GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:40
Tarih:22.12.2025

CHP GRUBU ADINA NAMIK TAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Anayasa'mıza göre, savaş ilanı başta olmak üzere, ülke güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda yetkili merci Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu yüzden askerimizin ülke dışında görevlendirilmesine ilişkin tezkerelerin buraya, Genel Kurula yenileme için her yıl bitiminde gelmesi gerekir, sizin yaptığınız gibi, iki veya üç yıllık süreler için değil. Bu ve benzeri uygulamalarla yüce Meclisi her gün daha çok çiğnemenizi, Türkiye'yi, artık parti devletini bile geçtik, bir şahıs devletine çevirmenizi kabullenemiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) İktidara geldiğimizde Kurtuluş Savaşı'nı veren bu Meclise itibarını yeniden kazandırmak boynumuzun borcudur.

Değerli arkadaşlar, bugün görüştüğümüz tezkere uyarınca, Libya'da Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının bulunması hususunda iki yıl önce "hayır" oyu kullanmıştık. Aslında görüşümüz çok da değişmedi fakat bazı olumlu yönelimler gözlemliyoruz. İki yıl önce bu tezkereye yönelik en büyük itiraz noktamız askerimizin Libya'da savaşan iki cephe arasında açıkça taraf, hatta hedef konumunda olmasıydı. Neyse ki bizim talep ettiğimiz noktaya doğru ilerlemeye başladınız. Trablus ve Tobruk hükûmetleri arasında açıkça taraf tutmak yerine, ara bulucu konumuna geçiş yapma yollarını aradığınızı görüyoruz. Aslında problemi hâlâ çözebilmiş değilsiniz, çıkarttığınız sonuç yine yanlış olacak gibi görünüyor. Buna rağmen sınav kağıdınızda hâl ve gidişatınıza bakarak belki size biraz puan verebiliriz. Bu nedenle, bugün tezkereye şartlı olarak "Evet." diyeceğiz ancak bilin ki bu desteği önümüzdeki kısa dönemde Libya'da barışın ve diyaloğun sağlanması, askerimizin Libya'daki operasyonlarının dünya kamuoyu önünde hukuk dışı görünmemesi, askerimizin ve birliklerimizin sağ salim kayıpsız olarak Türkiye'ye dönebilmesi şartıyla veriyoruz. Fakat, bu, sizin maceracı politikanızı desteklediğimiz anlamına kesinlikle gelmiyor çünkü o politikalarınızın ülkemize nasıl bedeller ödettiğini iyi biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, tesadüf mü dersiniz, yoksa tevafuk mu siz karar verin; tezkere görüşmeleri tam da 22 Aralık tarihine denk geldi yani 1914 yılında Sarıkamış Harekâtı'nın başladığı güne. Malumunuz, her yıl, Sarıkamış'ta bir kurşun dahi atamadan donarak veya salgın hastalıklardan yitirdiğimiz binlerce şehidimizi anıyoruz. Fakat ne acıdır ki bu kadar vatan evladını göz göre göre ölüme yollayan maceracılığı yargılamıyoruz. 1913 Balkan faciasından itibaren ibret almayan bir hükûmetin, hülyalar peşinde, Çarlık Rusya'sını işgale girişmesi binlerce vatan evladının canına mal olmuştur. Biliriz, siz ittihatçıları pek sevmezsiniz ama hayalcilikte, maceracılıkta onları fersah fersah geride bıraktınız. Oysa cumhuriyetimizin yönetim anlayışının en önemli özelliklerinden biri, Osmanlı Dönemi'ndeki hatalarla yüzleşmek, yapılan yanlışları idrak ederek yeni ve akılcı bir siyaset üretmektir. Mensubu olmaktan şeref duyduğum hariciye teşkilatımız da böyledir; an azından Bakanlığımız, Erdoğan tarafından verilen emirleri yerine getirme merciine indirgenene kadar böyleydi. (CHP sıralarından alkışlar) Şayet, Ulu Önder'imiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı'nın yanlışlarından ibret almasaydı işte o zaman ne Kurtuluş Savaşı kazanılacaktı ne de cumhuriyetimiz kurulacaktı. Söylemesi dile kolay, aradan tam yüz on bir yıl geçti fakat biz bugün aynı maceracı dış politika anlayışıyla sınanıyoruz. O gün evlatlarımız Yemen çöllerine sürülüyordu, şimdi, yeni Osmanlıcı hülyalarınız uğruna Libya çöllerine, Somali ummanlarına gönderiliyor. Biraz önce vurguladığımız üzere, Libya'da askerî birliklerimizin çatışmaya girme riski azaldı fakat bu, onların tam olarak güvende olduğu anlamına gelmiyor. Şayet korktuğumuz başımıza gelir, Silahlı Kuvvetlerimiz Libya'da kayıp verirse işte o zaman milletimizin önünde sizden hesap soracağız, bilesiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, öncelikle bir konuyu daha açıklığa kavuşturmamız gerekiyor: Biz, sınırlarımız dışındaki askerî operasyonlara yönelik görüşümüzü açıklarken "Türk Silahlı Kuvvetleri hiçbir koşulda ülke dışına çıkmasın." demiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir devlettir, Silahlı Kuvvetlerimiz ülkemizin uluslararası camiada etki alanını genişletmek için yurt dışında görevlendirilebilir fakat bu görevlendirmenin usulüne uygun gerçekleşmesi gerekir. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası barışı koruyan örgütlerin kapsamında gerçekleşen, çatışmaları engelleme ve barış inşası gibi görevlere askerimiz elbette gidebilir hatta askerimiz dünya barışına hizmet eden her mecrada bayrağımızı gururla dalgalandırmalıdır. Biz de bu kapsamda Lübnan, Kosova, Aden Körfezi gibi bölgelerde askerimizin görev yapması konusunda "evet" oyu kullanmıştık. Konu barış ve güvenlik olacaksa biz ordumuzun her koşulda arkasındayız. (CHP sıralarından alkışlar) Irak'ta sınır ötesi operasyon için Meclise getirdiğiniz tezkerelerin gerçekten terörle mücadele amacı güttüğüne ikna olduğumuz zaman da "evet" oyu kullanmıştık fakat ne zaman ki siz Türkiye'nin değil kendi dar iktidar çevrenizin, yandaşınız olan birtakım yatırımcıların çıkarlarını korumak için askerimizi kullanmak istediniz işte o noktada biz desteğimizi geri çektik. Suriye'de yaptığınız sınır ötesi harekâtların bazılarına itiraz ettik, itirazlarımızda da hep haklı çıktık. Çok cepheli bir iç savaş yaşamış olan Suriye'de IŞİD'e mi yoksa YPG'ye mi yapıldığı belli olmayan operasyonlar konusunda her seferinde bilgi istedik, çoğu zaman sizden tatmin edici açıklamalar duymadık. Suriye'de askerî tarihimize utanç vesikası olarak geçecek vakaları bize siz yaşattınız. Fethi Şahin ile Sefter Taş isimlerini hatırlar mısınız bilmiyorum, 2016 yılında ve tesadüfe bakın ki yine bir 22 Aralık günü bu 2 askerimizin IŞİD militanları tarafından canlı canlı yakıldığı videoları izledik. Yıllarca bu elim olaya dair tatmin edici açıklamalar yapamadınız. Siz iç kamuoyunda konuyu örtbas etmekle meşgulken bütün dünya askerimizi düşürdüğünüz içler acısı durumu seyretti.

Biz sizi iyi tanıyoruz; şehit cenazelerinde fotoğraf karesine girmek için en önünde koşarsınız, cenazeden on dakika sonra o şehitlerin adını bile hatırlamazsınız. Helva başkasının evinde kavrulunca tadı size hoş gelir. Fakat biz Fethi'yi ve Sefter'i, bu 2 şehidimizi unutmuyoruz arkadaşlar, size de unutturmayacağız! (CHP sıralarından alkışlar)

27 Şubat 2020'de Idlib'de garnizonunuzun basıldığını, Rusya ve Esed'in ortak operasyonuyla 34 askerimizin şehit edildiğini, sizin korkudan Rusya'ya tepki dahi veremediğinizi, yalnızca Esad'ı çok cılız bir kınamayla yetindiğinizi unutmadık. Velhasılıkelam, biz sizin Suriye'de herhangi bir başarınızı göremedik.

Trump'ı arkasına alan Ahmet eş-Şara belki de çok yakın bir zamanda Suriye'de görev yapan askerlerimizin geri çekilmesini isteyecek. Peki soruyorum: Bu kadar operasyondan sonra geride şehitlerden ve acılı ailelerden başka ne kaldı? Bırakın Suriye'yi, siz ülkemizin içinde bile IŞİD'le ile mücadele edemediniz, 10 Ekim 2015 günü başkentimizin kalbinde IŞİD canlı bomba patlattı, hayatının baharında birçok vatandaşımızı aramızdan aldı. Siz erken seçim hesapları yapıyordunuz, bu vahşeti oturup seyrettiniz. Aradan yıllar geçti, Suriye'de Esad devrildi fakat sizin eğitip donattığınız milisler değil, başka birtakım devletlerin hamiliğini yaptığı HTŞ ülkenin hakimiyetini ele geçirdi. Şimdi, Donald Trump ve Orta Doğu'ya tayin ettiği sömürge valisi Tom Barrack binlerce kilometre öteden Suriye'yi dizayn ediyor, siz de ondan rol kapmaya çalışıyorsunuz. Madem Suriye'nin geleceğini başkaları tayin edecekti biz bu kadar şehidi neden verdik? Bunun hesabını halkımıza nasıl vereceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Suriye'de en azından ülke güvenliğini gerekçe göstererek bizden yetki istiyordunuz, şimdi birtakım ticari maceralar ve yandaşlarınıza yatırım alanı açmak için askerimizi sağa sola göndermeye çalışıyorsunuz. 2024 yılı Şubat ayında Somali'nin tüm kara sularını bizim donanmamızın korumasını öngören akıllara zarar bir anlaşma imzaladınız. Aradan neredeyse iki yıl geçti, anlaşma daha Dışişleri Komisyonuna bile havale edilmemiş durumda. Üstelik, anlaşma Meclisten geçmeden Temmuz 2024'te Cumhurbaşkanlığı tezkeresi marifetiyle Meclisten usulsüzce yetki aldınız. Yedi ay sonra gelip bu kanunsuzluğun uzatılması için utanıp sıkılmadan destek isteyeceksiniz. Ege Denizi'nin 4 katı büyüklüğündeki Somali kara sularına donanmamız neden gidiyor? Böyle bir alanı kontrol etmek için ciddi bir donanma gücü lazım. Bu işin olması fiziken de mümkün değil ama diyelim ki oldu, Somali'de siz kendi çevrenize rant alanı açacaksınız diye Deniz Kuvvetlerimizin güzide evlatlarının canını ne diye tehlikeye atacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Tüm bu saydıklarım Libya için de geçerli. Libya'da hâlen daha aşılamayan ve görünen gelecekte aşılması olası gözükmeyen iki hükûmetli bir yapı var, geç de olsa bu gerçeği idrak edebildiniz. Buna mukabil iç kamuoyumuzu Trablus Hükûmetiyle imzaladığınız fakat bizden başka hiç kimsenin tanımadığı anlaşmalarla uzun yıllardır oyalıyorsunuz. Halka bu anlaşmalar yoluyla Türkiye ve Libya arasındaki bütün uluslararası suların kontrolünü alacakmışız gibi uydurma hikâyeler anlatıyorsunuz. Televizyonlara ısmarlama usulü çıkarttığınız sözde askerî uzmanlar bu hayali başarı hikâyelerini her gün temcit pilavı gibi tekrar ediyor. Oysa siz gerçekte ne yaptınız? Bedavadan denizde petrol sahası alacağınızı sanarak Trablus Hükûmetini Tobruk Hükûmetine karşı ayakta tuttunuz. Sadece içeride değil dışarıda da öyle saldırgan bir tutum benimsediniz ki Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır, bölgede ne kadar aktör varsa hepsini bir araya gelerek iş birliği yapmaya zorladınız. Siz bu devletlerin hepsiyle ayrı ayrı temas edebilirdiniz, lüzumsuz saldırganlığınız yüzünden Türkiye karşıtı bir cephe oluştu. Bu politikanın hiçbir yere varamayacağını anlayınca da İsrail etrafında kümelenen cepheyi dağıtmak için Yunanistan ve Mısır gibi ülkelerle temasa geçtiniz, âdeta tükürdüğünüzü yaladınız. Ne gerek vardı bu kadar lüzumsuz gerilime? Değdi mi?

Değerli arkadaşlar, baştan aşağı yanlış bilgi ve saptamalara dayalı, gerçeklerle bağdaşmayan, hamasi iddialarınız yüzünden bizim Doğu Akdeniz'deki asıl tezlerimize verdiğiniz zarara değinmiyorum bile çünkü bunu açıklamak için ilave bir yirmi dakikaya ihtiyacım var.

Dış politika konuları her ülkeye dair çeşitli dosyaları içerir. Bunlar çok boyutludur değerli arkadaşlar. Bir ülkeyle ilişkilerinizi tek bir dosya üzerinden ölçemezsiniz. Reisicumhurumuzun tepesi atsın, öfke nöbetleri esnasında gitsin dışarıda birilerine bağırıp çağırsın, sonra Dışişleri arka kapı diplomasisiyle gerilimi çözmeye uğraşsın; işte dış politikamızı içine düşürdüğünüz zillet tam da budur.

Nitekim, Mısır'la ilişkileri geliştirmeniz gerektiğinde Libya'da da dümeni kırdınız, Trablus merkezli politikadan çark edip Hafter'le temas kurdunuz. Oysa siz Libya'ya askerimizi Hafter'e karşı Trablus hükûmetini korumak için göndermemiş miydiniz? Üstelik Hafter'le ani başlayan bahar öyle hızlı gelişti ki gemilerimiz bu yaz Bingazi'de demirledi. Hatta daha 21 Kasımda Halife Hafter'in oğlu Saddam Genelkurmay Başkanımız Selçuk Bayraktaroğlu tarafından ağırlandı. Peki ya, nasıl oldu da siz Tobruk hükûmetine böyle yakınlaşmışken Hafter'i destekleyen Meclis Başkanı Akile Salih İsa 16 Aralık günü çıktı ve "Türkiye'nin 2019'da Trablus'la imzaladığı anlaşmalar yok hükmündedir." dedi? Siz daha Libya içinde bile bütün taraflara kabul ettiremediğiniz bir anlaşmayı diğer Akdeniz devletlerine nasıl kabul ettireceksiniz?

Değerli arkadaşlar, Libya'da çevirdiğiniz karanlık işlerin farkındayız, bu konuda bilginiz olsun. Kamuoyunda "Laleli çamaşırhanesi" olarak bilinen skandal dosyası, Libya vatandaşları üzerinden döndürülen ve Türkiye'yi yeniden gri listeye girme riskine sokan kara para trafiğini ifşa ediyor. Şeytanın bile aklına gelmeyecek tezgâh şöyle işliyor: Libya, kendi vatandaşlarına petrol gelirlerinden düzenli olarak kâr payı yatırıyor, mali takipler sonucu görülüyor ki yatırılan paralar Türkiye'deki pos cihazlarında kullanılmış ancak Libyalılar Türkiye'ye hiç gelmeden bu harcamayı yapıyorlar yani orada bir varlık kaçırma operasyonu var. Başta altın olmak üzere, mal ve hizmet alımı yapılmış gibi gösterilerek milyonlarca dolar pos cihazları üzerinden Türkiye'de bankacılık sistemine sokuluyor. Edinilen bilgiye göre kartlar çoğunlukla uçakla koliler hâlinde Türkiye'ye getiriliyor, aynı şekilde pos cihazları da Libya'ya gönderiliyor; karşılığında da naylon faturalar kesiliyor. Bugüne kadar bu yolla en az 112 milyar Türk lirası aklandığı tespit edilmiş. Bu anlattığım, Libya üzerinden dönen gizli tezgâhlardan, kirli tezgâhlardan sadece bir tanesi. Biz bunun gibi işlerin Somali ve benzeri ülkeler üzerinden de çevrildiğini görüyoruz. Biz bu filmin en acı sahnesini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde gördük. Türkiye'de iktidar değiştiği zaman sırtını size dayayarak KKTC'yi suç yuvasına çeviren bütün organize suç örgütlerini ve millî davamız Kıbrıs'a sürdüğünüz lekeyi tüm detaylarıyla ifşa edeceğiz, bundan hiç şüpheniz olmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetimiz akılcı ve uzun erimli hesaplara dayanan bir dış politikayı takip ettiğinde her zaman başarılı sonuçlar aldı; ne zaman ki kendi bünyemiz yeterince güçlü değilken sağda solda macera aradık, sonu hep hüsranla ve ödenen büyük bedellerle bitti.

Sözlerime son verirken sizlere soruyorum: Libya'da siz hayal peşinde koşarken dünya nereye gidiyor, farkında mısınız? (CHP sıralarından alkışlar) ABD Başkanı Donald Trump kaynaklı belirsizlikler gün geçtikçe derinleşirken siz yönünüzü nereye doğru belirliyorsunuz? Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her eksiği tamam mı? Ulusal savunmaya bütçeden ayırdığınız kaynak yeterli mi? Kara Kuvvetlerimizin arazi araçları, zırhlı personel taşıyıcıları, obüsleri, obüs mermileri tamam mı? ALTAY tankı seri üretime geçebildi mi?Hâlâ hava savunma sistemimiz hakkındaki sorularımız açıkta. Hava Kuvvetlerimizin elinde nakliye ve muharebe için yeterince uçak var mı? Donanmamızda yeterli sayıda gemi var mı? Gemi fazlamız mı var ki TCG AKHİSAR Korveti'ni Romanya'ya sattınız? Siz, önce bütün bunlara tatmin edici cevaplar verin, ondan sonra halkımıza Libya'daki hülyalarınızı anlatırsınız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)