| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama Türk devletinin istikametine, cumhuriyetimizin geleceğine ve milletimizin ortak kaderine ilişkin görmezden gelinmesi mümkün olmayan, çok boyutlu ve uzun vadede bir süreci değerlendirerek başlamak istiyorum. Bu kürsüden söyleyeceklerim ne bir polemik ne bir propaganda ne de alkış hesabıyla kurulmuş cümlelerdir. Burada ifade edeceklerim siyasi bir sloganın ötesinde tarihsel hafızadan, devlet aklından ve millet sorumluluğundan doğan açık uyarılardır. Bugün yaşadıklarımızı doğru okuyabilmek için meseleyi yalnızca Türkiye sınırları içinde ele almak yeterli değildir çünkü bu süreç yerel olamaz, küresel bir tasarımın parçalarıdır. Soğuk savaşın sona ermesinin ardından emperyal güçler Orta Doğu'yu yeniden şekillendirmeyi stratejik bir hedef hâline getirmiştir. Bu hedefin adı da açıkça konulmuştur: Büyük Orta Doğu Projesi. Bu proje ne demokrasi getirmiş ne refah üretmiş ne de barış sağlanmıştır. Aksine, Orta Doğu coğrafyasında güçlü ulus devletleri zayıflatmayı, merkezî yapıları parçalamayı, toplumları etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden bölmeyi amaçlamıştır. BOP'un esas hedefi bağımsız karar verebilen devletler değil, yönetilebilir, pazarlık edilebilir, iç çatışmalarla meşgul edilen yapılardır. Bu nedenle, emperyalizm tanktan ve tüfekten önce kimliği, işgalden önce ayrışmayı, askerî müdahaleden önce zihinsel çözülmeyi devreye sokmuştur ve maalesef Orta Doğu'da öldürmenin yasaklandığı İslamiyet'te ölenin ve öldürenin de "Allahuekber." dediği bir dine dönüşmüştür. İşte, tam bu noktada, Orta Doğu'da yıkılan devletlerin ortak hikâyesine bakmak zorundayız.
Değerli milletvekilleri Irak yerle yeksan olmuştur, Suriye bir harabeye dönüşmüştür, İran ise bugün açıkça aynı hedefin menzilindedir. Bu ülkeler üniter devlet yapısı yok edilerek etnik ve mezhepsel fay hatları kaşınarak "hak, özgürlük, yerel demokrasi" gibi süslü kavramlar eşliğinde içten parçalanarak yıkıldılar. Önce "Kimlikler tanınsın." dendi, sonra "Merkez çok güçlü, bu şekilde olmaz." denildi. Ardından özerklik geldi, en sonunda devletler çöktü. Bugün Irak'ta devlet vardır ama egemenlik yoktur. Suriye'de sınır vardır ama devlet yoktur. Bu, bir tesadüf değildir. Bu, Orta Doğu için elli yıldır planlanmış, tekrarlanan emperyal modeldir.
Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de yaşananlara baktığımızda İYİ PARTİ olarak çok ciddi bir tehlike gördüğümüzü açıkça ifade ediyoruz. "Terörsüz Türkiye" adı altında kurulan Komisyon, ne yazık ki terörün bitirilmesinden çok terör gerekçe gösterilerek devlet yapısının liyakata dayalı sisteminin tartışılmaya açıldığı bir zemine dönüştürülmektedir. Buradan net söylüyorum: Terör, anayasal düzenin pazarlık konusu yapılmasının bahanesi olamaz. Üniter devlet yapısının sorgulanmasının gerekçesi olamaz. Türkiye'de hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve demokrasi sorunları etnik bir sorun değildir, Türkiye'nin genel sorunudur.
İYİ PARTİ olarak terörsüzliğe karşı değiliz. Hiçbir Türk vatandaşının burnunun kanamasına razı olamayız ancak terörsüzlük eğer devletin çözülmesi pahasına sağlanıyorsa bu barış değil, geleceği ipotek altına almak demektir. Hiçbir terör örgütü Türk devleti ve milleti için rakip ve muhatap olamaz. Kaldı ki Cumhuriyet tarihî boyunca teröristler defalarca etkisiz hâle getirilmiş ancak aynı sebeplerle emperyalistler tarafından ülkemizin başına tekrar tekrar bela edilmiştir. Burada Türk devletinin karşısındaki gerçek rakip terör örgütleri değildir, emperyalizm ve siyonizmdir.
Değerli milletvekilleri, Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack çıkıp Osmanlı millet sistemi önerisinde bulunuyor, bunun masum bir tarih nostalji olduğu söylenebilir mi? Bu söylemin Batı'daki karşılığı şudur: Ulus devletin aşındırılması, etnik kimliklerin ön plana çıkarılması, yurttaşlığın yerine cemaatlerin konulması, merkezî egemenliğin parçalanmasıdır. Osmanlı'yı yıkan şey tam da bu çok başlılık, etnik bölünmeler ve cemaatleşme yapısıdır. Aynı çerçevede farklı etnik unsurlardan Cumhurbaşkanı Yardımcısı olsun önerisi de Türkiye Cumhuriyeti açısından son derece sakıncalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde ulus devlet yapısında esas olan liyakattir, makamlar etnik kimliğe göre verilmez; devlet etnik dengeyle yönetilmez, millet parçalara ayrılarak temsil edilmez. Bu kapı açılırsa -bakın, buradan uyarıyorum- yarın bu Mecliste hangi bölge kimin, hangi kimlik ne kadar pay alacak tartışmaları başlayacaktır. Bu yolun sonu Lübnan'dır, bu yolun sonu Irak'tır, bu yolun sonu Suriye'dir.
Değerli milletvekilleri, ABD Başkanı Trump'ın "Golan Tepeleri'ni İsrail'e verdim." açıklaması uluslararası hukuk açısından bir dönüm noktasıdır. Bu söz şunu ilan etmiştir: Güçlüysen hukuku yazarsın, zayıfsan hukukun konusu olursun." Nitekim Gazze'de bunu açıkça gördük. Eğer bir devlet iç egemenliğini zayıflatırsa, kimlikler üzerinden parçalanırsa, merkezi yapısını gevşetirse bugün konuşulamayanların ya da konuşulmayanların yarın dayatma hâline geleceğini unutmamak gerekir. Buradan soruyorum: Eğer Türkiye içinde bir çözülme yaşanırsa, yarın birileri çıkıp "Şu bölgenin statüsü değişmiştir." derse bunun hesabını kim verecektir? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Devletler önce haritada değil, zihniyette çözülür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadro bu coğrafyanın bütün acı tecrübelerini yaşamış bir iradenin temsilcileridir. Atatürk Osmanlı'nın neden çöktüğünü görmüştür; etnik bölünmenin, cemaatleşmenin devleti nasıl parçaladığını bilmiştir, dış müdahalelerin zeminlerde nasıl geliştiğini tecrübe etmiştir. Bu yüzden Kurtuluş Savaşı sadece işgale karşı değil, ayrışmaya da karşı verilmiş bir mücadeledir. Ulus devlet anlayışı bir ideoloji değil, bir varlık şartıdır. Bugün "eşit yurttaşlık" adı altında sunulan anlayış ise bireyi değil, kimliği esas almakta, devleti tarafsız otorite olmaktan çıkarıp kimlikler arasında hakeme dönüştürmektedir. İYİ Parti olarak diyoruz ki: Bu anlayış Atatürk cumhuriyetinin karşısındadır ve yaşanan bunca aymazlığın, bunca refleks kaybının temelinde "Türk tipi" denilen ama Türkiye'nin yapısıyla, bölgeyle ve Türk devlet geleneğiyle ilgisi olmayan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi vardır. Bu sistem, Meclisi etkisizleştirmiştir, kurumsal dengeyi ve meşveret kültürünü yok etmiştir, devlet aklını kişiselleştirmiştir. Türk devleti tarihi boyunca kişilerle değil, kurumlarıyla ayakta durmuştur. Bu sistem, Atatürk'ün kurduğu millî devleti taşıyamaz. Artık açık konuşalım: Burada hedef Atatürk'tür, ulus devlettir, üniter yapıdır, bağımsız Türkiye'dir. Bakın, bu yeni emperyalizm toprak almaz, almıyor; bayrak indirmez, indirmiyor ama devlet modelini değiştiriyor. İYİ Parti olarak, bu sürece itiraz ediyoruz, bu Mecliste susmayacağız. Türkiye kimlik pazarlıklarıyla değil, anayasal belirsizliklerle değil, dış akıllarla değil Atatürk'ün kurucu iradesiyle ayakta kalacaktır.
Son olarak, biz bu kurulan Komisyonu tanımıyoruz, Türk milleti de tanımıyor. Asıl kurulması gereken komisyonun bu garabet partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden kurtulup Türkiye'de tüm kesimleri kucaklayacak, tüm kesimler için demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü hâkim kılacak, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi tartışacak millî bir komisyon kurulması ve olması gerektiğini düşünüyoruz diyor, yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akalın.