GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:48
Tarih:20.01.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az evvel grup önerisi üzerinde de söylediğim gibi maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhurbaşkanlığı yasama ofisi olarak iş görmeye devam ediyor. Niye? Çünkü gecenin bu saatinde ekim ayında açılan Meclis, hadi aralıkta on iki günlük bütçe takvimimiz vardı; sıkıştırılmış bir şekilde biz burada vergi kanunlarını ve infaz yasalarını konuştuk, yan gelip yattık, sonra geldik, bu kanunları bir an önce çıkarmak zorundayız. Her kanununuz zaten acil ve salı günü başlıyorsunuz, "Aman, perşembe günü bu kanunun bitmesi gerekir." düşüncesiyle Meclisi gece geç saatlere kadar çalıştırma gibi bir durumla karşı karşıya bırakıyorsunuz. Biz geç saatlere kadar çalışmaktan yorulmuyoruz. Nihayetinde, milletimiz bizi Türkiye Büyük Millet Meclisi açık olduğu müddetçe burada vazifemizi ifa etmek için gönderdi ama sadece şeklen "Aman, bugün bir yirmi dakika, kırk dakika daha kanunu işleyelim de bir an önce bu kanunu bitirelim." şeklindeki bir yaklaşım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve milletvekillerinin saygınlığını bence zedeleyen bir husustur; bunu bir şekilde daha şerh etmiş olayım.

Bugün burada elimizde 15 maddelik bir metin var. İktidar sözcüleri buna "yargı kararlarına uyum paketi" ya da "torba kanun" diyebilirler ama maalesef, biz bu metne baktığımızda bunları göremiyoruz. Bu metinde adaletin askıya alındığını, vicdanın tatile çıkarıldığını ve milletin aklıyla âdeta alay edildiğini görüyoruz. Önümüze bir torba getirdiniz, içine her şeyi koymuşsunuz ama içine halkı, milleti koymayı unutmuşsunuz, içine adaleti koymayı unutmuşsunuz.

Değerli arkadaşlar, gelin, iktidarın bakanlarının ve teknokratlarının doldurduğu bu torbanın içini hep beraber boşaltıp içinde neler olduğuna hep beraber bakalım. "Bu kanunu, aman, bir an önce yasalaştıralım." diyorsunuz da bunun memlekete ne faydası var? Sizin bakanlıkların sekreteryalarının günlük ihtiyaçlarını görme dışında, onların kendi iç gündemi dışında bu kanunda milletin faydasına ne var Allah aşkına? Hemen, torbada karşımıza ilk kimler çıkıyor? Gençler ve memurlar çıkıyor, madde 1 ve 2. Anayasa Mahkemesi kararına uyuyorsunuz gibi yapıyorsunuz ama aslında Anayasa Mahkemesinin kararını yerine getirmiyorsunuz. Mahkeme size ne dedi? "Memuru muğlak ifadelerle işten atamazsınız; bu keyfîliktir, bu zulümdür." dedi. Siz ne yapıyorsunuz? O muğlak ifadeleri çıkarıp yerine daha korkunç bir giyotin getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: "Bir aday memur 2 kez uyarma ve kınama cezası alırsa onun memnuniyetini yakarım. Bu yetmez giymiş gibi üç yıl bir daha memurluğa müracaat dahi edemez." Yani bir genç öğretmen okul müdürüne "Bu talimatınızı yönetmeliğe aykırı buluyorum." dediği için amire saygısızlıktan ceza alırsa ne olacak? Bir hemşire nöbet saatinde haksızlığa itiraz ettiği için kılık kıyafeti bahane edilerek ceza alırsa ne olacak? Söyleyeyim, ekmeğinden ve memuriyetinden olacak ama sadece o amirin egolarını hep beraber tatmin etmiş olacağız. Bu işten attığınız kişileri de maalesef üç yıl bir daha memur olamazsınız diyeceksiniz. Peki, bu adalet mi, bu vicdan mı, bu milletin ihtiyaçları mı yoksa saraydaki bürokratlarınızın ihtiyaçları mı? Dolayısıyla, o gence seni açlığa mahkûm ediyorum, seni sivil hayatta ölüme terk ediyorum demenin neresi vicdan bunu hep beraber size soruyorum ve bu bir korku imparatorluğuna, maalesef amirleri ise birer mobbing derebeyine dönüştürüyor.

Torbanın içinden başka ne var? Elimizi daldırıp çıkarıyoruz. Bir diğeri Türkiye Varlık Fonu. Sanki bütçesi fazla veren, parası fazla olan bir ülkeymişiz gibi sizden önceki iktidarlarda olduğu gibi yirmi üç yıldır sizin de bütçeniz açık veriyor. Faizle yürütmeye çalışıyorsunuz, borçlanarak çevirmeye çalışıyorsunuz, para yok emekliye zam bile veremiyorsunuz kalkmış "Varlık Fonu" adı altında bir Fon çıkarıyorsunuz. Hani, amiyane bir tabir var da Meclisin mehabetine uymaz diye söylemeyeyim. Bu Varlık Fonu'nu devletin içerisinden çıkarıp paralel bir devlet oluşturuyorsunuz. Ne diyorsunuz? Ya, Varlık Fonu dediğiniz şey: Ziraat Bankası, BOTAŞ, ÇAYKUR, Türk Hava Yolları her biri milyar dolar değerinde olan şirketler. Efendim, bunlar Sayıştayın denetimden muaf olsun, bunlar Kamu İhale Kanunu'ndan muaf olsun. Niye? İstediğiniz gibi, arpalık olarak buraları yönetmek için Sayıştay ve Kamu İhale Yasası'nın denetiminden kaçırıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, Sayıştay ve Kamu İhale Kurumu kötü bir şeyse bütün kurumları muaf tutalım, iyi bir şeyse Türkiye Varlık Fonunu niye muaf tutuyoruz? Dolayısıyla, bir karar verin, bu Sayıştay milletin menfaati için mi çalışıyor, faizcilerin menfaati için mi çalışıyor? Bir karar verin, Kamu İhale Kurumu bu memleketin parasını korumak için mi var yoksa adrese teslim ihaleleri engellediği için baypas mı edilmek isteniyor? Niye bunu çıkarmak istiyorsunuz? Ondan sonra da dönüp muhalefete "Ya, bir an önce şu kanunu geçirip kabul edelim." Sizin vicdanınıza sığıyor mu Sayıştayın ve Kamu İhale Kanunu'nun denetiminden koca koca şirketleri çıkarmak? Bunun millete ne faydası var? Evet, sizin oradaki bürokratların günlük ihtiyaçları için faydası olabilir ama diyorum ya, bu torbada millet yok, sadece bürokratlarınız var; işte bunun için söylüyorum. Halka gelince de "Kemeri sık, porsiyonu küçült, şükret ki emekliler olarak hâlâ maaşlarınızı ödeyen bir iktidar var." diyorsunuz ama maalesef devlet içerisinde paralel bir devlet üreterek bu ülkenin koca koca şirketlerini birilerine peşkeş çekmek, Kamu İhale Kanunu'yla adrese teslim ihaleler vermek için böyle bir kanun teklifini bürokratların ihtiyacı için buraya getiriyorsunuz ve Türkiye Büyük Millet Meclisini de yasa çıkarma ofisi hâline dönüştürüyorsunuz.

Bir diğeri, kefen parası dediğimiz bir işsizlik fonu var, işçilerin ödediği primler var ve yine işverenlerin o fona ödediği paralar var. Nedir bu fonun amacı? Herhangi bir vatandaşımız işsiz kalırsa, ola ki yeni bir iş buluncaya kadar hayatını ikame edebilsin, çoluk çocuğunun rızkını o fondan karşılasın. Şehirlerin trafiğini, düzenini belediyelerden alıp Ankara'daki bakanlık koridorlarına hapsediyorsunuz. İstanbul Finans Merkezi'ne ruhsat verme yetkisini yani devletin egemenlik yetkisini bir şirkete devrediyorsunuz bu kanunla. Anayasa’nın 6'ncı maddesi "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." diyorsunuz, oysa siz bu yetkiyi her geçen gün milletten alıp maalesef tek adam rejimi diye tarif ettiğimiz saray rejimine teslim ediyorsunuz.

Gelelim torbanın dibindeki en büyük acıya yani emeklilerimize. 2019'da ilk kez en düşük emekli maaşını, kök maaşı bin TL'nin altında olduğu için bin TL'ye çıkardınız. O dönemde bin TL'den faydalanan yani kök maaşı bin TL'nin altında olan emekli sayımız 1 milyondu. Geçen sefer getirdiğiniz yasada bu sayı 4 milyondu, şimdi 20 bin TL teklifiyle 5 milyon emekliyi kök maaşı asgari ücretin altında olan bir hâle getiriyorsunuz. Bakın, kur korumalı mevduat diye bir garabetle, ondan sonra gelen Bakanınız "Bu reel olmayan politikalardan çıkmamız lazım." diye üç yıl çabaladı, çabala, çabaladı; şimdi bunu bir övünç madalyası hâline getiriyoruz.

Bakın, size ikinci bir kur korumalı mevduat vakası söyleyeyim: Siz veya sizden sonraki iktidarlar emeklilerin bu hâlini düzenlemeye çalıştığı zaman 2028'e kadar muhtemelen 8, 9 ya da 10 milyon emeklinin kök maaşın altında olduğu bir emeklilik sistemi hediye edeceksiniz. Her seferinde bu yapılamayacağına göre seyyanen bir zam yapılacak ve işte, o tek seferde yapıldığı için belki de bütçeye çok ciddi maliyetler getirecek. Günü kurtarmaya çalışıyorsunuz, emeklilik sistemiyle bir derdiniz yok. Hani, millete dediniz ya "Kardeşim, az prim veren az maaş alacak, çok prim veren çok maaş alacak." Bu, aynı zamanda bir devletin namusu ve taahhüdüdür. Ne yaptınız? Az prim veren ile çok prim vereni eşitliyorsunuz. Asgari bir emekli maaşı ortaya koyuyorsunuz ve yüzde 18,70 oranında bir artış yapıyorsunuz. Kardeşim, SGK emeklisinin günahı ne, BAĞ-KUR emeklisinin günahı ne, o niye yüzde 12,70 alıyor? Aynı marketten alışveriş yapıyor, aynı pazardan alışveriş yapıyor, çocuğuna aynı parayı harcıyor, günahı ne bunların birine yüzde 6 puan eksik veriyorsunuz, diğerine daha fazla? Bu zulmü ne zamana kadar yapmaya devam edeceksiniz? Bu ülkede 16 milyon emekliyi beşle çarpsanız 80 milyon ediyor; maalesef her aileye dokunan bir yaradan bahsediyoruz. Sadece kök maaşlarının 20 bin liraya ulaşması yetmiyor ki milyonlarca emeklimiz yüzde 12,70 oranında bir zam alıyor. Kiraları ortalama yüzde 35 artıyor. Onun için, verdiğiniz bu bin lirayı emekli bu hafta alsa ne olur, bir ay sonra alsa ne olur, üç ay sonra alsa ne olur? Dolayısıyla, gelin, "Bu yasayı aman perşembeye kadar çıkaralım. Bu emeklilere bin TL'lik sadakayı bir an önce verelim." diye bu emeklilerimizi aşağılamayalım. Onların bu bin TL'ye ihtiyacı yok, onların yıllarca ödedikleri primlerinin karşılığı olarak insanca yaşayabileceği bir maaşı hak ettiğini düşünelim. Ve yine, kök maaşı 20 bin TL'nin altında olduğu için sadece yüzde 12,70 zam alan, hatta bir kısmı kök maaşı yüzde 20 bin TL'ye çıktığı için belki sıfır, belki yüzde 1, belki yüzde 3, yüzde 5 zamla bu seneyi geçirmek zorunda kalan emeklilerimizden bahsediyoruz. Bu, aynı zamanda bir plansızlık değerli AK PARTİ'li vekil arkadaşlarım, grup yönetiminizin ve Hazine ve Maliye Bakanınızın bir plansızlığı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Niçin bunu söylüyorum? 2019'da asgari emekli maaşını ilk kez bin TL'ye çıkardınız. Bu çıkaracağımız kanun 2019'dan bu yana 10'uncu kanun çünkü artık kök maaşı yetmediği için her altı ayda bir en düşük emekli maaşını artırmak zorunda kalıyoruz. Ya, 9 kez yapmışınız bu işi, 10'un kez yapacağınız belli, ee niye... 1 Ocaktan itibaren yeni yıla giriyoruz, 15 Ocakta da emekliler maaş alacak, bugün ayın 20'si; millet sizin bu plansızlığınızın cezasını niye gözünü buraya dikerek çekmek zorunda kalsın? Bu kadar milletvekili, bu kadar geniş bir çalışma takvimi varken gece saat on bir buçuk, on ikide, birde biz hâlâ niye bu emekli yasasını çıkarmak için iki ayağımızı bir pabuca sokalım? Belli bunun geleceği, niye getirmiyorsunuz? Sizin plansızlığınızın cezasını 600 milletvekili çekmek zorunda mı Allah aşkına? Hadi, biz itiraz ediyoruz, değerli AK PARTİ'li milletvekilleri, siz de grup yönetiminize itiraz edin "Biz sizin emir eriniz miyiz?" deyin kardeşim, deyin bir sefer de.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)