GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:47
Tarih:14.01.2026

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarımızda artık siyasi kamplaşma ve kutuplaşmalardan...

HALUK İPEK (Amasya) - Bakın, çok ayrıştırıyorsunuz Türkiye'yi, çok ayrıştırıyorsunuz, haddinizi de aşıyorsunuz bu ülkeyi ayrıştıramazsınız.

BAŞKAN - Lütfen dinleyelim, lütfen; Sayın Kaya konuşuyor sayın milletvekili.

HALUK İPEK (Amasya) - Ya, yeter artık be! Olmayan bir şeyi burada... Aleviler bu ülkenin öz kardeşidir herkes birbiriyle de kardeştir, ayrıştırmayın.

BAŞKAN - Sayın Yenişehirlioğlu, bakın Sayın Kaya'ya söz verdim.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir sus, bir sus! Önüne bak, önene bak.

ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Sen ne söylüyorsun? Bir özür dileyecek dilemedi, neyin peşindesiniz?

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen oturun.

Sayın Kaya, buyurun devam edin baştan başlatıyoruz.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, işte tam da sorunlarımızdan bir tanesi bu. Türkiye Büyük Millet Meclisini laf yetiştirme, kamplaşma, kutuplaşma yeri olmaktan çıkarıp ülkemizin sorunlarını belli bir uzlaşı kültürü çerçevesinde, istişare kültürü içerisinde bu Mecliste en geniş bir şekilde tartışmayı başarabilmemiz lazım. Aksi takdirde birbirimizi suçlayarak, birbirimize laf yetiştirerek yapacağımız tartışmalar belki bizleri şahsen tatmin etmiş olabilir ama emin olun Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını aşağılara çekeceği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin esas yapması gereken işlerin önünde de çok ciddi bir engel olur, aynı zamanda da toplumda bir gerginliğe, bir siyasi kutuplaşmaya sebep olur. Dolayısıyla, burada herkesin bu kapsamda, bu çerçevede üzerine düşen vazifeyi yapması lazım. Çünkü coğrafyamızda savaş, şiddet tamtamları zaten yeterince şiddetli bir şekilde çalıyor. İç cepheyi takip etmekten bahsediliyor. İç cephenin tahkimi herkesin bir sıraya dizilmesi değildir. İç cepheyi tahkim herkesin aynı fikir etrafında bir araya gelmesi değildir. İç cepheyi tahkim herkesin istediği gibi düşünebilmesi ve düşündüğü gibi kamusal alanda yer bulabilmesidir. İç cepheyi tahkim, herkesin kendisini tanımlama hürriyetinin kendisi tarafından yerine getirilmesidir; bir başka kişiye ideoloji, bir başka kişiye fikir dayatılmamasının bu toplumsal barışı ve iç cepheyi tahkim etmeyi sağlayacağını ifade ediyorum. Dediğim gibi, iç cepheyi tahkim etmenin tek bir yolu var, siyasi kamplaşmaları ve kutuplaşmaları bir kenara bırakarak meselelerimizi istişare kültürü çerçevesinde konuşmayı başarmamızdan geçtiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli husus, tabii ki emeklilerimizin içerisinde bulunduğu sefalet. 16 milyon emeklimizin sorununu konuşuyoruz. Tabii, ağırlıklı olarak 16.811 TL'lik en düşük emekli maaşı söz konusu olunca, herkes "Asgari emekli maaşı ne olur?" şeklinde bir gündem yapıyor ama bu ülkede milyonlarca insanın yüzde 12, milyonlarca memur emeklisinin de yüzde 18 zamla emekli maaşını almak mecburiyetinde kaldığı ve bu tutarların bırakın geçime, konut kiralarındaki yüzde 35 artışı dahi karşılayamadığını hep beraber görmek durumundayız. Dolayısıyla, memura, emeklisine ya da işçi emeklisine öngördüğünüz 1.000 TL civarındaki bir zam, bir avuç kuru yemişi her gün ancak alabilecek bir rakama tekabül ediyor. Bunun bir şekilde fark edilmesi lazım ama üzülerek görüyorum ki sorumluluk makamında olanlar bu konuyla dertlenme yerine, öğretilmiş bir çaresizlikle her 1.000 TL'nin bütçeye ne kadar yük getireceğini ifade ederek bundan kaçınmanın yollarını arıyorlar, Bu ekonomik sistemi siz inşa ettiniz, bu emeklilik sistemini siz bu hâle getirdiniz. Niye? Çünkü 2008 yılında aylık bağlama oranlarını düşüren sizin iktidarınız. Bugün, gelinen noktada, 2019'dan bu yana uyguladığınız reel olmayan politikalar sonucu, ekonomi politikaları sonucu -ki Hazine ve Maliye Bakanınız da ilk göreve geldiğinde bunu itiraf etmiş oldu- ekonomiyi öyle bir hâle getirdiniz ki TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranları çok farklı, çarşının pazarın, gıdanın, konutun enflasyonu çok farklı. Hâl böyle olunca da sizin TÜİK rakamlarına göre 2019'dan bu yana yaptığınız artışlar bırakın vatandaşı, emekliyi, asgari ücretliyi enflasyona karşı korumak, enflasyonun altında bir presle hepsini ezmek manasına geliyor.

16 milyon vatandaşımızdan bahsediyoruz ortalama 17 bin lira emekli maaşı alan ve 25 bin ve üzeri emekli maaşı alan sadece 650 bin emeklinin olduğu bir Türkiye. 15,5 milyon emeklisi 25 bin TL'nin altında ücret alıyor, 30 bine dayanan açlık sınırının altında 15,5 milyon emeklimiz var. 11 milyon da asgari ücretlimiz var yine açlık sınırının altında ücret alan. 16 milyon sosyal yardım alan insanımız var ki bunların aldıklarına zaten ücret demek mümkün değil. Bütün bunları topladığınız zaman, aslında bir avuç Londra tefecisine verdiğiniz paranın çok çok çok altında bir oranı emeklimize, işçimize, sosyal yardım alan vatandaşlarımıza veriyorsunuz.

Emin olun, bu çaresizliği Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız da iliklerine kadar hissediyorlar. Aramızdaki fark şu: Biz "Çare var, kaynakları yanlış dağıtıyorsunuz." diyoruz, onlar da "Adımız Hıdır, elimizden gelen budur." deyip bu çaresizlikle bu ülkeyi bu yoksulluğa mahkûm etmek istiyorlar. Bu ülkenin bu yoksulluğa mahkûm olmadığını ifade etmek için biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuları sürekli gündem yapmaya devam ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Tamamlayayım Sayın Başkanım.

Çok fazla bir şey yapmanıza gerek yok. Bu bütçeden yüzde 10 tasarruf yapmış olsanız 1 trilyon 900 milyar parayı açığa çıkarma imkânınız olur. Yolsuzlukların önüne geçerseniz, Kamu İhale Kanunu'nda sürekli istisna getirerek adrese teslim ihaleler yapmazsanız emin olun, bu ülkenin kaynakları çok. AK PARTİ'li daha önceki siyasetçiler söylemişti "Eğer bu ülkede israf ve yolsuzluğu engellersek paraya 'para' demeyiz." diye, defalarca söylemişlerdi, ben de yürekten buna inanıyorum. Elbette bir siyasetçinin tek vazifesi yolsuzlukları engellemek ve israfı ortadan kaldırmak değil; bunun daha ötesinde, Türkiye ekonomisini büyütecek projelerimiz var ve olması gerekiyor ama hadi diyelim onları yapacak gücünüz, vizyonunuz yok, ya, hiç olmazsa şu yolsuzluğu ve israfı engelleyin, emin onun, emeklilere çok daha yüksek imkânları hep beraber hayata geçirme imkânımız olduğunu birlikte görmüş olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Son kez...

BAŞKAN - Buyurun.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Buradan net bir şekilde ifade etmek istiyorum: Bütçe ve ücretler aynı zamanda siyasal bir tercihtir. Bazen şu şekilde söylentiler oluyor: "Emeklilerimizi politikanın aleti hâline getirmeyelim." Kardeşim, deprem de politikanın konusudur, emeklilik de politikanın konusudur, asgari ücret de dış politika da çünkü siyaset bu sorunları çözmek için vardır. Sizin içinden çıkamadığınız emeklilerle ilgili sorunları biz dile getirince emeklilerin sorunlarını politize etmiş olmuyoruz; tam tersine, siyaset kurumunun bu emeklilerin sorununa çözüm bulma iradesini ortaya koyuyoruz. Siz bu iradeden yoksun olduğunuz için emeklilerimizin bugün 5 milyonunu açlık sınırına mahkûm etmiş olabilirsiniz, 20 bin TL'yle ilgili hususu söylüyorum. 2019'da ilk kez emekli asgari ücretini sizin iktidarınız bu ülkeye hediye etti. O dönem 1 milyon insan yararlanıyordu, şimdi, getirdiğiniz düzenlemede 5 milyon insan asgari ücretten yaralanır hâle geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Selamlayıp bitireyim Başkanım.

BAŞKAN - Tamam, buyurun.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Dolayısıyla, bakın, gittiğiniz yol, yol değil. 2019'da başladınız, şimdi de 10'uncusunu bu Meclise getirdiğiniz yasa teklifleriyle, altı ayda bir, utandığınız için emeklinin ücretini kök ücretin üstüne çıkarıyorsunuz. Gelin, ya bunu seyyanen bütün emeklilere verip bu sorunu komple çözelim ya da önümüzdeki hafta Meclise getireceğinizi -ki bu hafta Komisyonda görüşülür- onu bir asgari ücrete, bir endekse bağlayalım da Türkiye Büyük Millet Meclisini ve emeklileri altı ayda bir "Asgari emekli maaşı ne olacak?" tartışmalarının dışarısına çıkaralım diyor, Genel Kurulu Saygıyla selamlıyorum.