GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:47
Tarih:14.01.2026

SEYİTHAN İZSİZ (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün huzurlarınızda yalnızca bir ülkenin iç meselesini değil, uluslararası nizamın sütunlarının yıkıldığı, hukukun üstünlüğünün yerini güçlünün zorbalığına bıraktığı tarihin o alaca karanlık döneminin noktasını haykırmak üzere söz almış bulunuyorum.

Selçuklu'nun büyük veziri Nizâmülmülk, bin yıl öteden bugünün karanlığına şöyle bir meşale yakar: "Mülk küfür ile devam edebilir ancak zulüm ile devam etmez." İşte, bugün dünya sahnesinde izlediğimiz tiyatro budur. Küresel bir zulmün kulesinin inşasıdır. Venezuela Devlet Başkanı Sayın Maduro'un okyanus ötesi bir operasyonla ülkesinden koparılması 21'inci yüzyılın siyaset tarihine silinmeyecek bir kara leke olarak düşmüştür. Bu hadise, bir milletin iradesine, bir devletin onuruna ve uluslararası hukukun namusuna açık bir saldırıdır.

Değerli milletvekilleri, dünya bir cinnet hâlindedir. Eğer bugün bir devlet kendi kanununu süngü ucuyla başka bir ülkenin kalbine dayatabiliyorsa artık yeryüzünde hiçbir başkent, hiçbir sınır güvende değildir. Bu, yeni bir kuralsızlık çağının ayak sesleridir. Hafızalarımızı tazeleyelim; Gazze'de masumların üzerine ölüm yağarken "İsrail'in savunma hakkı." diyerek bu soykırımı alkışlayanlar, o gün aslında uluslararası hukukun idam fermanını imzalamışlardı. Bugün Venezuela'da sahnelenen hukuksuzluk, işte o gün Gazze'de aranan zulüm kapısının devamından ibarettir.

Aziz milletvekilleri, tam da bu noktada omuzlarımızda tarihî bir vebal ve sorumluluk vardır. Dışarısı yangın yerine dönmüşken içerdeki kısır çekişmeleri, geçmişin ideolojik tortularını bir kenara bırakmak zorundayız. Bu kürsüden hem Cumhur İttifakı'mıza hem de muhalefet sıralarına sesleniyorum: Kenetlenmek artık siyasi bir tercih değil, bir beka mecburiyetidir. Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz. Küresel çetelerin operasyonlarına set çekmenin yegâne yolu iç cepheyi kaya gibi sağlam tutmaktır. Bu bağlamda, CHP eski Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'nun "Düşman kapımızdan ne kadar uzakta?" sözlerinin ve tespitinin önemini özellikle önemli buluyorum ve bu haklı endişeyi millî şairimiz Mehmet Akif'in dizeleriyle şöyle mühürlemek istiyorum: "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez/Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez."

Ancak bir birlik ruhu sadece süslü cümlelerden ibaret kalmamalıdır. Kadim desturumuzdur: Herkes kendi evinin önünü süpürürse şehir tertemiz olur. Bizler de bu sorumluluğu önce kendi evimizden, kendi seçim bölgemizden başlatacağız. İstanbul 3'üncü bölge ve bilhassa Esenyurt'umuz Türkiye'nin bir özeti, kardeşliğimizin bir öznesidir. Zaman zaman hak etmediği yaftalarla anılsa da biz siyasi kimliğine, mezhebine bakmaksızın bu kardeşlik ateşini Esenyurt'tan yeniden yakacağız. Biz bölgemizde bir olursak İstanbul'da devleşiriz, İstanbul'da devleşirsek Türkiye'de yıkılmaz bir kale oluruz. Ancak bu şuurla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye gemisini bu fırtınalı okyanustan salihiselamete çıkarabiliriz. Dışarıdaki bu fırtına karşısında siyasi rekabetin ötesine geçerek, ortak bir devlet aklı ve millî bir duruşu dünyaya göstererek şu mesajı vermemiz lazım: Türkiye, zorbalığa boyun eğmeyecektir. Egemenliğini koruma adına 86 milyon vatandaşıyla tek bilek, tek yürek olacaktır.

Sözlerime son verirken Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'in o vakur duruşunu kuşanıyor ve diyorum ki: "Biz ölüyoruz ama onlar da kazanmıyorlar ve asla kazanmayacaklar." Tüm partilerimizi bu tarihî virajda ortak akla ve stratejik bir sükûnete davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)