GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:44
Tarih:07.01.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün bir milletvekili olmanın yanında yıllarını üniversiteye, bilime, AR-GE faaliyetlerine ve öğrenci yetiştirmeye vermiş bir akademisyen olarak konuşuyorum. Söyleyeceklerim teorik değildir, rakamlarla, sahadan gelen bilgilerle ve doğrudan yaşanan sorunlarla ilgilidir.

Bir ülkenin geleceği ve gelişmesi üniversitelerin ülkesini aydınlatma, bilim üretme, AR-GE yapma ve sektörlere yaptırabilme kapasitesiyle doğru orantılıdır ancak bugün üniversitelerimiz bilim üretmek, transfer etmek yerine ayakta kalma mücadelesi veren kurumlara dönüşmüştür. Bunun temel nedeni araştırma, geliştirme yatırımlarının yetersizliği, üniversite-sanayi iş birliğinin gerçek manada yapılmaması, akademisyenlerin çalışma koşullarının, ekonomik durumlarının giderek ağırlaşmasıdır. Bakın, ülkemizin teknolojik gelişmesinin temeli olan AR-GE harcama verileri ve üniversitelerin AR-GE'den aldığı pay çok açıktır. Türkiye'de toplam AR-GE harcamaları artıyor gibi görünse de gayrisafi yurt içi hasıla oranı yalnızca yüzde 1,46'dır. Merkezî yönetim bütçesinden AR-GE'ye ayrılan pay ise yüzde 1,5 civarındadır ve kamuya ayrılan payın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 0,4 seviyesindedir, üniversitelere ayrılan pay bu seviyenin çok altındadır. Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına AR-GE harcaması ortalama 285 euro iken Türkiye'de bu rakam yalnızca 57,5 eurodur yani AB ortalaması Türkiye'nin yaklaşık 5 katıdır, İsviçre gibi ülkelerde bu fark 15-16 kata kadar çıkmaktadır. Bu tablo, üniversitelerimizden dünyayla rekabet edecek bilim üretimi beklemenin ne kadar gerçek dışı olduğunu açıkça göstermektedir.

Ancak mesele sadece bütçe rakamları da değildir. Bilim insanla yapılır ve bilim, bilim insanlarıyla yapılır ve bugün akademisyenler ciddi bir güvencesizlik içinde çalışmaktadır. Bazı örnekler vermek istiyorum: Bakın, örneğin, doktor öğretim üyesi kadrosunda bulunan akademisyenler sürekli yeniden atanma baskısı altındadır, daimi kadro güvencesi olmadığı için bilimsel risk almaktan, uzun soluklu araştırmalardan kaçınmak zorunda kalmaktadırlar. Sosyal bilimler alanında ise tablo çok daha vahimdir. Sürekli "Yeniden atanabilecek miyim?" kaygısıyla bilim üretilemez. Doçentlik süreçleri ise ayrı bir sorun alanıdır, kriterler sürekli değişmekte, çoğu zaman geriye dönük uygulanmaktadır. Buna ek olarak, doçentlikte yeniden sözlü sınav getirilmesi objektiflik tartışmalarını büyütmüş, akademisyenler arasında ciddi bir güvensizlik yaratmıştır. Dahası, YÖK'ten doçentlik unvanını alan veya profesörlük hakkı kazanan birçok akademisyen, üniversitelerinde yıllarca kadro beklemek zorunda kalmaktadır. Akademisyenlerin yasal hakkı olan on beş günlük araştırma izinleri dahi idarenin takdirine bırakılmakta, çoğu zaman fiilen kullandırılmamaktadır. Oysa bilimsel üretim masa başında yapılmaz; saha çalışmalarıyla, arşivle, laboratuvarlarla, kongreyle yapılır.

Bir diğer önemli konu da yaş haddidir. Akademisyenlerde emeklilik yaşının 73'e, 75'e çıkarılması yönündeki tartışmalar üniversiteleri ileri değil geri götürür, genç akademisyenlere alan açılmadan üniversitelerde bilimsel yenilenme sağlanamaz.

Değerli milletvekilleri, bugün bu sorunlar birbirinden bağımsız düşünülemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET AKALIN (Devamla) - Yetersiz AR-GE bütçesi, güvencesiz akademik istihdam, sürekli değişen kriterler, ekonomik şartların iyileştirilmemesi, üniversite atamalarında liyakat yerine sadakatin esas alınması, nepotizm ve artan idari baskılar birleştiğinde ortaya çıkan sonuç nettir. Ülkemizde bilim üretimi düşmekte, teknolojik gelişim sağlanamamaktadır; akademisyenler ya yurt dışına yönelmekte ya da akademiden kopmaktadır. İşte, bu nedenle Meclis araştırması talep ediyoruz. Üniversitelerde AR-GE yatırımlarının gerçek durumunu, bütçe önceliklerini, akademisyenlerin özlük haklarını, ekonomik durumlarının iyileştirilmesini, hâkim olan nepotizmi ve bu sorunların bilimsel üretime etkilerini bütüncül olarak ele almak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, bilim susarsa ülke susar, üniversite zayıflarsa geleceğimiz de zayıflar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKALIN (Devamla) - Bilim sesi, bilim dünyası adına, akademisyenler adına, ülkemizin gelişmesi ve geleceği adına bunu duyurmak zorundayız diyor...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bir dakika Sayın Başkan...

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bir dakika...

BAŞKAN - Verdim bir dakika, ilave ettim ettim bir dakika.

MEHMET AKALIN (Devamla) - ...yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)