GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:36
Tarih:18.12.2025

CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Size tarihten bir anekdotla başlayacağım: Dünya Birinci Dünya Savaşına gitmektedir, Osmanlı hükûmeti Osmanlı halkının bağışlarıyla toplanan parayla İngilizlerden 1911 ve 1913 yıllarında 2 adet savaş gemisi satın almıştır. 1914 yılında 700 bin liralık son taksit ödenmiştir ve Rauf Orbay gemileri teslim almak için Londra'dadır. Ancak bu gemilere Osmanlı sancağının çekileceği gün İngiliz askerleri parasını ödediğimiz gemilere el koyar; yetmez, Osmanlı'nın satın almayı kararlaştırdığı torpido botlara da el koyar ve bu olay bizim ulusal hafızamıza kazınır. Değerli arkadaşlar, biz F-35'lerin ortağıydık, parasını ödedik, İsveç'in NATO üyeliğine onay vermemizin ardından F-16'ların da ilk taksitini ödedik ama elimizde ne F-35 var ne de F-16 var. Anlaşmasını yaptığımız ama teslim alamadığımız bu uçaklar size de Birinci Dünya Savaşı dönemini hatırlatmıyor mu? Bakın, ülkemiz yıllardır hava üstünlüğünü kaybetme riskiyle karşı karşıya. Haritada etrafımıza bir bakalım; 2 adet F-16 Block 70 yani F-16'nın son modeli geçen ay Bulgaristan'a indi, diğer uçaklarının da üretimi tamamlandı. Romanya 32 adet F-35A için anlaşma imzaladı, ilk teslimatın 2030 yılında yapılması planlanıyor. Yunanistan 20 adet F35A alacak, ilk teslimat 2028 sonunda, tam 20 adetlik filo 2033 yılında tamamlanacak. İsrail 75 adet F-35 Adir kullanıyor, F-35 Adir yani elektronik harp sistemleriyle, kendi yazılımıyla modifiye edilmiş özel bir versiyon. Suudi Arabistan 48 adet F-35A için anlaşma yaptı. Mısır, hava filosunu Fransız Rafale uçaklarıyla çeşitlendiriyor. Akdeniz'den Körfez'e, Ege'den Balkanlara kadar çevremiz bizim Hava Kuvvetleri envanterimizde olmayan 4,5 ve 5'inci nesil uçaklarla kuşatılmış durumda. Peki, biz ne hâldeyiz? Hava Kuvvetlerimizin envanterine on üç yıldır muharip uçak girmedi arkadaşlar, parasını ödediğimiz, pilotlarını eğittiğimiz F-35'leri alamıyoruz, alamayınca başka iki uçağa talip oluyoruz, biri yeni nesil F-16 Block 70 Viper, diğeri Eurofighter Typhoon. F-16'nın ilk taksitini ödüyoruz, uçak yok; sona Eurofighter'a para saçıyoruz ama onun da ilk teslimi 2030 yılında. Millî muharip uçağımız KAAN'ı üretiyoruz ancak 2030'dan önce tamamlanmayacağını öngörüyor olmalıyız ki F-16 ve Eurofighter'a yöneliyoruz. Sonra diyoruz ki ikinci el olsa da olur. Katar ve Umman'dan ikinci el Eurofighter alıyoruz. Şimdi, AK PARTİ'li arkadaşlara sormak lazım: Alım gücünüz varken, hatta ön ödemesini yapmışken ikinci el arabaya biner misiniz? Kendiniz ikinci el arabaya binmezken ülkemize ikinci el muharip uçağı neden layık görüyorsunuz? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Arkadaşlar, bizim o uçaklara bugün ihtiyacımız var, hatta dün ihtiyacımız vardı. Siz S-400'leri satın almaya karar verdiğinizde F-35'lerin verilmeyeceğini biliyor olmanız gerekirdi. S-400'leri ne zaman aldınız? 2019'da. Hava üstünlüğünü tekrar ne zaman sağlamayı planlıyorsunuz? 2030'da yani arada on bir yıl var yani 4,5 ve 5'inci nesil uçaklar için altı yıl önce düğmeye basmanız gerekiyor. Siz şöyle düşündünüz: "NATO üyesiyiz ama S-400'leri alırız. NATO üyesi olduğumuz için F-35lerden de bizi çıkaramazlar zaten." Döndük dolaştık nereye geldik? Basında bir haftadır haberler var, S-400'leri Rusya'ya iade etmek istediğiniz söyleniyor. Şimdi, "F-16'ları yenileyeceğimize F-35'leri alalım; F-35'leri almamız için de S-400'leri iade etmemiz lazım. Ruslara yapacağımız doğal gaz ödemesini de, S-400'lere verdiğimiz 2,5 milyar dolarla biz mahsuplaşırız." diye düşünüyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, madem iade edecektiniz, S-400'leri neden satın aldınız? Türkiye'nin hava savunmasını on bir yıl boyunca neden riske attınız? İtiraf edin, sizin stratejik aklınız bu kadar. (CHP sıralarından alkışlar) İsveç'in NATO üyeliğini konuşurken, ben sizi bu kürsüden uyardım, "F-35lerden sonra F-16'ları da getiremezsiniz sakın ola Meclise gelmeyin, milletin yüzüne bakacak hâliniz kalmaz." dedim, aradan iki yıl geçti; uçak var mı? Hâlâ yok.

Bir de üstüne, siz, "Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak." diyorsunuz. Üçüncü Dünya Savaşı riskini bir buçuk yıl önce Sayın Fidan, sonra Sayın Erdoğan, sonra Yaşar Güler söyledi; daha kim söylesin? Üçüncü Dünya Savaşı riskini biliyorsun, hava üstünlüğümüz olmadığını da biliyorsun ve envantere muharip uçak katamıyorsun. Bölgemiz ateş çemberi değil mi? Filomuz ileri teknolojinin gerisinde kalmıyor mu? Biz İsviçre'ye mi komşuyuz da bu kadar rahat davranıyorsunuz değerli arkadaşlar? Lafa gelince tarih bilincinden bahsetmeyi seviyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ iktidara yirmi üç yıl önce geldi ama biz bu coğrafyaya bin yıl önce geldik. Siz bu coğrafyanın kurallarını bin yıldır öğrenemediniz mi? Siz bu bin yılın nasıl geçtiğini zannediyorsunuz? Bu ülkenin varsayımlarla, temennilerle korunduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa zamanında alınan stratejik, askerî ve siyasi kararlarla mı?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bunları bize mi söylüyorsun?

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - Gelip cevap verirsiniz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - İnşallah.

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - Eğer millî muharip uçak KAAN zaten 2030'da havalanacaksa geliş tarihi 2030 olan diğer uçakların bekleme sırasına niye giriyorsunuz? Erdoğan Başbakanken ALTAY tankının 2011'de tamamlanacağını duyurmuştu. Proje ancak bu sene tamamlanabildi yoksa siz KAAN projesinin de ALTAY tankı gibi on beş yıl gecikeceğinden mi şüpheleniyorsunuz? Biliyorum, bu uçaklar bize en azından 2030'a kadar, aradaki dört yıllık zaman diliminde lazım ama siz sıkıştınız, şimdi panik içinde uçak arıyorsunuz. Ben de size tedbiri niye zamanında almadığınızı soruyorum.

Değerli milletvekilleri, unutmayalım ki, Eurofighter Typhoon 5'inci nesil bir probleme 4'üncü nesil bir çözümdür. İkinci Dünya Savaşı'nda Amerikalı Hava Kuvvetleri Komutanı George Churchill Kenney, meşhur bir ifadesi var, diyor ki: "Hava gücü poker gibidir. En iyi ikinci ele sahip olmak hiçbir anlam ifade etmez, hem para kaybettirir hem de hiçbir şey kazandırmaz." Türkiye'nin meselesi de tam da budur. (CHP sıralarından alkışlar) Biz, en iyi ele sahip olmak istiyoruz ama siz hâlâ en iyi ikinci ele sahip olma peşindesiniz.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konumuz Doğu Akdeniz. Biz Ege'nin ve Akdeniz'in barış denizi olmasını istiyoruz ama aynı zamanda Avrupa'nın Rusya'ya bağımlılığını azaltma çabası Doğu Akdeniz'deki doğal gaz rezervlerinin önemini arttırdı. Güney Kıbrıs, NATO'nun barışçıl ortaklık girişimine katılmak için vites yükseltiyor. İsrail daha dün Mısır'la 35 milyar dolarlık tarihinin en büyük doğal gaz anlaşmasını yaptığını duyurdu ve yine, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye karşı 2.500 kişilik askeri güç konuşlandırma hevesleri basına da yansıdı. Bakın, son iki ay içinde Amerika Birleşik Devletleri'nin öncülüğünde Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail Enerji Bakanları Atina'da toplandı. İsrail Güney Kıbrıs'a Barak MX hava savunma sistemi taşıdı. Lübnan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında bir deniz yetki alanları anlaşması imzalandı. Kıbrıs Adası üzerinde egemen, eşit haklara sahip olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı bütünüyle yok sayıldı. Aslında Lübnan ile Güney Kıbrıs arasında 2007'den beri bekleyen bu anlaşmayı Lübnan Bakanlar Kurulu geçen ay imzaladı. Peki, ne oldu da bu anlaşmayı on sekiz yıldır engelleyen Türkiye şimdi engelleyemez duruma düştü?

Değerli arkadaşlar, normal şartlarda Güney Kıbrıs ile Lübnan arasında imzalanan bu anlaşmadan sonra Türkiye'nin Suriye'yle deniz yetki alanları anlaşması yapması gerekmez mi? Sayın Fidan'a bakarsak gerekmez, kendisi sene başında Avrupa Birliğinin Dışişleri Bakanı diyebileceğimiz Kaja Kallas'la görüştü. Yunan basını hanımefendiye görüşmeden sonra sordu, "Türkiye, Suriye arasında münhasır ekonomik bölge anlaşması olacak mı?" dedi. Hanımefendi de "Deniz yetki alanı meselesini Fidan'a sordum, böyle bir niyetlerinin olmadığını, bunun bir söylentiden ibaret olduğunu söyledi." diye yanıt verdi. Şimdi, siz böyle bir söz verdiniz mi, vermediniz mi Sayın Fidan? Eğer verdiyseniz, gelin, bu Mecliste bunun hesabını verin, bunun açıklamasını yapın. (CHP sıralarından alkışlar) Diyelim ki Kaja Kallas konuşulanları çarpıtıyor, Suriye'yle karşılıklı deniz yetki alanları anlaşması yapmama yönünde bir talebiniz var mı? Varsa çıkın, bunu anlatın, yoksa buyurun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin de haklarını gözeterek bu anlaşmayı yapın. Tüm dünyaya "Suriye'de bizden habersiz kuş uçmaz." mesajı veren siz değil misiniz? Baas rejimi devrildikten dört gün sonra Suriye'ye Sayın İbrahim Kalın gitmedi mi? Arabasını Ahmed eş-Şara kullanmadı mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlıyorum.

CAVİT ARI (Antalya) - Başkanım, çok güzel konuşuyor, bir dakika verin.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Değerli Başkanım, benden bir dakika verin. Başkanım, benim süremden verin.

BAŞKAN - Peki, toparlayın.

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - On gün sonra Sayın Fidan gitmedi mi? Şara'yla kucaklaşıp Kasiyun Dağı'nda kahve içmediler mi?

Bizim Suriye'yle karşılıklı sınırlarımız var. Suriye'nin kıyı sınırı Hatay'da bitiyor, Lazkiye'den başlayıp Tartus'a kadar uzanıyor. Deniz yetki alanları anlaşması yapmak için neyi bekliyorsunuz? Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi abluka altına alma oyunlarını neden bozmuyorsunuz? Sakın unutmayın, Türkiye Doğu Akdeniz'de ya masanın kurucusu olur ya da başkalarının kurduğu masaya uzaktan bakmakla yetinir, benden söylemesi.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)