| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 04.02.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Aylardır gelip giden, bir türlü nihayete ermeyen ve ekonomik krizin yükünü yine ve yeniden halka, yurttaşa yüklemeye çalışan bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Yasa denen mefhum eskiden cezayı tanımlardı ancak günümüzde, şu an ceza yasanın içerisine yerleştiriliyor. Sonuç ne oluyor bu yöntemle? Adil ve eşit bir yaşam imkânsız hâle geliyor. Her gün artırılan vergilerle, zamlarla bu teklifte de arttırmayı planladığınız trafik cezalarıyla savaş ekonomisinin faturasını yine halka kesiyorsunuz. Bu da yetmiyor, trafik cezalarını bile siyasi bir yaptırım aracına dönüştürüyorsunuz.
Örnek vereyim: Suriye'de Kürtlere karşı saldırıları aleni biçimde desteklerken Türkiye'de Rojava'daki kardeşlerine, akrabalarına destek olmak için sokağa çıkan halka "Eyleme gidiyor." diye trafik cezası kesiyorsunuz. Sadece belirli plakaları durduruyorsunuz "Sen en temel, barışçıl protesto hakkını kullanıyorsan bunun bir bedeli olacak." diyerek trafik cezası kesiyorsunuz. Kürt onuruna, varlığına, kardeşine, toprağına sahip çıkmasın diye elinizdeki tüm aygıtları yasa tanımaz, hukuk bilmez şekilde devreye koyuyorsunuz. Her türlü zoru, zulmü deneyerek yapamadığınızı trafik cezalarıyla yapmak istiyorsunuz fakat başaramayacaksınız.
(*) Yani sınırın Kamışlı tarafında ve Nusaybin tarafında Kürt'e varlığının faturasını kesmek istiyorsunuz. Oysa Nusaybin'de Rojava protestoları için sokağa çıkan halka "Konvoy yapıyor." diye trafik cezası kesiyorsunuz; bu da trafik cezasının faturası.
"Rojava onurumuzdur." diyen bir aileden 4 kişiye otobüste türlü bahanelerle trafik cezası kesiyorsunuz. Bunun adı düşmanlık değil de nedir? Trafikte, mahkemede, sokakta, stadyumda Kürt'e karşı farklı bir hukuk işletiyorsunuz.
Sınırın öteki tarafındaki Kobani'ye yardım ulaşmasın, çocuklar açlıktan ölmeye devam etsin diye, kuşatmayla halklar yılsın diye, bıksın diye sınır kapılarını kapalı tutuyorsunuz. Sınırın bu tarafında ise yine Kobanili olup Mersin'de yaşayan bir sivilin bir faşistin kurşunuyla Mersin'de katledilmesi sonucunda Valiliğiniz açıklama yapıyor ve zanlıya âdeta nasıl ifade vermesi gerektiğini basın açıklamasıyla duyuruyor. Aslında siz bize şu mesajı veriyorsunuz; "Kobane'de yaşayan bir Kürt'ün de Kobaneli olup Türkiye'de yaşayan bir Türk'ün de Türkiyeli olan bir Kürt'ün de yaşam hakkını engellemek, hakkına hukukuna kavuşmasını engellemek için biz yüz yıldır her türlü tekniği geliştiriyoruz." diyorsunuz fakat sonuç hüsran. Sadece Kürt'ün değil kimsenin hakkının olmadığı bir denklemle bugün karşı karşıyayız.
Bakın, 6 Ocaktan beri benim kendi gözlerimle gördüğüm, engel olmaya çalıştığım, açık videoları olan, sokak ortasında, gözaltında, hastanede işkence pratikleri sergileniyor. Diyar Koç Jandarma tarafından alındığı andan itibaren telin arkasında işkenceye uğradı, üzerine su dökülüp dışarıda bekletildi, hastaneye geç götürüldü, hastanede avukatlar doktorun kollukla görüştükten sonra tavrının değiştiğini ifade etti. Yargılama süreci yaşam hakkının önüne geçirildi. Hastane süreci işkenceye dönüştürüldü. Diyar Koç halkları birbirine kırdırmak için yapılan provokasyonun kurbanı ilan edildi. İşkence yapanlara ne oldu peki? Hiçbir şey olmadı. İşkencecilerin sırtı sıvazlandığı için ertesi gün 13 yaşında yoldan geçen bir Kürt çocuk kolluk tarafından alınıp yere fırlatıldı. Bu çocuğa bunu yapan polisin Mardin Emniyeti tarafından tespit edildiği söylendi. Soruyoruz: O polise, o kolluğa, o jandarmaya ne oldu? Sonuç önemli. Eğer geçmiş örneklerle yüzleşilseydi, işkence cezasız kalmasaydı Mardin Emniyeti her eylem sonrasında insanlara işkence yapamayacaktı, bu gücü bulamayacaktı.
Sadece Mardin'de değil Şırnak'ta Ramazan Kalkan gözaltında başına poşet geçirilerek işkenceye maruz bırakıldı. Asla Kabul etmiyoruz, işkenceyi asla kabul etmeyeceğiz. Tarih yazsın; Mardin'de, Şırnak'ta, Batman'da, Urfa'da kolluk, Jandarma işkence pratikleri sergiliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Tamamlayalım.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Kürt'e ceza ve işkence yağarken öteki tarafta Kürtlere karşı işlenen suçlar cezasızlıkla sonuçlanıyor.
Bir futbol kulübü tarafından Sayın Leyla Zana'ya karşı yapılan nefret söyleminin ardından kulübe tek bir yaptırım yapılmazken Amed Spor'un bir kadının saçına ördüğü videosuna 800 bin lira ceza verildi; işte bunun adı çifte standarttır. Bir hemşire saçını ördüğü için görevinden alındı, linçe maruz kaldı fakat bu anlayışı bırakın, Kürt kadınlarının örgülü saçlarıyla uğraşmayı bırakın. Bu anlayış yüz yıldır bu toprakların mayasına uymadı, uymayacak. Nasrettin Hocanın göle maya çalması misali, bu toprakların mayasına hasımlık etmeye çalışıyorsunuz. Bu maya bu topraklarda tutmaz, bu topraklar barışın topraklarıdır ve biz de şunu bir kez daha ifade edelim: Cezasızlık politikalarını sonlandırın, işkencecileri yargılayın, demokratik hakkını kullanan gençleri ve çocukları da serbest bırakın diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)