gizliyor. Evet, gizliyor, biz ulaşamıyoruz, erişemiyoruz, soruyoruz. Hayır, ulaşamıyoruz; bunu açık ve net söyleyelim. Bakın, ben size söyleyeyim, Bianet'in rakamları: Son dokuz ayda 224 kadın öldürülmüş, 164 kadın taciz edilmiş, 169 çocuk istismara maruz kalmış, 561 fiziksel şiddet vakası yaşanmış, 8 kadına cinsel saldırı olmuş, 805 kadın fuhşa sürüklenmiş, 347 kadının ölümü şüpheli, Rojin'i biliyoruz, Gülistan Doku'yu biliyoruz, "Aile Bakanlığı olarak siz bütün bu süreçleri neresindesiniz?" diye size sormak istiyorum.
Şimdi, diğer bir mesele: Bakın, siz aynı zamanda bir sosyal politika bakanısınız değil mi, sosyal alanın hepsi size bağlı. Peki, emekli olan yaşlıların durumu ne? Geçen gün basında bir haber vardı, şurada, Ankara Ulus'ta tek kişilik odalarda kalan emeklilerin haberin okudunuz mu bilmiyorum.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI MAHİNUR ÖZDEMİR GÖKTAŞ - Biz gittik oraya, gittik.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ha, gittiniz, çok iyi yapmışsınız. Ben size soruyorum: "Niye insanlar tek kişilik odalarda kalıyorlar? Niye evde kalmıyorlar? Niye bir emekli ev kiralayamıyor? Niye başkasının emeklisi gelip Türkiye'de Kapadokya'yı, orayı burayı geziyor da bizim emeklimiz daha kendisine bir ev kiralayamıyor?" sorusunu kendinize sormuyor musunuz? (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Günlüğü 200 lira...
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI MAHİNUR ÖZDEMİR GÖKTAŞ - Belki başka konulardan orada kalıyorlardır.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ben tamamlayım Sayın Bakan isterseniz. Günlüğü 200 lira, 400 lira arasında, aylığı 12 bin lira, 16 bin lira arasında. Peki, başka bir veri daha vereyim Sayın Bakana.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edelim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, geçen yılın ekim ayında 60 yaş üzerinde 22 bin 114 yurttaş İŞKUR üzerinden bir işe yerleştirilmek için beklemiş, bu yıl ise sayı yüzde 21,9 artarak 26 bin 823 kişiye yükselmiş. Bakın, bu insanlar emekli, bu insanlar 60 yaşın üzerinde ama gidip İŞKUR'a başvuruyorlar. Niye? Çünkü geçinemiyor, ya simit satacak ya işportacılık yapacak ya İŞKUR'a başvuruyor. Ya, bu bir yoksulluk göstergesi, bir çalışan yoksulluğu var, bir emekli yoksulluğu var, bir çocuk yoksulluğu var, bir kadın yoksulluğu var ve bütün bu yoksulluk kategorileri toplumda bir, toplamda bir yoksulluk politikasına işaret ediyor. Peki, siz yoksullukla mücadele ediyor musunuz? Hayır. Siz, AKP iktidarının en iyi yaptığı şey yoksulluğu içeriyorsunuz yani yoksulluğu yönetiyorsunuz çünkü yoksulluk aynı zamanda yönetildiği zaman, içerildiği zaman oy deposu demek. 20 milyon insanın sosyal yardıma muhtaç olması, sosyal yardımla ayakta kalması ne demek? Bu ülkede işsizlik var, aşsızlık var; istihdam sorunu var demek ama buna dair hiçbir politikanızın olmadığını görüyoruz.
Arkadaşlarımız söylediler: Bakın, cinsel şiddet kriz merkezlerini niye kurmuyorsunuz? İstanbul Sözleşmesi gibi çocuğu, kadını, kadınları koruyan bir sözleşmeden çıktınız, 6284'ü hâlâ etkin bir şekilde uygulamıyorsunuz ve bu ülkede ne yazık ki kadınlar kimsesiz hissediyor kendini. Kadınların kimi var biliyor musunuz? Kadınlar bir tek kadınlara güveniyor, kadın örgütlerine güveniyor gerçek anlamda, Aile Bakanlığına güvenmiyorlar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Onları koruyacak bir mekanizma sağlayamadınız ve ne yazık ki büyük bir şiddet sarmalı var, bu şiddet sarmalına bir şey demiyorsunuz.
Şimdi, bütün süremi tabii ki Aile Bakanlığıyla bitirmek istemiyorum çünkü Millî Eğitim Bakanlığı gerçek anlamda uzun sürelerle konuşulmayı ve eleştirilmeyi hak eden bir Bakanlık, ona da birkaç kelam etmek isterim. Şimdi, arkadaşlarımız uzun uzun anlatılar, Sayın Bakanı hayretle dinledik gerçekten. Ya, MESEM savunulacak bir şey mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - MESEM'de 17 işçi çocuk, işçileştirilmiş çocuk yaşamını yitirmiş, Sayın Bakan hiçbir şey olmamış gibi konuşuyor. Bakın, meslek lisesi başka bir şey. Ben meslek lisesi mezunuyum, yatılı okumuş bir öğrencim; bana kimse meslek lisesini anlatmasın, kimse katsayı zulmünü anlatmasın, ben onun mağduru olan bir öğrenciyim aynı zamanda ama bugün yeni bir dönemdeysek, yeni bir çağdaysak artık bize yeni bir şey söylemesi gerekiyor mevcut Millî Eğitim Bakanının kendisi ama çıkmış, bize okul, fabrika dönemin anlatıyor. Artık OSGB'lerin içerisine, sanayi bölgelerinin içerisine okullar yapılıyor ve çocuklar sadece bir gün okula gidip dört gün boyunca o işçiliklerde, o fabrikalarda, atölyelerde çalışıyorlar. Bakanlık buna ne diyor? "Biz de ara eleman üretiyoruz, meslek edindiriyoruz, ceplerine de harçlık koyuyoruz." Ee, sömürmüyor musun? Sömürüyorsun. Kim para kazanıyor? Patronlar. Kim para kazanıyor? Oradaki OSB'ler. Kim para kazanıyor? Okul yönetimleri. O işçi küçücük çocukların emekleriyle ürettiklerini pazarlıyorlar ve artı değer elde ediyorlar. Böyle bir sistem, böyle bir sömürü çarkı olabilir mi? Sömürü sistemi yasallaştırılmış, sistemin içine yedirilmiş ama Millî Eğitim Bakanı gelmiş burada bize bunu anlatıyoru.
Bakın, okullarda temizlik malzemesi yok ya, hangi çağda yaşıyoruz? 21'inci yüzyılda, yıl 2025, 2026'ya sayılı günler kaldı, tuvalet kâğıdı yok, kâğıt havlu yok, onu geçtim sıvı sabun yok ya, sıvı sabun yok ya, insaf, merhamet. İzmir'de, İzmir'in göbeğindeki okullardan söylüyorum ha, böyle çok başka bir yerden, orta Anadolu'dan, böyle ücra bir memleketten falan da bahsettiğimiz yok ama bunu bile sağlayamıyorlar. Bu arada temizlik için kurdukları bir sistem var, üç gün part-time birileri geliyor işte, sigortası yok, günlüğü bin lira, aylık çalışırsa 12 bin liraya insanları sigortasız temizlik işinde çalıştırıyor. Millî Eğitim Bakanlığının kendisi bunu yapıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Devam edelim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, 100 binin üzerinde öğretmen açığı var. Peki, toplam atamayı bekleyen öğretmen sayısı kaç? 1 milyonun üzerinde. Bakın, 300 öğretmen ataması yapılmadığı için yaşamına son verdi. Bu ülkenin her yerine pıtrak gibi fakülte açıyorsunuz, üniversite açıyorsunuz. Akademik kadrosu var mı? Yok. Laboratuvarı var mı? Yok. Gerçek anlamda nitelikli bir eğitim veriyor mu? Yok. Bu kadar diplomalı işsiz ne olacak? Böyle bir planlama hatası olabilir mi? Hani YÖK'ü kaldırıyordunuz? Olur mu ya? "YÖK'ü ele geçirdik, tahkim edeceğiz." Şimdi, kindar ve dindar nesil yetiştirmenin yeni aracı YÖK. Ağzını açanı cezaevine atan bir YÖK sistemi var. Özel güvenliğinden tutalım, polise kadar üniversite öğrencilerinin en demokratik protesto hakkını engelleyen bir YÖK sistemi var, rektörlük sistemi var. "Bu öğrenciler ne yapsın, nerede hak aramayı öğrensin, nerede eleştirel düşünceyi öğrensin, nerede bilimsel düşünceyi geliştirsinler?" sorusunu sorduğumuzda "Onlara ihtiyacımız yok ki bize itaat eden bir nesil lazım." diyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - "Biat et, rahat et." kendi metaforlarıyla, kendi sloganlarını da söylemiş olalım.
Şimdi, bütün bunların içerisinde, bakın, 2026 yılı içerisinde net bütçesindeki yatırımlara ayrılan paya bakalım, yüzde 8,25. Bu oran 2002'de ne kadarmış biliyor musunuz Sayın Başkan? Yüzde 17,8, 17,8'den 8,25'e düşmüş yatırım harcamaları. Yani bu ne demek? Okul yapılmıyor, derslik yapılmıyor, yatırımlar yok zaten bütçenin yüzde 90'ına yakını çalışanlara gidiyor, memur maaşlarına gidiyor. Ortada eğitimin kalitesini artıracak hiçbir kalemin harcanmadığını görüyoruz ki bunun kabul edilemez olduğunu söyleyelim.
Son olarak, barış akademisyenlerine değinerek bitirmek istiyorum. Bu ülkede barışa taraf olmanın suç sayıldığı, suç ilan edildiği ve bunu da yapanın AKP olduğu tek iktidar dönemini yaşadık. "Biz barış istiyoruz, çatışmalar yeniden başlamasın, kan akmasın." dediği için barış akademisyenleri işten atıldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Peki, imzaları topluydu, tek bir bildiriye imza attılar değil mi? Niye toplu görmediniz davalarını? Hayır, herkese tek tek dava açıldı, Anayasa Mahkemesi karar verdi, beraat etti, dedi ki: "Bu düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamındadır, asla suç olamaz." ama idare mahkemeleri hâlâ onları iade etmiyor. Ne yapıyorlar, biliyor musunuz Sayın Başkan? Atıldıkları süreden en çok sonra yaptıkları sosyal paylaşımlar, gittikleri panellerdeki sarf ettikleri sözler üzerinden yeniden suç yaratıp barış akademisyenlerinin üniversiteye dönmesini engelliyorlar; biz bu ceberut anlayışı kabul etmiyoruz.
Her yerde çocuklar için, yaşlılar için, kadınlar için, engelliler için eğitimi de sağlığı da her şeyi de korumaya devam edeceğiz. Bunu söyleyelim; bu bütçe asla halkın bütçesi değildir, 2 Bakanlığın bütçesine de "hayır" oyu vereceğiz diyorum.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)