GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:56
Tarih:04.02.2026

AK PARTİ GRUBU ADINA CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazze'de yaşanan insanlık dramı yalnızca bir savaşın değil, insanlığın vicdan sınavının adıdır. Yedi yüz otuz sekiz gün süren bu ağır tablo sonrasında 10 Ekim 2025'te sağlanan ateşkes bölgede yeniden bir umut ışığı yakmıştır. Sözlerimin hemen başında ifade etmeliyim ki Gazze'de akan kanın durması elbette önemlidir ancak ateşkesin sağlanmış olması İsrail'in hukuksuz eylemlerini ortadan kaldırmaz, kanunla kirletilmiş topraklara gerçek bir normalleşme sağlanamaz. Bu nedenle, adaletin gereği olarak işlenen tüm suçların tespit edilmesi, mağdurların haklarını alması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi tabii ki bir zorunluluktur.

Öncelikle şunun da altını çizmek istiyorum: Barış Kurulu keyfî veya dayanağı belirsiz bir girişim değildir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde 17 Kasım 2025 tarihinde kabul edilen 2803 sayılı Karar Gazze barış planının bir unsurunu teşkil eden Barış Kurulunun tesisini kararlaştırmıştır. Dolayısıyla Gazze barış planının bir unsuru olan Barış Kurulunun tesisi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayını almıştır.

Barış Kuruluna ABD Başkanı Trump'ın daveti üzerine Gazze'de kalıcı barışı temin edebileceği, insani yardımların ulaştırılmasını sağlayabileceği, nihayetinde planın uygulanmasıyla İsrail'in Gazze'den çekilmesinin önünü açabilecek bir fırsat penceresi sunduğu düşüncesiyle olumlu yaklaştık.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ne zaman çekildiler ki Sayın Başkan, ne zaman?

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Önemli olan bu aşamada akan Filistinli kanının durdurulması ve Filistinlilerin Gazze'den tehcirinin önlenmesidir.

Bu çerçevede, 13 Ekim 2025 tarihinde düzenlenen Barış İçin Şarm El-Şeyh Zirvesi ateşkes mimarisinin siyasi zeminini oluşturan tarihî bir buluşma olmuş, ABD, Mısır, Katar ve Türkiye liderleri tarafından imzalanan kalıcı barış ve refah için mutabakat sürecin uluslararası çerçevesini belirleyen temel belge niteliğini taşımıştır.

Son dönemde yaşanan gelişmeler Türkiye'nin bu süreçte sadece bir taraf değil çözümün kurucu aktörlerinden biri olarak görüldüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu kapsamda ABD Başkanı tarafından Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a Barış Kurulunda kurucu üye olarak yer alması yönünde resmî davet iletilmiştir. Bu davet Türkiye'nin Filistin davasındaki kararlı ve ilkeli duruşunun uluslararası zeminde karşılık bulduğunu göstermektedir.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - İsrail'i oraya gönderen Trump'tı.

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Yani Türkiye dışarıdan izleyen değil, masada sözü, ağırlığı ve etkisi bulunan bir aktördür.

Son olarak, Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan 22 Ocak 2026'da Sayın Cumhurbaşkanımızı temsilen Davos'ta düzenlenen Barış Kuruluş şartı imza törenine katılarak şartı imzalamıştır. İmzayı takiben depozitör ülke ABD'ye mevzuatımıza dair bilgi verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Barış Kurulu şartının Türkiye bakımından yürürlüğe girmesi için TBMM onayı gerekli olup iç onay sürecinin tamamlanmasına yönelik çalışmalar sürmektedir. Şimdi şu soruyu açıkça sormak gerekiyor: Türkiye'ye kurucu üyelik davetinin yapıldığı, devletimizin barış diplomasisinin bütün ağırlığıyla sürdüğü, ateşkesin siyasi ve hukuki zeminin güçlendiği bir süreçte genel görüşme açılmasıyla neyi amaçlıyorsunuz? Türkiye'nin pozisyonu nettir. Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı tartışılamaz. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti hedefi vazgeçilmezdir. Kalıcı barışın yolu Filistin halkının meşru haklarının güvence altına alınmasından geçer. Bu noktada Türkiye'nin hem sahada hem masada yürüttüğü diplomasi sadece ülkemizin değil bölge barışının da sigortasıdır. Bu gerekçelerle genel görüşme açılmasına ilişkin önergeye katılmadığımızı ifade ediyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)