GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:56
Tarih:04.02.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA CEYLAN AKÇA CUPOLO (Diyarbakır) - Değerli Başkan, sayın milletvekilleri, ekranları başından Genel Kurulu takip eden bütün halklarımız ve bir, iki gün içinde 6 Şubat günü yakınlarının kaybını anacak olan depremden etkilenen bütün halkları saygıyla selamlıyorum. Yaşamını yitirenleri bir kez daha saygıyla anıyorum.

6 Şubattan bugüne bin doksan beş gün geçti. Burada belki Ankara'da her şeyin sıcak olduğu, bir düğmeyle çayın geldiği, bir düğmeyle kargonun geldiği bir yerden -üç yıl bir çırpıda geçmiş gibi görünse de- her şey, depremde yaşamını yitirenler, evini, sevdiğini, bir uzvunu, büyüdüğü sokağı, tanıdığı kenti kaybedip üç yıldır yağmurda çamur rezaleti içinde, yazın 50 dereceye gelen konteynerde, asbest rüzgârlarının estiği şantiye alanlarında yaşayanlar ve perşembe günleri mezarlıklara gidenler için 6 Şubat hâlâ saat 4.17'deki gibi yakmaya devam ediyor. Hayati sürelerden ne aranabilen ne ulaşılabilen ama insanların ölüm saati kesinleştiğinde ortaya çıkan yönetim şu aralar bir inşaat şirketi gibi gördüğü her boşluğa beton dökmeye devam ediyor. Üç yıldır bir gram ders alınmamış olsa ki AFAD hâlâ aynı AFAD, yolsuzluk ve vurgun deryası soruşturulmadan olduğu gibi yeni afetlerde sorumsuz kalarak hayatına devam ediyor. Bütün bu olanlara, bizlere bu öldürücü, insan beceriksizliğiyle öldürücü hâle gelen bu duruma "Takdiriilahi." dememiz bekleniyor. İliç için, Kartalkaya için, Elâzığ için, Soma için, 6 Şubat için hep "Takdiriilahi" diyorlar ama gördüğümüz şey bütün sorumlulukları itibarıyla takdiriidari ve bu takdiriidarenin aslında yapması gereken şey, afet risk azaltma kanunu yapmak iken zemin ve temel etüt raporlarını sermayeye, rant alanlarına uygun hâle getirecek kanun teklifleri hazırlıyorlar ve deprem faillerini yargı paketlerinin içine sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bir aydır bütün televizyonlar, iktidar kontrolündeki televizyonlar neredeyse inşaat şirketleri pazarlama haber odalarına dönmüş durumda. Anahtar kelimeler hep şunlar: Anahtar teslim, iyileşme, konut teslimi, normalleşme. 14 milyon insanı etkileyen deprem tablosunu normal görmemizi bekliyorlar. Oysa gerçek bu mu? Gerçek, üç yıldır bir teneke kutunun içinde, yağmur yağdığında çamura dönen o konteyner kentin içinde yaşamak; gerçek, konteynerin küçüklüğü içinde nöbetleşe uyuyan ailelerin durumudur. Gerçek "anahtar teslim" diyerek şovla açılan ama suyu akmayan, altyapısı olmayan ve insanların, özellikle de engellilerin hiçbir şekilde geçemediği, erişemediği konutlardır. Gerçek, rezerv alanına çevrilen tarımsal araziler, deprem bölgesinde fırlayan genç işsizlik, dip yapan tarımsal faaliyet ve ödenemeyen borçlar ve barınma sorunudur. Deprem bölgesinde 6 Şubattan bugüne hâlâ 4 suç işlenmeye devam ediliyor ve bunlardan en büyüğü barınma suçu. Hâlâ 700 bin insan konteyner kentlerde yaşıyor ve konteyner kentlerde kalan insanlara neredeyse minnet ediliyor "Buraları size biz bedava verdik." deniliyor. Sadece ev sahibi olan, mülkiyet sahibi olan kişilere ev yapılmışken, kiracı olan insanların girecek bir yeri yokken "Buralardan çıkın." deniliyor.

Sağlık ve çevre suçu işleniyor. Milyonlarca ton enkaz maliyet artmasın diye tarım arazilerine, su havzalarına dökülüyor, ayrıştırma yapılmıyor. Türk Tabipleri Birliği her fırsatta "Asbest soluyoruz." diyor, bölgedeki çocukların ciğerleri asbest dolu; beş yıl sonra, on yıl sonra kanser vakaları arttığında tıpkı deprem sabahı yaptığınız gibi kervanı yolda mı düzmeye çalışacaksınız? Hastaneler hâlâ prefabrik, doktor yok, randevu yok, travma yaşamış insanların erişebileceği psikolog yok, deprem bölgelerinde yükselen bir şiddet, intihar gündemi var ve bu gündem ne yazık ki sizin gündeminiz değil. İçinde beton olmayan her şey bu iktidarın gündeminin dışında kalıyor. Deprem sonrası kayıp bir kuşağın yaratıldığını görüyoruz. Kayıp kuşakla kastımız sınıf yüzü görmeyen, taşımalı eğitimle uzaktaki okullara giden, bu okullarda da soğuk ortamda eğitim görmeye çalışan çocuklar. Bu çocukların İstanbul ve Ankara'da daha farklı koşullarda eğitim gören çocuklarla aynı rekabet ortamında aynı sınavlara girmesini gerçekçi buluyor musunuz? Ve en ağır yara, şu an deprem bölgesindeki insanların kalbini en çok ağrıtan yara adalet suçu. Depremde yıkılan o lüks sitelerin "cennetten bir köşe" diye satılan o mezarların müteahhitleri nerede? Kaçı yargılandı? Onlara izinleri veren kamu görevlilerinin kaçı yargılandı? Davalar sürüncemede bırakıldı, bilirkişi raporları karartıldı, sorumlu kamu görevlilerine soruşturma izni bile verilmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYLAN AKÇA CUPOLO (Devamla) - Hemen tamamlayacağım.

BAŞKAN - Buyurun lütfen.

CEYLAN AKÇA CUPOLO (Devamla) - Adalet Bakanı 1.491 dosyanın, 118 müştekinin olduğunu söylüyor. 53 bin canın gittiği, 107 bin insanın yaralandığı ve kim bilir kaçının depremden sonra aldıkları yaralar sebebiyle yaşamlarını yitirdikleri, birçoğunun kederinden intihar ettiği, birçoğunun farklı sebeplerle yaşamını yitirdiği, 14 milyon insana cehennemin yaşatıldığı o 6 Şubatta sadece 118 kişi mi yargılanıyor? 6 Şubatta steril bazı ortamlarda hazırlanmış o dekorların önünde anmaya gidecek, 4.17'de anmaya gidecek karar yapıcı ve çoğunluk gücü sahibi olan insanlara şu anda fay hatlarına yakın kentlerde yaşayan insanların bir korkusunu anımsatmak istiyorum. Bugün İstanbul'da, Marmara'da, Van'da yatağa giderken "Acaba deprem olur da ben enkaz altında kalırım ve günlerce burada kalırım ve kimse beni kurtarmaya gelmez." diye düşünen insanların korkusunu ve ufukta bekleyen 6 Şubatları anımsatmak istiyorum. Sürekli "Siyasetüstü bir meseledir." deyip durmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYLAN AKÇA CUPOLO (Devamla) - Deprem tam siyasetin merkezindedir, siyasete göre de depreme yönelik bir politika belirlenmelidir. Tekrar, yaşamını yitiren bütün deprem mağdurlarını, deprem katliamında kaybettiklerimizi saygıyla anıyorum.

Sağ olun. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)