| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 39 |
| Tarih: | 21.12.2025 |
AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz, aziz milletimiz; bugün mübarek üç ayların ilk günü. Ben, üç ayların, ülkemize, milletimize, İslam âlemine hayırlar getirmesini ve ramazana tüm insanlığın esenlik içerisinde ulaşmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum, üç aylarınız mübarek olsun; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Yoğun ve verimli bir bütçe maratonunun sonuna geldik ve bu süreçte hem muhalefet milletvekilleri hem tüm milletvekili arkadaşlarımız, Komisyonda ve Genel Kurulda görüşlerini söyledi; bakanlarımız, Hükûmet, yürütme, icraatlarını anlattı. Milletimizin hakemliğinde, bu bütçe maratonunu geçirdik ve elbette emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Bu bütçe milletimizin vermiş olduğu, AK PARTİ'ye vermiş olduğu 24'üncü bütçe. Her zaman çıkıp "Bu millet sizi gönderecek. İşte bu son bütçeniz, bir daha burada oturamayacaksınız." diyenleri gördük. Ama milletimiz her şeyi çok iyi görüyor, her şey milletimizin hakemliğinde gidiyor ve milletimiz hamdolsun 24'üncü bütçeyi de AK PARTİ'ye verdi, Cumhur İttifakı'na verdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnanıyorum ki daha nice bütçeyi, 2026'ları, 27'leri, 28'leri ve daha nice bütçeleri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu milletimiz güçlü desteğiyle inşallah verecek çünkü milletimiz bize güveniyor. Dünya demokrasi tarihinde benzeri az görülmüş bir siyasi süreklilik, siyasi istikrar ve büyük bir toplumsal güven ve mutabakat var. İşte biz de milletimize layık olmak için bütün yürütme olarak, AK PARTİ hükûmetleri olarak, Cumhur İttifakı olarak, milletvekilleri olarak gece gündüz çalışıyoruz ve hedefimiz Türkiye Yüzyılı'nı kurmak. Türkiye Yüzyılı'nın inşasından bahsederken bu Türkiye Yüzyılı'nın mimarı Recep Tayyip Erdoğan'dan, bu milletin umudundan, duasından bahsetmeden geçemeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gençlik yıllarından beri bu ülke için siyaset yapmış, ömrünü millete adamış, Birleşmiş Milletler kürsüsünden "Dünya 5'ten büyüktür." diyerek küresel adaletsizliğe karşı çıkan, Sudan'daki, Suriye'deki bir mazlum yetimin başını okşayan ve dünyadaki bütün mazlumların, Kafkasların, Balkanların umudu ve duasıdır Recep Tayyip Erdoğan ve milletin duasında, ümmetin duasında Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yolumuza devam ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, şunu çok açık bir şekilde ifade etmemiz gerekir ki AK PARTİ sadece bir parti değil bir siyasi hareketin, bir dava hareketinin adıdır ve bu parti milletimizin bizzat kendi eliyle tabelasını astığı büyük ve kutlu bir yürüyüşün, siyasi hareketin, davanın adıdır; bu yürüyüşün adıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Her yerde sahip çıkarak milletin rotasını çizdiği bir partidir. İki siyaset var: "Milleti benim hizama getireyim, millet benim hizama gelsin." diyen bir anlayış var, bir anlayış da "Millet neredeyse ben onun yanında hizalanırım, onun yanında olurum." diyen anlayış; işte bu, AK PARTİ'nin anlayışıdır, milletin partisinin anlayışıdır.(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim parolamız, pusulamız nettir; biz milletimizin çizdiği istikametten yolumuza devam ediyoruz.
Birçok şey yaptık değerli arkadaşlar; yollar, köprüler, birçok yapılar yaptık -az önce de söylendi- ama yapı taşı anlamında yapısal reformları da yaptık; daha da önemlisi, milletin kendine olan inancını artırdık. "Bu millet yapamaz, bu ülke yapamaz." diyen içe dönük, statükocu, dar bir anlayışı yırtarak öz güvenle "Türkiye her şeyin üstesinden gelir." diyen bir anlayışı ortaya koyduk.
Değerli arkadaşlar, bugün elde ettiğimiz bütün başarıların arkasında devlet ve millet arasındaki bir kaynaşma var. Gazi Meclisimiz kurucu Meclis olması hasebiyle de dünya parlamentolarında çok önemli bir yere sahip ve cumhuriyetimizi kurdu. Bu cumhuriyetimiz ne zaman kök salsa kökü budanmaya çalışıldı, ne zaman demokrasi güçlense hep kesmeye; darbelerle, vesayetlerle, muhtıralarla bu milletin önü kesilmeye çalışıldı, darağacına gönderilen başbakanlar oldu ve bu ülke ne zaman kenetlense hep düşmanlar karşımıza çıkarıldı. Bu düşmanlar, bu ötekileştirilen kesimler kimi zaman dindarlar oldu, kimi zaman Aleviler oldu, kimi zaman Kürtler oldu ve bu kesimler dışlandı, hedef gösterildi ve rövanşist vesayetçi anlayışı, tepeden bakan bir anlayışı, milletin tepesinde boza pişiren zihniyetleri, dönemleri yaşadık. Aslında rahmetli Demirel'e atfen söylenen bir söz var: "Ya, biz Kürtlere çok kötü davranıyoruz da sanki Türklere daha mı iyi davranıyoruz?" diye bir sorunu tespit anlamında tarihe geçmiş bir sözü var. Evet, bu ülkede gerçekten vatandaşına tepeden bakan "Sizin iki göreviniz var; bir, çiftçilik yapın, verginizi ödeyin. İki, oğlunuzu askere gönderin, başka bir şeye karışmayın. Oy verin ama ülkeyi yönetmeyin. Siz anlamazsınız. Siz bu ülkeyi yönetemezsiniz." diyen anlayış vardı, vesayetçi anlayış vardı. İşte, 3 Kasımda "Yeter artık, söz de karar da milletin." diyerek iktidara gelen millet var, milletin iradesi var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya) - Ama sen o zaman AK PARTİ'de değildin. Ama Sayın Başkan, sen AK PARTİ'li değildin o zaman, Sayın Meclis Başkanıyla beraber parti kurmuştunuz AK PARTİ'ye karşı.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - İşte, burada yeri geldi 28 Şubatlar yaşandı, yeri geldi başörtülü kızlarımız üniversite kapılarında gözyaşı döktü ve biz bu zulme son verirken "411 el kaosa kalktı." diye manşetler oldu. Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine götürdü. Ya, neydi düzenleme? Bu ülkede isteyen başı açık, isteyen başörtülü üniversitelere gidebilsin. Bundan neden rahatsız oluyorsunuz? Bu milletin inancından, değerlerinden neden rahatsız oluyorsunuz? Ve yargısal aktivizmle Anayasa Mahkemesi de iptal etti. Yine, "İrtica PKK'dan daha tehlikelidir." diyerek bu ülkenin dindarlarına yaşatılan zulmü hepimiz yaşadık. İmam hatiplere yönelik, Yassıada'da, 12 Martta, 12 Eylülde, Mamak zindanlarında ülkücülere yapılan zulümleri, işkenceleri hepimiz biliyoruz, yaşadık. Diyarbakır Cezaevindeki işkenceleri hep gördük. Bin yıldır bu topraklarda var olan kimlikler hep reddedildi; köy boşaltmaları, faili meçhuller, Alevilere yönelik dışlayıcı anlayışlar ama "Artık Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." diyerek biz bu anlamdaki anlayışı hep elimizin tersiyle iterek Türkiye'nin siyasal, sosyal ve ekonomik yapısını baştan aşağı değiştiren dönüşümleri, reformları milletimiz için hayata geçirdik. Bu ülkede kimin sorunu varsa "Ben Alevi'yim, benim sorunum var." "Ben Kürt'üm, benim sorunum var." "Ben dindarım, sorunum var." diyen her kim varsa "Senin sorunun yoktur." diyerek reddedici anlayışa girmedik, reddeden, inkâr eden politikaları ortadan kaldırdık ve sorunları çözme iradesini kararlı bir şekilde ortaya koyduk. Bakın, hükûmetimiz güvenoyu aldıktan iki gün sonra OHAL uygulamasına son verdi. Bin yıldır bu coğrafyanın kadim dili olan Kürtçeyi bilinmeyen bir dil tanımlamasından ne yaptık? Uzaklaştırdık. Devlet Kürtçe yayın yapan bir televizyon ve radyo kurdu. Ahmed-i Hani'nin, Feqiye Teyran'ın eserlerini devlet bastı, önünü açtık. Kürtçe isim koyamazken, şarkı dinleyemezken bugün, bütün o reddedilen, inkâr edilen tüm bu haklara, eski Türkiye uygulamalarına Hükûmetimiz, AK PARTİ hükûmetleri son verdi. 27 Nisan muhtıralarında, 15 Temmuz darbelerinde hepimiz mücadele ederek kararlı bir şekilde milletin iradesini koruduk. Alevi Bektaşi Başkanlığını kurduk. 2010 yılında 28 Şubat uygulamalarını -bugün de aramızda, müsteşarımızdır, Efkan Ala Bey'in çok büyük hizmetlerini de kayda geçirmek bir vecibedir benim için ayrıca- Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla 28 Şubatın bütün antidemokratik uygulamalarını yırttık, tarihin çöp tenekesine attık ve imha ettik, ortadan kaldırdık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, yaşam tarzı, düşüncesi, inancı ne olursa olsun 86 milyonu kardeş biliyoruz, bu kardeşliğe inanıyoruz ve bunu büyütmek için canla başla yolumuza devam ediyoruz, siyasetimizi sürdürüyoruz. Peki, biz bunu yaparken ana muhalefet ne yapıyor? Gerçekten Türkiye'de ana muhalefet demokrasi için yani demokratik tüm ülkelerde ana muhalefet vazgeçilmez bir unsur. Biz aslında Cumhuriyet Halk Partisinin ne kadar iktidara yönelik vizyon, eleştiriler ve bu konudaki her türlü önerileri bizim için, ülkemiz için kıymetli ama maalesef muhalefet ne yapıyor? Muhalefetin ne yaptığı çok açık bir şekilde ortada; değerli arkadaşlar, gerek bütçe değerlendirmesinde gerekse de Sayın Genel Başkanın Brüksel'de yapmış olduğu bir açıklamada Cumhurbaşkanımıza "otoriter tek adam" değerlendirmesinde bulunuyorlar.
Değerli arkadaşlar, milletin oylarıyla seçilmiş, milletin helal oylarıyla seçilmiş ve her zaman milletten başka hiçbir irade, hiçbir güç tanımayan, "Milletin iradesinden başka bir güç tanımıyorum." diyen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tek adam değildir, milletin adamıdır, seçilmiş meşru Cumhurbaşkanıdır. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
VELİ AĞBABA (Malatya) - Sen inanıyor musun bu dediğine?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Ve otoriter yönetim arayanlar dönsün önce kendi tarihine baksın, kendi tek parti dönemindeki uygulamalara baksınlar. Bugün, yurt dışında, seçilmiş Cumhurbaşkanını "otoriter" açıklamasıyla, eleştirisiyle gerçekten ülkesini şikâyet etmek, millî iradeyi istiskal etmek ve Avrupa'da yaygın olan aşırı sağın dilini de bu anlamda meşrulaştırmaktır; gerçekten hiç yakışmıyor. Ha, daha önce de neler söylendi? "Erdoğan gidiyor." "Erdoğan diktatör." "Bu son dönemi, artık gidiyor." "Otoriter." diye farklı farklı dillerde Avrupa ülkelerinde manşetler oldu ama o manşetlere sandıkta "Artık, ben yine Recep Tayyip Erdoğan'la yola devam edeceğim." diyerek manşeti milletimiz atmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Her konuda farklı olabiliriz ama dış politikada muhalefet, iktidar hep ortak davranır, bu ülkenin meselelerini, ülkesini dışarıya şikâyet etmez ama bu alışkanlığı gerçekten üzülerek görüyoruz. Gidip yabancı ülkelerin başkentlerinde Türkiye'yi şikâyet ediyorsunuz, Recep Tayyip Erdoğan'ı şikâyet ediyorsunuz...
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Siz de dava açmadınız mı? AİHM'de dava açmadınız mı?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - ...ama şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Bu ülkenin geleceğine yabancı ülkelerin başkentleri değil; Ankara karar verir, İstanbul karar verir, Diyarbakır karar verir. Bu ülke kendi kararını kendisi verir. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Dava açmadınız mı Avrupa'da?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Biz içeride vesayet arayan CHP'ye alışkındık, dışarıda vesayet arama çalışmalarına hakikaten iç alışmadık; içeride bir şeyler vardı, hemen bir vesayete yaslanan bir anlayış; bu da yeni çıktı.
Değerli arkadaşlar, otoriter birisi, tek adam birisi silahı alır, tankı alır, vesayeti alır arkasına; milleti karşısına alır, ona kurşun sıkar ama bugün hepimiz gördük ki yirmi beş yıllık bu iktidar döneminde ve siyasi hayatında Recep Tayyip Erdoğan her zaman milleti yanına almış, milletle omuz omuza olmuş, vesayeti karşısına almıştır, darbecilerin karşısına almıştır ve bu otoriter anlayışları karşısına almıştır. (CHP sıralarından alkışlar) O yüzden, biz vesayete değil, millete dayanıyoruz.
Bakın, değerli arkadaşlar, Ankara'nın, İstanbul'un, İzmir'in hâli ortada ve bütçe döneminde de arkadaşlarımız hep söyledi, daha temel belediye hizmetlerini yürütmekten aciz -yerel yönetim anlamında- bir yönetim var. Niye? Çünkü kısır çekişmelerle, hiziplerle, kliklerle CHP yine eski alışkanlıklarına maalesef dönüyor.
Değerli arkadaşlar, yani milletin karşısına "umut" diye çıkardığınız, burada, arkasında durduğunuz kişiye bugün vebalı muamelesi yapıyorsunuz. 6'lı masa kurdunuz, kapı kapı, şehir şehir, mahalle mahalle gezdiniz, "Tayyip Erdoğan gitsin, umudumuz Kılıçdaroğlu!" dediniz. Nerede o umut, nerede? Bir günde bıraktınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Davutoğlu nerede, Davutoğlu? Davutoğlu'na ne yaptınız, Abdullah Gül'e ne yaptınız?
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Abdullah Gül nerede?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - O yüzden milletin bu tür vaatlere karnı tok. Biz sizi kendi iç meselelerinizle, Cumhuriyet Halk Partisini kendi meseleleriyle baş başa bırakıyoruz. Bizim bu anlamda Cumhuriyet Halk Partisi...
Aslında Sayın Genel Başkan geldiğinde umutlanmıştık. Sayın Özel hem Grup Başkan Vekilliği -Meclisin o anlamdaki gerçekten çok gayretli- hem Meclis, Parlamento diyaloğunu çok iyi bilen bir milletvekilliği süreci de yaptı. İlk başta Genel Merkezimize geldi, Sayın Cumhurbaşkanımız gittiler ama nedense Cumhuriyet Halk Partisinin ya kendi iç mahallesine ya da başka başka yerlerdeki vesayetlere yenildi; bu da yine üzücü.
VELİ AĞBABA (Malatya) - Allah aşkına, neden acaba? Sayın Gül neden acaba? Allah aşkına, neden acaba, neden?
MURAT EMİR (Ankara) - Bütçeye gelin, bütçeye; Sayın Gül, bütçeden bahset biraz da.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) -
Ama biz CHP'yi kendi gündemiyle baş başa bırakıyoruz, şikâyet eden, şikâyet edilen, tanık olan kendileri.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Onun için mi 5 bin tane İstanbul İl Başkanlığına gönderdiniz Sayın Başkan?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) -
Biz kendi gündemimize bakıyoruz, bizim gündemimiz yılbaşına kadar 455 bin konutu milletimizin hizmetine sunmak, bizim gündemimiz 500 bin konutu milletimizin hizmetine sunmak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kızılelmalar, Bayraktarlar, özgürlüğü artırmak, ekmeği artırmak, demokrasimizi daha ileriye taşımak bizim amacımız.
ULAŞ KARASU (Sivas) - Asgari ücret ne olacak, asgari ücret, ondan haber ver? Asgari ücreti anlat, emekliyi anlat.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin bir diğer gündemi de terörsüz Türkiye. Gazi Meclisimizin çatısı altında kurulan Komisyon çalışmalarını çok büyük bir başarıyla sürdürüyor. Yüz yıllık cumhuriyetin elli yılı terörle mücadeleyle geçti. Emperyalistlerin Türkiye'nin önünü kesmek adına, toplumsal birliğimizi önlemek adına ortaya koyduğu bu oyunlara artık, inşallah, son verilecek. Terörü kaynağında kurutmak adına çok önemli mesafeler katettik ama şu anda yeni bir döneme giriyoruz ve bu dönemde kararlı, vizyoner liderliği için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Yine, Komisyon Başkanlığı sürecinde yapıcı üslubuyla Sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş'a içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum ve diğer tüm Genel Başkanlara, tüm siyasi parti temsilcilerine de ayrıca teşekkür ediyorum. Terörsüz Türkiye, birliğimizin, beraberliğimizin daha güçlü bir şekilde, kıyamete kadar devam edeceği bir süreçtir.
Bakın, ta 2005'te Diyarbakır meydanında "Kürt sorunu benim sorunumdur." diyen Cumhurbaşkanımızın, bu anlamda, iradesi yine bu meselenin temelindedir, merkezindedir. Tabii, Kürt sorunu ile terör sorununu ayırmak lazım. AK PARTİ en büyük Kürt partisidir, Kürtlerin en fazla oy verdiği parti AK PARTİ'dir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden, kimsenin "Kürtlerin iradesi benim cebimdedir." diye bir yaklaşımını da asla ama asla kabul etmiyoruz.
Bir de bu süreçte yaklaşımlar önemli. "Barış gelecek, çatışma sona erecek..." Arkadaşlar, Türk ile Kürt ne zaman savaştı ki barış olsun? Türk ile Kürt arasında hiçbir zaman savaş olmadı. Türk'ün de Kürt'ün de bir sorunu oldu, terör sorunu oldu, PKK sorunu oldu. Kürtçe ağıtlar yakan anneler, Türkçe ağıtlar yakarak ağlayan annelerin ana sorunu terör sorunuydu ama Türk'ün de Kürt'ün de kendi arasında hiçbir zaman bir sorunu olmadı.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Kürt'ün dil sorunu var, eşit yurttaşlık sorunu var, meseleyi "terör" diyerek gerçekten gizlemeye mi çalışıyorsunuz?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Türkiye'nin arasında etnik bir çatışma olmadı, bir savaş olmadı.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - İsmini doğru koyarsanız çözümü de doğru bulabilirsiniz.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Dünyada çatışma çözümlerine bakın, ya etnik ya siyah-beyaz ya mezhep çatışması olmuştur ama Türkiye'de akrabalık kuran, kardeşlik ve ortaklık kuran, komşuluk yapan Türk ile Kürt'ün kardeşliği bin yıl önce başladı, kıyamete kadar da devam edecektir. Bu kardeşlik sürecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hepimizin kıblesi de kaderi de bayrağı da İstiklal Marşı da birdir ve biz bu topraklarda beraber seviniyoruz, beraber üzülüyoruz, beraber acılarımızı paylaşıyoruz. O yüzden, bizim birlikteliğimiz her zaman beraberdir. Biz duygudaşız, tarihdaşız, kaderdaşız ve vatandaşız. İnsanları yaradılışta eş ve dinde kardeş gören bir anlayışın sahibiyiz. Malazgirt bunun şahididir, Çanakkale bunun delilidir.
Değerli arkadaşlar, Selahaddin Eyyubi'nin torunları ile Alparslan'ın torunları arasında nifak sokmak isteyenler hiçbir zaman başarıya ulaşamadılar. Peygamber Efendimiz'in şu düsturu çok önemli bir şiardır: "Ey insanlar şunu iyi bilin ki Rabb'iniz birdir, atanız birdir, Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında üstünlüğü yoktur."
Değerli arkadaşlar, iç cephemizi ne kadar güçlendirirsek dışardaki meydan okumalara karşı daha güçlü olacağız, daha güçlü bir meydan okumalara karşı ülkemizin gücünü daha da güçlendirmiş olacağız. Dolayısıyla terörün sona ermesi, varlığını sona erdirmesi ve Suriye'de 10 Mart mutabakatına uyması bu anlamda çok önemlidir ve Suriye'nin Türkmen'iyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Nusayri'siyle, hep birlikte, beraber kardeşçe yaşamasını, demokratik katılım ve istikrarını son derece önemli görüyoruz. Suriye'de Irak'ta, İran'da yaşayan Kürt kardeşlerimizi kendimizden ayrı görmüyoruz. Cumhurbaşkanımız, Esad zamanında da oradaki Kürtlerin kimlik problemlerini bire bir sorun eden, onların tanınmasına yönelik her türlü politikalarda Kürt kardeşlerimizin yanında olmuştur. Şimdi de varlıkları ve güçlü temsilleri için her zaman bölgedeki tüm Kürtlerin yanında güçlü bir şekilde olacağız, o kardeşlerimiz her zaman bizleri yanlarında görecekler ve böylece hem ülkemizde hem bölgede huzurlu, kalıcı bir barışı temin ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayınız, buyurun.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Huzuru ve güvenliği tesis etmiş olacağız.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bütçeyi ele alırken Türkiye'nin sınırları sadece resmî hudutlarımızdan ibaret değil. Bir ayağımız Anadolu'dayken Üsküp'te, Saraybosna'da... Bursa'dan bakınca Üsküp'ü, İstanbul'dan bakınca Kudüs'ü, Ötüken'i, Bağdat'ı, Kafkasları, Semerkant'ı, Halep'i, Şam'ı, Musul'u, Kerkük'ü gören bir anlayışa sahibiz. Diyarbakır'dan bakarsanız Kudüs'ü görürsünüz, ortak duyguları yaşarsınız. Bu sebeple Türkiye'nin sınırları sadece Türkiye'den ibaret değildir. Gönül coğrafyamız gördüğümüzün daha ötesindedir. Haritaların çizdiği sınırlar bizi sınırlayamaz. O yüzden dış politikada da Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde uzlaştırıcı ve barış eksenli diplomatik girişimler çok kıymetlidir. Bugün Ukrayna, Rusya'dan tutun, Sudan'dan Somali'ye varıncaya kadar, Somali-Etiyopya arasındaki gerginliğe varıncaya kadar çok amaçlı bir politikamızı, vizyonumuzu ortaya koyuyoruz.
Daha Suriye politikasına da... İşte "Esat'la görüşülsün." deniyordu. Esat'la daha eşi, ailesi, karısı görüşemezken, arkadaşları görüşemezken "Esat'la görüşülsün." dendi. Ne oldu? Aynı gün Esat ülkeyi terk etti, devrim oldu. Daha Libya'nın haritada yerini gösteremezken: "Türkiye'nin Libya'da ne işi var?" Türkiye; kendi kazanımları için, ülkesinin, 86 milyon vatandaşın kazanımı için, dış politikada "kazan kazan" anlayışıyla ülkemizin menfaatini, çıkarını korumak için nerede olması gerekiyorsa orada olmuştur ve orada olmaya, ay yıldızlı bayrağımızı temsil etmeye devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhur İttifakı olarak önümüzdeki dönem rotamız bellidir: Daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk, daha fazla özgürlük, güçlü ve büyük Türkiye. 2026 yılı reform yılı olacak. Elbette bizim AK PARTİ olarak ortaya koyduğumuz vizyonlar var, uygulamada eksik bulduğumuz elbette birçok uygulamalar var. Daha fazla hukuk, daha fazla demokrasi bizim temel yaklaşımımızdır. Memnun olmadığımız, kabul edemeyeceğimiz uygulamalar elbette olur ama siyaset bunun çözümünü bulmak adına vardır ve 2026 yılı da yine, ekmeği artıracağımız, özgürlükleri artıracağımız bir yıl olacak ve bu anlamda, seçim kanunundan Siyasi Partiler Kanunu'na kadar daha demokratik bir gelişimi, yine, hep birlikte ortaya koyacağız.
Burada hepimize düşen, siyasetin yapıcılarına düşen, milletin bir ödevi var; bir yeni anayasa yapmak. Değerli arkadaşlar, 12 Eylülün darbecilerinin, "bir sağdan, bir soldan" diyerek, yaş büyüterek idam eden bu darbecilerin yaptığı Anayasa artık Türkiye'yi taşıyamamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gül, tamamlayın, buyurun.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Mevcut Anayasa'ya uymuyorsunuz ki.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yani Anayasa mı "Urfa'ya elektrik vermeyin." diyor, Anayasa mı "Urfa çoluk çocuk, öğretmen görmesin." diyor? Urfa'da elektrik yok, Anayasa mı "Elektrik vermeyin." diyor?
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Türkiye, bu anlamda, yeni ve sivil anayasasını, özgürlükçü anayasasını yapmak zorundadır ve hep birlikte; genciyle, kadınıyla...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Anayasa Mahkemesi "Can Atalay serbest bırakılsın." diyor, uyulmuyor.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - ...doğusuyla, batısıyla, Alevi'si, Sünni'siyle bir toplumsal sözleşme olarak, "Bu benim anayasamdır." diyerek sahipleneceği bir anayasayı bu dönem hep birlikte yapmak boynumuzun borcudur.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Mevcut Anayasa'ya uymuyorsunuz ki, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımıyorsunuz.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - İnanıyorum ki, bunu elbette yapacağız, bunu hep beraber ortaya koyacağız.
Bu vesileyle, Türkiye Yüzyılı'nın yeni ve güçlü bir anayasayla, sivil anayasayla, herkesin bir toplumsal sözleşmeyle ortak geleceğe umutla baktığı bu Türkiye'yi hep beraber inşallah, yeni anayasayla taçlandıracağız.
Bu vesileyle, söylemek isterim ki: Sayın Devlet Bahçeli'nin her zaman siyasetteki ufuk açıcılığı, ön açıcılığı da demokrasimiz tarihinde çok önemli bir rol oynamıştır, çok önemli bir katkı olmuştur. Türkiye ne zaman demokratik krize girdiğinde; şöyle hatırlayalım... Bugün burada Sayın Devlet Bahçeli hem tecrübesiyle hem de bilgi birikimiyle, bilgeliğiyle Genel Kurulumuzda. O vesileyle, gerek Bakanlık döneminde gerek Parlamentoda ve diğer dönemlerde sizlerin de hepinizin de yaşadığı gibi, ne zaman bir kriz olsa bu anlamda ön açıcılığı rolünden dolayı ve Cumhur İttifakı'na bu anlamda verdiği manası ve desteği, terörsüz Türkiye desteği ve diğer konulardaki liderliği için de ayrıca Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye şükranlarımı sunmayı bir vecibe biliyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
Son olarak, bize güvenen milletimize mahcup olmadan ve milletimizden başka hiçbir yere hesap vermeden, milletimizle yol yürümeye devam edeceğiz.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Amerika'ya hesap vermiyor musunuz Başkanım? Amerika rehin almış sizi.
ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - 2026 yılı daha güzel bir yıl olacak, daha özgür, daha demokratik yıl olacak diyorum, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; MHP sıralarından alkışlar)