| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 42 |
| Tarih: | 24.12.2025 |
CUMHUR UZUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izlemekte olan saygıdeğer yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Bugün burada görüşmekte olduğumuz bu paket, bu torba, bu çuval -adına artık siz ne derseniz o- Türkiye'nin içine sürüklendiği rejim probleminin yasama ayağını temsil etmektedir çünkü mesele artık tek tek kanunlar ve onun maddeleri değil, Anayasa’nın bağlayıcı olup olmadığı, Meclisin gerçek bir iradeye sahip olup olmadığı, millî iradenin kayıtsız ve şartsız işleyip işlemediği meselesidir. Bugün burada bir kanun teklifinden çok öte, Türkiye'de anayasal düzenin ne kadar aşındırıldığını konuşmak zorundayız. Anayasa Mahkemesi kararları dolanılarak yasa yapılmaya çalışılıyorsa, yargı yürütmenin aracı hâline getiriliyorsa, temel haklar risk alanı gibi görülüyorsa, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yerel mahkemeler hâlâ görevlerine devam edebiliyorsa, savunma güçlendirilmesi ve sorunlarının çözülmesi şöyle dursun, savunma âdeta görmezden gelinebiliyorsa, salt görevini yaptığı için avukatlar tutuklanıp hapse atılıyorsa, tüm bunları gören Adalet Bakanı sadece "Türkiye bir hukuk devletidir." diyor, başka da bir şey demiyorsa burada bir hata değil, bile isteye yapılan siyasi ve ideolojik bir tercihle anayasasız bir düzenin keyfî uygulamaları ve tek adam rejiminin yerleştirilmesi operasyonu vardır. Yıllardır yargı reformu başlığı altında Meclise getirilen paketlerin ortak bir sonucu ortaya çıkmış ve yargıyı güçlendirmek için yapıldığı iddia edilen bu çalışmalar yargıyı bağımsızlaştırmamış, aksine daha da yürütmeye bağımlı hâle getirmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Tutuklamalar istisna olmaktan çıkmış, fiilî cezaya dönüştürülmüştür. Siyasallaşan yargıya önlem almak şöyle dursun, iktidarın istediği gibi siyasi değerlendirmelere yapanlar ödüllendirilirken hukuki değerlendirme yapan yargıçlar sürgün edilmişlerdir. İfade özgürlüğü, toplantı hakkı, basın hürriyeti birer anayasal hak olmaktan çıkarılarak kontrol edilmesi gereken alanlar olarak ele alınmaktadır. Tüm bunlar yaşanırken Adalet Bakanı yine "Türkiye bir hukuk devletidir." demeye, başka da bir şey dememeye devam etmektedir. (CHP sıralarından alkışlar)
Bu ülkede ne kadar yargı paketleri yaparsanız yapın, niyetiniz adaleti güçlendirmek, güçlü kılmak, bağımsız ve tarafsız olmasını sağlamak olmayınca bu paketlerden anca yürütmeye teslim olmuş iradesiz bir yargı çıkacaktır; yıllardır yapılan tam da budur. "Türkiye'de artık adalet yerini bulsun da isterse kıyamet kopsun." diyen kadim anlayışın yerine "Bugün gemisini kurtaran kaptan, gerisi yalan." anlayışı egemen olmuştur. İşte, bu anlayış sonucu sadece adalet yara almamış, adaletin tüm kurum ve kuruluşları yozlaşma içerisine girmiştir. Geçtiğimiz günlerde Büyükçekmece Adliyesinde adli emanette bulunan 25 kilogram altın ve 50 kilogram gümüş adliye çalışanı tarafından çalınıp İngiltere'ye kaçırılmıştır. Adli emanetin şahsi emanete alınarak çalındığı ülkemizde her türlü delilin, özellikle saklanması gereken adli emanetlerimizin artık ve sadece Allah'a emanet hâline geldiğini yaşayarak görmüş bulunuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Her olayda olduğu gibi, hiçbir sorumluluk duygusu taşımayan Adalet Bakanı yine ve sadece "Türkiye bir hukuk devletidir." dedi ve başkaca bir şey demedi, diyemedi.
Değerli arkadaşlar, niyet adaleti sağlamak olmayınca buraya yüz on birinci yargı paketi de gelse sonuç değişmeyecektir. Toplumun iktidara güveni kalmamıştır, toplumun adalete güveni kalmamıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu aşamada yapılacak şey, artık, kanun değil erken bir seçimdir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)