| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 36 |
| Tarih: | 18.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmeleri genellikle rakamlarla başlar ve rakamlarla konuşulur ama hayat rakamlarla başlamaz. Hayat sabah evden çıkan insanla, çoluğunu çocuğunu okula gönderenle, işine çalışmaya gidenle, pazara çıkanla, dükkânını açan esnafla, tarlasını sürmek için traktörüne binen çiftçiyle başlar. O yüzden, ben bugün sözlerime başlarken bir tabloyla değil, bir hissiyatla başlamak istiyorum çünkü bu ülkede insanlar artık "Ne kadar kazanıyorum?" sorusundan çok "Bu kazançla nasıl yaşayacağım?" sorusunu sormaktalar.
BAŞKAN - Sayın Akalın, bir saniye lütfen.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un resmî konuğu olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Kore Cumhuriyeti Ulusal Meclisi Başkanı Sayın Woo Wonshik ve beraberindeki heyet Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'la birlikte şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine Genel Kurulumuz adına hoş geldiniz diyorum. (AK PARTİ ve İYİ Parti sıralarından ayakta alkışlar; CHP, DEM PARTİ, MHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, süreyi baştan başlatalım.
BAŞKAN - İlave süre vereceğim, merak etmeyin.
BAŞKAN - Sayın Akalın, buyurun, devam edin.
MEHMET AKALIN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Aslında bütçe dediğimiz şey tam da bu soruya verilen cevaptır. Bütçeler vatandaşın alım gücü düşmesin, yaşam standardı korunabilsin diye yapılır. Bizde ise vatandaşın alım gücü düşüyor, yaşam pahalılaşıyor ve bütçe bu gerçeğin arkasından geliyor. Bu bir algı meselesi değil, bu ölçülebilir bir durumdur. Gelin, bir de yoruma değil, veriye bakalım: Eurostat verilerine göre Türkiye'nin kişi başına alım gücü endeksi 71, Avrupa Birliği ortalaması 100'dür. Almanya'da bu değer 119, Fransa'da 112, Polonya'da 84 yani Türkiye'de vatandaş aynı mal ve hizmet sepetine Avrupa ortalamasından yaklaşık yüzde 30 daha düşük alım gücüyle erişebilmektedir. Bu fark teorik değildir, doğrudan pazarda, markette hissedilebilir bir değerdir. Asgari ücret cephesinde tablo daha da nettir. Yine, Eurostat'ın 2025 verilerine göre Türkiye'de asgari ücret nominal olarak yaklaşık 450-500 avro düzeyindedir. Satın alma gücü standardına çevirdiğimizde bu ücret yaklaşık 1.000 PPS'ye yani satın alma gücü standardına denk gelmektedir. Aynı göstergede Polonya 1.450, Fransa 1.600, Almanya ise 1.700 seviyesindedir. Yani mesele sadece kur değil, mesele emeğin karşılığının korunup korunmadığıdır. Bakın, yine OECD'nin en güncel hane halkı harcama verileri de bunu doğrulamaktadır. Türkiye'de haneler gelirlerinin yüzde 30-35'ini gıdaya ayırmak zorunda kalırken Almanya'da bu oran yüzde 14, Fransa'da yüzde 16'dır. Bu, uluslararası literatürde açıkça "çalışan yoksulluğu" olarak tanımlanmaktadır. Nitekim, Türkiye'de çalışanların yaklaşık yüzde 47'si asgari ücret veya altında gelir elde etmekte, Avrupa ülkelerinin büyük bölümünde bu oran yüzde 15'in altındadır; mesela Almanya'da yüzde 12, Fransa'da yüzde 14, Polonya'da yüzde 19 seviyesindedir. Bizde asgari ücret istisna değil, ortalama hâline gelmiştir. Peki, bütçe bu tabloya nasıl cevap veriyor? Bakın, yine OECD Revenue Statistics 2025 Raporu'na göre Türkiye'de dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 63-65 bandındadır, Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 38 civarındadır. Yani bu bütçe, gelire göre değil, harcamaya göre yük bindirmektedir, en çok harcamak zorunda olanlar en çok vergiyi ödemektedir. OECD'ye göre Türkiye'de sosyal harcamaların millî gelire oranı yüzde 12 civarındayken OECD ortalaması yüzde 21'dir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de ülkemizdeki tarım sektörünün durumuyla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. İki gün önce Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantısı için İngiltere'deydim, orada şöyle bir olaya tanıklık ettim: İngiliz Hükûmeti tarım arazileriyle ilgili vergilendirmeyi gündeme getirdi. Bunun üzerine İngiliz çiftçiler traktörleriyle Londra'nın merkezine İngiliz Parlamentosunun önüne kadar geldiler. Aynı zamanda Fransa'da da benzer bir durum için benzer bir tepkiyi Fransız çiftçisi de verdi çünkü Avrupa'da çiftçi muhatap alındığını biliyor ve ona göre gereğini yapıyor. Peki, Türkiye'de ne oluyor? Türkiye'de çiftçi traktörle sokağa çıkamıyor ama traktörünü satmak zorunda kalıyor; bu bir benzetme değildir.
Bakın, yine, BDDK ve Ziraat Bankasının verilerine göre, Türkiye'de çiftçilerin bankalara olan toplam kredi borcu 1 trilyon lirayı çoktan aşmıştır. Bugün maalesef çiftçimiz vergi politikasını değil, borcunu nasıl çevireceğini düşünmektedir. Avrupa'da çiftçi vergi politikasını tartışırken ülkemizde çiftçimiz icra korkusuyla yaşamaktadır. İngiltere'de çiftçi "miras vergisi" diyor, Türkiye'de çiftçi "Çocuğuma miras bırakacak bir tarla kalacak mı, kalmayacak mı?" diye soruyor; işte aradaki fark budur.
Değerli milletvekilleri, Avrupa'da çiftçi vergiye itiraz edebiliyorken Türkiye'de çiftçi neden mazot fiyatını bile konuşamaz hâle gelmiştir? Bakın, yine 2025 yılı itibarıyla Türkiye'de tarımsal mazotun litre fiyatı 40 liranın üzerindedir. Üstelik bu fiyatın önemli bir kısmı da vergidir. Buna karşılık Avrupa'da tarımda kullanılan tarım dizeli çok düşük bir vergili ya da fiilen vergisiz olarak çiftçiye sunulmaktadır. Avrupa çiftçiyi üretimde tutmaya çalışırken Türkiye'de Hükûmet çiftçimize maliyet yüklemektedir. Avrupa, tarımını korumak için düzenlemeyi tartışırken siz Hükûmet olarak neden Türk çiftçisini ithalatla terbiye etmeye çalışıyorsunuz? Yine, TÜİK ve Toprak Mahsulleri Ofisi verileri 2026'ya girerken buğday, mısır ve yem ham maddelerinde ithalatın fiyat baskılama aracı hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Bu politika üretimi değil, ithalatı teşvik etmektir. Avrupa ülkelerinin çoğunluğu çiftçilerini millî gelirlerinin yüzde 1'inden daha çok miktarlarda desteklerken ülkemiz Tarım Kanunu'nun açık hükümlerine rağmen bütçeden tarım desteklerine ayrılan pay kanun hükmünün altında kalmaktadır. Tarım Bakanlığı bütçesinde 2026 yılı tarımsal destek bütçesi 167 milyar lira olarak planlanmıştır ancak bu tutar millî gelirin yaklaşık yüzde 0,22'sine karşılık gelmektedir yani yasa açıkça ihlal edilmektedir. Bu durum yıllara sâri olarak Sayıştay raporlarında da yer almaktadır. Bu sadece bir bütçe meselesi değildir, bu bir gelecek meselesidir. Bir ülkede çiftçi vergi konuşuyorsa orada müzakere vardır, çiftçi borç konuşuyorsa orada tarım politikası maalesef çökmüştür. Bugün, Türkiye'de tarım politikası çökmüş vaziyettedir. Bunu Edirne'de, Trakya'da, Anadolu'nun dört bir yanında, tüm Türkiye'de görmekteyiz. Çiftçi tarlasını ekemez hâle gelmiştir. Üreticimiz borçla ayakta durmaya çalışmaktadır.
Bakın, Avrupa çiftçisini dinliyor, siz maalesef çiftçiden kaçıyorsunuz. Avrupa tarımın geleceğini tartışırken Türkiye'de ise tarımın âdeta cenazesi kaldırılıyor. Çiftçiyi ithalatla, borçla, baskıyla susturamazsınız. Çiftçi ayakta kalmazsa bu ülke de ayakta kalamaz. Tarımı gözden çıkaran bir iktidar geleceği de gözden çıkarmış demektir.
Değerli milletvekilleri, bu tercihlerin tesadüf olmadığını da söylemek ve görmek gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akalın, sınırlama yapmadan, size konuşmanızın tamamını yapıncaya kadar süre vereceğim.
Buyurun. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Bravo Başkan!
MEHMET AKALIN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Çok uzatmayacağım Başkanım.
2018 yılında yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte Meclis, güçlü bir denetim aracı olmaktan uzaklaşmış ve sosyal dengeyi koruyan bir mekanizma olmaktan da çıkmıştır.
Son olarak da bir ülkede simit fiyatı için komisyon kuruluyorsa sorun simit değildir, sorun bütçenin vatandaşı savunmamasıdır, korumamasıdır ve bu, tek merkezli yönetim anlayışının doğrudan sonucudur diyor, yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)